Etiket: yüce Allah

Kıyamet Nasıl Kopacak – Kıyamet Nasıl Olacak – Ayetler

“Sûr’a (boruya) üfürüldüğü gün, göklerde ve yerde bulunan herkes, Allah’ın diledikleri hariç, korkuya kapılacaklardır. Hepsi ona boyun bükerek gelirler.”Nemi Suresi-87

Kıyametin kopması, inananlar için güneşin doğup batması kadar gerçektir. Yüce Allah nasıl güneşi her gün doğdurup batırıyorsa, kıyameti de öyle koparacak ve ahiret hayatını başlatacaktır. Bundan hiçbir Müslüman’ın şüphesi yoktur. Çünkü kıyametin kopmasından şüphesi olan Müslüman değildir.

Peygamberimiz, kıyametin nasıl kopacağını bize haber vermiştir. Kıyamet günü olacak bir hadiseyi Yüce Allah’ın izniyle görmüş ve söylemiştir.

“Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır.” Güneşin batıdan doğması insanları büyük bir şaşkınlığa itecek. Sonun geldiğini anlayacaklar. Bu akıllara durgunluk veren olaydan sonra, tabiat olaylarını tanzim eden (düzenleyen) ve dört büyük melekten birisi olan İsrafil, kıyametin kopacağı gün Sûr’a üfleyecektir. Bu İsrafil’in Sûr’a birinci üfleyişidir, yani kıyametin kopmasını başlatan üfleyişi.

Bu “Sûr” dünyada bir benzeri olmayan bir haber verme aracıdır. Sûr’a; boru, koma, borazan ya da başka bir eşya ismi veremeyiz. Çünkü Sûr uhrevi (ahiretle ilgili) bir şeydir. Sûr, kıyameti koparacak olan ve ses çıkaran bir çeşit ilahi borudur.

Sûr’a üfürülmesi, Yüce Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de vaat ettiği kıyamet saatinin artık gelip çattığının haberidir. Bu ses dünya hayatının bitişinin ve ahretin başlangıcının sesidir. Dünyada kaldığı süre boyunca bu büyük günde göreceklerine karşı haberdar edilen ve vereceği hesapla uyarılıp korkutulan herkes artık kendilerine vaat edilen gerçekle karşı karşıyadırlar. Hiç beklenmedik bir anda duydukları bu ses daha önce duyulan seslere hiç benzemeyen bir sestir.

İnsanlar, kendilerine verilen sürenin son bulduğunu, bu işaretten (Sûr’a üflenmesinden) anlayacaklardır. Bu ses, küfre sapanların sonsuza kadar kesintisiz olarak yaşayacakları korku, dehşet, azap ve yılgınlık dolu, zorlu bir günün başladığının habercisidir. Müslüman olan ve Yüce Allah’a kulluk edenler, o gün Yüce Allah’ın koruması altındadır. Yüce Allah, Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Çünkü o boruya (Sûr’a) üfürüldüğü zaman, işte o gün, zorlu bir gündür; kafirler içinse hiç kolay değildir.” (Müdessir Suresi 8-10)

İşte kıyametin o dehşetli anında insan, ölümün yakınlığının, dünya hayatının kısalığının, sahip olduğu ve olmadığı her şeyin sadece imtihanın bir parçası olduğunun farkına varır. Bütün insanlar o an, Kur’an’ı Kerim aracılığıyla, insanlara tarif edilmiş olan gerçeklerle de mutlaka karşılaşacaklarının farkındadırlar. Dolayısıyla dünyadaki tek amacın “Allah için yaşamak” olduğunu kavrayabilmişlerdir. Bunu dünyada yani kıyameti kopmadan önce kavramak insan için çok büyük bir kazançtır. Böylece aldatıcı bir dünyadan uzaklaşmakta, tek gerçeğe yani “ahirete” yönelmektedir. Nefsinin, yani sadece zevklerinin, arzularının peşinden koşmaz ve Yüce Allah’a hakkıyla kulluk eder.

O gün (kıyamet günü) hayatı boyunca Yüce Allah’a kulluk etmiş Müslümanları Yüce Allah asla yalnız ve korku içinde bırakmayacaktır. O gün müminler nurlarından tanınacaklar.

“O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): ‘Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir (denilir). İşte büyük kurtuluş budur! O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: ‘Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım.’ Onlara: ‘Arkanıza dönün de nur arayın!’ denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır.” (Hadid Suresi 12-13)

“Yüzler var ki o gün (kıyamet günü) parıl parıl, güler, sevinir.” (Abese Suresi 38-39)

Yüce Allah sonsuz merhamet sahibidir. O, insanları korkutmak ya da cezalandırmak için yaratmamıştır. Onun emirlerine uyup hakkıyla kulluk edenler için ne kıyamet günü, ne de başka bir zaman korku ve üzüntü yoktur.

{ Add a Comment }

Kaza Nedir – Kaza Ne Demektir – Kazanın Anlamı

“Yeryüzünde meydana gelen ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah’a göre kolaydır.” Hadid Suresi-22

Kaza, İslami bir terimdir ve kader meselesinde son derece önemlidir. Kazanın tarifini yapmadan önce, öncelikle kaderin ne demek olduğunu anlayalım. Kader: “Yüce Allah’ın, ezelden (önceden) ebede (en sonraya) kadar olacak her şeyin zamanım, yerini ve özelliklerini, sonsuz ilmiyle bilmesi ve takdir etmesidir.”

Kaza, kaderde olan (yazılan) her şeyin zamanı geldiğinde meydana gelmesidir. Yani kaza, Yüce Allah’ın ezelde (ilkin) takdir ettiği (uygun gördüğü) şeylerin zamanı gelince bu takdire uygun olarak yaratılmasıdır.

Kaderi bir plana benzetirsek, kaza da bu plana uygun olarak o şeyin yapılmasıdır. Kâinatta meydana gelen her şey, Yüce Allah’ın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyladır, Çünkü ondan başka yaratıcı yoktur.

Gelin bu kader ve kaza meselesini bir örnekle daha güzel ve anlaşılır bir şekilde açıklayalım.

Bir mimarın, bir okul yapmak için proje çizdiğini düşünelim. Mimar, okulun temelinin açılmasından, çatısının yapılmasına kadar her ayrıntıyı bu plana yazmıştır. O okulda çalışan işçilerden hiçbiri bu planı göremez, görse de anlayamaz. Plan üzerindeki çizgilerin, sayıların ve harflerin ne anlama geldiğini kimse bilmez.

Mimar her gün inşaata gelir ve çizdiği planına bakar. Sonra, “Bugün şu iş yapılacak” der. İşçiler de planı hiç görmedikleri ve bilmedikleri için mimarın dediğini aynen yaparlar. Bu çalışma okulun inşası bitene kadar böyle devam eder. Yani mimar her yeni gün planına bakar ve “Bugün şu iş yapılacak” der. Sonunda okul, içinde öğretmenlerin öğrencilere ders vereceği şekilde hazır hâle gelir.

İşte mimarın çizdiği planda okul, içinde öğretmenlerin öğrencilere ders vereceği şekilde hazırdı. Yani sınıfların kaç metrekare olacağından, pencerelerin ne kadar büyük ya da küçük olacağına kadar her şey, mimarın planında eksiksiz yazılıydı. Ama bunun gerçek dünyada da hazır olması için çalışmak gerekiyordu. Bu çalışma da mimar tarafından yaptırıldı ve sonunda okul gerçekten hazır oldu. O plandaki sınıf ve pencereler bir santim bile oynamadan, yapılan okulda yerini aldı. İşte mimarın planını kadere benzetirsek, işçilerin çalışarak o plandaki okulu gerçeğe çevirmesi olayı da kazadır.

Sonbaharda yaprakların sararıp teker teker daldan düşmesi ve kış gelince tabiatın âdeta ölmesi, kaderin kaza olarak meydana gelmesindendir. Sonra ilkbaharda tabiatın âdeta yeniden yemyeşil bir şekilde dirilmesi, kirazların, sulu eriklerin ağaçları donatması kaderin kaza olarak gerçekleşmesindendir.

Yüce Allah, bir kiraz ağacının kaderinde o mevsim kaç tane kiraz vereceğini önceden yazmıştır. İşte kaza olunca yani kiraz mevsimi gelince, o kiraz ağacı, Yüce Allah’ın kaderinden yazdığı kadar kiraz verir. Ne bir kiraz eksik, ne de bir kiraz fazla. Böylece kader, kaza şeklinde gerçekleşir.

Kaderde her ne yazılıysa, bir gün mutlaka kaza olur. Yani kaderde yazılan bir gün mutlaka gerçekleşir. Buna hiçbir şey engel olamaz.

Kader ve kazaya iman etmek, her şeyin Yüce Allah tarafından belirlenmesine ve zamanı gelince belirlendiği gibi yine Yüce Allah tarafından yaratılmasına inanmak demektir.

{ Add a Comment }

Dinlerin ve İslam’ın Evrensel Öğütleri

DOĞRULUK: Söylenen söz, yapılan iş ve davranışlarda herhangi bir yalan, aldatma ya da hilenin olmaması doğruluk olarak nitelenir. Bütün dinler güzel ahlaklı olmayı öğütlemektedir. Güzel ahlaklı olmanın en önemli göstergelerinden biri de doğruluktur. Bu nedenle doğruluk bütün dinlerin ortak öğütlerindendir. İnsanın; düşünce, söz ve davranışlarında doğru olmasının birçok yararı vardır. Doğruluk insanın saygınlığını, güvenilirliğini artırır. Dostluklar ve arkadaşlıklar güçlenir. Toplumda birlik ve dayanışma artar.

TEMİZLİK: Bütün dinler temiz olmayı tavsiye etmektedir. İslam dininde birçok ibadet için öncelikle temizlenme şartı konmuştur. İnsanın yalandan, dedikodudan kaçınması, bütün varlıklara karşı güzel düşüncelere sahip olması, kötülüklerden uzak durması manevi temizlik olarak nitelenir. Peygamberimiz (s.a.v); “Temizlik imanın yansıdır.” diyerek temizliğin önemini vurgulamıştır.

İYİLİK VE YARDIMSEVERLİK: İyilik ve yardımseverlik bütün dinlerin ortak tavsiyelerindendir. Kur’an’da; “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.” buyurulmuştur. İslam dininde zekât, kurban, fitre ve sadaka ibadetleri yardımlaşmaya verilen önemi göstermektedir.

BÜYÜKLERE SAYGI, KÜÇÜKLERE SEVGİ GÖSTERMEK: Bütün dinler büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösterilmesini tavsiye etmektedir. “Babana ve annene saygı göster.” emri Tevrat, İncil ve Kur’an’ın ortak öğüdüdür. Yüce Allah Kur’an’da; anne ve babaya “öf” bile denilemeyeceğini bildirmiştir. Küçüklere de sevgi ve ilgi göstermeliyiz. Onlara örnek olmalı, sorunlarını çözmede yardım etmeliyiz.

HAYVANLARA İYİ DAVRANMAK: Yüce Allah hiçbir varlığı boşuna yaratmamıştır. Bu nedenle bütün dinler hayvanların korunmasını, onlara iyi davranılmasını ister. Hayvanların gereksiz yere öldürülmesini ya da avlanmasını, aç ve susuz bırakılmasını, eziyet edilmesini yasaklar.

ÇEVREYİ KORUMAK: Bütün dinler çevrenin korunmasına önem vermiştir. Hemen hemen bütün dinlerde gereksiz yere ağaçların kesilmesi, denizlerin, yolların, sokakların ve insanların yaşadığı yerlerin kirletilmesi yasaklanmıştır. Peygamberimiz (s.a.v); “Yollan ve gölgelikleri kirletmekten sakının.”, “Elinizde bir fidan varken kıyamet kopmaya başlasa dahi, onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin.” diyerek çevrenin korunması ve güzelleştirilmesi için çalışılmasını istemiştir.

ZARARLI ALIŞKANLIKLARDAN KAÇINMAK: Dinin amacı insanları iyi ve doğru olana yöneltmek, insanların dünya ve ahiret yaşamlarında mutlu ve huzurlu olmalarını sağlamaktır. Bu amaca ters plan her şey bütün dinlerde yasaklanmıştır. Yüce Allah Kur’an’da; “İçki, kumar, putlar ve fal oklan ancak şeytan işi pisliklerdir.” diyerek zararlı alışkanlıklardan kaçınmamız gerektiğini bildirmiştir. Alkollü içki, kumar, uyuşturucu gibi alışkanlıklar bütün dinlerde yasaklanmıştır. Kumar zararlı alışkanlıkların en başta gelenlerindendir.

BAŞKALARINA ZARAR VERMEMEK: Bütün dinler insanların barış içinde huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmelerini hedefler. Bu nedenle başkalarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmamızı ister. Kaçınmamız gereken başlıca davranışlar:

Öldürmemek: Yaşama hakkı insanın en temel hakkıdır. Bütün dinler insan öldürmeyi yasaklamıştır. Tevrat’ta yer alan on emirden biri “Öldürmeyeceksin.” şeklindedir. Hristiyanlık da insan öldürmeyi yasaklamıştır. Kur’an’da; “Eğer bir kimse bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir; ve bir kimse bir hayat kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur.” denilerek adam öldürmenin büyük günah olduğu vurgulanmıştır.

Hırsızlık yapmamak: Başkalarına ait olan bir şeyi izinsiz olarak alıp kendine mal etmek hırsızlık olarak nitelenmiştir. Hırsızlık bütün dinlerde kötü bir davranış olarak kabul edilmiş ve kesin olarak yasaklanmıştır. Hırsızlığın azı ya da çoğu olmaz. Hırsızlık toplumun huzurunu bozar. Toplumda güven, yardımlaşma ve dayanışmayı yok eder.

Yalancı şahitlik yapmamak: Yalan söyleyerek birinin suçlanmasına sebep olmak yalancı şahitlik olarak nitelenir. Yalan söyleyerek insanları zarara uğratmak, haksız yere birinin suçlanmasına neden olmak kötü bir davranıştır. Bu nedenle bütün dinler tarafından yasaklanmıştır. Yalan yere şahitlik etmek İslam dininde en büyük günahlardan sayılmıştır. Yalancı şahitlik aynı zamanda kul hakkını çiğnemektir.

BAŞKALARININ İNANÇLARINA HOŞGÖRÜLÜ OLMAK: Din, vicdan ve inanç özgürlüğü insanların sahip olduğu temel haklardandır. Buna göre her insan istediği dine inanma veya hiçbir dine inanmama hakkına sahiptir. İslam dininde de insanların inançlarına saygı gösterilmesi tavsiye edilir. Yüce Allah Kur’an’da “Dinde zorlama yoktur.” ayeti ile bu durumu belirtmiştir.

Atatürk insanlar arasında din dil, ırk farkı gözetilmemesini istemiştir. “Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.” diyerek insan sevgisini ortaya koymuştur. Atatürk ülkemizde herkesin hak ve özgürlüklerinin korunmasını istemiştir. Laiklik ilkesinin benimsenmesi de bu amaca yöneliktir. Laiklik ilkesine göre;

► Hiç kimse bir dine inanmaya ya da inanmamaya zorlanamaz.
► Herkes din ve inanç özgürlüğüne sahiptir.
► Din ve vicdan özgürlüğü bütün insanların sahip olması gereken temel hak ve özgürlüklerdendir.

{ Add a Comment }

Dünya Hayatının Sonu: Ecel ve Ömür

Yaratılmış olan varlıkların hiçbiri sonsuz değildir. Her insan, her canlı bir gün mutlaka ölecektir. Ay, güneş ve yıldızların da bir sonu vardır. İnsan da diğer varlıklar gibi dünyaya gelmekte, çocukluk ve gençlik yıllarından sonra yaşlanıp ölmektedir.

Kur’an’da; “Yeryüzünde bulunan her şey yok olacaktır.” ayeti bu gerçeği ifade etmektedir. Bütün bunlar Yüce Allah’ın evrende var ettiği ölçü ve düzenin bir sonucudur. Yalnızca başlangıcı ve sonu olmayan Yüce Allah sonsuza dek varlığını sürdürecektir.

{ Add a Comment }

İslam’da Bilginin Kaynakları Nelerdir

1) AKIL: İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliği akıllı bir varlık olmasıdır. Bu sayede insan okuyup öğrenir, doğayı ve çevreyi gözlemler; araştırma ve incelemeler yaparak yeni bilgiler edinir. Aynı şekilde insan; aklıyla iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalı olanı zararlıdan ayırt eder. İradesiyle de bunlar arasında seçim yapar, iyi ya da kötüye yönelir. İslam dini akla büyük bir önem verir. Aklı, doğru bilgi edinmenin kaynaklarından biri olarak görür. Kur’an-ı Kerim’de düşünmeyi, aklı kullanmayı konu alan pek çok ayet yer alır. Örneğin bunlardan birinde, “Allah size böylece ayetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız.” buyrulur.

2) VAHİY: Dinî bir terim olarak ise Yüce Allah tarafından peygamberlere bildirilen emir, yasak, öğüt ve haberlerin tümüne vahiy denir. Yüce Allah, vahiy yoluyla insanları pek çok konuda bilgilendirmiştir. Örneğin bizler Allah’ın varlığını, birliğini ve niteliklerini kutsal kitaplardan öğreniriz. Meleklerin ve cinlerin varlığını, ahiret hayatını, cennet ve cehennemi, dinî sorumluluklarımızın neler olduğunu da bize bildiren vahiydir. Aynı şekilde vahiy; namaz kılmanın, oruç tutmanın, zekât vermenin, hacca gitmenin farz olduğunu haber verir. Evren ve evrendeki bütün varlıkların Yüce Allah tarafından yaratıldığını belirtir.

DUYULAR: Beden ve ruh sağlığı yerinde olan her insan, bu duyular vasıtasıyla da bilgi edinir. Örneğin insan görerek varlıkların rengi, şekli ve niceliğini kavrar, işitme duyusu sayesinde başkalarını duyar, onlara cevap verir, sesleri hafızasına kaydeder. Hangi sesin neye ya da kime ait olduğunu bilir. Dokunarak bir nesnenin sert, yumuşak ya da akışkan olup olmadığını anlar. Koklama duyusu sayesinde pek çok varlığı birbirinden ayırt eder. Aynı şekilde tat alma duyusu da özellikle yenilip içilebilen şeyler hakkında insanın bilgi edinmesini sağlar.

{ Add a Comment }

Din Bireyi Esas Alır – Esas Alma Nedeni Nedir

Doğayı gözlemleyen, olaylar ve varlıklar üzerinde düşünen insan, evrendeki ayrıcalıklı konumunu fark eder. Allah’ın kendisini üstün özelliklerle ve diğer varlıklardan farklı bir şekilde yaratmış olduğunu kavrar. Kendisini mükemmel bir şekilde yaratan Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine inanır inanan, ibadet eden bir varlık olmak da insanı diğer varlıklardan farklı kılan temel özelliklerdendir. İnsanın yeme içme, giyinme gibi maddi ihtiyaçlarının yanı sıra sevmek, sevilmek, inanmak, ibaret etmek gibi manevi ihtiyaçları da vardır. İşte din, bireye hitap eder ve böylece onun manevi ihtiyacını karşılar.

İnsan, aklı sayesinde bu sorumluluklarını yerine getirmenin hem kendisi hem de başkaları için önemli olduğunu bilir. İradesiyle de iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı birbirinden ayırt eder ve faydalı işler yapmaya yönelir. Tüm bu özellikleri nedeniyle de din bireyi yani insanı esas alır, ona hitap eder, öğütler verir. Örneğin Yüce Allah Kur’an’da yer alan bir ayette şöyle buyurur: Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.” Başka bir ayette ise “Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın…” buyrularak doğruluk emredilir.

{ Add a Comment }

İslam Dininin Temel Kaynağı Kur’an-ı Kerim – Kısaca

Yüce Allah, insanlara doğru yolu göstermek, onları iyiye ve güzele yöneltmek amacıyla tarih boyunca birçok peygamber göndermiştir. Bunlardan bazılarına emir, yasak ve öğütlerini içeren kutsal kitaplar indirmiştir. Allah’ın göndermiş olduğu kitapların sonuncusu Kur’an-ı Kerim’dir.

Kur’an, sözlükte okumak, toplamak, bir araya getirmek gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise Yüce Allah tarafından, vahiy meleği Cebrail aracılığıyla Peygamberimiz Hz. Muhammed’e gönderilen, Fâtiha suresiyle başlayıp Nâs suresiyle sona eren İlahî kitaptır.

{ Add a Comment }

Kur’an’a Göre Hz. Muhammed

Hz. Muhammed Bir İnsandır:

Peygamberimiz Hz. Muhammed hepimiz gibi bir insandır. Diğer insanlar gibi bir anneden ve babadan dünyaya gelmiş, çocukluk ve gençlik dönemleri yaşamış, evlenip çocuk sahibi olmuştur. Zaman zaman sevinmiş, bazen de üzülmüştür. Geçimini sağlamak İçin çalışmış, hayatın zorluklarıyla mücadele etmiş, yorulmuş, uyumuş ve dinlenmiştir. Eceli geldiğinde her insan gibi vefat etmiştir.

Kutsal kitabımızın çeşitli ayetlerinde Peygamberimizi insanüstü bir varlık olarak görmenin yanlışlığı açık bir şekilde belirtilir. Örneğin bir ayette bu konuyla ilgili olarak şöyle buyrulur: “De ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı…”

Hz. Muhammed Bir Peygamberdir:

Hz. Muhammed, Yüce Allah’ın insanlara doğru yolu göstermek amacıyla gönderdiği peygamberlerin sonuncusudur. Bu konuyla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: “Muhammed … Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur …” Peygamberimizi diğer insanlardan ayıran en önemli özellik, Allah’tan vahiy almasıdır. Bu konu Kur’an’da şöyle dile getirilir: “De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, ilahınızın sadece bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabb’ine kavuşmayı umuyorsa iyi iş yapsın ve Rabb’ine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”

Peygamberimiz kırk yaşında iken 610 yılının ramazan ayının Kadir Gecesi’nde Allah’tan ilk vahyi almış ve peygamber olmuştur. Hz. Muhammed peygamber olarak vahiy alma özelliği yanında sıdk (doğruluk), emanet (güvenilir olma), fetanet (akıllı ve zeki olma), ismet (günahlardan korunma), tebliğ (Allah’tan aldığı mesajları olduğu gibi insanlara iletme) sıfatlarına sahipti. Hz. Muhammed peygamberlik hayatı ^ boyunca insanları putlara tapmaktan vazgeçmeye, eşi cu ve benzeri olmayan tek Allah’a inanmaya çağırmıştır. Bu konuyla ilgili bir ayette şöyle buyrulur: “De ki: Ey ea. İnsanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur …”

Hz. Muhammed Kur’an’ı Kerim’i Açıklayıcıdır:

Hz. Muhammed kendisine gelen vahiyleri insanlara okuyup öğretmiştir. Yüce Allah’ın gönderdiği ayetlerin verdiği mesajları çevresindekilere açıklamıştır. Kapalı anlatımlar içeren ayetlere açıklamalar getirmiştir. Kutsal kitabımız namaz, oruç, hac, zekât, kurban gibi ibadetlerin Allah’ın emri olduğunu belirtmiştir. Ancak bunlarla ilgili ayrıntılı bilgiler vermemiştir. Peygamberimiz gerek sözleri gerekse uygulamalarıyla ibadetlerin nasıl yapılacağını Müslümanlara öğretmiştir.

Hz. Muhammed Uyarıcıdır:

Hz. Muhammed, Yüce Allah tarafından insanları doğru yola çağırmak, onları uyarmak amacıyla gönderilmiştir. Bu nedenle onun başlıca görevlerinden biri uyarıcılıktır. Kur’an’da yer alan bir ayette bu konuyla ilgili olarak şöyle buyrulur: “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” Peygamberimiz de insanları uyarmakla görevli olduğunu şu hadis belirtmiştir: “Şüphesiz ben, Allah’ın tüm insanlığa gönderdiği peygamberiyim. Bütün insanları uyarmak için gönderildim.”

Hz. Muhammed, peygamberlik hayatı boyunca insanları İslam dinine davet etmiştir. Onlara, yalnızca Allah’a kulluk etmeleri gerektiğini anlatmıştır. Peygamberimiz insanları uyarırken onlara hiçbir baskı ve zorlama yapmamıştır. İnsanları dine davet ederken ikna edici bir dil ve yumuşak bir üslup kullanmıştır. Onlara iyi ve güzel davranışlarda bulunmayı, güzel ahlaklı kimseler olmayı, her türlü kötülükten uzak durmayı öğütlemiştir.

Hz. Muhammed İnsanlığa Bir Rahmettir:

Yüce Allah kullarını çok sevdiği ve onların iyiliğini istediği için Hz. Muhammed’i peygamber olarak gönderdi. Hz. Muhammed, başta Arap toplumu olmak üzere tüm insanlara İslam’ın evrensel ilkelerini açıklayıp öğretmek için çaba harcadı. Onlar, tevhit, yani Allah’ın birliği etrafında birleşmeye; barış, huzur ve kardeşlik içinde yaşamaya çağırdı. Hak ve adalet anlayışının toplumda yerleşmesi için çalıştı, insanlar arasında iyi ilişkileri bozacak; kin, nefret, düşmanlık gibi kötülüklerden uzak durulmasını istedi. Peygamberimizin getirdiği evrensel ilkeler sayesinde, çeşitli toplumlarda pek çok insan yanlış inançlardan vazgeçti. Tüm evreni yaratan Yüce Allah’ın birliğini temel alan tevhit inancını benimsedi. İnsanlar arasında hak, eşitlik, adalet, yardımseverlik, fedakârlık vb. güzel ilkeler gelişip yaygınlaştı. Tüm bunlar, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in insanlık için bir rahmet olduğunu göstermektedir.

{ Add a Comment }

İslam’da İbadetlerin Bireysel ve Toplumsal Faydaları

İnsan, ibadetleri öncelikle Allah’a olan sevgisini ifade etmek, ona olan kulluk görevini yerine getirmek amacıyla yapar. Yoksa Yüce Allah bizim ibadetimize muhtaç değildir. Ancak Allah tarafından emredilen ibadetlerin bireysel ve toplumsal birçok faydası vardır.

İbadetlerin Bireysel Faydaları:

Allah’a kulluk görevini gereği gibi yapan kişi iç huzuru duyar. Kendini manevi açıdan daha güçlü ve güvende hisseder. Manevi yönü güçlü insanlar ise karşılaştıkları olumsuz olaylardan kolay etkilenmezler ve ümitsizliğe düşmezler. Namaz ve dua, kulun Yüce Allah ile ilişki kurabileceği en iyi iletişim yoludur. Namaz kılan insan, günün belli zamanlarında hayatın sorun ve sıkıntılarından uzaklaşır, Yüce Allah ile baş başa kalır. İbadetler insanın Yaradan’ı ile ilişkisini güçlendirir. İbadet eden insan Allah’a duyduğu sevgi, saygı ve bağlılığını ifade eder.

İbadetler insanın iç huzurunun sağlanmasına katkı sağlar. Manevi kirlenmenin önlenmesi ve ahlaki zaafların giderilmesi, uyumlu, tutarlı, dengeli ve huzurlu bir hayatın yaşanması için ibadetler etkilidir. İbadetler, kişinin duygu ve düşüncelerinin güçlenmesine, kişinin manevi yönden olgunlaşmasına vesile olur. Çünkü ibadetler, insanı manevi açıdan zenginleştirip güçlendirmekte ve zorluklara karşı dayanma kabiliyetini artırmaktadır.

İbadet eden insan, Allah’ın her an kendisini görüp gözettiğinin, kendisine yakın olduğunun bilincindedir, ibadet ve dua ederek Allah’tan yardım ister. Onun kendisini sevdiğini, yardımsız bırakmayacağını bilir. Bütün bunlar da ona güç, kuvvet verir. Kendisini güvende hissetmesine katkı sağlar.

İbadetlerin Toplumsal Faydaları:

İslam dininde emredilen ibadetlerin bireysel açıdan olduğu gibi toplumsal açıdan da birçok faydası vardır. Bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

  • İbadetler güzel ahlakın gelişmesine katkıda bulunur.
  • İbadetler kötülüklerden alıkoyar.
  • İbadetler sosyal yardımlaşmayı teşvik eder.
  • İbadetler kaynaşmaya katkıda bulunur.

{ 2 Comments }

İbadetin Anlamı ve Kapsamı

İslam dinine göre ibadet, Yüce Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmak amacıyla onun emrettiği davranışları yerine getirmektir. İslamiyet’te ibadetlere büyük bir önem verilir, insanın yaratılış amacının, Yüce Allah’ı tanıyıp ona ibadet etmek olduğu belirtilir. İslam inancına göre ibadet edilmeye layık tek varlık Yüce Allah’tır. Kur’an-ı Kerim, her insanın bunun bilincinde olmasını ve yalnızca Allah’a ibadet etmesini ister. “(Rabb’imiz!) Ancak sana kulluk (ibadet) ederiz ve yalnız senden medet umanz.” şeklindeki ayetle bu durum açıkça dile getirilir.

Dinimize göre ibadet, kapsamı oldukça geniş bir kavramdır. Ancak Müslümanlar arasında ibadet denildiğinde akla öncelikle namaz, oruç, hac, zekât, sadaka ve kurban gelir. Bunların yanında; anne ve babaya saygı göstermek, muhtaçlara yardım etmek, kimsesizleri korumak da ibadettir. Ayrıca dinimizde; dürüst olmak, temizliğe önem vermek, okuyup ilim öğrenmek, hayvanları sevmek, doğayı ve çevreyi korumak da ibadet olarak değerlendirilir. Çünkü Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de bu gibi güzel davranışları emretmiştir. Mesela bir ayette şöyle buyurmuştur: “… Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere saçıp savurma.”

İslam dininde, kişinin kendine ve topluma faydalı olmak amacıyla yaptığı her güzel iş, salih amel olarak değerlendirilir ve ibadet kabul edilir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan pek çok ayette iman ve salih amel kavramı birlikte zikredilir. Böylece iman eden kişilerin salih amel işlemesi gerektiği vurgulanır. İbadetlerle ilgili bazı kavramları bilmek ibadetleri yerine getirmek ve sınıflandırmak için önemlidir. Bu kavramlar farz, vacip ve sünnettir.

Farz: Yüce Allah tarafından açık ve net olarak emredilmiş, kesinlikle yapılması gereken iş ve davranışlara denir, örneğin namaz kılmak, oruç tutmak farz ibadetlerindendir. Farz, yerine getirme sorumluluğu açısından farzıayın ve farzıkifaye şeklinde ikiye aynlır. Farzıayın, beş vakit namaz, ramazan orucu gibi her bireyin yapması gereken dinî görevlerdir. Farz-ı kifaye ise bazı kişilerin yapmasıyla diğerlerinin sorumluluğu kalkan farz demektir. Cenaze namazı buna bir örnektir.

Vacip: Farz kadar kesin olmamakla birlikte yapılması gerekli olan iş ve davranışlara denir. Kurban kesmek, bayram namazı kılmak vacip ibadetlerdendir.

Sünnet: Farz ve cavip ibadetlerin dışında Peygamberimizin genelde yaptığı ve bize de yapmayı önerdiği iş ve davranışlardır. Ramazan ayı dışında oruç tutmak, umre yapmak, beş vakit namazın sünnetlerini kılmak, yemekten önce elleri yıkamak, diş temizliğine dikkat etmek gibi ibadet ve davranışlar sünnettir.

{ Add a Comment }