Etiket: yaşam

Bilgi ve Yaşam İlişkisi Nedir

Yaşam ve Bilgi Arasındaki İlişki:

Bilgi, insanın yaşam rehberidir. Eşyayı, insan ve evreni tanımayan, özelliklerini bilmeyen insan ne onlardan yararlanabilir ne de yaşamını sürdürebilir. İnsanın merak duygusu ve varlık karşısındaki hayret ve şaşkınlığı onu, varlığı bilmeye ve anlamaya zorlamıştır.

Geçmiş uygarlıkların yaşamını incelediğimizde bilginin bir şekilde kullanıldığını görmekteyiz. Yapılan arkeolojik çalışmalarda eski uygarlıklara ait eşya kalıntı vb. bir bulgu bize onların yaşam ve bilgi düzeyleri hakkında bilgi vermektedir. Bilgi her dönemde var olmuş, insanlar bu bilgilerle yaşamını düzenleyip sürdürdüğü gibi kendisi de yeni bilgiler ekleyerek daha geliştirmiş ve bir sonraki uygarlıklara miras olarak bırakmıştır.

İlk uygarlıkların yaptıkları araç ve gereçler, bilginin gelişmesi ile daha karmaşık, daha fonksiyonel araçlara yerini bırakmıştır. Örneğin, insan avlanmada taş, sopa kullandı, sonra ok yay kullandı daha sonra silah kullanmaya başladı.

Bilgi her çağda biraz daha artarak gelişmiştir. İlk yerleşim yeri olan Mezopotamya ve Mısır’da astronomi, tıp, eczacılık, geometri gibi bilimlere kaynaklık eden bilgiler üretilmiş ve kullanılmıştır.

Kültür ve medeniyeti ile bu bilgi havuzu biraz daha dolmuş, geometriden fiziğe, biyolojiden astronomiye çeşitli alanlarda yeni bilgiler üretilmiştir. Bu bilgi insan yaşamının daha verimli geçmesine katkı sağlamıştır.

Ortaçağda İslam uygarlığında bilimsel çalışmalar gerçekleştirilmiş. Greklerden alınan bilgi mirası yeni bilgilerin eklenmesiyle daha yükseklere çıkarılmıştır. Bu uygarlık döneminde kimya, astronomi, fizik, cebir, tıp, felsefe alanında kendisini göstermiştir.

Bilgi yeni yol ve yöntemlerin keşfiyle daha sonraki dönemlerde Rönesans’la başlayıp günümüze kadar geçen sürede baş döndürücü bir hızla gelişmiş evrenin, insanın sırları önemli ölçüde çözülmüş, elde edilen bilgiler teknolojiye dönüştürülerek insan yaşamında daha etkili ve daha geniş yer almaya başlamıştır.

Ulaşım ve haberleşme araçlarının gelişmesi üretilen bilginin dünyanın dört bir yanına hızla yayılmasına ve insanların bu bilgilerden yararlanmasına olanak sağlamıştır. Örneğin, biyoloji alanında gen mühendisliğinin gelişmesi insanın birçok sağlık sorununa çözüm üretilmesini sağlamıştır. Bilgi her çağda insan yaşamının merkezinde yer almış ve onu etkilemiştir.

{ 1 Comment }

Orta Asya Türk Devletlerinde Kültür ve Uygarlık

İlk Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet: Türkler özgürlüklerine düşkün bir millettir. Bu yüzden uzun süre başka bir devletin esareti altında yaşayamamış, birçok devlet kurmuşlardır.

Türkler tarihte birçok devlet kurmuş bir kavimdir. Türkler’in teşkilatçı yapısı, yıkılan bir devletin yerine hemen yenisini kurmalarını sağlamıştır. Orta Asya’da yer alan Eski Türk toplumlarında devlet yapısı ise şu şekilde meydana gelmektedir.

Oğuş —– Urug —– Boy —– Bodun —– İl
(Aile)        (Soy)                                      (Devlet)

Kut Anlayışı: Türkler, devleti yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kendilerine verildiğine inanıyorlardı. Bu yönetme yetkisine kut denilmektedir. Kut’un kan yoluyla babadan oğula geçtiği anlayışından dolayı ülke hanedanın ortak malı sayılmıştır. Kut anlayışından dolayı hanedanın tüm erkek üyelerinin ülkeyi yönetme hakkına sahip olması, hükümdar öldükten sonra taht kavgalarının yaşanmasına ve devletlerin kısa sürede yıkılmasına neden olmuştur.

Yönetim Anlayışı: Türk devletlerinde hükümdarlar, yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi Doğu (Sol) ve Batı (Sağ) olmak üzere ikiye ayırırlardı. Hükümdar genelde doğuda oturur, batı da ise kardeşini görevlendirirdi. Batı federatif bir anlayışla yönetilirdi. Bu özellikle güçlü hükümdarların ölümünden sonra devletin, gerek taht kavgası nedeni ile gerekse dış kışkırtmaların etkisi ile  parçalanmasına zemin hazırlamıştır.

Hükümdar: Türk devletlerinin başında Hakan, Han, Kağan, Şanyü, Yabgu, Erkin gibi unvanları taşıyan hükümdar bulunurdu. Hükümdarlar halklarına sosyal devlet şartlarına sahip bir ortam hazırlamakla görevliydiler. Bilge Kağan, Orhun Kitabelerinde bunu “Aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim.” şeklindeki ifadeleri ile anlatmaktadır. Ayrıca hükümdarlar Töre denilen kurallara uy mak zorundadır.

Hatun (Katun): Hükümdar eşi olan Hatun, devlet işlerinde hükümdara yardımcı olmaktadır. Hükümdarlar seferde iken, ülkeyi yönetmiş ve elçileri kabul etmişlerdir.

Kurultay (Toy, Kengeş): Danışma meclisi şeklinde bir görev yerine getiren kurultaylar ihtiyaç oldukça toplanırdı. Devletin ana meseleleri görüşülürdü. Hükümdarın ölümü, savaş veya milli felaketlerde kurultay toplanırdı.

ORDU: Türklerin devamlı mücadele içerisinde olması ve yaşadıkları bölgenin coğrafi özellikleri, devamlı ve sürekli bir ordu bulundurmayı zorunlu kılmıştır.

Türklerde ordu teşkilatını ilk kuran Mete Han’dır. Mete Han orduyu onlu sisteme göre düzenlemiştir. Onlu sistem, daha sonra tüm Türk devletleri ve Romalılar, Çinliler, Moğollar, Ruslar gibi devletler tarafından örnek alınmıştır. Türk ordusu ücretli olmayıp atlı askerlerin çoğunlukta olduğu bir ordudur. Kadın ve erkek herkes savaşa hazırdır. Bu yönüyle Türkfer asker millet olarak tanımlanmaktadır.

Türkler savaş taktiği olarak, başlangıçta keşif seferleri yaparlardı. Vur-kaç tarzı denilen yıpratma taktiği ile de düşmana zarar verilmekteydi. Savaş sırasında ise “Hilal” veya “Turam” taktiği denilen ayrı bir strateji ile savaşırlardı.

HUKUK: Eski Türklerde yazılı hukuk yoktu. Türklerin âdet, gelenek ve göreneklerinden oluşan yazısız hukuka “töre” denilirdi. Hükümdar başta olmak üzere herkes töreye uymak zorundadır. Bu durum İslamiyetten önceki Türklerde kanun üstünlüğü ilkesinin benimsendiğini gösterir. Törenin anayasa niteliğinde adalet, eşitlik ve iyilik gibi değişmez ilkeleri vardır. Töreye uymamak en büyük suçtur. Bununla beraber devlete baş kaldırma, asker kaçakları, adam öldürme ve tecavüz gibi suçlar ölüm cezası ile cezalandırılmıştır. Daha hafif suçlar ile ilgili teminat ve 10 güne kadar hapis cezası uygulanırdı. Türkler göçebe olarak yaşadıkları için uzun süreli hapis cezası uygulanmamıştır.

Uygurlar döneminde ticari ilişkilerin gelişmesiyle kişiler arasındaki anlaşmazlıkları çözümleyecek kurallar yazılı hale getirilmiştir. Borç alıp verme, kiralama, alım-satım, vasiyetnameler, vakfiyeler gibi konulara ait ilk hukuki belgeler bu dönemde oluşturulmuştur.

Din ve İnanış: Eski Türklerin büyük bir çoğunluğu Gök Tanrı dinine inanırlardı. Gök Tanrı dininde cennet, cehennem ve öldükten sonra dirilme inancı vardı. Öldükten sonra dirilmeye inanmaları sonucu ölülerini, günlük hayatta kullandıkları eşyaları ile birlikte gömmüşlerdir. Türklerin bu din anlayışı İslamiyeti kolaylıkla benimsemelerinde etkili olmuştur.

Bazı Türkler arasında da Şamanizm inanışı etkili olmuştur. Bu inanış dinden daha ziyade sihir ve büyü karakterine sahip bir özelliktedir.Türklerde Tuğ adı verilen ölü gömme törenleri vardır. Bu törenlerde ölen kişinin ardından yas tutulurdu.

Türkler Kurgan denilen mezarların başına Balbal denilen basit heykelcikler dikmişlerdir. Balballar: o kişinin Savaşlarda öldürdüğü kişileri temsil ederdi.

İslamiyetten önceki Türk devletlerinde Maniheizm, Budizm, Musevilik ve Hristiyanlık gibi inançlar da görülmüştür. İslamiyet’i benimseyen Türkler milli benliklerini korurken, diğer dinlere giren Türk toplulukları kimliklerini koruyamamalardır.

SOSYAL HAYAT: Orta Asya’nın coğrafi şartlarından dolayı Türkler göçebe (konargöçer) bir yaşam tarzına sahiptirler.

Konar – Göçer (Göçebe) Yaşam Tarzının Etkileri

– En önemli geçim kaynakları hayvancılık ve ticaret olmuştur.
– Toprağa bağlı bir yaşam olmadığından özel mülkiyet kavramı yoktur.
– Hayvanları için sürekli otlak aramışlardır. Bu durum aralarında mücadelelerin yaşanmasına neden olmuştur.
– Sosyal hayatta kölelik anlayışı olmamıştır.
– Toplumsal hayatı düzenleyen hukuk kuralları daha çok yazılı olmayan törelere dayanmaktadır.
– Sanat eserleri taşınabilir malzemeden yapılmıştır. Mimari gelişmemiştir.
– Uzun süreli hapis cezaları görülmemiştir.

Türkler, genellikle at ve koyun beslediklerinden verimli otlaklara ihtiyaç duymuşlardır. Bu otlak arayışının sonucu olarak yazın “yaylak” kışın ise “kışlak” denilen yaşam tarzına sahip olmuşlardır.

Tanım1: Kışlak: Kış aylarının aşırı soğuklarından etkilenen göçebe yaşam tarzını benimsemiş insanların gittikleri, daha yumuşak iklim özelliklerine sahip olan alçak rakımlı bölgelerdir. Kışlaklar, genelde deniz, göl ve akarsu kıyılarıdır.

Tanım2: Yaylak: Yaz mevsimini geçirmek için beslenilen hayvanlarla beraber gidilen otlakların bulunduğu alana denir.

Türkler, Uygurlar döneminde yerleşik hayata geçmişlerdir. Uygurların Mani dinini benimsemesi sonucu tarım önem kazanmıştır. Mani dini et yemeden ziyade tarım ürünlerini yemeyi tavsiye etmektedir. Yerleşik hayata geçme ile beraber şehircilik ve şehir kültürü ortaya çıkmıştır.

Türk devletlerinde sosyal hayat sınıfsızdır. Başarılı olan bir kişi en üst görevlere kadar çıkabilirdi.Türkler gayet sade yaşarlardı. Tek eşle evlilik yaygındır. Bayram törenleri yapılın düğün gibi birliktelikler coşkuyla kutlanırdı.

Türklerde ekonomik faaliyetleri incelerken yerleşik hayat öncesi ve sonrası şeklinde ele almak gerekmektedir. Göçebe yaşam tarzına sahip oldukları dönemde hayvancılık ve ticaret, Uygurlarla beraber yerleşik hayata geçilince tarım, hayvancılık ve ticaret şeklinde faaliyetleri olmuştur.

Hayvancılık: Türklerde ekonominin temelini oluşturmuştur.Türkler sürüler halinde at, koyun, keçi gibi hayvanları beslemişler. Kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, fazlası ite de ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Tarım: Türkler göçebe yaşam tarzına sahiptir. Hayvancılığın yanında tarım ile de uğraşmışlardır. Ancak bu kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar mevsimlik ürünlerin yetiştirildiği bir faaliyet olmuştur. Hunlar’ın açtığı sulama kanalları bu faaliyetleri gösterir. Türklerde asıl tarımsal faaliyetler, Uygurların Mani dinini benimsemesi sonucu yerleşik hayata geçmeleri sonucu gelişmiştir. Türkler bu tarımsal faaliyetleri sonucu iklimin müsaade ettiği her türlü ürünü yetiştirmiştir.

Ticaret: Türkler ilk kurdukları Hun Devleti’nden itibaren ticaret ile uğraşmışlardır. Özellikle İpek Yolu ticaretine önem vermişlerdir. Bu ticaret yoluna egemen olma düşüncesi Türklerde dış politikaya yön vermiştir. Türkler ticareti geliştirmek için komşu devletlerle anlaşma ve ittifaklar yapmışlar, yabancı tüccarlara kolaylıklar sağlamışlardır. Türkler canlı hayvan, et, deri, kürk ve hayvani gıdalar satarken tahıl ve giyim eşyası almışlardır.

YAZI DİL VE EDEBİYAT: Türkçe, köken olarak Ural – AItay dil ailesine dahildir. Türkler, Kök Türk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır. Kök Türk Alfabesi: 38 harften oluşmuştur. Orhun ve Yenisey Yazıtları bu alfabe ile yazılmıştır.Uygur Alfabesi: 18 harften oluşan Uygur alfabesi, Soğd alfabesi kökenli, Olup bazı değişiklerle Türkçeye uygulanmıştır. Türklerde sözlü edebiyat gelişmiştir. Bunlar:

Sagu: Türklerin cenaze  törenlerinde söyledikleri şiirlerdir.

Koşuk: Genellikle eğlencelerde “kopuz” adı verilen sazla birlikte söylenen şiirlerdir. Koşuklar İslamiyet sonrası edebiyatta yerini “koşmalara bırakmıştır.

Sav: İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır.

“Aç ne yimez tok ne times”
Aç ne yemez tok ne demez

“Tap tapa kavuşmaz kiş kişle kavuşur.”
Dağ dağa kavuşmaz kişi kişiye kavuşur.

Destan: Milletleri derinden etkileyen tarihi ye sosyal olayları anlatan çoğunlukla manzum şeklinde olan edebi eserlere denir. En eski Türk Destanları şunlardır:

AlpEr Tunga: Sakalar (İskitler)
Oğuz Kağan: Asya Hunları
Bozkurt ve Ergenekon: Kök Türkler
Türeyiş ve Göç : Uygurlar
Manas Destanı: Kırgızar

Türklerini ilk yazılı eser örnekleri i VI. yüzyıla ait Yenisey Yazıtları VIII. yüzyıla ait Orhun Yazıtları’dır.

Yenisey Yazıtları: Kırgız Türklerinin mezar taşlarına yazdıkları yazılardan oluşmaktadır.

Orhun Yazıtları: Sırasıyla 727 Tonyukuk, 732 Kül Tigin ve 735 Bilge Kağan adına dikilen yazıtlardır. 1893 yılında Dahimarkalı Thomson (Tomsen). tarafından okunmuştur. Orhun Yazıtları Türk tarihinin ve Türk edebiyatının ilk yazılı belgeleri olmaları yönüyle büyük önem taşır.

Bilge Kağan Yazıtından; “Zengin milletin üzerine kağan olmadım. Tam tersine kdrhı aç, Sırtı çıplak, kötü ve perişan durumdaki milletin üzerine kağan oldum. Prens iki şad ve kardeşim Kül Tigin ile konuşup anlaştık. Babamızın ve amcamızın kazanmış oldukları milletin adı sanı yok olmasın diye Türk Ulusu için gece uyumadım; gündüz oturmadım. kardeşim Kül Tigin ve iki şad ile birlikte de yine çalışıp kazandım. Böyle kazandığım için birleşik milleti ateş ile şu gibi birbirine düşman etmedim.

‘Tanrı buyurduğu için ben de kutlu Ve bahtlı olduğum için ölmek üzere olan milleti diriltip doyurdum. Çıplak milleti giyimli kıldım. Yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Güçlü devleti. olandan ve güçlü kağanı olandan daha iyi kıldım. Bu ifadeler Bilge Kağan’ın halkını “Sosyal Devlet” anlayışı ile yönettiğini göstermektedir

BİLİM VE SANAT: Türkler gök bilimi olan Astronomi ile ilglrnmişler ve On İ ki Hayvanlı Türk Takvimi hazırlamışlardır.Türklerde bir diğer bilisel faaliyet uygurların matbaayı kulanması olmuştur. Uygarlar günümüz matbaasının esasını oluşturan hareketli i harf sistemini kullanarak kitap basmışlardır. Türkferde sanatsal faaliyetlerde ilk dönemlerde göçebe: yaşam tarzının etkileri görülür. Sanat eserlerini genellikle küçük taşınabilir eşyalardan yapmışlardır.

Türklerde bu tür eşyalarda “hayvan üslubu” denilen fiğürlerin olduğu tarzı, kullanmışlardır.Türklerde mimari yerleşik hayata geçtikten sonra gelişmeye başlamıştır. Uygurlar ile birlikte evler kurulmaya başlanmştır.

{ Add a Comment }

İklimin Etkileri Nelerdir – Kısaca

İklim doğal çevre, insan yaşamı ve ekonomik yapı üzerinde en fazla etkili olan faktördür, iklimin etkileri aşağıda kısaca özetlenmiştir. Bunların neler olduğu üç ayrı başlık altında ve maddeler halinde aşağıda verilmiştir.

Not: Atmosferde sıcaklık değişimi her atmosfer tabakasında farklılıklar gösterir. Troposferde ve Mezosferde yükseldikçe azalma, Stratosfer ve Termosferde yükseldikçe sıcaklıkta artma eğilimi görülür.

Doğal Çevre:

– Dış kuvvetlerin oluşumunu
– Kayaçların ayrışmasını
– Toprak oluşumunu
– Bitki örtüsünü
– Akarsu debi ve rejimlerini
– Denizlerin tuzluluk oranlarını
– Canlı türlerini ve dağılımını
– Canlı yaşamının doğal sınırlar

İnsan:

– Yaşam tarzını
– Giyim alışkanlıklarını
– Karakter ve mizaç özelliklerini
– Fizyolojik yapılarını
– Ten renklerini
– Yerleşim tiplerini
– Yaşam alanlarını
– Medeniyetin gelişimini etkiler.

Ekonomik Yapı:

– Tarımsal üretimi
– Sanayi türlerinin gelişimini
– Turizm etkinlik ve türleri
– Ulaşım koşullarını
– Ormancılık ürünlerini
– Yetiştirilen hayvan türlerini etkiler.

{ 2 Comments }

Neden – Niçin Coğrafya Öğreniyoruz

Coğrafyayı Neden Öğreniyoruz İnsanoğlunun çevreyi tanıma çabası yüz binlerce yıl öncesine dayanır. Çevreyi tanımak, onunla dengeli ve sistemli bir yaşam kurmak için, coğrafya öğrenmek gerekir. İnsan doğa ile uyumlu bir yaşam kurmayı öğrendikçe uygarlık düzeyi de yükselecektir. Dünyayı tanımak ve sevmek, farklı bölgelerde farklı özelliklerin ve yaşamların varlığını bilmek çağdaş insanlığın en önemli göstergelerindendir. Bu yüzden coğrafya bilmek dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan insanları tanımanın, ortak bir dünyada kardeşçe yaşamanın ön koşuludur.

Coğrafya, doğayı ve onun içinde bulunduğu süreci ele aldığı için, doğadan kaynaklanan tehlikeleri algılamaya ve korunmaya rehberlik eder. Sel, deprem, yangın gibi doğal afetlerin bilinmesi ve bunlardan korunma yolları, coğrafyanın konularındandır. Yerin altında ve üstünde, gerek Dünyanın insanlığa sunduğu ve gerekse de insanın zekâsıyla var ettiği bütün güzellikler, değerler ve bunların korunması – kollanması ancak coğrafya bilimi iyi bilindiğinde mümkün olabilir.

Coğrafya, insan düşüncesinin alan kavramıyla birleşmesi, bunun sonucunda da bireyde bir zihin organizasyonunun sağlanması için gereklidir. Basit gibi gözükse de bir kroki çizmeyi öğrenmek bile, gün içinde işlerimizi düzenlemek için gerekli olan basit ama önemli coğrafi düşünme yollarını insanın hizmetine sunar. Coğrafî düşüncenin gelişmesi ile kentimizi, kasabamızı ve köyümüzü daha iyi tanır ve algılarız. Coğrafyanın öğrenmenin bir diğer amacı da doğal çevreyi temiz kullanma, onun gelecek kuşaklardan bizlere bırakılmış bir emanet olduğu gerçeğini unutmamaktır.

{ Add a Comment }

Taş Devri Özellikleri Nelerdir

Eski Taş Devri (M.Ö. 600.000 – 10.000): Tarih Öncesi Devirler içerisinde en uzun süren ve zorlu geçen dönemdir. İklim koşullarının olumsuzluğundan dolayı bu dönemde insanlar yaşamlarını mağaralarda ve ağaç kovuklarında geçirmişlerdir. Avcılık ve toplayıcılık yaparak geçimlerini sağlamışlardır. Bu durum insanların tüketici olduklarını göstermektedir. Yaşam tarzları, göçebe ve küçük gruplar halinde olmuştur. İhtiyaç duydukları aletleri sivri ve keskin taşlardan ve kemiklerden yapmışlardır. Ülkemizde bu dönem yaşantılarına ait kalıntılara Antalya – Karain, Belbaşı ve Beldibi ile İstanbul Yarımburgaz mağaralarında rastlanılmıştır.

Orta Taş Devri (M.Ö. 10.000 – 2.000): Taşlar yontularak kullanılmaya başlanmıştır. İklim şartları yaşamaya daha elverişli hale gelmiştir. Bu dönemin sonlarına doğru ateş kontrol altına alınmış, bu durum uygarlığın gelişmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Ateşin bulunmasıyla;

  • Soğuktan ve vahşi hayvanlardan korunulmuştur.
  • Besinler pişirilerek tüketilmeye başlanmıştır.
  • İnsanlar karanlıktan kurtulmuştur.
  • Seramik sanatı gelişmeye başlamıştır.
  • İlerleyen dönemlerde ise madenlerin işlenmesi sağlanmıştır.

Bu dönem yaşantılarına ait kalıntılar ülkemizde Antalya – Beldibi Ankara – Macunçay, Samsun – Tekkeköy’deki mağaralarda bulunmuştur. Bu iki dönemde de insanlar avcılık ve toplayıcılıkla geçiniyorlardı. Bu şekildeki toplumlar göçebe yaşam tarzına sahip toplumlardır.

Yeni Taş Devri (M.Ö. 8000 – 5500): Bu dönem, insanların yaşantılarında önemli değişimlerin başladığı dönemdir. Bu dönemde tarımsal faaliyetler başlamıştır. Tarım devriminin sonucunda;

  • İnsanlar üreticiliğe başlamışlardır.
  • Göçebe yaşam yerini yerleşik yaşam tarzı almaya başlamıştır.
  • Hayvanlar evcilleştirilmeye başlanmıştır. İlk evcilleştirilen hayvan köpek olmuştur. Ardından koyun, keçi ve inek gibi hayvanlar evcilleştirildi.
  • Çanak-çömlek yapımı başlamıştır.
  • Evler yapılmaya başlanınca bunun doğal sonucu olarak ilk köyler oluşturulmuştur.
  • Tarımsal faaliyetler sonucu artı üretim söz konuşu olmuştu r.
  • Özel mülkiyet kavramı ortaya çıkmıştır. Bu durum miras sorunu ve sınıf farklılığının oluşmasına neden olmuştur.

Üretim fazlası malların el değiştirmesine (takas usulü) ticaretin doğmasına yol açmıştır. Dönemin sonlarına doğru, tekerlek kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum;

  • İnsanların daha hızlı yer değiştirmesine ve göçler yaşanmasına
  • Ticaretin gelişmesine ortam hazırlanmıştır.

(Ticaretin ortaya çıkması; Kültürlerarası etkileşimin artmasına, ürünlerin çeşitlenmesine ortam hazırlamıştır.)

Ülkemizde bu dönem yaşantılarına ‘ait kalıntılar Diyarbakır – Çayönü (İlk köy). Konya – Çatalhöyük’te (ilk şehir) bulunmuştur. Yerleşik hayata geçilmesi;

  • Mimari faaliyetlerin başlamasına
  • Köylerin kurulması ile daha fazla paylaşımı zorunlu kılan toplumsal hayata
  • Toplumsal yaşamın daha güvenilir olması için ortak kurallara uyulmasına ortam hazırlamıştır.
  • Mezar kültürünün ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

{ Add a Comment }