Doğayı gözlemleyen, olaylar ve varlıklar üzerinde düşünen insan, evrendeki ayrıcalıklı konumunu fark eder. Allah’ın kendisini üstün özelliklerle ve diğer varlıklardan farklı bir şekilde yaratmış olduğunu kavrar. Kendisini mükemmel bir şekilde yaratan Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine inanır inanan, ibadet eden bir varlık olmak da insanı diğer varlıklardan farklı kılan temel özelliklerdendir. İnsanın yeme içme, giyinme gibi maddi ihtiyaçlarının yanı sıra sevmek, sevilmek, inanmak, ibaret etmek gibi manevi ihtiyaçları da vardır. İşte din, bireye hitap eder ve böylece onun manevi ihtiyacını karşılar.

İnsan, aklı sayesinde bu sorumluluklarını yerine getirmenin hem kendisi hem de başkaları için önemli olduğunu bilir. İradesiyle de iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı birbirinden ayırt eder ve faydalı işler yapmaya yönelir. Tüm bu özellikleri nedeniyle de din bireyi yani insanı esas alır, ona hitap eder, öğütler verir. Örneğin Yüce Allah Kur’an’da yer alan bir ayette şöyle buyurur: Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.” Başka bir ayette ise “Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın…” buyrularak doğruluk emredilir.