Etiket: varlık

Bilim ve Felsefe Açısından Varlık – Bilim ve Felsefeye Göre Varlık

Bilim ve Felsefenin Varlığa Bakış Açılarındaki Farklılıklar:

Varlık sadece felsefenin konu alanı içerisinde yer almaz, varlık aynı zamanda bilimlerin de inceleme alanı içerisindedir. Fakat felsefe ile bilimin varlığa bakış açıları birbirinden farklıdır. Bu farklılıkları şöyle sıralayabiliriz.

  • Bilimler varlığın özel bir alanı ile ilgilenirken felsefe varlığın özel bir alanı ile ilgilenmez, varlığa genel olarak bakar.
  • Bilim varlığı neden – sonuç ilişkisi içinde ele alır. Felsefe ise varlığı neden – sonuç ilişkisi içerisinde ele almaz; var olup olmadığını inceler.
  • Bilim varlığın var olduğunu ön kabul olarak kabul eder. Oysa felsefe varlığın var olup olmadığını ön kabul olarak kabullenmez.
  • Bilim için varlık somuttur ve gözlenebilir ya da özel araç gereçlerle gözlenebilir hale gelebilir. Oysa felsefe açısından varlık sadece somut olanla sınırlı değildir.
  • Bilim varlığı bilimsel yöntem ve tekniklerle inceler, yani gözlem ve deneye tabi tutar. Oysa felsefenin varlığı inceleme yolu
    özlem ve deneyden çok düşünsel ve sorgulayıcıdır.
  • Bilim açısından varlık şüphesiz, uzayda yer kaplayan ve hacmi olan nesnelerdir. Ancak felsefede, varlığın üç türlü “var oluş tarzı” bulunur. Gerçek var oluş, kavramsal var oluş, dilsel var oluş.

{ Add a Comment }

Metafizik ve Ontoloji İlişkisi – Kısaca

Metafizik ve Ontoloji Arasındaki farklar:

Metafizik (fizik ötesi) ve ontoloji (varlık felsefesi) aynı alanı konu edinen, ancak anlamları farklı olan iki kavramdır. Metafizik, bilimin sunduğu verilerin dışında kalan alana ilişkin sorgulama yapar ve kendi içinde tutarlı bilgiler ortaya koyar, yani metafizik bilimin ilgi alanına girmeyen, bilimin sınırları dışında kalan varlık alanı ile ilgilenir. Tanrı, melek, ruh gibi.

Metafiziğin Varlıkla İlgili Temel Soruları:

  • Varlık var mıdır?
  • Varlığın kökeni nedir?
  • Varlık değişken midir?
  • Varlığın ana maddesi nedir?
  • Varlık bir midir, çok mudur?
  • Evrende bir düzen var mıdır?
  • Evren sonlu mudur, sonsuz mudur?
  • Evrende ereklilik var mıdır?

Ontoloji ise her şeyin özünü, ilk ilkelerini, tözü (cevheri) araştıran disiplindir. Daha açık bir ifade ile ontoloji ilk unsuru araştıran felsefe disiplinidir.

Ontolojinin Varlıkla İlgili Temel Soruları:

  • Varlık nedir?
  • Varlık var mıdır, yok mudur?
  • Varlık bilinebilir mi?
  • Varlığın özü nedir?
  • Varlık durağan mıdır, değişken midir?
  • Varlık türleri nelerdir?

UYARI: İlk filozoflar öncelikle varlık problemi üzerinde durmuşlardır. Ele alınan temel soru, evrenin kaynağının ne olduğu, var olanların nereden geldiği problemidir.

{ Add a Comment }

Felsefe Açısından Varlık – Varlık Felsefesinin Konusu

Varlık felsefesi varlığı kendine problem alanı olarak seçmiş felsefe dalıdır. Varlık felsefesi varlıkla ilgili sorular üreten, var oluşu anlamaya çalışan felsefe disiplinidir. Aristo’ya göre varlık felsefesi ilk felsefedir. Ona göre felsefe “var olanı var olan olarak, saf olarak ele almaktır.”

Felsefe Açısından Varlık Nedir

Felsefede varlık bir bütün halinde ele alınır ve onun ilk nedeni, oluşu ve gerçekliği akılla temellen- dirilmeye çalışılır. Dolayısı ile felsefede “varlık” bir problem olarak sorgulanır. Varlık hakkında ortaya çıkmış olan felsefe disiplinleri metafizik ve ontoloji adını alır.

Birçok düşünür felsefenin “Varlık nedir?” sorusu ile başladığına inanır. Felsefenin varlığı açıklama çabası bilinen ilk filozof olan Thalesle başlar. Felsefenin babası sayılan, ilk filozof olan Thales “Her şey sudan, sıvı olandan türemiştir ve yine suya dönecektir.” der. Bu durum felsefenin varlığın kaynağını açıklama girişimi ile başladığını göstermektedir. Yine Thales’i izleyen filozoflar da felsefe öğretilerinin temeline varlık konusundaki görüşlerini koymuşlardır. İlk Çağ doğa filozofları varlık hakkında, (ana madde, Arkhe) şunları söylemişlerdir.

THALES : Thales için temel töz, yani “arkhe” sudur. Her şey sudan türemiştir ve yine suya dönecektir. Düz bir tepsi gibi olan yeryüzü su üstünde, sonsuz okyanusta yüzmektedir.

ANAKSİMANDROS: Bilinen bir nesne kesinlikle sonludur. Ama Temel töz, sonsuz ve tükenmez olmalıdır. Su gibi nicel açıdan sınırlı bir maddeden, evreni meydana getiren sonsuz varlık kütlesi doğamaz. Sonsuz sayıda evren olduğunu öne süren Anaksimandros’a göre, sonsuz miktarda maddenin mevcudiyeti gereklidir. Bu yüzden ana maddeyi, “aperion” (sınırı olmayan madde) olarak isimlendirmektedir.

PYTHAGORAS: Ona göre ilk unsur yani ilk varlık sayılardır.

HERAKLELTOS : Ona göre ilk varlık ateştir; her şey ateşten ortaya çıkmıştır.

Parmenldes’e göre “Yalnız var olan vardır; ancak var olan düşünülebilir. Var olmayan yoktur; bu nedenle de düşünülemez.” Bu var olana Parmenldes bir, bir olan der. Empedokles, Parmenides’in “varlık meydana gelmez, yok olmaz” düşüncesini dünyanın “oluş”, “yok oluş”, “değişim” görünümüyle uyumlu kılar. Empedokles doğanın dört temel ana maddeden oluştuğunu, bu ana maddelerin Parmenides’in “bir”in özelliklerini taşıdığını düşünür. Çok küçük parçalar olan, “meydana gelmemiş”, “yok olmaz”, “değişmez” bu ana maddeler toprak, su, hava, ateştir.

Felsefe açısından varlık “töz” anlamına gelir. Töz ise var olmak için kendisinden başka bir şeye ihtiyaç duymayan varlıktır. Ancak ontoloji adının kullanılması o kadar eski değildir.

Felsefe açısından varlık üçe ayrılır:

1- GERÇEK VARLIK

İnsan bilincinden bağımsız olarak, reel, ger-çek dünyada var olandır. Gerçek varlıkları duyu organlarıyla algılamak olanaklıdır.

Gerçek varlıklar;

* somuttur,
* olgusaldır,
* özellikle bilimlerin ilgi alanına girerler. Örneğin; araba, tebeşir, sandalye…

2- KAVRAMSAL VARLIK

İnsan bilincinde soyut biçimde var olan varlıklardır. Kavramsal biçimde var olan varlıklar,

* duyu organları ile algılanamazlar,
* olgusal ve deneysel değildir, örneğin; özgürlük, sayılar, değerler.

3- DİLSEL VARLIK:

İnsan iletişim Kurarken dili kullanır; doğal olarak da insanın dil üzerine kurulmuş bir dünyası vardır. Bu dünyada gerçek varlıklar ve kavramsal varlıklar aynı zamanda dilsel olarak da var kabul edilir.

Örneğin; ağaç ve denizkızı kavramlarını ele alalım. Ağaç duyu organlarımızla algılayabildiğimiz bir varlığa sahiptir ve bu özelliği ile de “gerçek var oluş”tur. Ağaç, aynı zamanda insan zihninde soyut olarak da vardır; bu özelliğiyle “kavramsal var oluş”tur. Ağaç kelimesi dilsel alanda da vardır. Bundan ötürü “dilsel var oluş”a sahiptir. Denizkızı mitolojik bir ifadedir, gerçek varlığa sahip değildir. Fakat kavramsal olarak ve dilsel olarak vardır.

Uyarı: Gerçek var oluşa sahip varlıklar hem kavramsal olarak hem de dilsel olarak vardır. Ancak kavramsal olarak var olanlar, yalnızca düşüncede ve dilde vardır.

{ Add a Comment }

Hegel Kimdir – Hegel Felsefesi (1770-1831)

Hegel Hakkında Kısaca Bilgi:

Hegel, Alman idealizminin ve rasyonalizminin en büyük filozof olarak kabul edilir. Rasyonalizmi onunla zirve noktasına ulaşmıştır. Çünkü ona göre, insan var olanlar hakkında, duyularını hiç kullanmadan, yalnızca akıl yoluyla gerçek ve kesin bilgiye ulaşabilir. Onun savunduğu görüşe göre, akıl ilkeleriyle varlığın ilkeleri’ birbirleriyle aynıdır. Bu görüşünü de “akla uygun olan gerçektir, gerçek olan da akla uygundur” formülüyle ifade etmiştir.

Bundan dolayı Hegel’e göre temel bilim mantıktır. Doğru bilgiye ancak mantık ile ulaşılabileceğini savunur. Mantık ilkeleriyle elde edilen bilgi, varlıklara tıpa tıp uyar. Daha doğrusu dış dünyadaki Varlıkların yapısı ve işleyişi mantıksal düşünülenler ile aynıdır. Mantık hakikatin çırılçıplak göründüğü alandır. Düşünceyle varlık arasına tam bir özdeşlik bulunduğundan, akıl, kendi yasalarına göre düşünürken, gerçekliğin yasaları hakkında mutlak ve kesin bir bilgi sahibi olur. Bu yüzden Hegel‘in sistemine panlojizm (tüm mantıkçılık) denir.

Hegel’in felsefedeki önemi, her şeyin değişme ve hareket halinde ve birbirine bağlı olduğunu düşünmesi ve diyaletik yöntemi geliştirmesinden kaynaklanır. Burada Hegel; her tür düşüncenin temelinde bulunan özdeşlik ilkesine karşı çıkar ve bunun yerine çelişmeyi geçirir. Ona göre her tür yaşamın ve hareketin temelinde değişme ve çelişme yardır. Her şey karşıtı aracılığıyla gelişir.

Tez, antitezini gerektirir. Bu ikisi daha yüksek bir düzeyde senteze ulaşır. Örneğin çiçek (tez), çiçeğin yok olması (antitez) meyve (sentez). Çiçek meyvenin meydana gelmesine yol açar; ama meyvenin ortaya çıkması için çiçeğin yok olması gerekir. Demek ki her olmakta olan şey, hem var olan hem yok olan şeydir.

{ 2 Comments }

Aristoteles Kimdir – Aristoteles Felsefesi (M.Ö. 384-322)

Aristo Hakkında Kısaca Bilgi:

İlkçağda rasyonalizmin en büyük temsilcisi olarak kabul edilir. Akılcı anlayışının temeline mantıksal çıkarımları koymuştur. Düşünce yasaları ile varlık yasalarının aynı olduğu düşüncesinden yola çıkarak önce mantık disiplinini düzene koymuştur. Yani o, varlıklara ait olan yasaları mantık kurallarından yola çıkarak ortaya koymuştur.

Öğretmeni Platon‘un görüşlerine karşı çıkarak duyular dünyasına önem vermiş ve bu dünyayı açıklamaya yönelmiştir. Ona göre idealar içeriklerini bu duyusal dünyadan alırlar. Bu dünyadaki varlıkların içinde öz olarak bulunurlar.

Aristoteles’e göre, bir varlık hakkında doğru bir bilgiye sahip olabilmek için, onun nasıl meydana geldiğini bilmek gerekir. Her şeyden önce bir şeyin maddi nedeninin bilgisine sahip olmak, yani, onun neden yapıldığını bilmek gerekir, ikinci olarak o varlığın yapılmasındaki ilkelerin ve yasaların bilgisine sahip olmak gerekir. Buna formel neden denir.

Üçüncü olarak o varlığı meydana getiren fail nedeni bilmek gerekir. Son olarak da o varlığın ne için var olduğunu yani ereksel nedenini bilmek gerekir. Örneğin bir arabanın bilgisini elde etmeye çalıştığımız zaman, her şeyden önce o arabanın, hangi maddelerden yapılmış olduğunu bilmemiz gerekir. İkinci olarak arabanın yapılmasında kullanılan ilkelerin ya da planın bilgisine sahip olmamız gerekir. Üçüncü olarak da bu arabanın kimin tarafından yapıldığını bilmemiz gerekir. Son olarak da arabanın niçin yapılmış olduğunu bilmemiz gerekir.

Aristoteles’e göre zorunlu ve doğru olan bu bilgilere akıl yoluyla ulaşılabilir. Onun savunduğu akılcılık c anlayışı da hocası Platon’dan farklıdır. Platon aklın doğru bilgiyi naklettiğini savunuyordu. Aristoteles ise aklın bilgiyi naklettiği görüşünü reddederek, bilginin yapıcısı olduğu görüşünü benimsemiştir. Ona göre duyu organlarından gelen ham veriler, akıl tarafından işlenerek bilgi haline getirilir. Bu noktada akıl bilgiyi üretme gücüne sahiptir.

{ Add a Comment }

Platon ( Eflatun) Kimdir – Platon Felsefesi (M. Ö. 427-347)

Platon ( Eflatun) Hakkında Kısaca Bilgi:

Platon da öğretmeni Sokrates gibi rasyonalist bir filozoftur. Evrensel doğruların var olduğunu ve bunların doğuştan geldiğini savunur. Platon‘a göre evrensel doğrular duyu organlarıyla elde edilemez. Çünkü duyusal algılar kişiden kişiye değişir. Platon’a göre doğru bilgi nesnel olan bilgidir ve böyle bir bilgi elde edilebilir. Böyle bilgilerin en güzel örnekleri matematikte vardır ve herkes için her zaman geçerlidir. Çünkü bu bilgilerin temelinde akıl vardır. Duyuların verdiği bilgi aldatıcı ve mükemmellikten yoksundur.

Platon bu bilgiye sanı (doxa) adını verir. Aklın verdiği bilgiye kesin ve doğru bilgidir. Platon, doğru bilginin varlığını kanıtlamak için “İdealar Kuramı” adında bir kuram geliştirmiştir. Bu kuramında var olanları ikiye ayırarak, iki ayrı dünyanın var olduğunu savunur: Gölgeler dünyası ve İdealar dünyası.

GÖLGELER DÜNYASI: Beş duyu organı yoluyla algıladığımız somut varlıklardan oluşan dünyadır. Platon, bu dünyaya aynı zamanda görünüşler dünyası adını da verir. Böyle bir dünyanın en önemli özelliği kaçınılmaz bir değişim içinde olmasıdır. Böyle bir dünya devamlı bir değişim içindeyse, bilinebilmesi olanaksızdır. Çünkü o, belli bir zamanda belli bir şey iken başka bir zamanda başka bir şey olacaktır. O zaman, onun hakkında öne sürülen bütün önermeler geçersiz olacaktır. Bundan dolayı sahip olduğumuzu sandığımız bilgiler, daha önce ifade ettiğimiz gibi ancak bir sanı olabilir.

İDEALAR DÜNYASI : Bu dünya değişmeyen, öncesiz ve sonrasız olan ancak akılla kavranabilen varlıkların dünyasıdır. En sağlam ve doğru bilgi bu varlıkların yani ideaların bilgisidir. İdealar, var olan tüm varlıkların ilk örnekleridir. Değişmezler ve duyularla algılanamazlar. Ancak akıl yoluyla bilinebilirler ve bu bilgiler doğuştan gelirler. Yani temelinde deneyim yoktur. Yalnız, insanlar idealara ait olan bu bilgileri, yaşadığımız dünyaya gelirken unuturlar. Unuttukları bu bilgileri ancak karşılıklı tartışma aracılığıyla anımsayabilirler.

{ Add a Comment }

Doğru Bilginin İmkansızlığını Savunan Filozoflar

Doğru Bilginin İmkânsızlığı Problemi:

Evrenin meydana gelişi ve varlıkların kökeni hakkındaki sorulara cevap verirken filozofların birbiriyle çelişen görüşler ortaya koymaları ve her filozofun kendi görüşlerinin doğru, diğerlerininkilerin yanlış olduğunu iddia etmeleri, bu tür görüşleri “kuşku” ile karşılayan bir grup düşünürün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sofist adı verilen bu düşünürler felsefe tarihindeki bilgi kuramı bakımından ilk “kuşkuculardır. Genel – geçer doğru bir bilginin varlığından ilk kez şüphe edenlerdir. Akla ve duyulara duyulan aşırı güvene bir tepki olarak doğan, sofistlerin ve bu konuda daha da ileri giden septiklerin önde gelen temsilcileri şunlardır:

a- Sofistler: Protagoras, Gorgias
b- Septikler: Pyrrhon, Timon, Arkesilaos

{ Add a Comment }