Etiket: türklerde

İslamiyet Öncesi Türk Tarihi ile İlgili Kavramlar

ASİMİLASYON: Erime, kültürel özelliklerini kaybetme

BALBAL: Türklerde ölen savaşçının mezarına dikilen taşlar.

BİTİKÇİ: İslamiyet’ten önceki dönemlerde Türklerde Hakanın başyazmanıdır, bu kişiye başka devletler ve topluluklarla ilişkilerin düzenlenmesi görevi de verilmiştir.

BOY: Bir milletin içindeki kol veya grup.

DESTAN: Türk Halk Edebiyatı’nın en uzun koşuk biçimidir. Konusunu çeşitli toplumsal olaylardan alır. Dörtlükler halinde yazılır ve saz eşliğinde de söylenebilen şiirler.

EMİR: Türkçede “Bey” karşılığı bir sözcük

ESARET: Kölelik, mahkûmiyet

HAKAN ( KAĞAN ): İslamiyet’ten önceki dönemlerde Türk, Moğol ve Tatar büyük hanları için kullanılan bin unvan.

İL(EL): Eski Türklerde halk.

KAĞAN: Eski Türklerde hükümdara verilen unvan.

KURGAN: Bir mezarın üzerine taş veya toprak yığılarak oluşturulmuş tepe.

KURULTAY (TOY): Eski Türklerde devlet işlerinin görüşüldüğü danışma meclisi.

NEVRUZ: Ortadoğu ve Ön Asya’da yaşayan çeşitli halklarca yeni yılın başlangıcı ya da Bahar Bayramı olarak kutlanan gün. Miladi takvimde 21 Mart gününe rastlar. Birçok söylenceyle örülü olan Nevruz geleneğinin Zerdüşt inancından kaynaklandığı sanılır.

NOYAN: Moğollarda ” Yosun” ve ” Opog ” denilen toplumsal birimlerin başında bulunan önder. Zamanla askeri nitelikleri öne çıkmış ve ordu komutanı anlamını kazanmıştır. Yardımcılarına Nöker adı verilirdi.

OTAĞ: Türklerde sefer sırasında hükümdar ya da ordu komutanı için kurulan büyük çadır. Genellikle birbirine geçişli 3-4 bölmeden oluşurdu.

OYMAK: Boy, kabile

ŞAMAN ( KAM, BAKSİ): Doğaüstü güçlerle doğrudan iletişim kurma gücüne ve yeteneğine sahip olduğuna inanılan büyüler yapan, gelecekten haber alabilen ilkel dinlerdeki din adamıdır.

ŞAMANİZM: Moğolca,” dilenci rahip “ anlamındaki” Şaman ” sözcüğünden türemiştir, Cinlerle, tanrılarla, ruhlarla ilişki kurduğuna inanılan Şamanların oluşturduğu ilkel bir inanç sistemidir.

TÖRE: Toplumun çıkarlarına uygun düştüğüne ortaklaşa inanılan, toplumun uzun bir süreç içinde oluşturduğu ve bireyleri de bunlara uymaya zorladığı geleneksel kuralların tümü.

YABGU: Orta Asya Türk topluluklarında hakandan sonra gelen ya da bağımlı toplulukların yöneticilerine verilen addır.

YUĞ: Eski Türklerde cenaze törenlerine verilen isim.

{ Add a Comment }

Orta Asya Türk Devletlerinde Kültür ve Uygarlık

İlk Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet: Türkler özgürlüklerine düşkün bir millettir. Bu yüzden uzun süre başka bir devletin esareti altında yaşayamamış, birçok devlet kurmuşlardır.

Türkler tarihte birçok devlet kurmuş bir kavimdir. Türkler’in teşkilatçı yapısı, yıkılan bir devletin yerine hemen yenisini kurmalarını sağlamıştır. Orta Asya’da yer alan Eski Türk toplumlarında devlet yapısı ise şu şekilde meydana gelmektedir.

Oğuş —– Urug —– Boy —– Bodun —– İl
(Aile)        (Soy)                                      (Devlet)

Kut Anlayışı: Türkler, devleti yönetme yetkisinin Tanrı tarafından kendilerine verildiğine inanıyorlardı. Bu yönetme yetkisine kut denilmektedir. Kut’un kan yoluyla babadan oğula geçtiği anlayışından dolayı ülke hanedanın ortak malı sayılmıştır. Kut anlayışından dolayı hanedanın tüm erkek üyelerinin ülkeyi yönetme hakkına sahip olması, hükümdar öldükten sonra taht kavgalarının yaşanmasına ve devletlerin kısa sürede yıkılmasına neden olmuştur.

Yönetim Anlayışı: Türk devletlerinde hükümdarlar, yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi Doğu (Sol) ve Batı (Sağ) olmak üzere ikiye ayırırlardı. Hükümdar genelde doğuda oturur, batı da ise kardeşini görevlendirirdi. Batı federatif bir anlayışla yönetilirdi. Bu özellikle güçlü hükümdarların ölümünden sonra devletin, gerek taht kavgası nedeni ile gerekse dış kışkırtmaların etkisi ile  parçalanmasına zemin hazırlamıştır.

Hükümdar: Türk devletlerinin başında Hakan, Han, Kağan, Şanyü, Yabgu, Erkin gibi unvanları taşıyan hükümdar bulunurdu. Hükümdarlar halklarına sosyal devlet şartlarına sahip bir ortam hazırlamakla görevliydiler. Bilge Kağan, Orhun Kitabelerinde bunu “Aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim.” şeklindeki ifadeleri ile anlatmaktadır. Ayrıca hükümdarlar Töre denilen kurallara uy mak zorundadır.

Hatun (Katun): Hükümdar eşi olan Hatun, devlet işlerinde hükümdara yardımcı olmaktadır. Hükümdarlar seferde iken, ülkeyi yönetmiş ve elçileri kabul etmişlerdir.

Kurultay (Toy, Kengeş): Danışma meclisi şeklinde bir görev yerine getiren kurultaylar ihtiyaç oldukça toplanırdı. Devletin ana meseleleri görüşülürdü. Hükümdarın ölümü, savaş veya milli felaketlerde kurultay toplanırdı.

ORDU: Türklerin devamlı mücadele içerisinde olması ve yaşadıkları bölgenin coğrafi özellikleri, devamlı ve sürekli bir ordu bulundurmayı zorunlu kılmıştır.

Türklerde ordu teşkilatını ilk kuran Mete Han’dır. Mete Han orduyu onlu sisteme göre düzenlemiştir. Onlu sistem, daha sonra tüm Türk devletleri ve Romalılar, Çinliler, Moğollar, Ruslar gibi devletler tarafından örnek alınmıştır. Türk ordusu ücretli olmayıp atlı askerlerin çoğunlukta olduğu bir ordudur. Kadın ve erkek herkes savaşa hazırdır. Bu yönüyle Türkfer asker millet olarak tanımlanmaktadır.

Türkler savaş taktiği olarak, başlangıçta keşif seferleri yaparlardı. Vur-kaç tarzı denilen yıpratma taktiği ile de düşmana zarar verilmekteydi. Savaş sırasında ise “Hilal” veya “Turam” taktiği denilen ayrı bir strateji ile savaşırlardı.

HUKUK: Eski Türklerde yazılı hukuk yoktu. Türklerin âdet, gelenek ve göreneklerinden oluşan yazısız hukuka “töre” denilirdi. Hükümdar başta olmak üzere herkes töreye uymak zorundadır. Bu durum İslamiyetten önceki Türklerde kanun üstünlüğü ilkesinin benimsendiğini gösterir. Törenin anayasa niteliğinde adalet, eşitlik ve iyilik gibi değişmez ilkeleri vardır. Töreye uymamak en büyük suçtur. Bununla beraber devlete baş kaldırma, asker kaçakları, adam öldürme ve tecavüz gibi suçlar ölüm cezası ile cezalandırılmıştır. Daha hafif suçlar ile ilgili teminat ve 10 güne kadar hapis cezası uygulanırdı. Türkler göçebe olarak yaşadıkları için uzun süreli hapis cezası uygulanmamıştır.

Uygurlar döneminde ticari ilişkilerin gelişmesiyle kişiler arasındaki anlaşmazlıkları çözümleyecek kurallar yazılı hale getirilmiştir. Borç alıp verme, kiralama, alım-satım, vasiyetnameler, vakfiyeler gibi konulara ait ilk hukuki belgeler bu dönemde oluşturulmuştur.

Din ve İnanış: Eski Türklerin büyük bir çoğunluğu Gök Tanrı dinine inanırlardı. Gök Tanrı dininde cennet, cehennem ve öldükten sonra dirilme inancı vardı. Öldükten sonra dirilmeye inanmaları sonucu ölülerini, günlük hayatta kullandıkları eşyaları ile birlikte gömmüşlerdir. Türklerin bu din anlayışı İslamiyeti kolaylıkla benimsemelerinde etkili olmuştur.

Bazı Türkler arasında da Şamanizm inanışı etkili olmuştur. Bu inanış dinden daha ziyade sihir ve büyü karakterine sahip bir özelliktedir.Türklerde Tuğ adı verilen ölü gömme törenleri vardır. Bu törenlerde ölen kişinin ardından yas tutulurdu.

Türkler Kurgan denilen mezarların başına Balbal denilen basit heykelcikler dikmişlerdir. Balballar: o kişinin Savaşlarda öldürdüğü kişileri temsil ederdi.

İslamiyetten önceki Türk devletlerinde Maniheizm, Budizm, Musevilik ve Hristiyanlık gibi inançlar da görülmüştür. İslamiyet’i benimseyen Türkler milli benliklerini korurken, diğer dinlere giren Türk toplulukları kimliklerini koruyamamalardır.

SOSYAL HAYAT: Orta Asya’nın coğrafi şartlarından dolayı Türkler göçebe (konargöçer) bir yaşam tarzına sahiptirler.

Konar – Göçer (Göçebe) Yaşam Tarzının Etkileri

– En önemli geçim kaynakları hayvancılık ve ticaret olmuştur.
– Toprağa bağlı bir yaşam olmadığından özel mülkiyet kavramı yoktur.
– Hayvanları için sürekli otlak aramışlardır. Bu durum aralarında mücadelelerin yaşanmasına neden olmuştur.
– Sosyal hayatta kölelik anlayışı olmamıştır.
– Toplumsal hayatı düzenleyen hukuk kuralları daha çok yazılı olmayan törelere dayanmaktadır.
– Sanat eserleri taşınabilir malzemeden yapılmıştır. Mimari gelişmemiştir.
– Uzun süreli hapis cezaları görülmemiştir.

Türkler, genellikle at ve koyun beslediklerinden verimli otlaklara ihtiyaç duymuşlardır. Bu otlak arayışının sonucu olarak yazın “yaylak” kışın ise “kışlak” denilen yaşam tarzına sahip olmuşlardır.

Tanım1: Kışlak: Kış aylarının aşırı soğuklarından etkilenen göçebe yaşam tarzını benimsemiş insanların gittikleri, daha yumuşak iklim özelliklerine sahip olan alçak rakımlı bölgelerdir. Kışlaklar, genelde deniz, göl ve akarsu kıyılarıdır.

Tanım2: Yaylak: Yaz mevsimini geçirmek için beslenilen hayvanlarla beraber gidilen otlakların bulunduğu alana denir.

Türkler, Uygurlar döneminde yerleşik hayata geçmişlerdir. Uygurların Mani dinini benimsemesi sonucu tarım önem kazanmıştır. Mani dini et yemeden ziyade tarım ürünlerini yemeyi tavsiye etmektedir. Yerleşik hayata geçme ile beraber şehircilik ve şehir kültürü ortaya çıkmıştır.

Türk devletlerinde sosyal hayat sınıfsızdır. Başarılı olan bir kişi en üst görevlere kadar çıkabilirdi.Türkler gayet sade yaşarlardı. Tek eşle evlilik yaygındır. Bayram törenleri yapılın düğün gibi birliktelikler coşkuyla kutlanırdı.

Türklerde ekonomik faaliyetleri incelerken yerleşik hayat öncesi ve sonrası şeklinde ele almak gerekmektedir. Göçebe yaşam tarzına sahip oldukları dönemde hayvancılık ve ticaret, Uygurlarla beraber yerleşik hayata geçilince tarım, hayvancılık ve ticaret şeklinde faaliyetleri olmuştur.

Hayvancılık: Türklerde ekonominin temelini oluşturmuştur.Türkler sürüler halinde at, koyun, keçi gibi hayvanları beslemişler. Kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, fazlası ite de ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Tarım: Türkler göçebe yaşam tarzına sahiptir. Hayvancılığın yanında tarım ile de uğraşmışlardır. Ancak bu kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar mevsimlik ürünlerin yetiştirildiği bir faaliyet olmuştur. Hunlar’ın açtığı sulama kanalları bu faaliyetleri gösterir. Türklerde asıl tarımsal faaliyetler, Uygurların Mani dinini benimsemesi sonucu yerleşik hayata geçmeleri sonucu gelişmiştir. Türkler bu tarımsal faaliyetleri sonucu iklimin müsaade ettiği her türlü ürünü yetiştirmiştir.

Ticaret: Türkler ilk kurdukları Hun Devleti’nden itibaren ticaret ile uğraşmışlardır. Özellikle İpek Yolu ticaretine önem vermişlerdir. Bu ticaret yoluna egemen olma düşüncesi Türklerde dış politikaya yön vermiştir. Türkler ticareti geliştirmek için komşu devletlerle anlaşma ve ittifaklar yapmışlar, yabancı tüccarlara kolaylıklar sağlamışlardır. Türkler canlı hayvan, et, deri, kürk ve hayvani gıdalar satarken tahıl ve giyim eşyası almışlardır.

YAZI DİL VE EDEBİYAT: Türkçe, köken olarak Ural – AItay dil ailesine dahildir. Türkler, Kök Türk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır. Kök Türk Alfabesi: 38 harften oluşmuştur. Orhun ve Yenisey Yazıtları bu alfabe ile yazılmıştır.Uygur Alfabesi: 18 harften oluşan Uygur alfabesi, Soğd alfabesi kökenli, Olup bazı değişiklerle Türkçeye uygulanmıştır. Türklerde sözlü edebiyat gelişmiştir. Bunlar:

Sagu: Türklerin cenaze  törenlerinde söyledikleri şiirlerdir.

Koşuk: Genellikle eğlencelerde “kopuz” adı verilen sazla birlikte söylenen şiirlerdir. Koşuklar İslamiyet sonrası edebiyatta yerini “koşmalara bırakmıştır.

Sav: İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır.

“Aç ne yimez tok ne times”
Aç ne yemez tok ne demez

“Tap tapa kavuşmaz kiş kişle kavuşur.”
Dağ dağa kavuşmaz kişi kişiye kavuşur.

Destan: Milletleri derinden etkileyen tarihi ye sosyal olayları anlatan çoğunlukla manzum şeklinde olan edebi eserlere denir. En eski Türk Destanları şunlardır:

AlpEr Tunga: Sakalar (İskitler)
Oğuz Kağan: Asya Hunları
Bozkurt ve Ergenekon: Kök Türkler
Türeyiş ve Göç : Uygurlar
Manas Destanı: Kırgızar

Türklerini ilk yazılı eser örnekleri i VI. yüzyıla ait Yenisey Yazıtları VIII. yüzyıla ait Orhun Yazıtları’dır.

Yenisey Yazıtları: Kırgız Türklerinin mezar taşlarına yazdıkları yazılardan oluşmaktadır.

Orhun Yazıtları: Sırasıyla 727 Tonyukuk, 732 Kül Tigin ve 735 Bilge Kağan adına dikilen yazıtlardır. 1893 yılında Dahimarkalı Thomson (Tomsen). tarafından okunmuştur. Orhun Yazıtları Türk tarihinin ve Türk edebiyatının ilk yazılı belgeleri olmaları yönüyle büyük önem taşır.

Bilge Kağan Yazıtından; “Zengin milletin üzerine kağan olmadım. Tam tersine kdrhı aç, Sırtı çıplak, kötü ve perişan durumdaki milletin üzerine kağan oldum. Prens iki şad ve kardeşim Kül Tigin ile konuşup anlaştık. Babamızın ve amcamızın kazanmış oldukları milletin adı sanı yok olmasın diye Türk Ulusu için gece uyumadım; gündüz oturmadım. kardeşim Kül Tigin ve iki şad ile birlikte de yine çalışıp kazandım. Böyle kazandığım için birleşik milleti ateş ile şu gibi birbirine düşman etmedim.

‘Tanrı buyurduğu için ben de kutlu Ve bahtlı olduğum için ölmek üzere olan milleti diriltip doyurdum. Çıplak milleti giyimli kıldım. Yoksul milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Güçlü devleti. olandan ve güçlü kağanı olandan daha iyi kıldım. Bu ifadeler Bilge Kağan’ın halkını “Sosyal Devlet” anlayışı ile yönettiğini göstermektedir

BİLİM VE SANAT: Türkler gök bilimi olan Astronomi ile ilglrnmişler ve On İ ki Hayvanlı Türk Takvimi hazırlamışlardır.Türklerde bir diğer bilisel faaliyet uygurların matbaayı kulanması olmuştur. Uygarlar günümüz matbaasının esasını oluşturan hareketli i harf sistemini kullanarak kitap basmışlardır. Türkferde sanatsal faaliyetlerde ilk dönemlerde göçebe: yaşam tarzının etkileri görülür. Sanat eserlerini genellikle küçük taşınabilir eşyalardan yapmışlardır.

Türklerde bu tür eşyalarda “hayvan üslubu” denilen fiğürlerin olduğu tarzı, kullanmışlardır.Türklerde mimari yerleşik hayata geçtikten sonra gelişmeye başlamıştır. Uygurlar ile birlikte evler kurulmaya başlanmştır.

{ Add a Comment }

İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet

Devlet ve Memleket Yönetimi: Eski Türkler devlete “il” diyorlardı. Halk “töre” adı verilen bir idare ve hukuki sistemle yönetiliyordu. “Bağımsızlık” Türklerin temel anlayışlarındandır. Türkler hür yaşadıkları toprakları “vatan” kabul ediyorlardı.

  • Hükümdar: Kağan, Han, Tanhu, İdikut, İlig ve Hakan gibi ünvanlar taşırdı. Türk inancına göre hükümdarlara yönetme yetkisi Gök-Tanrı tarafından verilmişti. “Kut” denilen bu yetki veraset yolu ile babadan oğula geçerdi. Böylece kanında “Kut” olan herkes yönetimde hak sahibi olurdu. Bundan dolayı Türklerde “ülke, hanedan üyelerinin ortak malıdır” anlayışı vardı. Bu durum sürekli taht kavgalarına neden olmuştur. Bu da Türk devletlerinin kısa sürede yıkılmasına neden olmuştur.
  • Hükümdar öldüğünde yerine önce yaşça büyük olan oğlu geçerdi. Bazen küçük oğul, kardeş veya amca hükümdar olurdu. Belirsizlik durumunda kurultay devreye girerdi.
  • Hükümdar eşlerine hatun (katun) ünvanı verilirdi. Hatunlar idarede önemli bir yere sahipti. Mecliste elçi kabullerinde bulunurlardı.
  • Kurultay: Türk devletlerinde siyasi, ekonomik ve askeri kararların alındığı bir meclis vardı. Bu meclise Toy veya Kurultay denirdi. Meclise katılma hakkına sahip olanlara “Toygun” denirdi. Hükümdar, Toyun doğal başkanıydı. Bu meclisin geniş yetkileri vardı. Ancak, Kurultay’ın aldığı kararlar Kağan’ı bazı zamanlar bağlamazdı. Bu da Kurultay’ın bir Danışma Meclisi olduğunu göstermektedir.

Ülke sağ – sol olarak ikiye bölünerek iki hükümdarın birden yönettiği de olurdu. Buna “ikili yönetim” denmiştir. Solda (Doğu) yönetici han, hakan, kağan ünvanını kullanan büyük hükümdar bulunurdu. Sağda (batı) ise; Yabgu (şad) ünvanını kullanan küçük hükümdar otururdu. Batı birçok konuda Doğu’ya bağlıydı. Ülke yönetiminde şad (vezir), bitikçi (katip), todun (mali işler), tar- kan (askeri komutan) gibi devlet adamları yer alırdı.

Din: Türklerde en eski din Gök tanrı dinidir. Bazı dağ, nehir, vadi gibi varlıkların yanında Güneş ve Ay da kutsal sayılırdı. Tanrının sonsuzluğuna inanılırdı. Öldükten sonra dirilme anlayışı vardır. Ölü gömme törenlerine “Yuğ” denirdi.

  • Türklerin Mani, Buda, Nasturizm, Musevilik ve Hristiyanlık gibi dinleri benimsedikleri de görülmüştür.
  • Türklerde Şaman inancı vardır.

Dil ve Edebiyat: Türklerde eski devirlerden beri çeşitli destanlar vardır. Bu durum Türk kültürünün zenginliğini göstermesi bakımından önemlidir. Destanlar; örf, adet, töre, inanç, tarih, edebiyat gibi konularda bilgi veren zengin kaynaklardır.

  • İskitlerin (Saka) ——Alp Er Tunga Destanları
  • Hunların —— Oğuz Kağan
  • Köktürklerin —— Ergenekon
  • Oğuz – Kazan Türklerinin —— Dede Korkut
  • Uygurların ——Türeyiş ve Göç
  • Kırgızların ——Manas, destanları vardır.

Orhun Kitabeleri: Kitabeler ilk yazılı Türk tarihidir. Türklerin kendi adlarıyla bıraktıkları ilk yazılı eserlerdir. Orhun kitabeleri; Kutluk (II. Köktürk) Devleti’ne aittir. Kitabeler Yuluğ Tiğin tarafından yazılmıştır. Kitabeler Danimarkalı Thomsen tarafından okunmuştur. Kitabeler Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan adına dikilmiştir. Orhun Kitabeleri, bugünkü Moğolistan topraklarındadır.

Sanat: Eski Türkler daha çok göçebe yaşam sürdükleri için, bıraktıkları eserler de taşınabilir eserler olmuştur. Bu eserler deri, ahşap, metal ve taş işçiliğine dayanıyordu. Uygurlarda ise yerleşik yaşamın etkisiyle, manastır, saray ve bunların iç süslemeleri vb. eserlere ağırlık vermişlerdir. Türk sanatında hayvanlar ve bu hayvanların birbirleriyle mücadelelerini gösteren “motifler” dikkati çekmektedir.

Kurganlardan elde edilen eşyalara bakıldığında, günlük kullanım eşyalarının ölen kişi ile birlikte gömüldüğü anlaşılmaktadır. Yapılan kazılarda süngü, balta, bıçak, kılıç, hançer ve diğer güncel yaşama ilişkin eşyalar bulunmuştur.

{ Add a Comment }

İlk Türk Devletlerinde Kültür ve Medeniyet

Devlet Yönetimi: Bağımsızlıklarına düşkün ve teşkilatçı yapıya sahip olan Türkler, birçok topluluğu ustalıkla idare etmiş ve çeşitli devletler kurmuşlardır. Türklerde ülke hanedanın ortak malı sayılmıştır. Bu durum hanedan içi mücadelelerin yaşanmasında etkili olmuş bu da devletlerin uzun ömürlü olmasını engellemiştir. İslamlık öncesi Türk devletleri hakan, kağan, yabgu, şanyü, han gibi ünvanlar verilen hükümdarlar tarafından yönetilmiştir. Türkler hükümdarlığın Gök-Tanrı tarafından verildiğine inanmış ve bu yetkiye kut demiştir. Kut’un kan yoluyla babadan oğula geçtiğine inanılmıştır. Bu durum bir taraftan taht kavgalarına neden olmuş öbür taraftan da halkın hükümdarlara bağlılığını artırmıştır. Hükümdarların eşleri olan hatunlar da devlet yönetiminde etkili olup boy beylerini temsilen kurultaya katılır, elçi kabulünde bulunurdu. Türklerde devleti daha kolay idare edebilmek amacıyla ülke iki bölüme (sağ-sol, doğu-batı, iç-dış, ak- kara) ayrılmıştır, (çifte hükümdarlık sistemi, federatif) Doğu batıya göre üstün kabul edilirdi.

Türklerde en kabiliyetli şehzadeler (tekin) tahta geçerdi. Çinli prenseslerden doğan çocuklar hükümdar olamazdı. Bu durum Türklerin ulusçu devlet anlayışını benimsediğini ve hanedanı korumaya çalıştığını gösterir. İlk Türk devletlerinde siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel sorunlar Kurultay (Toy) adı verilen mecliste görüşülürdü. Kurultaya hakan, hatun, prensler, yöneticiler ve boy beyleri katılırdı. Kurultay’da herkesin görüşünü rahatlıkla savunması demokratik bir tavırdır. Kurultay’da alınan kararlar hükümdar onaylarsa yürürlüğe girerdi. Bu durum Kurultay’ın bir danışma meclisi olduğunu gösterir. Devlet yönetiminde ayrıca, buyruk (bakan), tudun (vali) ve subaşı (ordu komutanı) gibi görevliler de yer almıştır.

Ordu: Türkler askeri alana da önem vermiş ve genellikle atlı askerlerden oluşan güçlü ordular oluşturmuşlardır. Mete Han döneminde onlu sistem sayesinde ilk düzenli ordu oluşturulmuştur. Savaşlarda hafif silahlar kullanılmış, hilal (sahte geri çekilme) taktiği uygulanmıştır. Türklerde ordu-millet anlayışı vardı. Ücretli askerlik görülmezdi. Türklerin bu tür askeri özellikleri orduda disiplinin sağlanmasında ve savaşlarda hızlı hareket edilmesinde etkili olmuştur.

Din ve İnanış: Türkler tek tanrılı inanç sistemini benimsemişlerdir. (Gök Tanrı inancı) Bunun dışında tabiatta gizli güçlerin varlığına inanmış, ancak bunlara tapmamışlardır. Türkler ölülerinin ardından yuğ adı verilen cenaze törenleri düzenlemiş, yine ölülerini kurgan adı verilen mezarlara, atı ve sevdiği eşyalarıyla birlikte gömmüşlerdir. Mezarların çevresine öldürülen düşman sayısı kadar yontulmuş insan heykelleri (balbal) dikmişlerdir. Bu durumlar Türklerin ölümden sonraki hayatın varlığına inandıklarını gösterir. Dini alanda hoşgörülü olan Türk toplulukları Gök Tanrı inancının dışında Budizm, Maniheizm, Musevilik, Hrıstiyanlık ve İslamiyet gibi inançları da benimsemişlerdir.

Sosyal ve iktisadi Hayat: Türklerde halk sınıflara ayrılmamıştır. Toprağa bağlı bir yaşantı olmadığı için kölelik yoktur. Türk toplumunun oluşmasında aileden, sülalelere, sülalelerden, boylara, boylardan buduna (millet) giden bir sistem vardır. Bu durum Türklerde toplumsal alanda eşitlik olduğunun göstergesidir. Ataerkil aile yapısına sahip olan Türklerde tek eşle evlilik yaygındır. Türklerin büyük bölümü konar-göçer yaşam biçimini benimsemişlerdir. (Yaylak – kışlak) Türk toplumu geleneklere dayanan ve herkesin uymak zorunda olduğu töre adı verilen yazısız hukuk kurallarıyla yönetilmiştir.

Töreye hükümdarlar da dahil olmak üzere herkesin uymak zorunda olması Türklerde yasaların üstünlüğü ilkesinin benimsendiğinin göstergesidir. Devlete karşı isyan ve ihanet, adam öldürmek, at çalmak, zina etmek gibi suçlar idamla cezalandırılmıştır. Mahkemeler, hükümdarın başkanlığındaki devlet mahkemeleri ve yargucu başkanlığında adli suçlara bakan mahkemeler olarak ayrılmıştır. Hapis cezası çok uygulanmazdı. Göçebe yaşam tarzı nedeniyle uzun süreli hapis cezaları uygulanmamıştır. Suçluların devlet tarafından cezalandırılması kan davalarını büyük ölçüde önlemiştir.

Coğrafi koşullar nedeniyle geçimlerini daha çok hayvancılık yaparak sağlayan Türkler, ihtiyaçları kadar tarımsal üretim de yapmışlardır. Sulama kanallarının yapılması, tarım araçlarının kullanılması Türklerin tarımla da uğraştıklarının göstergesidir. Türklerde ticaret de önemli yer tutmaktadır. Türkler komşu ülkelere hayvansal ürünler satmış karşılığında ipek, giyim eşyası ve tahıl gibi ihtiyaç maddeleri almışlardır. İpek ve Kürk Yolu gibi dönemin ticaret yollarına hakim olmak için, başta Çin olmak üzere rakipleriyle mücadele etmişlerdir. Para olarak hükümdar mührü taşıyan ipekli bez parçaları kullanmışlardır. İlk parayı Türgişler kullanmışlardır. Türk devletlerinde ayrıca demir ve tahta işlemeciliği, dokumacılık ve dericilik sanatları da gelişmiştir.

Yazı, Dil ve Edebiyat: Türk yazısının M.Ö. V. yüzyılda mevcut olduğu tahmin edilmekle birlikte Türklerde yazılı kültürünün gelişmesi çok geç bir dönemde olmuştur. Bu nedenle Türklerle ilgili en eski bilgiler Çin, Bizans ve İran kaynaklarından öğrenilebilmiştir. Göktürkler, Uygurlar ve Türgişler alfabe kullanmışlardır. Göktürklere ait Orhun Abideleriyle Uygurlara ait Karabalgasun Yazıtı Türklerin kendilerini anlattıkları en eski belgeler sayılmaktadır. VI. yüzyıla ait Yenisey Yazıtları ise tahrip olduğu için okunamamıştır. Türk kültüründe sözlü edebiyat ürünleri olan destanlar sav, sagu, koşuk önemli yer tutmuştur. Bu destanların en önemlileri Alper Tunga, Oğuz Kağan, Ergenekon, Göç, Türeyiş ve Manas destanlarıdır. Dede Korkut Hikayeleri de önemli edebiyat ürünleri arasında gösterilebilir.

Bilim ve Sanat: Türkler İslamiyet öncesi dönemde astronomi alanında çalışmalar yapmış On iki Hayvanlı Türk Takvimi’ni hazırlamış ve bir yılı 365 gün 5 saat olarak hesaplamışlardır. Göçebe yaşantıya sahip Türkler, Uygurlara kadar sanat eserlerini daha çok taşınabilir malzemelerden yapmışlardır. Uygurlardan itibaren ev, saray ve tapınaklar yapılmış mimari çalışmalar geliştirilmiştir.

{ Add a Comment }