Etiket: türk

Turgut Cansever Hakkında Kısa Bilgi

Turgut Cansever ile İlgili Kısaca – Özet Bilgi (1921 – 2009):

Çağdaş Türk mimar. 1921’de Antalya’da doğan ve Turgut Cansever, dünyaca kabul edilen Ağa Han Mimarlık Ödülünü üç kez almayı başarmış tek mimardır. 1920’de Antalya’da doğdu. Galatasaray Lisesi ve İDG-SA Mimarlık Bölümü’nde okudu. 1951’de mimarlık bürosunu kurdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden “Osmanlı ve Selçuklu Mimarisinde Sütun Başlıkları” adlı teziyle sanat tarihi doktoru, “Modern Mimarinin Sorunları” adlı tezi ile doçent unvanını aldı. 1959-60’ta kuruluşunda bulunduğu Marmara Bölgesi Planlama Teşkilatı Başkanlığı ve 1961’de İstanbul Belediyesi Planlama Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

1974-75’te Dünya Bankası İstanbul Metropol Planlama Projesi’ne başkanlık yaptı. 1974 -76 arasında Avrupa Konseyi Türk Delegasyonu üyeliği yaptı. 1975-80 arasında İstanbul Belediyesi’nde, 1979’de Ankara Belediyesi metropol planlama, yeni yerleşmeler, kent merkezleri ve koruma danışmanlığı yaptı. 1983’te Charles Moore, Roland Simounet, James Stirling, P. W. Sudin, Rifat Chadirji, Habib Fida-Ali, Mübeccel Kıray ve İsmail Serageldin’le birlikte Ağa Han Büyük Jüri üyeliği yaptı.

Turgut Cansever, çağdaş mimariye İslam-Türk mimari geleneğinden esintiler taşıması ve yaptığı binaların Türkiye’ye özgü bir işlevselliğe sahip olmasına özen göstermesiyle tanınmaktadır. Sade, güçlü, yerli bir üslubu vardır. Turgut Cansever yaşamı boyunca Türk mimari ve sanatına yaptığı hizmetlerden dolayı 2005 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’yle onurlandırılmıştır.

{ Add a Comment }

Fatma Aliye Hanım Hakkında Kısa Bilgi

Fatma Aliye Hanım ile İlgili Kısaca – Özet Bilgi (1862 – 1936):

Türk edebiyatının ve İslam coğrafyasının ilk kadın roman yazan sayılan Fatma Aliye Hanım, 9 Ekim 1862 tarihinde ünlü Türk tarihçisi Ahmed Cevdet Paşa‘nın kızı olarak İstanbul’da doğdu. O dönemde kız çocukları okula gönderilmedikleri için Fatma Aliye Hanım resmi eğitim almamış, özel eğitim edinmiştir. Nitekim, özel eğitimle Fransızca öğrenen yazar edebiyat hayatına bir Fransız romanını Türkçe’ye çevirerek başlamıştır.

Dönemin ünlü ve etkili yazarlarından Ahmet Mithat Efendi, Fatma Aliye‘nin “Bir Hanım” imzasıyla yayımladığı bu çeviriyi çok beğenmiş ve gazetesinde övmüş, hatta Fatma Aliye‘yi manevi kızı ilan ederek himayesine almıştır.

Kırım Savaşı kahramanı Gazi Osman Paşa‘nın yeğeni Yüzbaşı Faik Bey‘le 1879 yılında, yani henüz 17 yaşındayken evlenen Fatma Aliye, bu evlilikten dört kız çocuğu dünyaya getirdi. Otuzlu yaşlarından itibaren ise yoğun yazı faaliyetlerine girişen Fatma Aliye, birçok kitap çevirisinin yanında kendi romanlarını ve inceleme eserlerini yazdı.

1891’de hamisi ve manevi babası Ahmet Mithat‘la birlikte Hayal ve Hakikat romanını yazan Fatma Aliye, daha sonra Muhadarat, Udî, Ref’et ve Enin başlıklı kendi romanlarını kaleme aldı. Levayih-i Hayat (Hayattan Sahneler), Namdaran-ı Zenan-ı islamıyan (Ünlü İslam Kadınları), Teracim-i Ahval-i Felasife (Filozofların Yaşamı) ve Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı başlıklı biyografi kitaplarını yayımladı. Yazarlığının yanında Fatma Aliye, ilk Türk kadın derneğinin (Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti; şehit ailelerine yardım amacıyla kurulmuş bir dernektir) kurucusu ve bugünkü Kızılay’ın temeli olan Hilal-i Ahmer Cemiyetinin ilk kadın üyesidir. Soyadı kanunu çıktığında Topuz soyadını alan Fatma Aliye, İstanbul’da 1936’da vefat etti. Kabri Feriköy Mezarlığındadır.

{ Add a Comment }

Osmanlı Devletinin Genel Özellikleri

– Küçük bir uç beyliği olduğu zamanlarında iken, çok kısa bir sürede dünya devleti haline gelmişlerdir.
– Türk devletleri içerisinde en uzun süre hüküm süren devlet olmuştur.
– Osmanoğulları hanedanı en müddet iktidarda kalan aile olmuştur.
– Genel Türk tarihinde bilinenin zıttına Osmanlılar merkeziyetçi yönetim tarzına büyük önem vermişlerdir.
– Üç kıtaya hakim olmuşlardır.
– Çok uluslu bir devlet oluşturmuşlardır.
– Bilhassa Avrupa tarihini etkilemişlerdir.

{ Add a Comment }

Türklüğü ve Türkleri Cihangir Yapan Özellikler

Türkler, daha çok erken çağlarda bir Altay kavmi olmaktan çıkmış, nüfus çoğalması ve fütuhat isteği gibi iki büyük sebeple, yayılmaya başlamışlardır. Atı en iyi kullanan ve donatan kavim olmaları, demirden yapılmış ve tesirli silahlara sahib bulunmaları, onlara bunu sağlayacak gücü vermiştir.

Türklerini ilk aktıkları yerlerden biri Kuzey Çin olmuştur. Çin’in geleneksel III. imparatorluk hanedanı Çu’ların Türk asıllı oldukları muhakkak gibidir. Bu hanedan M.Ö. 1111’den M.Ö. 256 yıllarına kadar 855 yıl Çin’de saltanat sürmüş, fakat ilk birkaç kuşak içinde Çin dilini kabul ederek Çinlileşmiştir. Bununla beraber askerî ve mülkî devlet teşkilâtını Çin’e Türkler getirmişlerdir Bu devirde Çin, 20 milyondan fazla nüfusuyle, dünyanın en kalabalık ülkesiydi. İlkçağ’da ancak Roma devletinin nüfusu Çin’inkini geçebilmiştir.

Türk fütuhatının karanlık çağlarına ait izler, Türk destanlarına aksetmiştir. Ergenekon Destanı’nın esas motifi, Türkler’in düşmanları tarafından dar bir alana sıkıştrıldıktan sonra, demir madenini eriterek yol buldukları ve dünyaya açılıp yayıldıklarıdır. Bu destan, Türkler’de nüfus artışının büyük olduğunu, fâtihlik, hattâ cihangirliklerini, en kötü şartlarından sıyrılma azmini, üstün tekniği elde tutmak başarısını göstermektedir.

Sakalar da aslen Türk’tür. Güneydoğuya indikçe fazla miktarda İran kam almış, sonunda İranlılaşmışlardır. Sakalar’ın büyük hükümdarı Alp-Er-Tunga —ki Firdevsî‘nin Şeh-Nâme‘sinde “Afrâsyâb” diye geçer—, İranlılarla uzun müddet çekişmiştir. Sonunda İran şehenşâhı Kiros (Keyhusrev) tarafından M.Ö. 624’te öldürülmüştür. Saka imparatoriçesi Tomiris’in, Alp-Er-Tun- ga’nın torununun kızı olduğu tahmin edilebilir. Bu imparatoriçenin adı da Türkçe “temir/demir” kelimesinden gelmektedir. M.Ö. 330’a doğru Sakalar’ ın başında Kâşgarlı Mahmud’un “Şu” dediği Çu vardı ki. Büyük İskender’le çağdaştır. Saka ve İskitler’le Türk kavimlerinin daha bu devirde İran’a, Kafkasya’ya, Doğu Avrupa’ya, Balkanlar’a, Anadolu’ya kadar uzandıkları muhakkaktır. Kâşgarlı Mahmud, Dîvânu Lu- gaati’t-Türk‘ünde Alp-Er-Tunga’ya “Ajun Beği” yâni “dünya hükümdarı” demektedir ki, Osmanlı padişahlarına verilen “Pâdşâh-ı Cihân, Pâdşâh-ı Âlempe- nâh” unvanlarının aynıdır. Türkler’de cihan hâkimiyeti fikrinin menşeini göstermektedir. Bu fikir, şüphesiz Roma’ nın cihan devleti fikrinden eskidir.

Teoman Yabgü’dan Önceki devirlerde Türkler’in Asya’da milletlerarası çapta faaliyete giriştikleri, Çin’in kuzeyini fethettikleri, Kiros ve Büyük İskender gir bi cihangirlerle karşı karşıya geldikleri muhakkaktır. Bununla beraber az zamanda büyük Çinli ve İranlı kitleler içinde erişmişlerdir. Gerçek ve devamlı, hâlâ Anadolu ve Doğu Trakya’da devam eden Türk devleti, Hunlar’la, Teoman Yabgu ile kurulmuştur.

{ Add a Comment }

Malazgirt Savaşının Önemi ve Sonuçları

Malazgirt Savaşı; Anadolu’yu Türklere karşı savunulabilecek yegane kuvvet olan Bizans’ın ağır bir yenilgi alması ve artık Anadolu’nun fethinin önünde bir engel kalmaması açısından önemlidir.

Böylece, Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır.

  • Malazgirt Savaşı’ndan sonra, Selçuklu Sultanı Alparslan, beylerini ve komutanlarını toplamış ve Anadolu’nun bir Türk yurdu , haline getirilmesini istemiştir. Malazgirt Zaferi’nden sonra Türk tarihi için yeni bir dönem başlamıştır.
  • Artık Türklere yeni bir yurdun kapıları açılmış, bu yeni yurt çok kısa bir süre içinde bir uçtan uca fethedilerek, tam bir Türk, yurdu haline gelmiş, böylece, Anadolu Türk tarihi (Türkiye Tarihi) başlamıştır.

Sultan Alparslan, Anadolu’da fetihlerde bulunan komutanlara fethedilecekleri yerlerin kendilerinin olacağını bildirmiş, bu sayede Anadolu hem hızlı bir şekilde fethedilmiş, hem de çok kısa bir süre içinde Türkleşmiştir.

  • Malazgirt Savası’ndan sonra Anadolu’da teftihlerde bulunan komutanlar kendi beyliklerini kurmuşlar ilk Türk Beylikleri dönemi bağlamıştır. (1072)

Bu beylikler Anadolu’nun Türkleşmesine öncülük etmişlerdir.

{ Add a Comment }

Anadolu Türk Beyliklerinin Tarihteki Önemi

Anadolu Türk Beyliklerinin tarihteki yeri ve önemini maddeler halinde aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.

– Türkiye Selçuklularından sonra Anadolu’da Türk tarihinin kesintisiz olarak devam etmesini sağlamıştır.
–  Türk kültür ve uygarlığının Anadolu’da tanınmasını sağlamışlardır.
– Bayındırlık çalışmaları ile özellikle beyliklerin merkezlerini birer kültür merkezi katine getirmişlerdir.
– Batı Anadolu’nun Türkleşmesini sağlamışlardır.
–  Anadolu’ya gelen göçebe Türkmenlerin yerleşik kay ata geçmelerini sağlayarak özellikle uc bölgelerdeki Türk nüfusunun artmasını sağlamışlardır.

{ Add a Comment }

2. Kılıçarslan Dönemi Hakkında Bilgi

Hükümdarlığının ilk yılları kardeşi Şahinşah ile taht kavgası ve Bizans’ın kendisine karşı oluşturduğu ittifaklarla mücadele şeklinde geçmiştir. Kardeşini kontrol altına alıp ittifakları bozarak Bizans’a karşı tekrar harekete geçen II. Kılıçarslan’a karşı Bizans Kralı Manuel Komnen kalabalık bir ordu ile karşılık vermek istemiştir.

Miryakefalon Savaşı (1176)

Nedenleri:

a) Bizans’ın Türkleri Anadolu’dan çıkarmak istemesi.
b) Bizans’ın Haçlı Seferleri’nin Türkler üzerindeki etkisinden yararlanmak istemesi.
c) Bizans’a karşı Türkmen akımlarının sürmesi.

Türkiye Selçukluları Denizli yakınlarındaki Miryakefalon denilen yerde Bizans ordusunu mağlup etmişlerdir.

Sonuçları:

a) Türklerin Anadolu’dan atılamayacağı kesin olarak anlaşıldı.
b) Bizans bu yenilgi üzerine savunmaya geçerken Haçlı Seferleri sonrası elden çıkan üstünlük tekrar Türklere geçmiştir.
c) Türk – İslam dünyası üzerinde Bizans baskısı sona ermiştir.
d) Avrupalılar da bu zafer üzerine Anadolu’nun Türk yurdu olduğunu kabul etmişlerdir.

II.  Kılıçarslan daha sonra Anadolu Türk birliğinin sağlanması çalışmalarına ağırlık vermiştir. Bu amaçla Danişmentlilere son vererek Malatya’yı almıştır.
Bu dönemde ilk gümüş ve altın para bastırılmıştır.
Anadolu’ya göç etmeye devam eden Türkmenleri yerleştirerek Anadolu’da imar faaliyetlerine önem vermiştir.
II. Kılıçarslan Türk devlet geleneğine göre ülkeyi on bir oğlu arasında paylaştırmıştır. Ancak daha ölmeden oğulları arasında taht kavgaları başlamıştır.

{ Add a Comment }

Türklerde İslam Anlayışının Oluşmasında Etkili Olan Şahsiyetler

1) EBU HANİFE: Türklerin İslam dinini öğrenip doğru bir şekilde yaşamasında etkili olan başlıca kişilerden biri, meşhur âlim Ebu Hanife’dir. O, derin bilgisi, görüşlerindeki isabeti, keskin zekâsı sebebiyle İslam dünyasında imam Âzam (en büyük imam) olarak tanınmıştır.

Ebu Hanife geçimini ticaret yaparak kazanan biriydi. Ticari hayatta edindiği bilgi ve tecrübeler, onun, karşılaşılan sorunlara herkes tarafından kabul edilebilir çözümler üretmesine katkı sağlamıştır. Ebu Hanife, görüşlerini öncelikle Kur’an ve sünnete dayandırmıştır. Sahabelerin görüşleri de onun dayandığı kaynaklardan biridir. O, bu üç kaynakta cevap bulamadığı dinî sorunlara kendi görüşleriyle çözüm getirmiştir.

2) MÂTURİDÎ : Mâturidî ortaya koyduğu görüşlerde Kur’an ve sünneti ölçü alarak İslam dininin inanç esaslarını akli delillerle savunmuştur. Mâturidî, İslam dünyasında yetişmiş olan en büyük kelam âlimlerinden biridir. Kelam; Yüce Allah’ın varlığını, sıfatlarını, İslam dininin inanç esaslarını ele alıp inceler, inanç konularında ortaya çıkan sorunlara çözüm getirir. Mâturidî, kelam alanında birçok eser yazmıştır. Bunların en meşhurları; Kitabü’t Tevhid ve Kitabü’l Makâlât’tır.

3) ŞAFİİ: Şafii’nin asıl adı, Muhammed bir İdris eş Şafii’dir. O, 767 yılında Gazze’de doğmuş, 819 yılında Mısır’da vefat etmiştir. Şafii’nin soyu, baba tarafından Peygamberimizin kabilesi olar Kureyş’e dayanır. İmam Şafii; Kur’an-ı Kerim, fıkıh, hadis ve kelam ilimlerinde geniş bilgi sahibi bir İslam âlimiydi. O, keskin bir zekâya ve etkileyici bir anlatım gücüne sahipti. Özellikle fıkıh alanında ortaya koyduğu görüşler pek çok insan tarafından benimsenmiştir. Görüşleri, Şafii mezhebi adı altında sistemleştirilmiştir. İmam Şafii’nin en meşhur eserleri; er – Risâle ve el-Ümm’dür.

4) EŞ’ARİ: Eş’ari’nin asıl adı, Ebu’l – Hasan Ali bir İsmail el – Eş’ari’dir. İmam Eş’ari, 875 yılında Basra’da doğmuştur. İmam Eş’ari, çalışmalarına öncelikle Allah’ın varlığını ve birliğini savunup ispatlamakla başlamıştır. Kur’an ayetlerinde yer alan Allah’ın varlığına ilişkin vurguları akli delillerle örneklendirerek açıklamıştır. Eş’ari’nin kelamla ilgili görüş ve düşünceleri pek çok insan tarafından kabul görmüştür. Onun, görüşlerini kaleme aldığı ve günümüze kadar ulaşan en nemli eserleri şunlardır: Makalâtûl-lslamiyyîn, el-lbâne an Usûli’d-Diyâne, el-Lüm’a.

5) AHMET YESEVİ: Büyük Türk düşünürü Ahmed Yesevî, XI. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan’ın Sayram kasabasında doğmuştur. Ahmet Yesevî, Türk milletinin yetiştirmiş olduğu en büyük manevi önderlerden biridir. O, Türkler arasında İslam dininin yayılmasında ve doğru bir şekilde anlaşılmasında büyük rol oynamıştır. Ahmet Yesevî, insanlara İslam dinini basit ve sade bir dille yazdığı şiirlerle anlatmıştır. Şiirleri içerisinde insanların ilgisini çekecek anlaşılması kolay menkıbelere de yer vermiştir. Onun şiirleri lirik değil, öğreticiydi. Bu nedenle de Ahmet Yesevi’nin şiirlerine “hikmet” adı verilmişti.

6) AHÎ EVRAN: Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmeyen Ahî Evran’ın, XIV. yüzyılın başlarında (1300 – 1317), 93 yaşında vefat ettiği tahmin edilmektedir. Toplumda; işine hile karıştırmayan, verdiği sözde duran, işini zamanında ve iyi bir şekilde yapan, borcunu vaktinde ödeyen insanlara her zaman ihtiyaç duyulur. Esnaf ve tüccar kesiminin bu gibi özelliklere sahip olması toplum için son derece önemlidir. Ahî Evran, kurduğu Ahilik teşkilatıyla Türk toplumunda meslek ve ticaret ahlakının yerleşmesine önemli katkılar sağlamıştır. Ahilik bir meslek kuruluşu olmanın yanı sıra; iman ve ahlak eğitiminin yapıldığı millî kültürün öğretilip benimsetildiği bir okul işlevi de görmüştür.

7) HACI BEKTAŞ VELİ:  XIII. yüzyılda yaşayan, ünlü Türk mutasavvıf ve düşünürlerinden biri olan Hacı Bektaş Veli 1210 yılında doğmuş, 1270 yılında vefat etmiştir. Onun türbesi Nevşehir’dedir. Burası her yıl pek çok insan tarafından ziyaret edilmektedir. Onun düşüncelerine dayanan Bektaşilik tarikatı, Türk toplumunu kültür, fikir ve maneviyat açısından yükseltmeyi amaç edinmiştir.

Hacı Bektaş Veli, insan sevgisine büyük önem vermiştir. Din ve vatan sevgisi üzerinde durmuş, şehitliğin manevi derecesini hadislere uygun olarak övmüştür. Türk töresinin devamı için elinden geleni yapmış, sohbet toplantıları düzenleyerek insanlara öğütler vermiştir. Sohbetlerinde kolay anlaşılır, duru bir Türkçeyle “nefes” denilen ilahiler söyleyerek insanlara İslam dinini öğretmeye ve sevdirmeye çalışmıştır. İnsanların eline, beline, diline sahip olması gerektiğini vurgulamıştır.

Küçüklerin büyüklere saygı göstermesini öğütlemiş, misafirperverlik üzerinde önemle durmuş, başkalarının kalbini kırmanın sakıncalarına dikkat çekmiştir. Hacı Bektaş Veli sohbetlerinde komşu hakkının önemini dile getirmiş; haksızlıklardan uzak durulmasını, küskünlerin barıştırılmasını isteyerek toplumsal dayanışmaya katkı sağlamayı amaçlamıştır.

O, İslamiyet’i eski Türk töreleriyle bağdaştırarak sunmaya çalışmıştır, Kur’an-ı Kerim’in ilkeleri ışığında hareket etmeye önem vermiştir. Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’da Türk İslam düşüncesinin yayılmasında büyük etkisi olmuştur. Hacı Bektaş Veli’nin en önemli eseri, “nefes” adı verilen ilahilerinin toplandığı “Makalat” tır.

8) MEVLANA: Türk – İslam dünyasının en meşhur mutasavvıf ve düşünürlerinden biri de Mevlânâ Celaleddir Rumi’dir. Mevlânâ, 1209 yılında Horasan’ın Belh şehrinde doğmuşur. 17 Aralık 1273’te Konya’da vefat etmiştir. Onun, türbe hâline getirilen mezarını her yıl pek çok insan ziyaret etmektedir.

Mevlânâ, eserlerinde daha çok, Allah ve insan sevgisi üzerinde durmuştur. Ona göre insan son derece değerli bir varlıktır. Çünkü o, yeryüzünde adaleti hâkim kılmak ve İlahî ilkeleri uygulamak için yaratılmış, meleklerin bile sahip olmadığı ilimlerle donatılmıştır. Melekler insana saygı duyup secde etmekle emrolunmuştur.

Büyük düşünür ve mutasavvıf Mevlânâ, bütün insanlara sevgiyle yaklaşılması gerektiğini savunmuştur. İnsanlar arasında din, inanç, düşünce, mezhep veya ırk ayrımı yapılmasına karşı çıkmıştır. İnsanların bir arada, mutlu, huzurlu bir şekilde ve barış içerisinde yaşamasını istemiştir. O, bu konuyla ilgili bir sözünde, “Biz birleştirmek için geldik. Ayırmak için gelmedik.” demiştir.

Mevlânâ, bu ve benzeri konulardaki düşüncelerini “Mesnevi” adlı eserinde hikâyelerle anlatmıştır. Mesnevi’de yer alan hikâyeleri yazarken Kur’an’dan ve sünnetten esinlenmiştir.

9) YUNUS EMRE: Ünlü şair, mutasavvıf ve düşünür Yunus Emre, 1240 yılında, Eskişehir’de doğmuş, 1320 yılında vefat etmiştir. Yunus Emre, ünlü düşünür Mevlânâ ile görüşmüş ve ondan etkilenmiştir. Aynı şekilde Hacı Bektaş Veli’nin dervişlerinden Taptuk Emre’nin dergâhında bulunmuş, Bektaşilik düşüncesinden büyük oranda etkilenmiştir.

Yunus Emre, İslam’ın ilkelerinin ışığı altında insanları sevgiye, birliğe, dostluğa ve kardeşliğe çağırmıştır. İnsanlara kin ve nefretten uzak durmayı öğütlemiştir. O, Allah’ın yarattığı bütün varlıklara sevgiyle yaklaşılması gerektiğini, “Yaratılanı severim, Yaradan’dan ötürü.” şeklindeki sözüyle İfade etmiştir.

10)  HACI BAYRAM VELİ: Hacı Bayram Veli, XIV. yüzyılın sonu ve XV. yüzyılın başlarında yaşamıştır. Onun, 1340’lı yıllarda doğduğu, 1430’lu yıllarda da vefat ettiği tahmin edilmektedir. Hacı Bayram Veli’nin türbesi, Ankara’nın Ulus semtinde, kendi adıyla anılan caminin bitişiğindedir.

Tasavvuf felsefesinden etkilenen Hacı Bayram Veli, bu alanda derinleşerek kendi dergâhını kurmuştur. Hem bir hoca olarak ders verdiği yıllarda hem de dergâhını kurduktan sonra Türk İslam düşüncesinin, özellikle Ankara ve çevresinde yayılmasına katkı sağlamıştır. Sohbetlerinde söylediği Türkçe ilahilerle insanlara İslam’ı sevdirmiştir.

{ Add a Comment }

Türklerin Müslüman Oluşu – Türkler Neden – Nasıl Müslüman Oldu

İslamiyet’ten önce Türklerle Araplar arasında doğrudan bir ilişki olmamıştır. Bunda, her iki milletin, sınır komşusu olmaması önemli rol oynamıştır.Emeviler Döneminde olumsuzluk yaşayan bazı Ehl-i Beytten kişiler Türkistan’a göç etmişler ve Türkler arasında büyük ilgi görmüşlerdir. Türk beylerinden kız almışlar, onlara kız vermişler. Böylece hem Türklerle akraba olmuşlar hem de onlara İslam’ı öğretmişlerdir. Bu yüzden İslam’ın Türkler arasında yayılmasında Ehl-i Beytin olumlu katkıları olmuştur.

Abbasiler Döneminde (750 – 1258) Türk – Arap ilişkilerinde olumlu gelişmeler yaşandı. Çünkü Türkler, 745 yılında Ebu Müslim Horasani’nin Emevilere karşı başlattığı ihtilalde ona büyük destek verdiler. Türklerin de verdiği askerî destekle Emevi Devleti yıkıldı ve Abbasi Devleti kuruldu. Abbasilerin yönetime gelmesinden sonra Türk – Arap ilişkileri daha da gelişti. Bunda, Araplarla Çinliler arasında yapılan Talaş Savaşı’nın (751) önemli rolü oldu.

Arap ve Çin ordusu, 751 yılında Talaş denilen yerde karşılaştı. Bu savaşta Türklerle Araplar, Çinlilere karşı birlikte savaştılar ve Çin ordusunu büyük hezimete uğrattılar. Talaş Savaşı’ndan sonra Türklerle Araplar arasında yakınlık daha da arttı.

Eski Türk inançları ile İslam inançları arasında önemli benzerlikler bulunmaktaydı. Mesela İslamiyet’te olduğu gibi Türklerde de tek tanrı inancı vardı. Türkler, Gök Tanrı’ya inanırlardı. Bu Tanrı’nın her şeyi yaratıp yaşattığını, insanlara yol gösterdiğini, güçlü, üstün ve yüce bir varlık olduğunu kabul ederlerdi. Gök Tanrı adına kurbanlar keserlerdi. Ayrıca Türkler ölen kimselerin ruhlarının yaşadığına, iyi ruhların cennete, kötü ruhların ise cehenneme gideceğine inanırlardı. Cennete “uçmak”, cehenneme ise “tamu” derlerdi. Ölen kimseler için kurban keser, taziyeye gelenlere yemek sunar, ziyafetler verirlerdi. Yuğ adı verilen cenaze törenleri düzenlerlerdi. Eski Türk inanç ve uygulamaları, İslam ilkeleriyle de benzerlik göstermekteydi.

{ Add a Comment }

Türkiye Selçuklu Devletinin Gerileme ve Yıkılış Dönemi

Alaeddin Keykubat’ın öldürülmesinden sonra tahta geçen II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve vezir Saadettin Köpek’in kötü yönetimi Selçukluların eski güçlerini ve otoritelerini kaybetmelerine neden olmuştur.

Babailer (Baba İshak) İsyanı: Moğol baskısından Anadolu’ya kaçan birçok Türkmen yer ve otlak sıkıntısı nedeniyle ekonomik sorunlar içindeydi. Devletin bu dönemde sıkıntılı olması ve yanlış politikaları nedeniyle bir Türkmen şeyhi olan Baba İshak peygamberlik iddiasıyla Adıyaman’da ayaklanmıştır. Tokat ve Amasya’ya kadar yayılan isyanın güçlükle bastırılması (1240) Moğolları Anadolu’yu istila etme konusunda cesaretlendirmiştir.

Kösedağ Savaşı (1243): Anadolu’yu hâkimiyet altına almaya çalışan Moğollar, Babailer İsyanı’nın güçlükle bastırılması üzerine harekete geçmiş ve Erzurum’a girip ilerlemeye başlamıştır. Bunun üzerine II. Gıyaseddin Keyhüsrev büyük bir orduyla Moğollar üzerine yürümüş, taraflar Erzincan’ın batısındaki Kösedağ’da karşılaşmışlardır. Bu savaşta Selçuklular başarısız olarak dağıldılar.

Savaşın sonuçları,

  • Anadolu Selçuklu Devleti yıkılış sürecine girmiştir.
  • Türkiye Selçuklularına bağlı devlet ve beyliklerin bağımsız olmasıyla Anadolu’da siyasi birlik bozulmuştur.
  • Sivas, Kayseri, Erzurum ve Erzincan gibi önemli merkezler tahrip edilmiştir.
  • Selçukluların Moğol hâkimiyetine girmesiyle merkezi otorite bozulmuştur.
  • Moğolların ağır vergiler koymaları ve halkı yoksulluğa itmeleri nedeniyle ekonomik yapı bozulmuştur.
  • Moğol baskısından kaçan Türkmenler batıya giderek bu bölgede Türk nüfusunun artmasına neden olmuşlardır.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra Anadolu Moğolların kontrolündeki Selçuklu şehzadeleri tarafından yönetilmiş ve Selçuklular bir daha toparlanamamışlardır. Son hükümdar II. Mesud’un ölümüyle devlet yıkılmıştır. (1308)

Türkiye Selçukluları,

  • Türkmenleri bir çatı altında toplayarak Anadolu Türk birliğini sağlamışlardır.
  • Anadolu’da Türk kültürünün gelişmesini ve devamlılığını sağlamışlardır.
  • Anadolu’yu ve İslam dünyasını Haçlılara ve Bizans’a karşı korumuşlardır.
  • Anadolu’yu canlı bir ticaret merkezi haline getirmişlerdir.

{ Add a Comment }