Etiket: tanrı

Astroloji ve İnanç İlişkisi Nasıldır

Asrroloji ile İnanç Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır:

Astroloji, bilimle inancın ayrılmadığı çağlarda her ikisiyle de yakından ilgili bir sembol diliydi. Çünkü o zamanlar bilimin amacı, “tanrıların doğadaki mesajlarını çözerek onların ne istediğini anlamak ve uyumlu davranmak”tı. Gökcisimleri ise, doğadaki en saf varlıklardı, burçlarda hareket ettikçe berrak mesajlar taşıyorlardı.

O zamanlar tanrıların istediği gibi hareket etmesi beklenenler toplumun yönetici tabakasıydı. Halk ise, bu konuda onlara yardım etmek üzere seferber olmaya hazırdı. Belki halkın asıl istediği, tanrının gazabından korunmak ve bereketini ummak gibi şeylerdi, ama bunu nasıl sağlayacaklarını söyleme yetkisine sahip tapınak kâhinlerine itaate hazır idiler.

Günümüzde astrolojinin inançla alakası elbette bu şekilde değil. Ancak astroloji doğası gereği inançtan bağımsız da olamayan bir konu… Bir ucu kadere veya evrenin işleyişine diğer ucu insan ruhuna uzanan bir uğraşının inançtan bağımsız olması mümkün müdür?

İnanç konusu özellikle astrolojide ilerledikçe karşımıza daha çok çıkmakta, bu bilginin nasıl yorumlanacağından nasıl değerlendirileceğine kadar çeşitli alanları etkilemektedir. Nitekim günümüzde bir çok astrologun, uzak doğu inançlarını veya ezoterik yaşam felsefelerini kendilerine danışanlara telkin ettiğini görüyoruz. Her ne kadar astrolojiyi inançtan bağımsız olarak, bir bilim gibi değerlendirelim diyenler olsa da bu mümkün olmamaktadır.

Çünkü her şeyden önce hemen herkes şu sorunun cevabını merak etmektedir: “Neden başkalarının haritası, hayatı vs. şöyle de, benim haritam böyle?” Bir arkadaşımız, boyun kireçlenmesi şikâyetiyle reiki terapisi almak için bir uygulayıcıya başvuruyor. Bu sırada vedic astrolojiye başvurması öneriliyor. Astrolog kendisine “geçmiş hayatında boğazın kesilerek veya boynun üzere düşerek ölmüş olabilirsin” diyor. Aslında elbette bunu astroloji bilgisiyle söylemiyor, astrolojik veriyi inancına göre yorumluyor. Bunun gibi birçok örnekten söz edilebilir.

Hatta inançsız birisi için bile astroloji başlı başına bir inanç haline gelebiliyor. Bunu kullanılan dilde görebiliyoruz. Aynı gökyüzündeki tanrıların yer yüzüne hükmetmesi inancına benzer şekilde “…5. evinizi başak kesiyor, bu nedenle çocuklarınızı Merkür yönetiyor…” gibi cümleler kuruluyor.

“Yönetiyor ne demek?” diye bir soru yöneltilse, “bunlar eski tanrılardır. Hala evrende hâkimiyet alanları olduğunu görüyoruz…” diyenler çıkabiliyor. Kısacası astroloji hala üzerinde her konuşanın farklı bir şeyler söyleyebildiği bir alan. Onu bir bilimden çok bir inanç gibi gösteren de bu… Astrolojinin ezoterik anlayışlardaki yerine gelince, bunu idealist felsefeye daha yakın duran mistik anlayışlara göre açıklamak daha doğru olur

{ Add a Comment }

Hint Dinleri Nelerdir – Hakkında Bilgi

HİNDUİZM: Hinduizm, çok sayıda insanın inandığı bir dindir. Bu dinin başlangıç tarihi bilinmemekle birlikte, MÖ 2000 yıllarında ortaya çıktığı sanılmaktadır. Bu yıllarda Doğu Avrupa’dan gelen Arîler, Hindistan’ı istila ederek oraya yerleşmişlerdir. Onların inanç ve gelenekleriyle yerli halkın inanç ve geleneklerinin birleşip kaynaşması sonucu Hinduizm ortaya çıkmıştır. Hinduizm’in belli bir kurucusu, inanç ve ibadet sistemi yoktur. Herkes istediği biçimde ibadet etmekte özgürdür. Her yerde ibadet edilebilir.

Hinduizm’in tapınakları da vardır ama ibadetler topluca yapılmaz. Genellikle Hinduizm’de üç büyük tanrı dikkati çeker. Bunlardan birincisi yaratıcı tanrı olan Brahma’dır. İkincisi koruyucu tanrı olan Vişnu, üçüncüsü ise yok edici tanrı olan Şiva‘dır. Hinduizm’in kutsal kitapları da çok çeşitlidir. Vedalar, Brahmanalar, Upanişadlar ve Aranyakalar bunlar arasındadır. Hinduizm’in kutsal kitapları, Veda adı verilen ilk Çağ metinlerini temel alır. Hinduizm’e göre insanlar, bir kasta mensup olarak doğarlar. Kast, Hinduların atalarından devraldıkları toplumsal sınıflardır. Her toplumsal sınıfın (kastın) kendine özgü hak ve ödevleri vardır. Kişi, içinde bulunduğu kastın gereklerine göre davranmak zorundadır.

Hinduizm’deki dört kast sırasıyla şunlardır: Brahmanlar (din adamları), Kşatriya (hükümdar sülalesi ve savaşçılar), Vaişya (tüccar, esnaf ve çiftçiler) ve Sudra (işçiler ve hizmetçiler). Ayrıca, toplumda hiçbir görevi ve hakkı olmayan insanlar da vardır. Bunlar parya adını alır. Hindular ruhun ölmezliğine, bir bedenden diğerine geçerek sürekli yaşadığına inanırlar. İnsanın ölümünden sonra ruhunun başka bir bedene geçmesinde, bir önceki bedende yaptığı iyilik ve kötülükler etkili olur. Ruhun ölmezliği inancı nedeniyle Hindular ölülerini gömmezler. Cesetler yakılarak külleri Ganj Nehri’ne atılır. Bu nedenle Ganj Nehri Hindularca kutsal kabul edilir. Hinduizm’de inek kutsal sayılır. Bu nedenle Hindistan Cumhuriyeti’nin anayasasında ineğe saygı gösterilmesiyle ilgili bir hükme yer verilmiştir, inek, kesilmez ve eti yenmez. O, yer ve gök âleminin anası sayılır. İnek öldürmek, üst düzeyden bir insan öldürmekle aynıdır.

BUDİZM: Budizm’in kurucusu Buda’dır. Asıl adı, Siddharta Gautama (Sidarta Gotama)’dır. Buda adı ona, “ilhama kavuşan” anlamında sonradan verilmiş bir lakaptır. Buda MÖ 563-483 yılları arasında yaşamıştır. Buda’ya göre dinsel yaşamın amacı, dünya yaşamına ve dünya işlerine duyulan arzuyu sona erdirmektir. Bunu başaran birey aydınlanmaya ulaşabilir. Aydınlanmış insanın durumunu dile getiren sözcük “Nirvana”dır. Bu sözcük, “sönmek” anlamına gelir. Çünkü aydınlanma; hırsın, kötü niyetin ve aşırı arzuların insan yüreğinde yaktığı ateşin sönmesi demektir. Nirvana’ya ulaşabilmek için bilinmesi gereken dört gerçek vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • İnsan yaşamı; doğum, ölüm, yaşlılık, hastalık gibi acılarla doludur.
  • Yaşamdaki zevkler ve eğlenceler gelip geçici ve aldatıcıdır.
  • Acıların nedeni, aşırı istekler ve geçici heveslerdir.
  • Acılardan kurtulmanın yolu, aşırı istekleri terk etmektir.
  • Budizm’in ahlak sistemini oluşturan temel ilkeler şunlardır:
  • Öldürmemek ve hiçbir canlıya zarar vermemek
  • Hırsızlık yapmamak
  • Yalan söylememek
  • Sarhoşluk veren içkileri içmemek
  • Duyu organlarını yanlış yolda kullanmamak

CAYNİZM: MÖ VI. yüzyılda Hint Yarımadası’nın kuzeyinde Bihar eyaletinde ortaya çıkmıştır. Kurucusu, soylu bir aileden gelen Vardhamana’dır. Vardhamana, Hindu ayinlerinin şekilciliğine, din adamlarının (Brahmanlar) otoritesine ve kast sistemine (sınıfsal ayrım) karşı çıkmıştır. Daha sonra evini ve ailesini terk edip münzevi hayat yaşamaya başlayan Vardhamana, ruh göçü (tenasüh) çemberinden kurtulduğunu ileri sürmüştür. Caynizmde herkesin yerine getirmekle sorumlu olduğu beş temel ahlaki kural vardır. Bunlar:

  • Hiçbir canlıya zarar vermemek
  • Doğru sözlü olmak ve doğruluktan ayrılmamak
  • Cinsel ilişkiden kaçınmak veya zinadan uzak durmak
  • Az ile yetinmek ve kanaatkâr olmaktır.

SİHİZM: Sihizm, Hindistan’da XVI. yüzyılda ortaya çıkmış İslam ve Hinduizm karışımı bir dinî harekettir. Kurucusu Guru Nanak’dır. Sihizm başlangıçta Brahmanların baskı sına ve Hint kast sistemine tepki olarak siyasi bir amaç güderken sonradan dinî bir kimliğe kavuşmuştur. Sihlerin ibadeti, basit ve sadedir. Dinî faaliyetlerinin merkezi Amritsar’daki Altın Mabet (Hariman)tir. Mabette sembol olarak Adi-Granth ve bir kılıç bulunur. Dindar bir Sih’in günlük ibadeti, üç dinî hüküm altında toplanmaktadır. Bunlar:

  • Adi-Granth ve Guru Nanak’a ait pasajlardan ezber okunması
  • Ailevi bir görev olarak her sabah toplanıp Adi- Granth’tan herhangi bir bölümün okunması
  • Tapınağa (Gurdvarra) ibadet için gidilmesidir.
  • Sihler de Hindular gibi ölülerini yakarlar, ineğe saygı inancını devam ettirirler. Fakat genelde et yemekle Hindulardan ayrılırlar. Sigara ve şarap içmezler.

{ Add a Comment }