Etiket: roman

Fatma Aliye Hanım Hakkında Kısa Bilgi

Fatma Aliye Hanım ile İlgili Kısaca – Özet Bilgi (1862 – 1936):

Türk edebiyatının ve İslam coğrafyasının ilk kadın roman yazan sayılan Fatma Aliye Hanım, 9 Ekim 1862 tarihinde ünlü Türk tarihçisi Ahmed Cevdet Paşa‘nın kızı olarak İstanbul’da doğdu. O dönemde kız çocukları okula gönderilmedikleri için Fatma Aliye Hanım resmi eğitim almamış, özel eğitim edinmiştir. Nitekim, özel eğitimle Fransızca öğrenen yazar edebiyat hayatına bir Fransız romanını Türkçe’ye çevirerek başlamıştır.

Dönemin ünlü ve etkili yazarlarından Ahmet Mithat Efendi, Fatma Aliye‘nin “Bir Hanım” imzasıyla yayımladığı bu çeviriyi çok beğenmiş ve gazetesinde övmüş, hatta Fatma Aliye‘yi manevi kızı ilan ederek himayesine almıştır.

Kırım Savaşı kahramanı Gazi Osman Paşa‘nın yeğeni Yüzbaşı Faik Bey‘le 1879 yılında, yani henüz 17 yaşındayken evlenen Fatma Aliye, bu evlilikten dört kız çocuğu dünyaya getirdi. Otuzlu yaşlarından itibaren ise yoğun yazı faaliyetlerine girişen Fatma Aliye, birçok kitap çevirisinin yanında kendi romanlarını ve inceleme eserlerini yazdı.

1891’de hamisi ve manevi babası Ahmet Mithat‘la birlikte Hayal ve Hakikat romanını yazan Fatma Aliye, daha sonra Muhadarat, Udî, Ref’et ve Enin başlıklı kendi romanlarını kaleme aldı. Levayih-i Hayat (Hayattan Sahneler), Namdaran-ı Zenan-ı islamıyan (Ünlü İslam Kadınları), Teracim-i Ahval-i Felasife (Filozofların Yaşamı) ve Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı başlıklı biyografi kitaplarını yayımladı. Yazarlığının yanında Fatma Aliye, ilk Türk kadın derneğinin (Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti; şehit ailelerine yardım amacıyla kurulmuş bir dernektir) kurucusu ve bugünkü Kızılay’ın temeli olan Hilal-i Ahmer Cemiyetinin ilk kadın üyesidir. Soyadı kanunu çıktığında Topuz soyadını alan Fatma Aliye, İstanbul’da 1936’da vefat etti. Kabri Feriköy Mezarlığındadır.

{ Add a Comment }

Edebiyatın Diğer Bilimlerle İlişkisi

Her yönüyle insanı ele alan edebiyatın hemen hemen bütün bilim dallan ile ilişkisi vardır. Çünkü edebiyat, insanı konu alan diğer bilim dallarında olduğu gibi dış dünyada var olan nesnelerden, objelerden ve olaylardan faydalanmaktadır. Ancak edebiyatı bu bitim dallarından ayıran en önemli özellik ise bütün her şeyi “güzellik” ve “estetik” açıdan ele almasıdır. Edebiyatın diğer bilimlerden faydalanması, ona bilimsel bir nitelik katmaz. Edebi eserler, üslup ve bakış açısıyla diğer bilimlerden farklı nitelikler taşımaktadır.

Edebiyat-Tarih İlişkisi: Geçmişte yaşanan olayları zaman ve yer göstererek, neden-sonuç ilişkisi üzerinden inceleyen bilim dalıdır. Romanlarda, epik şiir türlerinde tarih-edebiyat ilişkisi daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Halide Edip A divalın Ateşten Gömlek adlı romanı bir edebi metin olmanın yanı sıra tarihi bir olay olan Kurtuluş Savaşı’nı anlatmaktadır.

Edebiyat-Coğrafya İlişkisi: Edebi eserde anlatılan olayın ortaya çıktığı yerle ilişkisi vardır. Çünkü olay, yaşandığı yerin izlerini yansıtır. Gezi yazısı, egzotik roman gibi türler belli bir bölgeyi tanıtmak amacıyla yazılır. Coğrafya da çeşitleri yerlerin veya ürünlerin tanımını yaparken edebiyatın anlatım yöntemlerinden açıklayıcı betimlemeden yararlanır.

Edebiyat-Sosyoloji İlişkisi: Sosyoloji, toplumu ve toplumları inceleyen bir bilim dalıdır. Edebi eserlerde olayların geçtiği sosyal çevre ve bu sosyal çevrenin özelliklerine yaşayış tarzına, kültüre de değinilmektedir. Birçok roman ya da tiyatro eserinde edebiyat ile sosyolojinin iç içe geçtiğini ya da diğer bir ifadeyle yazarın edebi metni oluştururken sosyolojiden yararlandığını görmekteyiz.

Edebiyat-Psikoloji İlişkisi: İnsan davranışlarını ve onu etkileyen süreçleri inceleyen bilim dalına psikoloji denilmektedir. Yazar, edebi metinlerde özellikle roman ve hikâyelerde kahramanların davranışlarını, hâl ve hareketlerini psikolojinin yardımıyla oluşturmaktadır.

Edebiyat-Felsefe İlişkisi: Felsefe bir düşünce bilimidir. Her türlü bilgi ya da bilimin temelini oluşturmaktadır. Bu yönüyle her edebi metnin temelinde bir düşünce ya da dünya görüşünün bulunulabileceğini unutmamak gerekir.

{ Add a Comment }

Modernizm Akımı – Özellikleri ve Temsilcileri

Geleneksel-gerçekçi roman, 19. yüzyılda tepe noktasına ulaşıp 20. yüzyılda egemenliğini sürdürürken bu yüzyılın ilk çeyreğinde yeni bir roman anlayışı baş gösterir ki buna modemizm diyoruz. I. Dünya Savaşı’nın yarattığı karamsar, ümitsiz, bunalımlı psikoloji, insanın dünya karşısındaki tedirginliğini artırmış; onu içinde yaşadığı topluma yabancılaştırmıştır, işte modemizm böyle bir ortamda doğmuştur ve modemist roman, gerçeklik karşısında tedirgin olan, iç dünyasına çekilen, ona yabancılaşan ve bunalıma giren “birey”i işlemiştir.

20. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar yazarlar, genelde dış dünyayla örtüşen, neden-sonuç ilişkisine dayalı, gayet anlaşılır romanlar yazdılar. Ancak 20. yüzyılda siyasi ve sosyal şartların hızlı değişimi ile yazarların o zamana dek sağlam bir temele oturttuğu yapı kırılmaya başlandı. I ve II. Dünya Savaşı gibi tüm insanlığı derinden sarsan ve olumsuz etkilerini yıllarca yitirmeyen, insanları karamsarlığa sürükleyen savaşlar yaşandı. Bilim ve teknolojinin gelişimi, inanılmaz bir ivme kazandı. Televizyon, bilgisayar gibi araçların kullanımının artmasıyla insanlar arasında yüz yüze iletişim kopma noktasına geldi. Para, insan yaşamında en önemli öge hâline geldi ve çıkarcılık ön plana geçti. Dolayısıyla insanlar birbirlerine güvenlerini yitirdiler ve “yabancılaşma” başladı. Kişiler anlamlandıramadıkları dış dünyada kendilerine ait yeri bulamayınca, bunu edebiyat dünyasına taşıyarak bir kurgu tekniği hâline getirdiler. Böylece insanların kendilerine, birbirlerine ve gerçeğe yabancılaşması 20. yüzyıl edebiyatının temel noktası hâline geldi. William Faulkner, Franz Kafka gibi yazarlar bu anlayışla eserler verdiler. Bu yazarların temsil ettiği modernizm akımının temel özellikleri aşağıdaki gibi belirtilebilir.

Modernizm Akımının Özellikleri

  • Yazarlar dış dünyadaki şeylerin göründükleri gibi olmadıklarını söylemişler, yerleşik uzlaşımlara isyan etmişlerdir.
  • Modemist yazarlar, geleneksel anlatım ve yapıyı reddederek bilinç akışı, iç konuşma ve iç diyalog gibi teknikler kullanmışlar; sinemadan aldıktan geriye dönüş (flashback) tekniği ile de katı zaman zincirini kırmışlardır.
  • Yeni teknikler sayesinde okuyucu, hem karakterler hakkında daha doğru bilgiler edinmiş hem de iç içe geçmiş zaman olaylardan oluşan hikâyeye tanıklık etmiştir.
  • Eserlerde alegorik anlatım önemsenmiş, olay esaslı metinlerde çağrışımlara geniş yer verilmiştir.

Modernizmin Önemli Temsilcileri

James Joyce —— Roman
Franz Kafka —— Roman
Wirginia Wolf —— Roman
Marcel Proust —— Roman

Modernizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Sait Faik Abasıyanık —— Öykü
Haldun Taner —— Öykü, Roman
Yusuf Atılgan —— Roman
Bilge Karasu —— Öykü, Roman
Ferit Edgü —— Öykü
Oğuz Atay —— Roman
Orhan Pamuk —— Roman

{ Add a Comment }

Realizm Akımı – Özellikleri ve Temsilcileri

19. Asrın yarısı boyunca ağırlıklı ilimlerde hızlı gelişmeler yaşanmış, pozitivist felsefe iyice yaygınlık göstermeye başlamıştır. Darwin ile Claude Bernard’ın biyoloji sahasında, A. Comte’un felsefe diyarındaki düşünceleri edebiyatçıları geniş ölçüde etkisi altına almıştır. Romantiklerin mana ve ruha verdikleri öneme karşın 1850’li yıllarda yetişmekte olan kuşaklar, her şeyi maddeden yani metadan ibaret saymaya başladılar. Bundan sonradır ki bilim ve sanat iyice iç içe geçmiş ve bir bütün haline gelmiştir. Böylelikle sanat dünyasında da bilim dünyasının yöntem ve kurallarının izlenerek gerçeğin bulunabileceği inancı genel bir kanı haline gelmiştir. Bu yüzdendir ki bu dönemde edebiyatçılar tıbba, biyolojiye ait eserleri büyük bir özenle okumuşlardır.

Realizm’in Temel özellikleri:

  • Realizm, Romantizm’e tepki olarak doğmuştur; ancak Klasisizm’e bir dönüş değildir.
  • Realizm, roman ve hikâyede çok etkili olmuştur. Realistlere göre, roman, his ve hayale kapılmadan toplum gerçeklerini bir aynada olduğu gibi tarafsız yansıtmalıdır. Dış dünyayı tasvir için ona sadece “bakmak” yetmez, onu bir bilim adamı gibi “gözlemek” gerekir.
  • Realist sanatçılar, gözleme ve belgeye en üst düzeyde önem vermişlerdir.
  • Gezip görmeler, araştırmalar ve dokümanlar, yapıt için başlıca kaynaklardır.
  • Olaylar gerçek olmalı, kişiler gerçekten yaşamış bulunmalıdır.
  • Romantikler ender görülen “olağanüstü” tipler üstünde dururken, realistler kalabalıktan ayrı bir özelliği olmayan “ortalama” insanı seçmişlerdir.
  • Realistler çevre tasvirine çok önem vermişler; çevrenin, bireyin davranışları üzerinde çok etkili olduğunu söylemişlerdir.
  • Realist yapıtlarda konu, her gün görülen basit olaylardır. Realist yazar; olağanüstü olaylara, coşkun serüvenlere asla yer vermez.
  • “Sanat, sanat içindir. ” ilkesi, realistlerin baş ilkesidir. Yalnız, romancı bir ahlaki öğüt vermemeli; olanı yansıtmakla yetinmelidir.
  • Realistlere göre güzel ve doğru düşünceler ancak güzel, düzgün, doğru cümleler içinde sunulabilir. Bir yapıtta öz ile biçim insandaki beden ve ruh gibidir. Her ikisi mükemmel olmadıkça yapıt, değersizdir.

Realizm’in Başlıca Temsilcileri:

Realizm bir roman ve hikâye akımıdır. Bu akım şiire hiç el atmamış, tiyatro alanında ise tutunamamıştır. Bu akımın Fransız edebiyatındaki en ünlü temsilcileri arasında Gustave Flaubert, Honore de Balzac, Stendhal, Alphonse Daudet gibi yazarlardır. Dünya edebiyatının tanınmış yazarlarından Tolstoy, Dostoyevski, C. Dickens, M. Twain, J. London, E. Hemingway, W. Faulkner, J. Steinbeck, N. Gogol, M. Gorki… gibi sanatçıları da realist akımın etkisinde kalmışlardır.

{ Add a Comment }