I- OSMANLI TOPLUMUNUN ETNİK YAPISI: Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yıllarda nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturmuştur. Fetihler sonucunda sınırların genişlemesiyle birlikte, Rumlar, Sırplar, Bulgarlar, Romenler, Slavlar, Ermeniler, Arnavutlar, Araplar ve Acemler gibi bir çok millet Osmanlı toplumu içerisinde yer almıştır.

Açıklama: Bu durum Osmanlı Devleti’nin yaptığı fetihler sonrasında etnik yapısının zamanla değişip zenginleştiğinin göstergesidir.

Osmanlı Devleti’nin adaletli hoşgörülü yönetimi sayesinde bu milletler, ayrım gözetmeksizin uzun yıllar barış içinde yaşamış ancak Fransız ihttlali’nden sonra ortaya çıkan ulusçu hareketler ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda bazı azınlıklar, bağımsızlık hareketlerine katılmışlardır. Bu durum Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecine girmesine neden olmuştur.

II- OSMANLI TOPLUMUNUN DİNİ YAPISI: Osmanlı millet sisteminin temeli dini esaslara dayandırılmış ve ülkede yaşayan topluluklar Müslümanlar ve gayrimüslimler olarak örgütlenmiştir. Toplumun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturmuş ve devlet düzeni Müslümanların egemenliğine göre kurulmuştur. Devlet yönetiminde görev almanın koşulu Müslüman olmak ve Türkçe bilmek olarak belirlenmiştir. Bu koşulları taşıyan herkes devlet yönetiminde görev alıp yükselme imkânına sahip olmuştur. Devşirme kökenli insanların Osmanlı Devleti’nde önemli görevlere kadar gelebilmeleri bu sistemin işlediğinin göstergesidir.

Osmanlı toplumunda gayrimüslimler, Hristiyanlar ve Musevileridir. Osmanlı Devleti, Müslüman olmayan bu topluluklara eşit davranmış, inanç ve ibadetlerine karışmamıştır. Hatta medeni hukukla ilgili alanlarda kendi dinlerinin hukuklarına göre yargılanmalarına izin vermiştir. Gayrimüslimlerin Müslümanlardan tek önemli farkı askerlik yapmadıkları için cizye vergisi ödemeleridir.

Açıklama: Osmanlı ülkesinde yaşayan gayrimüslimler 1856 Islahat Fermanı’nın yayınlanması sonucu Müslümanlarla aynı haklara sahip olmuşlardır.

III- OSMANLI TOPLUMUNUN SOSYAL YAPISI: Osmanlı toplumu sosyal bakımdan yönetenler (askeriler) ve yönetilenler (reaya) olarak ikiye ayrılmıştır. Bu sınıflar arasında katı bir ayrım yoktur ve devlete hizmet edip başarılı olan herkes yönetici olma hakkına sahiptir. Bu duruma dikey hareketlilik denir. Yönetenlerle yönetilenler arasındaki temel fark, reayanın vergi ödemesine karşın yönetenlerin vergiden muaf tutulmalarıdır.

Yönetilenler (Reaya): Osmanlı Devleti’nde askeri sınıf dışında kalan, köylüler, şehirliler ve göçebeler adıyla anılan halkın tamamı, yönetilen sınıf (reaya) içinde yer almış, geçimini, tarım, hayvancılık, zanaat ve ticaretle sağlamış ve devlete vergi ödemiştir.

IV- YERLEŞİM DURUMUNA GÖRE OSMANLI TOPLUMU

Köylüler (Çiftçiler): Nüfusun büyük kısmını oluştururlardı. Köylüler tarımla uğraşırlardı. Belli şartlarla verilen toprağı işler ve karşılığında vergi verirlerdi.

XVII. yüzyıldan itibaren tımar sisteminin bozulup, iltizamın yaygınlaşmasıyla tarımsal düzen bozulmuştur. Bu durum köylerden şehirlere ve kasabalara göçü doğurmuştur.

Şehirliler: Osmanlı şehirleri, ticaret ve sanayi işletmelerinin bulunması, sosyal kurumların örgütlenmesi bakımından önemlidir. Şehirlerin nüfusu zaman zaman 60-70 bini geçmekteydi. Bu şehirlerde dini, idari ve askeri işler görülürdü. Şehirlerin nüfusu XVI. yüzyıldan itibaren artmaya başlamıştır. Şehirliler askeriler, tüccarlar ve esnaf olarak üç’e ayrılırdı.

1) Askeriler: Şehirde yönetim, asayiş, eğitim ve yargı işlemlerini yönetenlerdir.(Kadı, Müderris, Subaşı gibi)

2) Tüccarlar: Ticaretle uğraşanlardır. Müslümanların yanında musevi ve hristiyan tüccarlarında önemli bir rolü olmuştur. Bazı tüccarlar zanaatkarın ürünlerini, bazıları da çevre ülkelerden ve bölgelerden getirdikleri malları pazarlardı.

3) Esnaf: Küçük tüccar ve zanaatkârlardan oluşan, herhangi bir hammaddeyi işleyen gruptur. Lonca adı verilen örgüte bağlıydılar. Loncanın görevleri şunlardır:

– Osmanlı Hükümetle esnaf arasındaki ilişkileri yürütmek
– Hammaddeyi ustalar arasında eşit bir şekilde paylaştırmak
– Standartlara uygun üretim yapılıp yapılmadığını denetlemek
– Fiyat tesbiti yapmak
– Üyelerine kredi vermek

Göçebeler (Konar-Göçerler): Hayat tarzları bakımından şehirli ve köylülerden ayrılmıştır. Merkezi hükümetten bağımsız olmakla birlikte, kendileri için düzenlenmiş kanunlara uyarlardı. Hayvancılıkla geçinirlerdi. Bunun için devlete vergi öderlerdi, özellikle fethedilen bölgelerin Türkleşmesinde önemli bir yere sahiptiler. Sınırlarda bulunanlar bazen askerlikte de kullanılırdı. Osmanlı devleti;

– Düzenli vergi toplama
– Tarımsal üretimi artırma ve sürekliğini sağlama
– Asker toplamayı kolaylaştırma
– Göçebeler (yörük) arası iç çatışmaları önleme amacıyla göçebeleri yerleşik hayata geçirmek istemiştir.

V- OSMANLI TOPLUMUNDA SOSYAL HAREKETLİLİK

a) Yatay Hareketlilik: Bir toplumun ülke sınırları içinden bir başka bölgeye göç etmesidir (Köyden kente göç gibi). Bu hareketlilik bazen devlet bazen toplumun kendi isteği ile olmuştur, özellikle ilk dönemler devlet, yatay hareketliliği teşvik etmiştir. Böylece göç edilen bölgenin sosyal ve ekonomik açıdan canlanması sağlanmıştır.

 b) Dikey Hareketlilik: Sınıflar arası geçişi ifade eder. Yönetilen sınıfından yöneten sınıfına ya da yöneten sınıfından yönetilen sınıfına geçiş yapabilmektedir. Yöneten sınıfına geçebilmek için;

– Müslüman olma
– Padişaha tam sadık olma
– Aldığı vazifeleri yerine getirme şartları gerekmektedir.

Yönetenlerden olabilmek için askerlik veya medrese eğitimden geçme yoluyla gerçekleşebilmekteydi.

VI- OSMANLI TOPLUM YAPISINDAKİ DEĞİŞMELER

– XVI. yüzyılda dirliklerin kapıkullarının eline geçmesi toprak sistemini bozmuş, sipahiler işsiz kalmış, alınan vergiler azalmış, köyden kente göç hızlanmıştır. Huzursuz olan köylüler Celali isyanların çıkmasında da etkili olmuştur. Bu durum hem siyasi hem sosyoekonomik sorunlara neden olmuştur.
– XVIII. yüzyılda, diplomatik ilişkilerin artması bürokrat (kalemiye) sınıfını güçlenmiştir.
– Devşirme sisteminin önemi azalmış, yönetici kadrolara reayaya mensup kimseler getirilmiştir.
– XIX. yüzyılda, merkezi otorite güçlendirilmek istenmiştir.
– Tanzimat fermanıyla devlet ve toplum ilişkileri yeniden düzenlenmiştir.
– Islahat fermanıyla da azınlık hakları genişletilmiştir.