Etiket: oruç

İslam Dininde Emredilen Başlıca İbadetler

Yüce Allah insanı en güzel şekilde ve üstün özelliklere sahip bir varlık olarak yaratmıştır. İnsanın hayatını rahat ve sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için pek çok nimet var etmiştir. Acaba kendisine verdiği nimetlere karşılık, insanın da yaratıcısına karşı birtakım sorumlulukları yok mudur?

Yapılan en küçük bir iyiliğe teşekkür etmeyi görev bilen insanın, Allah’a şükretmesi gerekmez mi? Dinimize göre bunun başlıca yolu, Allah’ın emrettiği ibadetleri yerine getirmektir. İslam dininde yerine getirilmesi emredilen çeşitli ibadetler vardır. Bunların başlıcaları; namaz, oruç, zekât, hac ve kurbandır.

NAMAZ: Namaz, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş Müslümanlara farzdır. Bu ibadet; evde, camide ve temiz olan her yerde yapılabilir. Namaz kılabilmek için abdest I almak zorunludur. Ayrıca bu ibadeti yerine getirmek için namaz kılınacak yerin ve giysilerin temizliğine özen gösterilmesi gerekir. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı olmak üzere günde beş vakit namaz kılınır.

Sabah namazı, iki rekât sünnet, iki rekât da farz olmak üzere dört rekâttır, öğle namazı toplam on rekâttan oluşur. Bunların dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi de son sünnettir, ikindi namazı, dört rekât sünnet, dört rekât da farz olmak üzere sekiz rekât olarak kılınır. Akşam namazı üç rekât farz, iki rekât da sünnet olmak üzere toplam beş rekâttır. Yatsı namazı, vitir namazı ile birlikte on üç rekât olarak kılınır. Dördü ilk sünnet, dördü farz, ikisi son sünnettir. Son olarak da üç rekât vitir namazı kılınır.

Beş vakit namaz dışında da kılınması gereken bazı namazlar vardır. Cuma namazı, bayram namazı, teravih namazı ve cenaze namazı bunlardandır.

ORUÇ: İslam dininde emredilen başlıca ibadetlerden biri de oruçtur. Bu ibadet, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar geçen sürede hiçbir şey yiyip içmemek ve bazı bedenî arzulardan uzak durmak suretiyle yerine getirilir. Oruç tutmaya, imsak vakti girince başlanır. Akşam ezanı okunup iftar vakti girince de oruç açılır.

İslam’da farz olan ramazan orucunun yanında Peygamberimizin tuttuğu ve bize tavsiye ettiği nafile oruçları da vardır. Muharrem orucu bu oruçlardandır. Peygamber Efendimiz, “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan oruçtur.” buyurmuştur.

Alevi-Bektaşiler de muharrem ayına büyük önem verirler. Bu ayda ilk on iki gün oruç tutarlar. Bu günlerde Kerbela’da Hz. Hüseyin ve ailesinin susuz bırakılmasından dolayı yas tutarlar, eğlence yapmazlar, su içmezler ve Hz. Muhammed ile ehlibeytine salavat getirirler.

Akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış, sağlıklı Müslümanların ramazan ayında oruç tutması farzdır. Hastalar, yolcular, hamile ve çocuk emziren kadınlar oruç tutmayabilirler. Bunlar, tutamadıkları oruçları daha sonra durumları uygun olunca kaza ederler. Bilerek bir şey yiyip içmek, kusmak ve ilaç kullanmak orucu bozan durumlardandır. Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler ve sürekli sağlık sorunları nedeniyle bu ibadeti yerine getiremeyenler tutamadıkları her oruç için bir yoksula fidye verirler.

Fidye; bir yoksulun, bir günlük yemek ihtiyacını karşılamak veya bu miktarda parayı ona vermektir. Ramazan ayında fitre (fıtır sadakası) de verilir. Bu ayda verilen fitrelerle yoksulların ihtiyaçlarını gidermelerine katkıda bulunulmuş olunur. Fitre; bir fakirin bir günlük yiyecek ihtiyacını karşılamak veya bu miktarda parayı ona vermektir.

ZEKÂT: İslam’ın beş temel şartından biri zekâttır. Zengin Müslümanların, mal veya paralarının belirli bir bölümünü yılda bir kez ihtiyaç sahiplerine vermelerine zekât denir. Akıllı, ergenlik çağına girmiş ve zengin Müslümanların zekât vermesi farzdır. Dinimize göre ailesinin ihtiyaçlarını rahatça karşılayan, evi ile arabası olan, bunlar dışında 80.18 g altını ya da bunun karşılığı malı veya parası olan kimse zengin sayılır.

Kur’an-ı Kerim’de zekâtın kimlere verileceği açıkça belirtilmiştir. Buna göre zekât; fakirle re, düşkünlere, borçlulara, yolda kalmış kimselere vb. ihtiyaç sahiplerine verilir. Kişi; annesine, babasına, büyük annesine, büyük babasına, çocuklarına ve torunlarına zekât veremez. Bunun dışındaki akrabalarına zekât verebilir.

Zekât toplumsal dayanışmayı güçlendirir. Bu ibadet, zenginlerle yoksullar arasında sevgi ve yakınlık oluşmasını sağlar. Zekât veren Müslümanlar, toplumda yoksulluğun azalmasına katkıda bulunurlar. Allah’ın bir emrini yerine getirmenin, yoksulların ihtiyaçlarını gidermenin mutluluk ve huzurunu duyarlar. Zekât verenlerin çok olduğu bir toplumda sosyal adaletsizlik azalır.

HAC: Hac hem mal hem de bedenle yerine getirilen bir ibadettir. Bu ibadet; yılın belirli günlerinde ihrama girerek Kâbe’yi tavaf etmek, Arafat’ta vakfe yapmak, Mekke ve çevresindeki kutsal yerleri ziyaret etmek suretiyle yapılır. Akıllı, ergenlik çağına gelmiş, hür ve zengin Müslümanların hayatlarında bir kez hac ibadetini yapmaları farzdır. Bu konuyla ilgili olarak bir ayette, Yoluna gücü yetenlerin o evi (Kâbe’yi) haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır…” buyrulur.

Hac ibadetinin bireysel ve toplumsal birçok faydası vardır. Hac için dünyanın dört bir yanından Mekke’ye gelen Müslümanlar birbirleriyle tanışıp kaynaşırlar. Orada ırk, renk, dil, makam ve mevki farkı olmaksızın aynı giysiler içinde olurlar. Bu durum, kişilerde bütün insanların eşit olduğu duygusunu geliştirir. Hac ibadeti Müslümanlar arasında birlik, beraberlik, dostluk ve kardeşlik duygularının güçlenmesine katkı sağlar.

KURBAN: Kurban, dinimizde yerine getirilmesi emredilen Kurban; koyun, keçi gibi küçükbaş ve sığır, manda, deve gibi büyükbaş hayvanlardan kesilebilir. Küçükbaş hayvanları bir kişi, büyükbaş hayvanları ise en fazla yedi kişi kurban olarak kesebilir. Kurban edilecek hayvan, incitilmeden kesileceği yere götürülür. “Bismillâhi Allahü ekber.” denilerek ehil bir kişi tarafından kesilir. Kurban kesen kişiler, atıkları poşetleyip çöpe atmalı, çevre temizliğine önem vermelidirler.

Müslüman, kurban keserek Allah’a olan sevgi, saygı ve bağlılığını gösterir. Allah da emirlerine uyup ibadetlerini yerine getiren kullarını sever, onlardan hoşnut olur. Böylece kurban, Allah’la insan arasındaki yakınlığın artmasına katkı sağlar.

{ Add a Comment }

Barboros Hayrettin Paşa Kimdir – Kısaca Hayatı

Asıl adı Hızır’dır. 1467-1473 yılları arasında Midilli’de doğmuştur. Bir Osmanlı sipahisi olan Yakup Bey’in oğludur. İshak, Oruç ve İlyas Bey isimli üç kardeşi daha vardı. Küçük yaşlardan itibaren denizciliğe gönül vermiş, gençliğinde Midilli ve batı Trakya kıyılarında deniz ticareti ile uğraşmış, daha sonra kendisi gibi denizci olan abisi Oruç Reis’in yanında bulunmuştur. Oruç Reis, o tarihlerde adını bütün ’ Avrupa’nın bildiği ünlü bir korsandı.

Akdeniz kıyılarında üstün başarılar gösteriyor, girdiği deniz muharebelerinin hemen hepsinden galip çıkıyordu. Oruç Reis kardeşinin de yardımıyla Cezayir’i ele geçirmiş ve burada hükümdarlığını ilan etmiştir. Daha sonra Telemsan kalesi civarında yapılan bir savaşta İspanyol’lara karşı kahramanca çarpışarak şehit olmuştur. Abisinin ölümünden sonra donanmaların başına geçen Hızır Reis’in ünü ya-yılmaya başlamıştır. Avrupalıların Kırmızı Sakal manasına gelen Barbaros ismiyle andıkları Hızır Reis, kısa sürede bütün bir Akdeniz’de hakimiyet kurmaya başlamıştır. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in de desteğini alarak faaliyetlerini genişletmiş, Venedik, Ceneviz, Fransa ve İspanya kıyılarında üstün başarılar kazanmıştır.

1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın huzuruna çıkarak bağlılığını ve devlete hizmete devam edeceğini söyleyen Hızır Reis’e, padişah “Dinin hayırlısı” manasına gelen Hayreddin ismini vererek kendisini Kaptan-ı Deryalığa getirmiştir. Bu rütbe devletin en yüksek rütbelerinden biridir. Hızır Reis Kaptan-ı Derya olduktan sonra Osmanlı donanmalarıyla Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmeye başlamıştır. Devletin karada gösterdiği muazzam başarılar denizde de devam edince, Haçlılar büyük bir donanma hazırlayarak 1538 yılında Preveze önlerine geldiler. Donanmalarının başında şöhret düşkünü, yüreği gurur ve kibirle dolu Andrea Doria isimli bir amiral bulunuyordu. Hızır Reis, haçlıların yenilmez kabul ettikleri bu büyük donanmayı Preveze’de korkunç bir hezimete uğratarak Türk denizcilik tarihinin en büyük zaferlerinden birini kazandı. Andreo Doria mahvolan gemilerini geride bırakarak gizlice kaçtı.

Bu zafer, Akdeniz’in tamamında Osmanlı hakimiyetini sağladı. Barbaros Hayreddin Paşa bundan sonra da durmadı. Devletin kendisine verdiği her görevden yüzünün akıyla çıktı. Denizdeki üstün başarının yanında karada da zaferler kazanıp Cezayir ve Tunus’u Osmanlı sınırlarına kattı. Hatıralarını uzun uzun yazdırarak da, dönemindeki olayların zamanımıza kadar ulaşmasını sağlayan büyük Türk amirali seksen yaşına girdiği sıralarda İstanbul’da vefat etmiş, Beşiktaş semtinde yaptırılan türbesine gömülmüştür.

“Böylece padişah Sultan Selim fermanı ile Cezayir-i Arap Beylerbeyi oldum. Bize Allah için muhabbet edenlerin muhabbeti, sadakati daha ziyade oldu. Memnun olup şükrettiler. Amma niyeti fasit olanların hasetlikleri ağaç kurdu gibi yüreklerini oyup, sonunda ölümlerine sebep oldu. Bir kişinin ki yardımcısı Allah ola, var kıyas eyle ki ol ne ola!.. Niyet saflığı gibi yoktur. Zira herşey niyete bağladır.” (Barbaros Hayreddin Paşa)

{ Add a Comment }