Etiket: olmuştur

18. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Avrupa devletlerinin Dış Politikası

XVIII. Yüzyılda Osmanlı ve Avrupa Devletlerinin Dış Siyaseti:

  • yüzyılda Osmanlı Devleti’nin dış politikasındaki ilk hedef Karlofça ve İstanbul Antlaşmalarıyla kaybedilen toprakları geri almak olmuştur.
  • Osmanlı Devleti’nin diğer bir hedefi de mevcut topraklarını korumaktır. Bunun için bu yüzyılda batıda Avusturya ve Venedik, kuzeyde Rusya ve doğuda İran ile savaşlar yapılmıştır.
  • Osmanlı Devleti; 18. yüzyılda Rusya ve Avusturya ile yaptığı savaşlarda toprak kayıplarının yanında ekonomik ve siyasi kayıplara da uğradı Bu yüzyılda gelişen farklı bir siyasi olay da Fransa’nın Osmanlı topraklarına saldırması olmuştur. Osmanlı -Fransız ilişkileri bu yüzyıla kadar dostluk içerirsinde devam etmiştir.
  • Osmanlı Devleti’nin kayıpları bu yüzyılda da devam edince, Avrupa’nın gerisinde kalındığı kabul edilmiş ve Avrupa örnek alınarak, devletin geleceği için dünyanın değişen ve gelişen şartlarına göre ıslahatlar yaparak bozulan kurumlar düzeltilmeye çalışılmıştır.

Sonuç olarak Osmanlı Devleti 18. yüzyılda;

  • Kaybettiği toprakları geri alma,
  • Mevcut toprak bütünlüğünü koruma,
  • Avrupa tarzı ıslahatlar yaparak kötü gidişi durdurabilmek siyaseti takip etmiştir.

18. Yüzyılda Fransa’nın Dış Politikası

Bu yüzyılda Fransa’nın dış politikadaki önceliği Akdeniz’e egemen olmak ve yeni sömürgeler elde etmektir. Bu konuda en büyük rakibi önceki yüzyılda da savaşlar yaptığı İngiltere olmuştur. Fransa 18. yüzyılda büyük bir imparatorluk kurabilmek amacıyla Osmanlı Devletiyle iyi ilişkilerine rağmen Mısır’a saldırmıştır. Bu olay sonrasında Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya, güveni sarsılmış ve ilerleyen dönemlerde de iş birliği yapma noktasında tek başına Fransa’yla ittifaka girmemiştir.

18. Yüzyılda Yüzyılda İngiltere Piş Politikası

İngiltere bu yüzyıla kadar elde ettiği sömürgelerinden dolayı “Güneş’in batmadığı imparatorluk” olarak diye nitelenen bir büyüklüğe ulaşmıştır. 18. yüzyılda, da İngiltere dış politikasında;

  • Sömürgelerine giden yolların güvenliğini sağlamak
  • Kendisine tehdit oluşturabilecek Rusya’nın sıcak denizlere inmesini engellemek,
  • Sömürgecilik yarışındaki en büyük rakibi olan Fransa’nın Akdeniz ve Mısır’da hâkimiyet kurmasını engellemek, konuları önceliğe sahipti.

İngiltere diplomasiden iyi anlayan idarecileri, güçlü ördü ve donanması ile bu yüzyılın dünyadaki süper güçlerinden biri olmuştur.

18. Yüzyılda Avusturya’nın Piş Politikası

Avusturya çok uluslu yapıya sahip bir devlet olduğundan, 18. yüzyılda bu yapıyı koruma ye dağılmama hedefi ile hareket etmiştir. Avusturya 18. Yüzyılın sonlarına kadar özellikle Macaristan (Orta Avrupa) egemenliği için Osmanlı Devleti ile mücadele etmişken 18. yüzyılda dünyada gelişen olaylardan dolayı Osmanlı Devleti ile ilişkilerini Ziştovi Antlaşması ile barış politikası izlenmesi şekline dönüştürmüştür.

Bu yüzyılda Avusturya’nın dış politikasında;

  • Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımından olumsuz etkilenmeme,
  • Rusların, Slavların birliğini savunarak Balkanlara yayılma politikasını engelleme,
  • Alman Birliği’ni sağlayan Prusya ile mücadele etme, şeklinde öncelikleri olmuştur.

18. YüzyıldaRusya’nın Dış Politikası

Rusya, 18. yüzyılda Çar Petro ile büyük devlet olma hedefine sahip olmuştur. Bu amaçla I. Petro ve dolayısıyla Rusya’nın şekillenen dış politikasında;

  • Baltık Denizi‘ne hâkim olmak
  • Kırım’ı alarak Karadeniz’e ulaşmak
  • Slav birliği politikası ile Balkanlara hâkim olarak Ege Denizi’ne ulaşmak
  • İstanbul Boğazını ve Çanakkale Boğazını, alarak yine Ege Denizi ve Akdeniz’e ulaşmak, öncelikleri olmuştur.

{ Add a Comment }

2.Viyana Kuşatması Neden Başarısız Olmuştur

II.Viyana Kuşatması Neden Kaybedildi:

Osmanlıların Viyana’da başarısız olmasında şehrin güçlü surlarla çevrili olması haçlıların Avusturya’ya yardım etmesi, Kırım hanının Leh ordusunun Tuna’ya geçmesini engelleyememesi gibi nedenler etkili olmuştur.

Viyana’yı alarak, Osmanlı’nın yeniden eski günlerine döneceği hesaplarını yapan ve böylece kendi şöhretini de yükselteceğini düşünen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, yeterince hazırlık yapmadan kuşatmayı başlatmıştır.

Bununla birlikte orduda başlayan disiplinsizliklere – yukarıda da bahsedildiği gibi – Kırım Hanlığının kuvvetlerinin çekilmesi ve Lehistan’ın Avusturya’ya yardıma gelmesi de eklenmiştir, tüm bunlara rağmen Viyana düşmek üzeredir;  ancak yapılacak son hücum öncesi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa şehirde yağmayı yasakladığını açıklaması Yeniçerilerin isteksiz davranmasına ve de kuşatmanın bozgunla sonuçlanmasına neden olmuştur.

{ Add a Comment }

Taş Devri Özellikleri Nelerdir

Eski Taş Devri (M.Ö. 600.000 – 10.000): Tarih Öncesi Devirler içerisinde en uzun süren ve zorlu geçen dönemdir. İklim koşullarının olumsuzluğundan dolayı bu dönemde insanlar yaşamlarını mağaralarda ve ağaç kovuklarında geçirmişlerdir. Avcılık ve toplayıcılık yaparak geçimlerini sağlamışlardır. Bu durum insanların tüketici olduklarını göstermektedir. Yaşam tarzları, göçebe ve küçük gruplar halinde olmuştur. İhtiyaç duydukları aletleri sivri ve keskin taşlardan ve kemiklerden yapmışlardır. Ülkemizde bu dönem yaşantılarına ait kalıntılara Antalya – Karain, Belbaşı ve Beldibi ile İstanbul Yarımburgaz mağaralarında rastlanılmıştır.

Orta Taş Devri (M.Ö. 10.000 – 2.000): Taşlar yontularak kullanılmaya başlanmıştır. İklim şartları yaşamaya daha elverişli hale gelmiştir. Bu dönemin sonlarına doğru ateş kontrol altına alınmış, bu durum uygarlığın gelişmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Ateşin bulunmasıyla;

  • Soğuktan ve vahşi hayvanlardan korunulmuştur.
  • Besinler pişirilerek tüketilmeye başlanmıştır.
  • İnsanlar karanlıktan kurtulmuştur.
  • Seramik sanatı gelişmeye başlamıştır.
  • İlerleyen dönemlerde ise madenlerin işlenmesi sağlanmıştır.

Bu dönem yaşantılarına ait kalıntılar ülkemizde Antalya – Beldibi Ankara – Macunçay, Samsun – Tekkeköy’deki mağaralarda bulunmuştur. Bu iki dönemde de insanlar avcılık ve toplayıcılıkla geçiniyorlardı. Bu şekildeki toplumlar göçebe yaşam tarzına sahip toplumlardır.

Yeni Taş Devri (M.Ö. 8000 – 5500): Bu dönem, insanların yaşantılarında önemli değişimlerin başladığı dönemdir. Bu dönemde tarımsal faaliyetler başlamıştır. Tarım devriminin sonucunda;

  • İnsanlar üreticiliğe başlamışlardır.
  • Göçebe yaşam yerini yerleşik yaşam tarzı almaya başlamıştır.
  • Hayvanlar evcilleştirilmeye başlanmıştır. İlk evcilleştirilen hayvan köpek olmuştur. Ardından koyun, keçi ve inek gibi hayvanlar evcilleştirildi.
  • Çanak-çömlek yapımı başlamıştır.
  • Evler yapılmaya başlanınca bunun doğal sonucu olarak ilk köyler oluşturulmuştur.
  • Tarımsal faaliyetler sonucu artı üretim söz konuşu olmuştu r.
  • Özel mülkiyet kavramı ortaya çıkmıştır. Bu durum miras sorunu ve sınıf farklılığının oluşmasına neden olmuştur.

Üretim fazlası malların el değiştirmesine (takas usulü) ticaretin doğmasına yol açmıştır. Dönemin sonlarına doğru, tekerlek kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum;

  • İnsanların daha hızlı yer değiştirmesine ve göçler yaşanmasına
  • Ticaretin gelişmesine ortam hazırlanmıştır.

(Ticaretin ortaya çıkması; Kültürlerarası etkileşimin artmasına, ürünlerin çeşitlenmesine ortam hazırlamıştır.)

Ülkemizde bu dönem yaşantılarına ‘ait kalıntılar Diyarbakır – Çayönü (İlk köy). Konya – Çatalhöyük’te (ilk şehir) bulunmuştur. Yerleşik hayata geçilmesi;

  • Mimari faaliyetlerin başlamasına
  • Köylerin kurulması ile daha fazla paylaşımı zorunlu kılan toplumsal hayata
  • Toplumsal yaşamın daha güvenilir olması için ortak kurallara uyulmasına ortam hazırlamıştır.
  • Mezar kültürünün ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

{ Add a Comment }

Mısır Medeniyetinin – Uygarlığının Özellikleri

Tarihin en eski medeniyetlerinden sayılan Mısır, Afrika kıtasının kuzey doğusunda yer almaktadır. Büyük bölümü çöllerle kaplı Mısır’ın önemli bir medeniyet merkezi olmasında, Nil nehrinin çok önemli yeri olmuştur. Mısır coğrafi özellikleri nedeniyle istila ve göç hareketlerinden çok az etkilenmiştir.

Bu da Mısır’da Tarih Öncesi devirlerin sırasıyla yaşanmasında (tarihi süreklilik) etkili olmuştur. M.Ö. IV. binden itibaren insan topluluklarının yerleşmeye başladığı Mısır’da ilk dönemlerde nom adı verilen şehir devletleri halinde bir yaşantı varken, M.Ö. 3000’lerde siyasi birlik kurulmuş ve imparatorluk M.Ö. 525 yılına kadar varlığını devam ettirmiştir.

Devlet Yönetimi ve Ordu: Mısır, tanrı-kral sayılan firavunlar tarafından yönetilmiştir. Devlet yönetiminde kâtiplerin önemli bir yeri vardır. Bu da yönetimin bürokratik temele dayandığını gösterir. Kendi ülkelerini illere ayırarak yöneten Mısırlılar, fethettikleri ülkelerin kültürlerine ve yönetimine doğrudan karışmamış, onlardan vergi alma yoluna gitmişlerdir. Mısır ordusu büyük çoğunluğunu yaya askerlerin oluşturduğu daimi ve düzenli bir ordudur.

Din ve İnanış: Mısır’da çok tanrılı bir din anlayışı benimsenmiştir. En büyük tanrı güneş tanrısı sayılan Amon-Ra’dır. Tanrılar insan ve hayvan şeklinde düşünülmüş, barınmaları içinde tapınaklar yapmışlardır. Mısır’da dini inançlar güçlüdür ve hayatın ölümle sona ermediğine inanılmaktadır. Bu durum rahiplerin etkinliğini arttırmıştır. Mısır’da güçlü bir ahiret inancının olması mumyacılık, tıp, eczacılık ve mezar yapımı (piramit vb.) gibi alanların gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

Sosyal ve İktisadi Hayat: Mısır halkı, memurlar, din adamları, tüccarlar, çiftçiler ve köleler şeklinde farklı haklara sahip toplumsal sınıflara ayrılmıştır. Memurlar soylular arasından seçilmiştir. Yüksek memurluklar babadan oğula geçmiştir. Mısır’da hiyerogliflerin güçlükle öğrenilmesi kâtiplerin, halkın dindar olması ise rahiplerin önemini artırmıştır. Temel geçim kaynağı tarım olan Mısır’da toprakların büyük bölümü firavunlar adına işlenmiştir. Ancak soyluların da kendilerine ait toprakları vardır. Mısırlılar ayrıca komşularıyla ticari ilişkiler kurarak ekonomilerini güçlendirmişlerdir. Mısır’da adalet işlerinin yürütülmesine özen gösterilmiştir. Ancak yönetim anlayışı nedeniyle (ilah kral anlayışı) Mısır hukuku Anadolu ve Mezopotamya’da olduğu kadar gelişememiştir.

Yazı, Dil ve Edebiyat: Mısır’da M.Ö. 3000’lerden itibaren bir tür resim yazısı (hiyeroglif) kullanılmıştır. Hiyeroglif zamanla 24 harflik bir yazı sistemine dönüşmüştür. Mısır hiyeroglifleriyle yazılan yazıların büyük bölümünü dini eserler oluşturmuştur. Bunların yanında öykü, öğüt ve seyahat türü kitaplar da yazılmıştır.

Bilim ve Sanat: Mısır’da ihtiyaçlar ve inançlar bilimsel gelişmelere öncülük etmiştir. Örneğin, Mısır’da tarımsal üretimin düzenli olarak yapılabilmesi Nil nehrinin hareketlerinin gözlenmesine ve hesaplanmasına bağlıydı. Nil’in taşma zamanının hesaplanması astronomi, Nil’in taşmasıyla bozulan arazi sınırlarının tespiti geometri, tarımsal üretimden alınan vergilerin hesaplanması matematik bilimlerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Yine Mısırlılar ölümden sonraki hayatın varlığına inandıkları için ölülerini mumyalamışlardır ki bu da tıp ve ezacılık alanında gelişmelerine etki etmiştir. Mısır’da bir yıl, Nil nehrinin hareketlerine göre, taşma, ekme ve hasat olarak üç mevsime ayrılmıştır. Bu tür çalışmalar Mısırlıların güneş yılı esaslı takvimi bulmalarında etkili olmuştur. Mısır’da inançlar sanatın gelişmesine de etki etmiştir. Örneğin, piramitler, sfenks ve tapınaklarla birçok tanrıya ait resimler ve figürler Mısır sanatının en güzel örnekleridir.

{ Add a Comment }