Etiket: olaylar

Auguste Comte Kimdir – Felsefi Görüşü

Auguste Comte ve Üç Hal Yasası:

Matematik ve fen bilimleri eğitimi almış, yaşamını özel ders vererek sürdürmüştür. Auguste Comte (1798-1857) Bir Fransız filozofudur. Auguste Comte‘un gerçek amacı, toplumsal olayları inceleyerek, topluma yeni bir biçim, yeni bir yön vermektir. Comte, Fransız Devrimi‘nin toplumda yarattığı karmaşayı ve kaosu görmüş ve yaşamış bir insandır. Toplumu bu karmaşadan kurtarmak ve yeniden düzenlemek için bilimden yararlanmak istemiştir. Bunun için sosyolojiyi bir bilim olarak kurmuştur. Sosyolojide fiziğin ve matematiğin yöntemlerini uygulamaya gayret eder. Bu açıdan pozitivizm deneyci felsefenin bir türüdür.

Comte’a göre felsefe, duyularımızın bize sağladığı olgulardan yola çıkmalı, onların arkasındakilerle ilgilenmemelidir. Yani, felsefe varlıkların insan tarafından gözlenemeyen özlerini, gizli nedenlerini bulma çabasından vazgeçmelidir. Varlıklar ve doğal olaylar, doğaüstü güçlerin eseri değildir. Bundan dolayı “nasırlarla uğraşılmalı, ama “niçin”lerle uğraşılmamalıdır. Sonuç olarak felsefe deneysel bilimleri model almalıdır. Bu şekilde olgular arasındaki değişmez ilişkiler ve doğa yasaları bulunabilir. Bu amaca da yalnızca deney ve gözlem yoluyla ulaşılabilir. Bu yolla kazanılan, bilgi, pozitif bilgidir. Toplumun yeniden düzenlemesinde pozitif bilgi kullanılabilir. Pozitif bilgi tarihsel evrim sonucunda insan zihninin ulaştığı en yüksek düzeydir. İnsanoğlu bu düzeye üç dönemden geçerek gelmiştir. 

TEOLOJİK DÖNEM: Bu dönemde insanlar her şeyi tanrısal güçlerle açıklamışlardır. Bütün olayların gerisinde doğaüstü nedenler bulunduğuna inanılmıştır. Örneğin, doğal bir felâketin ardında Tanrı’nın insanları cezalandırmak istemesinin yattığını düşünmüşlerdir.

METAFİZİK DÖNEM: Bu dönemde manevi nedenlerden ve Tanrısal güçlerden vazgeçilmiştir. Ama olaylar hâlâ algılanamayan bazı nedenlerle açıklanmaya çalışılmaktadır. Soyut kavramlar ve gizli güçler ön plana çıkmıştır. Örneğin, cisimlerin yere düşmesi, doğadaki yerlerini alma çabası ya da boşluktan korkma ile açıklanmıştır.

POZİTİF DÖNEM: Bu dönem insan düşüncesinin ve gelişiminin en yüksek düzeyidir. Çünkü burada insan yalnızca olgulara yönelir. Olayların ve olguların arkasındaki metafizik nedenlerden vazgeçilir. Böylece değişmez yasaların bilgisi elde edilmiş olur.

Auguste Comte, bilimlere büyük önem vermiş ve toplumları yeniden düzenlemede onlardan yararlanmaya çalışmıştır. Felsefeye pozitif bir nitelik kazandırmaya çalışmıştır. Bunun için metafizik unsurları reddetmiştir.

{ Add a Comment }

Jung ve Eş Zamanlılık Teorisi

Jung’un Zamandaşlık Teorisi Hakkında Bilgi:

Bazı astrologlar, “astrolojinin mekanizmasını bilmiyoruz ama çalıştığını görüyoruz. Bizim için teori değil pratik önemli…” diyorlar. Oysa bilim dallarının tek işlevi veri biriktirip prensipleri belirlemek değil, o veriden tümevarımsal bir sonuca ulaşarak, teori ortaya koymaktır. Oysa astrolojide bunu başarmak o kadar kolay değildir.

Astrolojinin nedensellik yasasına göre izahıma güçlüğünü izah ettik. Bunu fark eden, ama onu bilim adamlarına anlayabilecekleri şekilde takdim etmeye çalışan astroloji sever bilim adamından söz edeceğiz, Jung.

G. Jung astrolojiyi, zamandaşlık ya da eşzamanlılık olarak Türkçeye çevrilen, synchronization kuramıyla açıklamaya çalışıyor. Jung eşzamanlılığı şöyle tanımlıyor: “Anlık sübjektif durumlarla anlamlı paralellik olarak görünen, bir ya da daha çok dışsal olayın belirli bir psişik durumla aynı zamanda oluşudur.” (1955-sf.36)

Jung eşzamanlılık kuramını, durugörü, gerçekleşen rüyalar, kehanetler gibi olayları açıklamakta da kullanmıştır. Daha açık ifade etmek gerekirse, görülen bir rüya ile meydana gelen bir olayın aynı zamanda gerçekleşmesi gibi, biri öznel diğeri nesnel dünyada gerçekleşen olayın birbirine anlamlı bir şekilde uygun olması ona göre “aynı zamanda” olmakla ilgilidir.

Jung, bilimin ancak nedensellik yasalarını inceleyebildiğim, ama aralarında nedensel bağ olmayan olaylar arasındaki uyumu ve anlamlı rastlantıları açıklayamadığını söylemiştir.

Jung, astrolojiyle de yakından ilgilenmiş, onun mekanizmasını da eşzamanlılıkla açıklamaya çalışmıştır. Ona göre bir bebeğin doğumu ve gök cisimlerinin konumu gibi, aralarında mantıksal bir sebep sonuç ilişkisi bulunmayan iki olayın arasında, sırf aynı zamanda gerçekleşmekten dolayı benzerlik olabilir. Bu gibi olaylar belki de zamanda bizim henüz etki mekanizmasını bilemediğimiz bir yasanın geçerli olmasından kaynaklanabilir.

Ancak unutulmamalı ki Jung astrolojinin mekanizması hakkında kesin bir teori ileri sürmemiştir. Ancak Öngörü gibi olayları da açıklamakta kullanmak için astrolojinin iç disiplinin bir parçası olan zamandaşlık olgusunun da bir yasa olarak görülebileceğini kabul etmekte tereddüt etmemiştir. Astrolojinin bu yasa nedeniyle; yeni doğan bir insanın ruhsal yapısının, gezegenlerin o andaki pozisyonlarıyla “anlamlı bir şekilde paralel” olmasının beklenebileceğini düşünmüştür.

Eşzamanlılık teorisini kabul eden astrologlara göre zamanda geçerli bir takım yasalar vardır. Bu yasalar çerçevesinde her zaman diliminin farklı bir kalitesi vardır. Aynı zamanda gerçekleşen olaylar benzer kalitededirler. Bunu Jung şöyle dile getiriyor: “Zamanın herhangi bir anında ne doğarsa ya da yapılırsa, o anın niteliklerini taşır.”

Birçok kişinin bunu doğrulayan gözlemleri vardır; mesela bir kişinin doğduğu gün meydana gelen bir olay, o kişinin karakter özelliklerine uygun olabilir. Mesela “onun doğduğu gün ihtilal olmuştu” veya “evlendiğimiz gün büyük bir uçak kazası olmuştu” gibi… Bu şekilde bir kişinin doğumu bir müessesenin kuruluşu gibi olaylar, belli bir hadiseye denk geliyorsa, bunlar genellikle anlamlı rastlantı sayılır. Tarih boyunca da böyle anlayışlar her zaman her toplumda olmuştur.

Yine, kahramanların hayat hikâyelerinden bahsedilirken, “annesi onu doğururken. ..” diye başlayan sıra dışı olaylar zamanında doğduğunu ifade eden cümleler kurulur. Bu da yine aynı anlayışın sonucudur. Bu anlayışın paradigması, zamanın da bir çeşit enerji olduğu fikrine dayanmaktadır. Zaman farklı renklerde dalgalanarak akar ve yeryüzüne çeşitli olaylar getirir.

{ Add a Comment }

Doğa Bilimleri Nelerdir – Felsefe

Doğa Bilimleri Hangileridir:

Tabiattaki olayları ele alan fizik, kimya, biyoloji, jeoloji ve astronomi gibi bilimlere doğa bilimleri adı verilmektedir Bu bilimler, formel bilimlerin aksine, içerikle alakalı olan bilimlerdir. Doğa bilimleri tabiatta olup biten olayları inceler; olay ve olgular arasındaki ilişkileri ortaya koyar. Sonra tümevarım yoluyla çıkarımlar yaparak genel geçerli doğa yasalarını elde eder. Tümevarım, tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntemdir.

{ Add a Comment }

Tarih Biliminin Yöntemi Maddeler Halinde

Her bilim inceleme yaptığı alanlarda kendine özgü metotlar kullanarak sonuçlara ulaşır. Fen bilimleri genellikle deney ve gözlem yöntemlerini kullanırken sosyal bir bilim olan tarih, geçmişte yaşanmış, sona ermiş ve aynı şekilde tekrarlanamayan olayları incelediğinden bu yöntemlerden yararlanamaz.

Tarihin yöntemi, geçmişten günümüze ulaşan izlerin, kalıntıların ve belgelerin incelenerek değerlendirilmesidir. Bunun için geçmişi aydınlatabilecek belgelerin bulunup (kaynak arama) bunların sınıflandırılması (tasnif), incelenmesi (tahlil) ve birbirleriyle karşılaştırılıp doğru bilgiler verip vermediklerinin değerlendirilmesi (tenkit) gerekir. Ancak bu sayede doğru sonuçlara ulaşılabilir. Tarihi olayları açıklamamıza yardımcı olan sözlü, yazılı, çizili, sesli ve görüntülü her türlü malzemeye belge (kaynak) denir. Bulunan her belge tarihle ilgili bilgilerimizi tamamlar, değiştirir ya da geçersiz hale getirebilir.

Tarih Araştırmalarında Doğru Sonuçlara Ulaşabilmek ve Tarafsızlığı Sağlamak İçin Yapılması Gerekenler

• Kaynak taraması yapılmalı ve farklı kaynaklardan yararlanılmalıdır.
• Olayların birbirine olan etkilerini anlamak için olaylar arasında bağlantı kurulmalıdır.
• Olayın geçtiği yer ve zaman belirtilmeli, olayın geçtiği yerde inceleme yapılmalıdır.
• Tarihi olaylarla ilgili genellemeler yapılmamalı, kurallar konmamalıdır.
• Olayları doğru olarak anlayabilmek için, olayın üzerinden belirli bir zaman geçmesi beklenmelidir.
• Olaylar meydana geldikleri dönemin koşullarına göre değerlendirilmeli, günümüzün ölçüleri dikkate almamalıdır.
• Araştırmacılar kendi değer yargılarıyla, duygularıyla, ulusal ve dini kimlikleriyle hareket etmemelidir.

{ Add a Comment }