Etiket: olarak

Bilgi Sitesi Nedir – Bilgi Siteleri Hakkında Bilgi

  • Bilgi Siteleri ve Bir Bilgi Sitesi Olan Wiki Sitesi:

Herhangi bir konuda tanım ve açıklamaların yer aldığı konularla oluşturulan web siteleri, genel olarak bilgi sitesi şeklinde kabul edilir. Bu siteler içerisinde bilgi, en doğru ve açık hali ile aktarılmalıdır.

Bilgi sitelerinin içerisinde hayata dair her alandan konu yer alabilir. Genel olarak kategori sınırlaması olmaz. Önemli olan açıklanan konu hakkında gerçek bilgilerin aktarılıyor olmasıdır. Mini bilgi sitesi olarak da bilinen Wiki sitesi de bu amaçla açılmış bir adrestir. Wiki bilgi sitesi, yaşama dair farklı bilgi ve konuların içeriklerinden oluşturulmuştur. 2015 senesinden bu yana bilim, kültür, tarih, coğrafya ve daha birçok alanda bilgilerin aktarıldığı bir platform olarak hizmet vermektedir. Kısacası yaşam ve insana dair her konuda bilgiler aktarılmaktadır.

Seçilen kategori ve konularda aktarılan bilgiler, genel olarak insanların merak ettiği ve bilmesinde fayda sağlayacak şekilde konulardan oluşturulmaktadır. Wiki bilgi sitesi, bu özelliği ile mini bilgi sitesi olarak tanıtılsa da, değindiği konu ve alanlar itibariyle, oldukça geniş bir çerçeveden konuya yaklaşmaktadır.

{ Add a Comment }

Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar Raporu

Ahmet Cevdet Paşa’nın Özel Okullar ile İlgili Raporu:

Medresenin son güneşi olarak tavsif edilen Ahmet Cevdet Paşa malî, idarî, hukukî, askerî, tarihi, diplomasi, maârif, ilim ve sanat alanlarında 19. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran ve hemen her bakımdan etkili olmuş bir simadır. Üç defa Maârif Nazırlığı yapmış, onlarca ders kitabı yazmış ve yeni okullar açmıştır.

Ahmet Cevdet Paşa II. Abdülhamit saltanatının ilk yedi-sekiz senesinde aktif olarak görev yapmıştır. 1885-86’dan sonra aktif devlet hizmetinden geriye alınıp danışman olarak görev yapmaya başlamıştır. Bu süreçte kendisinden farklı konulara ilişkin raporlar istenmiş, görüşleri sorulmuştur. Bunlardan biri de yabancı ve özel okulların durumu hakkında 26 Temmuz 1893 tarihli rapordur.

Ahmet Cevdet Paşa tarafından Sadarete verilen raporda iki hususun üzerinde dikkatle durulduğu görülür:  Bunlardan birinde Ahmet Cevdet Paşa, Padişahın kendisinden “mekâtib-i husûsiye” ile ilgili bir lâyiha istediğini söylemekle beraber, lâyihasında yalnızca özel öğretim ile sınırlı kalmamış, Tanzimat dönemi eğitim politikası ve uygulamalarından ve yanlışlarından da genel olarak bahsetmiştir.

Burada özellikle devletlerarası antlaşmaların eğitim alanında sağladığı imtiyazlar ve ortaya çıkardığı sonuçlar üzerinde durulmuştur. Ahmet Cevdet Paşa‘nın raporuna bir bütünlük içinde bakıldığında üzerinde durduğu ikinci nokta: “özel öğretimdeki ve Tanzimat eğitimindeki gelişmelerin esas olarak, Osmanlı Devlet adamlarının Avrupa kamuoyuna hoş görünme ve onları kazanma düşünceleridir”. Bu zihniyet bazı Osmanlı aydınları arasında büyük rahatsızlık yaratmıştır. Yeni Osmanlı aydınlarından Ziya Paşa Islahat Fermanı ile verilen imtiyazların akılla izah edilemeyecek zaaflar olduğunu belirtir. Aynı şekilde Ahmet Cevdet Paşa da bu fermanla “Devlet-i Aliye‘nin eski gücünün kalmadığını, yabancı müdahalesinin aleni hale geldiğini ve devletin acınacak hale geldiğini” belirtmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa, ilgili raporunda genelde eğitim, özelde “özel öğretim ve özel okullar” konusunda değindiği konu başlıkları şunlardır: Devletlerarası ilişkilerde eşitsizlik, kapitülasyonlar ve bunun sağladığı imtiyazlar, sığınmacılar, mülteciler, genellikle Avrupa devletleri ile yapılan antlaşmalar. Raporda özellikle uzun yıllardan beri sadece ticarî alanda kullanılan kapitülasyonların Tanzimat‘la birlikte kültür sahasında da kullanılmaya başlandığından ve bunun büyük zararlar ortaya çıkardığından bahsedilmektedir.

Ahmet Cevdet Paşa doğal olarak bu imtiyazlardan kaynaklanan sorunları eleştirmiştir. Islahat Fermanı ile devlet bünyesindeki bütün azınlıklara kendi okullarını açabilme imkânının sağlanması Osmanlı eğitim sistemini felç eden bir uygulamanın başlamasına sebep olmuştur.

Ahmet Cevdet Paşa eleştirilerine şöyle devam etmiştir: “Umûr-ı maârife dair kapitülasyonlarda bir şey yoktur. Ancak Osmanlı Devletinin kötülüğünü isteyen devletler, gerektiğinde onu yalnız bırakmak amacıyla, Avrupa kamuoyu önünde Türkleri cahil ve eğitimsiz, Osmanlı Devletini de kanunsuz ve düzensiz bir toplum olarak gösterme yolunu tutagelmişlerdir.”  Bu sebeplerle Abdülmecit döneminde Darülfünun’un kurulma teşebbüsüne girişilmiş ve eğitimde yeniliklere gidilmişse de istenilen seviyeye gelinemediği açıktır.

Ahmet Cevdet Paşa, raporunda öncelikle Şubat 1856 tarihinde yayımlanan Islahat Fermanı‘ndaki özel öğretimle ilgili hükümlerini hatırlatmıştır. Bunlar özetle şöyledir: Osmanlı ülkesindeki her toplum genel eğitim, meslek ve sanat okulları açmaya izinlidir. Fakat bu okulların öğretim düzeni ve öğretmenlerinin seçimi, Padişahın tayin edeceği üyelerden oluşan karma (azınlıklardan da üyeler bulunan) bir eğitim meclisinin gözetim ve teftişi altında bulunacaktır. Islahat Fermanı‘ndan sonra ortaya çıkan bozuklukları düzeltmek, eğitime bir düzen ve disiplin getirmek, birliği sağlamak adına ilk olarak 1857’de Maârif-i Umumiye Nezareti (Eğitim Bakanlığı) kurulmuştur.

Daha sonra da Şurâ-yı Devlet‘te tanzim olunan Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesi, 1 Eylül 1869 tarihinde ilân edilmiştir. Bu iki gelişme Osmanlı’da özel eğitimin gelişmesi, yaygınlaşması ve faaliyetleri hakkında önemli dönüm noktalarıdır.

Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel okulların açılmasına ilişkin yönetmeliklerin kuşatıcı bir nitelikten ve derinlikten yoksun olmasından dolayı (ilgili nizâmnâmede özel okullarla ilgili sadece iki madde bulunmakta ve onlar da bir sayfa bile yer tutmamaktadır), azınlıkların eline kendileri lehine istismar edebilecekleri iyi bir fırsat geçmiş oldu. İlginç bir şekilde Osmanlı yetkilileri yabancı ve azınlıkların okul açma ve işletmeleri hususunda derin bir gaflet içinde bulunmuşlardır.Yabancılar bu gafletten her fırsatta yararlanma yoluna gitmiştir ve devlet aleyhine gelişen aksaklıkların giderilmesi zorlaşmıştır. Devlet ipleri eline almak istediğinde ise yabancı devletlerin elçilikleri itiraz etmişlerdir.

Ahmet Cevdet Paşa, özel okullarla ilgili raporunun 12. maddesinde Berlin Antlaşmasının konuyla ilgili bir hükmüne değinmiştir. Söz konusu antlaşmanın 62. maddesine göre, “her milletten Avrupa ve Asya’daki Osmanlı ülkelerine seyahat eden din görevlileri (ruhban) ve ziyaretçiler aynı hukuk ve imtiyazlardan yararlanacaklardır. Osmanlı ülkesinde oturan konsolosların ve politika memurlarının gerek yukarıda sözü geçen şahıslar, gerek kutsal yerlerde vs. bulunan din ve hayır kurumlarını resmen koruma hakları taahhüt olunmuştur.” Bu hayır kurumlan (müessesât-ı hayriye) deyimine okullar da dâhil edildiği için, antlaşma gereğince özel okullar da konsoloslar tarafından özel olarak korunacaktır.” Buradan da anlaşıldığına göre, Osmanlı toprakları üzerine hayır işleriyle meşgul olduğu iddia edilen Avrupa devletlerinin okul açması ve işletmesi garanti edilmiştir.

Ahmet Cevdet Paşa özel okullar raporunun 13. ve son maddesinde Kırım Savaşı’ndan sonra devletin eğitim sorunlarının geriye dönülmez bir yola girdiğinden bahsetmektedir. Hıristiyan tebaadan devlete bağlı ve namuslu bazı kişiler, “biz ticaretle geçiniyoruz, bu sebeple çocuklarımızı yabancı okullara veriyoruz, gerekli bilgi ve bilimleri çocuklarımız Müslüman okullarında öğrenseler, hem Türkçeyi öğrenmeleri hem de daha kolay iş bulmaları için oralara göndeririz. Böylece çocuklarımız Frenkleşip başımıza bela olmazlar” diyerek, ilginç bir değerlendirme yapmışlardır. Ancak raporun devamında Cevdet Paşa “bazı namuslu Hıristiyanların” çocuklarını Frenkleşme belasına karşı koruma derdinde olmalarına karşın bazı Müslümanların çocuklarını yabancı okula göndererek yanlış yola saptıklarını belirtmektedir.

Ancak Ahmet Cevdet Paşa devlete sadık “bazı namuslu Hıristiyanlar” diye bahsini ettiği kişilerin samimi olmadığı görüşündedir. Akyüz bunu şöyle açıklar:”Özetle, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların, Ahmet Cevdet Paşa‘ya Osmanlı okulları hakkında söyledikleri kısmen doğru görünebilir. Başka bir deyişle, devletin gayrimüslim unsuru çocuklarını bir kaç resmî okula gönderdiler, bu tür okullar çoğaltılsaydı onlardan da yararlanmak isteyebilirlerdi. Ancak, Hıristiyan tebaanın gerçek amaçlarına bakmak gerekir: Onlar, Osmanlı eğitiminden yararlansalar da, Osmanlılık idealini benimsemiyor ve ayrılıkçı emellerinden vazgeçmiyorlardı: Bulgar ihtilâlcileri ve liderlerinin çoğu Galatasaray Lisesi‘nde okuyan öğrenciler arasından çıkmamış mıydı? Şu halde, bazı ‘namuslu’ Hıristiyanların Ahmet Cevdet Paşa‘ya söyledikleri samimî değildi.”

Özel okullarla ilgili raporunda ilginç tespitlerde bulunan ancak tevazu göstererek dikkate değer öneriler getirmeyen Ahmet Cevdet Paşa‘ya göre özel öğretim işi, Maârif-i Umumiye Nizâmnâmesinin 129. maddesindeki üç şartın çerçevesi içinde yürütülmeli ve akla gelebilecek sakıncaların giderilmesi çarelerine bakılmalıdır. Ancak yukarıda da değinildiği gibi Maârif-i Umûmiye Nizâmnâmesinin ilgili maddeleri oldukça yüzeyseldir.

BİLGİ NOTU1: Yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran Ahmet Cevdet Paşa Türkiye’de modern eğitimin tesisinde en çok emeği geçenlerden biridir. II. Abdülhamit‘e verdiği yabancı özel okulların yıkıcılığına ilişkin rapor bu gün için de öneminden bir şey kaybetmemiş görünüyor.

BİLGİ NOTU2: II. Abdülhamit, devletin bekasını büyük ölçüde modern eğitimde görmüş ve eğitimli, ekonomik yönden gelişmiş bir Müslüman orta sınıf oluşturmanın yollarından biri olarak Müslüman özel okullarını her bakımdan desteklemiştir. Songül Keçeci Kürtün kitabı, dönemin özel İslâm okullarını özgün kaynaklardan ana hatlarıyla araştıran önemli bir çalışma.

Kaynak: Eğitime Bakış, Eğitim-Öğretim ve Bilim Araştırma Dergisi, Yıl: 12, Sayı: 38, Eylül – Ekim – Kasım – Aralık,  2016.

{ Add a Comment }

Oryantiring Nedir – Oryantiring Ne demektir

Oryantiring Hakkında Kısa Bilgi:

Her çeşit arazi ve iklim koşullarında harita ve pusula kullanarak bir noktadan başka bir noktaya ulaşabilmek üzere genellikle ormanlık alanda yapılan bu spor olarak tanımlanabilir. Yeni başlayan sporcular için park gibi açık alanlarda ve spor salonlarında da yapılabiliyor.

İlk olarak 1918’de İsveç’te Albay Ernst Killander tarafından yapılan ve bu tarihten sonra ilginin artmasıyla ülkedeki en yaygın sporlardan biri halini alan oryantiring, günümüzde pek çok ülkeye yayılmış bir kitle sporu olarak biliniyor. 1961 yılında kurulan Uluslararası Oryantiring Federasyonu ile daha da yaygınlaşan bu spor dalı, İsveç’teki Oringen etkinliğiyle her yıl on binlerce sporcuyu bir araya getiriyor.

{ 1 Comment }

17. Yüzyılda Asya ve Avrupa’nın Genel Durumu

XVII. Yüzyılda Avrupa Devletlerinin Genel Durumu:

17. yüzyılda Mutlak Monarşinin hâkim olduğu Avrupa’da güçlerini artıran devletler İngiltere ve Fransa oldu. Coğrafi Keşiflerin etkisiyle İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya ve Portekiz sömürge yarışına girdiler. Bu devletler Osmanlı Devleti’nin elinde olan İpek ve Baharat yollarına alternatif olarak yeni ticaret yolları bulmaya çalışmışlardır. Bu dönemde Uzak Doğu, Hindistan Atlas Okyanusu kıyısındaki limanlar Avrupalı devletlerin paylaşım bölgesi olmuştur.

BİLGİ NOTU

Sömürgecilik: Bir devletin başka ulusları, devletleri, toplulukları, siyasal ve ekonomik olarak egemenliği altına alarak yayılması veya yayılma isteğine denir.

Aydınlanma Çağı olarak bilinen bu çağda Avrupalı devletler arasında din merkezli savaşlar olmuştur. Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Ferdinand‘ın Protestanları ortadan kaldırmak amacıyla İspanya ile işbirliği yaparak Protestan Alman prenslere saldırmasından dolayı (1618 – 1648) Otuz Yıl Savaşları olmuştur. Bu savaşlar sonucunda; Alman Prenslikleri güçlenmiştir. Bu prensliklerden Prusya daha sonraki dönemlerde bugünkü Almanya’nın temelini atmıştır…

XVII. Yüzyılda Asya Devletlerinin Genel Durumu:

XVII. yüzyılda Rusya, Asya’da güçlü bir devlet olarak ortaya çıkmaya başlamış, Altın Orda Devleti‘nin ortadan kalkmasıyla Orta Asya’ya doğru açılmayı amaçlamıştır. Altın Orda Devleti‘nin dağılmasıyla birlikte bu devletin toprakları üzerinde Özbekler güç kazanmış, Hive hanlığı, Hokant hanlığı gibi hanlıkların yanında yine bu dönemde Kazak hanlığı, Buhara hanlığı, Kaşgar hanlığı ve Babür gibi devletler Orta Asya ve Hindistan’da güçlü devletler olmuştur.

Bu devletler hem Türk kültürünün bu bölgelerde yaşamasına ve yayılmasına katkıda bulunmuşlardır hem de yapmış oldukları mimari eserler ve dönemlerinde yazılmış kitaplarla Türk kültürünün bölgelerinde günümüze kadar yaşamasını sağlamışlardır. Hindistan’daki Tac Mahal Şah Cihan tarafından İstanbul’dan davet edilen Mimar Sinan‘ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi tarafından yapılmıştır. Yapıdaki yazılarda yine İstanbul’dan gelen Hattat Serdar Efendi tarafından yazılmıştır.

{ Add a Comment }

Edmund Husserl Felsefesi – Sözleri

Edmund Husserl Bilgi Anlayışı:

Edmund Husserl (1859-1938)‘in görüşüne göre felsefe bilgi elde etmede özneden yani insandan yola çıkmalıdır. İnsanı temele almalıdır, insanın ise temel özelliği bilinç sahibi olmasıdır. İnsan bu bilinç sayesinde dışa dönük ve nesnesine yönelik bir varlık olarak karşımıza çıkar.

İnsanın bilinci ile bu bilincin yöneldiği nesne arsında iki tür ilişki olabilir. Bunlardan birincisi bilincin nesneyi sezgisel olarak saf anlamları ve mantıksal özleri ile kavramasıdır. İkincisi ise, bilincin boş bir yönelimle, yalnızca nesneyi gözlemleyebilmesidir. Burada nesnelerin sadece duyusal olarak algılanması vardır.

Husserl‘e göre sezgide, yani birinci ilişkide, özler doğrudan ve aracısız olarak elde edilir, işte doğru bilgi bu özlerin bilgisidir. Öz, bir nesneyi, başka bir şey değil de, kendisi yapan şeydir. Fakat bu özün kavranması sanıldığı kadar kolay olamaz. Husserl’e göre nesnenin özünün kavranması için nesnenin özüne ait olmayan tüm unsurların parantez içine alınarak ayıklanması gerekir. Burada önemli olan varlıkla ilgili olmayan özelliklerin değil de önemli olarak görülen özelliklerin açığa çıkarılmasıdır.

Bu önemli özellikleri ise sadece bilinç ortaya çıkarabilir. Örneğin insanın özü akıldır, akıllılıktır. Bunu yalnızca bilinç ortaya çıkarabilir. Bunu elde edebilmek için duyusal bilgiden ve her şeyin var oluşundan vazgeçmek gerekir. Bunun için, günlük yaşam, din, bilim ve tarihin sağladığı tüm görüşler ve önyargılar parantez içine alınır, böylece nesneye ait olmayan bu özellikler yok sayılarak nesnelerin özüne ulaşılır.

Husserl’e göre ancak bu yolla duyularla algılanan nesnelerin ötesinde bulunan “ideal özler”e ulaşılabilir ve nesnelerin özü kavranır.

{ Add a Comment }

William James Kimdir – William James Felsefesi

William James ve Pragmatizm:

William James (1842-1910), aynı zamanda bir fizyolog ve psikologtur. Harvard Üniversitesinde biyoloji, fizyoloji, psikoloji ve felsefe dersleri vermiştir. Onun savunduğu görüşe göre pragmatizm bir yöntemdir.

Bir önermenin doğru olduğunun biricik göstergesinin onun pragmatik olarak işe yaraması olduğu görüşünü benimser. Ona göre kuramlar, karşılaştığımız problemleri çözmek için teklif ettiğimiz araçlardır. Onların doğru olup olmadıklarını ancak pratikte işe yarayıp yaramadıklarını görerek anlayabiliriz. Bilimde, felsefede ve teolojide hiçbir tanım ya da formül, kesin, nihai ve değişmez değildir. Bundan dolayı insanı ve dünyayı konu alan kuramların anlamları yalnızca onların problemleri çözme kapasitelerinde aranmalıdır. Sonuç olarak bir kuramın, bir düşüncenin anlamı, söz konusu kuram ya da düşüncenin işe yararlılığıyla belirlenir.

Örneğin acaba Tanrı’nın varlığını kabul etmeyen materyalist kuram mı doğrudur, yoksa O’nun varlığını kabul eden spritüalist kuram mı? James’e göre onların hangisi psikolojik olarak bizim davranışlarımız üzerinde yarar sağlıyorsa o doğrudur. Şimdi eğer bir materyalist, Tanrı’nın varlığını kabul etmemesi sonucu hayata olumlu bir biçimde bakamıyor, geleceği olumlu bir biçimde kuramıyor, toplumu olumlu bir biçimde inşa edemiyorsa, onun bu kuramı yanlıştır. Bunun tersine eğer spritüalizm, Tanrı’nın varlığına inancı sayesinde, deney dünyasını daha başarılı, daha güvenli bir şekilde inşa ediyorsa onun bu kuramı doğrudur, çünkü pratik olarak “yararlıdır.

{ Add a Comment }

Wiki Nedir – Wiki’nin Kelime Anlamı

Wiki’nin Anlamı Wiki Ne Demektir:

Son dönemlerde, bilginin online platformlar üzerinden daha kolay bir şekilde erişilebilmesine olanak tanıyan kavram, Wiki nedir sorusu ile kendisini göstermektedir. Wiki kelimesinin anlamı ”What I Know Is” kelimesinin baş harflerinden oluşmakta ve aynı zamanda Hawai dilinde ”çabuk” anlamını taşımaktadır. Hızlı ve sürekli yenilenebilen bilgi aktarımı olarak online portaldaki yeni anlamını da kazanmış bir kelimedir. Wiki bir kelime olmaktan ziyade bir kısaltma olarak bilinir ve farklı alanlarda site olarak Wiki oluşturmak mümkündür.

Wiki, bilgi paylaşım ortamının oluşmasını sağlayan bir kavramdır ve bu avantajı ile esnek bir özellik gösterir. Yani hem değişmeye hem de yenilenmeye açıktır. Wikiler ile oluşturulmuş bir sayfa, kullanıcı tarafından sürekli olarak geliştirilebilir. Bilgilere erişmek ve bilgileri belge haline getirmek Wiki kavramı sayesinde çok kolay bir hale gelmiştir. Wikiler sayesinde çok kolay bir şekilde bilgiler kategorize edilebilir ve kullanıcılara sunulabilir. Wiki kavramı bu özellikleri ile aynı zamanda her kullanıcının üzerinde düzenleme yapabileceği bir ortak bilgi topluluğu tanımını da kazanmıştır.

Bir Wiki‘nin oluşmasını sağlayan kullanıcılardır ve hem paylaşım hem de oluşum anlamında süreklilik isteyen bir portal olarak kabul edilmelidir.

{ Add a Comment }

Wiki Sitesi Nedir – Wiki Sitesi Ne Demektir

Wiki Sitesi Hakkında Bilgi – Wiki Sitesi Tanıtımı:

Kültür ve yaşam için faydalı bilginin adresi Wiki Sitesi, 2015 yılından beri online olarak hizmet sunan, sağlık, bilim, tarih, coğrafya, tarih, edebiyat, felsefe, genel kültür ve yaşamı ilgilendiren her konuda bilgiler sunan bir platformdur. Bir bilgi portalı olarak kullanıma sunulan Wiki Sitesi, tamamen özgün ve doğru içerikler ile oluşturulmaktadır.

Bilim ve kültür dünyasının bir katresi sloganı ile hizmetlerine başlayan Wiki Sitesi, insanın merak edeceği ve insanlığı ilgilendiren her kategoriyi içerisinde barındırıyor. Site içerisinde kullanıcılar üye olarak da devam edebilmektedir. Kolay ve pratik bir kullanıma sahip olan site içerisinde, bir konu hakkında arama yapmak ve bilgiye ulaşmak oldukça kolay. Kullanımı herkese açık olan Wiki Sitesi, en güncel bilgileri ve en yeni gelişmeleri içerisinde barındıran bir platform. Online bir ansiklopedi olarak herkes tercih edebilir.

Fikir Dünyası adlı kategorisi ile farklı düşüncelerden ve konulardan güncel bilgiler de sunan Wiki Sitesi, canlı ve daima gelişmekte olan bir bilgi merkezi olarak hizmetlerine devam ediyor.

{ Add a Comment }

Aristoteles Kimdir – Aristoteles Felsefesi (M.Ö. 384-322)

Aristo Hakkında Kısaca Bilgi:

İlkçağda rasyonalizmin en büyük temsilcisi olarak kabul edilir. Akılcı anlayışının temeline mantıksal çıkarımları koymuştur. Düşünce yasaları ile varlık yasalarının aynı olduğu düşüncesinden yola çıkarak önce mantık disiplinini düzene koymuştur. Yani o, varlıklara ait olan yasaları mantık kurallarından yola çıkarak ortaya koymuştur.

Öğretmeni Platon‘un görüşlerine karşı çıkarak duyular dünyasına önem vermiş ve bu dünyayı açıklamaya yönelmiştir. Ona göre idealar içeriklerini bu duyusal dünyadan alırlar. Bu dünyadaki varlıkların içinde öz olarak bulunurlar.

Aristoteles’e göre, bir varlık hakkında doğru bir bilgiye sahip olabilmek için, onun nasıl meydana geldiğini bilmek gerekir. Her şeyden önce bir şeyin maddi nedeninin bilgisine sahip olmak, yani, onun neden yapıldığını bilmek gerekir, ikinci olarak o varlığın yapılmasındaki ilkelerin ve yasaların bilgisine sahip olmak gerekir. Buna formel neden denir.

Üçüncü olarak o varlığı meydana getiren fail nedeni bilmek gerekir. Son olarak da o varlığın ne için var olduğunu yani ereksel nedenini bilmek gerekir. Örneğin bir arabanın bilgisini elde etmeye çalıştığımız zaman, her şeyden önce o arabanın, hangi maddelerden yapılmış olduğunu bilmemiz gerekir. İkinci olarak arabanın yapılmasında kullanılan ilkelerin ya da planın bilgisine sahip olmamız gerekir. Üçüncü olarak da bu arabanın kimin tarafından yapıldığını bilmemiz gerekir. Son olarak da arabanın niçin yapılmış olduğunu bilmemiz gerekir.

Aristoteles’e göre zorunlu ve doğru olan bu bilgilere akıl yoluyla ulaşılabilir. Onun savunduğu akılcılık c anlayışı da hocası Platon’dan farklıdır. Platon aklın doğru bilgiyi naklettiğini savunuyordu. Aristoteles ise aklın bilgiyi naklettiği görüşünü reddederek, bilginin yapıcısı olduğu görüşünü benimsemiştir. Ona göre duyu organlarından gelen ham veriler, akıl tarafından işlenerek bilgi haline getirilir. Bu noktada akıl bilgiyi üretme gücüne sahiptir.

{ Add a Comment }

Felsefe Neden – Niçin Gereklidir

Çünkü felsefe, insanlara düşünme sanatını öğreten bir faaliyettir. İnsanı insan kılan, hayvanlardan, bitkilerden ve diğer mevcudattan ayıran özelliği, akıl sahibi bir varlık olarak düşünmesi ve düşündüğünü değişik şekillerde diğer insanlara aktarmasıdır.

Felsefenin kendine özgü ayrı bir konusu ve alanı vardır. Bilimler kendilerine ayırdıkları belirli alanlardaki belli olayları inceleyerek değişik veri kümeleri oluşturmaktadırlar. Bu veri kümelerini birliğe ve bütünlüğe kavuşturacak olan da felsefedir. Alfred Weber‘e göre; “Felsefe olmasa, bilimler, birliği olmayan bir küme, cansız bir bedendirler.”

Evren, doğa ve insanla ilgili olarak bilmediklerimize değinecek olursak “bugün de başımız göğe değebilir.” Felsefe, henüz bilinmeyen konulara yoğunlaşarak hem görüş açımızı genişletir, hem de bilinenlere dayanarak ve onlara bağlı olarak bilimlerin uzantısı misyonunu üstlenir.

Günümüzde toplumun yapısı “gelişmiş toplumdan “bilgi toplumu”na doğru değişim göstermektedir. Bu yapının içinde etkin bir rol üstlenmek için bilgiyi üretmek gerekir. Bilgi üretebilmek için de felsefeye ihtiyaç vardır. Çünkü “gereken nitelikte yapılan bir felsefe etkinliği kadar hiçbir şey, bilgi üretimine katkıda bulunamaz.”

Felsefe insanın kendi kişisel etkinliğinin ne tür bir etkinlik olduğunun bilincine varmasına yarar. Böyle bir kişi hem özgür davranma hem de sorumluluk yüklenme gücünü kazanır.

{ Add a Comment }