Etiket: olan

Uluğ Bey Hakkında Kısa Bilgi

Uluğ Bey ile İlgili Kısaca – Özet Bilgi (1393 – 1449):

Asıl adı Mirza Muhammed Tarık bin Şahruk‘ olan Uluğ Bey, Timur mparatorluğu’nun dördüncü hükümdarı, büyük bir matematikçi ve astronom olarak tarihe geçmiştir. Bilgin bir sultan olan Uluğ Bey, Semerkant’ta bir medrese ve rasathane yaptırmış, bilginleri ve düşünürleri hayatı boyunca desteklemiş, onlarla birlikte çalışmıştır.

Semerkant Rasathanesi (Gözlemevi) dönemin en ileri astronomi araştırma merkezlerinden biriydi. Önemli bilginleri bünyesinde toplayan Rasathane’de yetişen Ali Kuşçu, Uluğ Bey‘in ölümü üzerine Osmanlı Devleti‘nin yeni başkenti olan İstanbul’a giderek Fatih Sultan Mehmet‘in kanatan altında bilimsel çalışmalarını sürdürmüştür.

Hayatını savaştan çok bilim ve düşünceye adayan büyük bilgin ve sultan Uluğ Bey, acı bir şekilde, tahta geçme hırsına kapılan kendi oğlu tarafından öldürtülmüştür.

Şanssız bir şekilde ölmüş olsa da, Uluğ Bey bugün hem astronomi ve matematik dallarının, hem de Türklerin bilim ve düşüncede kaydettiği tarihsel gelişmelerin simge isimlerinden biri haline gelmiştir.

{ Add a Comment }

Oryantiring İçin Gerekenler Nelerdir

Oryantiring İçin Gerekli Olan Şeyler:

Seçilen rotada kalarak ilerlemek üzere sürekli konsantrasyon gerektiren bir spor dalı olan oryantiring için gerekil olan malzemeler arasında oryantiring haritası, pusula ve oryantiring hedef kontrol bayrakları ve elektronik kontrol sistemleri gerekiyor.

Bu doğa sporunu yapabilmek için öncelikli olarak haritası çizilmiş bir bölge olması gerekiyor. Uluslararası standartlarda çizilen bu haritalar, özel çizim programları kullanılarak ve harita çizicinin bölgeyi dolaşıp her türlü detayı yerinde görerek özel bir titizlikle çalışması sonucu hazırlanıyor.

Oryantiring haritaları topoğrafik haritalarla benzer özellikler içermelerine rağmen, bunlardan farklı olarak daha detaylı ve kendine özgü renklere ve sembollere sahip oluyor.

Evvelden oryantiring haritası yapılmış bir arazide, yarışmacının kategorisine uygun bir mesafe içerisinde belli sayıda kontrol noktaları yani hedefler yerleştiriliyor. Yarışma başladığında yarışmacıya hakemlerce verilen yarışma haritasında da bu hedeflerin yerleri işaretli oluyor.

Yarışma, haritanın üzerindeki 1 no’lu hedeften başlayarak, kendisine ait kaç hedef varsa hepsine sıra ile ve eksiksiz olarak uğrayarak yarışmayı bitirmeye çalışıyor. Yarışmacılar birer birer start alıyor ve yalnız yarışıyor. Yarışmacıların doğru hedeflere gidip gitmediği ve yarışma zamanının tespiti için yarışma esnasında Elektronik Kontrol Sistemi kullanılıyor.

{ Add a Comment }

Camın Bulunuşu – İlk Cam Nasıl Yapıldı

Cam Nasıl Bulundu – Cam Nasıl Keşfedildi:

Camın bulunuşunun bir tesadüf ile gerçekleştiği bilinir. M.Ö.3000 yıllarında yaşamış olan Fenikeliler yemek pişirmek amacıyla sodalı kayaçlardan ocaklar yapmışlardır. Ateşin yanması ile beraber eriyen soda, kum ile birleşerek sıvı bir hal almıştır. Bu sıvı soğuduktan sonra da bildiğimiz cam görünümüne girmiştir. Fenikeliler camı nasıl yapacaklarını bu tesadüf sayesinde öğrenmiştir.

Bundan sonra cam insanoğlunun yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu. Daha çok süs eşyası olarak gördüğümüz cam zamanla birçok alanda kullanılmaya başlandı. Özellikle evlerimizde camın kullanılması ile eve güneşin girmesi sağlanmış oldu. 19 yy’da ise camın hava geçirmeme özelliğini keşfeden Fransız Appert konserveciliği başlatmıştır. Yine kullandığımız bardaklar cam ürünlere bir başka örnektir. Peki ya arabalar? İşte insanoğlu için çok önemli bir buluş olan camın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Cam olmasaydı araçların açık olması gerekirdi. Bu da soğuktan etkilenmemize neden olurdu. Ayrıca rüzgârın aracın hızını azaltması da ayrı bir durumdur. Son dönemlerde yapılan binalarda dış cephelerin camla kaplanarak ayrı bir güzellik kazandığını da görmekteyiz.

{ 1 Comment }

Fenomenoloji (Görüngübilim) Nedir –Temsilcileri

Fenomenoloji Anlamı – Fenolojik Yaklaşım:

20. yüzyıla damgasını vurmuş olan önemli yaklaşımlardan birisi de fenomenolojidir. Bu yaklaşım fenomenleri ve bilincin verilerini incelemeye tabi tutarak fenomenin içindeki öze ulaşmaya çalışır. Bu yaklaşımı “Ruhun Fenomenolojisi” adlı eseri ile kuran Hegel‘dir. Fakat özü araştıran bir yöntem olarak kuran Edmund Husserl‘dir.

Nesneler dünyasına yönelerek bilgi elde edebilecek olan güç, insan bilincidir. Çevresinde meydana gelen olaylar karşısında insan, bir gözlemcidir. Yalnız insan bu gözlem işlemini yaparken önyargılarından da kurtulmuş olmalıdır. Ancak bunu yapabildiği zaman olguların anlamlarına ulaşma olanağı bulabilir. Öz, bir nesneyi başka bir nesne değil de kendisi yapan temel özelliğidir. Onun anlamıdır. Olayların ve olguların özüne ulaşabilmek için onları duyulardan ve önyargılardan ayıklamak gerekir. Bu ayıklama işlemi “paranteze alma”dır.

Paranteze alma sonucunda bilinç arınmış olur. Arınmış olan bilincin elde ettiği bilgi uzay ve zamandan bağımsız olup, rastlantılardan da kurtulmuştur. Böyle bir bilgi bilimin temelini oluşturur. Bu şekilde felsefe de kesin bir bilgi haline gelmiş olur.

{ Add a Comment }

John Deney ve Eğitim Felsefesi – Sözleri

John Deney ve Pragmatizm:

John Dewey(1859-1950), yirminci yüzyılın eğitiminde çığır açmış olan bir pedagogtur. Dewey, felsefenin değişen dünyaya uyarak yaşamı, siyaseti, yapıp etmeleri konu edinmesi ve düşünceye farklı açıdan yaklaşması görüşündedir. Ona göre bir düşüncenin doğruluğu, söz konusu düşüncenin işe yararlılığına bağlıdır. “Doğru’yu da hayatta karşılaştığımız sorunları çözmede bir araç olarak tanımlar. Bu sebeple öğretisi aynı zamanda enstrümantalizm (araççılık, aletçilik) olarak bilinir.

Dewey bilgi hakkında klasik bilen, bilinen ayrımını reddeder. Ona göre insan zihni, doğanın karşısında, ondan ayrı olan bir şey değildir; doğanın içinde, onun bir parçası, bir bölümü olan şeydir. O halde bilgi dünyanın dönüşü, bir insanın ölümü, herhangi bir deprem, yemek yeme gibi doğanın içinde meydana gelen doğal bir etkinliktir, insan yaşamında bilgi edinme eylemi, insanın, yaşamsal bir sorunla karşılaştığı anda başlar ve bu problemin başarılı çözümü ile sona erer.

Örneğin, ormanda kaybolma gibi bir problemi ele alalım. Ormanda kaybolan insan ondan çıkabilmek için derin ve yoğun bir biçimde düşünmeye başlar. Güneşin durumu, yürüdüğü yön ve arazi hakkında sahip olduğu daha önceki bilgilerle ilgili verileri hesaba katarak ormandan çıkış için bir kuram geliştirir. İşte, eğer bu kuram onun ormandan kurtuluşunu sağlarsa, yani iş görürse doğrudur. Eğer sözü edilen kuram, onun problemini çözmede işe yaramazsa yanlıştır; çünkü başarısızdır.

Dewey, doğru hakkındaki bu düşüncelerini özellikle eğitim alanına uygulayarak işlevsel, problem çözen bir pragmatik eğitim anlayışı geliştirmiştir.

{ Add a Comment }

Bilgi Kuramının Temel Problemleri

Bilgi Kuramının Temel Sorunları

İnsanlar yüzyıllar boyunca bilgiyi kullanmışlar, fakat onu bir problem olarak araştırma konusu yapmamışlardır. İnsanlar bilgi konusuna bir şekilde kayıtsız kalmışlar, insanın zihinsel güçlerini çok fazla analiz etmemişlerdir. Bilgi konusuna bu şekilde kayıtsız kalma tavrı modern felsefe anlayışında ortadan kalkmıştır. Modern felsefenin en önemli temsilcilerinden biri olan Bertrand Russell‘ın bilgi konusuna bakış açısı şu şekildedir: “Dünyada aklı başında bir adamın şüphe edemeyeceği kadar kesin bir bilgi var mıdır?” O’na göre başlangıçta çok kolay gibi görünen bu soru sorulabilecek olan soruların en güçlerinden biridir. Bu çerçeve içinde, bilgi kuramının en önemli ve temel problemi “doğru bilginin imkânı” problemi olarak karşımıza çıkar. Burada söz konusu olan temel soru da, “doğru, genel geçer ve kesin bilginin olup olmadığı” sorusudur.

Bu problem karşısında birbirine karşıt olan iki görüş ortaya çıkmıştır. Bu görüşlerden birincisi, insanın gerçekliğin kendisini hiçbir zaman bilemeyeceğini savunan görüştür. Bu görüşe göre insanın bilme kapasitesi yeterli değildir. Herkes için geçerli bilgi yoktur. İkinci görüş ise insanın gerçekliğin bilgisini elde edebileceğini savunan görüştür. Bu görüşe göre herkes için geçerli olan bir bilgi olanaklıdır.

Özetle Bu soruya iki şekilde yanıt verilmiştir. Bunlar:

1- Doğru bilginin imkansızlığı için tıklayınız…
2- 
Doğru bilginin imkan için tıklayınız…

{ Add a Comment }

Bilgi Kuramının Temel Kavramları

Epistemoloji ile ilgili Temel Kavramlar:

Bilim, belirli sınırlar içerisindeki bir alanda “var olan şeyleri” ele alır ve bunlarla ilgili sorunları çözmeye çalışır. Çözülen her bir sorun o zamana kadar çözülememiş bir başka sorunun çözümünü kolaylaştırır. Böylece bilim bu çalışmalarla ilerler ve gelişir. Ancak bilim bir çözüme ulaşmaya yönelik çalışmalar yaparken elde ettiği bilginin niteliği ve kaynağı üzerinde durmaz. Oysa bunlar felsefenin bir dalı olan bilgi kuramının temel kavram ve sorularıdır. Şimdi bunları sırasıyla gözden geçirelim,

a- Doğruluk (Hakikat): Elde edilen bilginin nesnesine uygunluğudur. Kavramların ya da algıların değil, bu kavramlardan oluşan yargıların ya da önermelerin bir özelliğidir. Bir önerme gerçekten var olan bir şeyi olduğu gibi yansıttığı zaman doğrudur. Örneğin “Kar beyazdır” önermesine bakalım. Bu önerme bilen insan zihninin, kar adı verilen nesneye yönelmesinin ve karı gözlemleyerek ona beyazlık özelliğini yüklemesinin sonucunda ortaya çıkan bir yargıdır.

b- Gerçeklik: Düşünülen, zihinde tasarlanan şeylere karşıt olarak var olan; bir başka deyişle somut olan, bilinçten bağımsız olarak var olandır. Gerçeklik önermenin bir özelliği değildir. Gerçeklik insanın bilme eyleminde kendisine yöneldiği’ varlığın bir özelliğidir. Bu bakımdan doğruluk (hakikat) ile gerçeklik birbirine karıştırılmamalıdır. Taşın sert olduğu, uzayda bir yer kapladığı “gerçekliğe; doğruluğu kuşkuya yer vermeyecek kadar iyi belgelenmiş olan Kepler Yasaları ise “doğruluk (hakikat)”a örnektir.

c- Temellendirme: Ortaya konan bir soru ya da ileri sürülen bir iddia için dayanak, gerekçe, temel bulma işidir. Yani temellendirme, belli bir bilgiyi ifade eden Önermelerin gerekçelendirilmesi ve doğrulanmasından başka bir şey değildir. Temellendirilmiş bilgi geçerlilikleri sorgulanmış olan yöntemler ya da ölçütler aracılığıyla kazanılmış olan bilgidir. Felsefe temellendirmelerinin önde gelen özelliği “kestirme cevapları” dışlaması, dışta bırakmasıdır.

{ Add a Comment }

İnsanlar Neden Felsefe Yapma Gereği Duyarlar

Bundan yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış Yunanlı bir filozofa göre, felsefe, insanların içinde bulunduğu meraklarından ve hayretlerinden ortaya çıkmıştır. Bu merak ve hayret, onun tabiatındaki düşünme yetisini ateşlemiştir. İnsanlar her şeyden evvel kendi var oluşlarına hayretle bakarlar. İşte felsefe dediğimiz şey, bu şaşkınlığın ortaya çıkardığı suallere düşünce yoluyla cevap aranması sonucunda doğmuştur. Yani felsefe insanın aklını veya diğer düşünme kabiliyetini kullanarak var olan hakkındaki merak ve hayretine cevap arama etkinliğinin adıdır.

İnsanlar, nasıl girdiklerini bilmedikleri bir dünyada bulurlar kendilerini. Bu yüzden filozoflar şöyle sorular sormuşlardır:

– Var olan her neyse, doğası nedir?
– Var olanı nasıl bilebiliriz?
– Zaman nedir?
– İnsanlar dâhil, gerçekte var olan her şey maddi bir nesne midir, başka bir şey yok mudur?
– Maddi olmayan bir şey gerçekte var mıdır?
– Yaşamın anlamı nedir?
– Sonluluk, sonsuzluk nedir? vb…

{ Add a Comment }

Türkler Niçin Müslüman Oldu

610’da ortaya çıkan ye 624’te Arabistan sınırlarını aşan İslâm dini, VIII. asrın daha ilk çeyreğinde Büyük Okyanus’la Orta Asya arasında yayılmıştı. Erken zamanda Müslümanlarla temasa geçen Türkler, bir buçuk asır kadar bu dini yakından tetkik etmişlerdi. Yüzbinlerce Türk, Müslüman olmuş, Abbâsî halîfelerinin hizmetinde başkumandanlıklara, umumî valiliklere, hattâ hükümdarlıklara kadar çıkan Türkler olmuştur. Karahanlılar’ın başında bulunduğu Büyük Türk Hâkanlığı, güneydoğuya doğru indikçe, yakınlaşma fazlalaşmıştır.

Bu sırada Mâveâünnehir, tamamen bir Müslüman ülkesi idi. Bu ülkede yaşıyan İranlılar ve sayıları onlarınkine yaklaşan Türkler, tamamen Müslümandı. Bu halk, İran asıllı Sâmânî devletinin tebası idi. Jeopolitik zaruretler, Sâmânîler’den Mâverâünnehr’i almayı icab ettiriyordu.Bu ülke, Hunlar’dan Göktürkler’in yıkılışına kadar Büyük Türk Hâkanlığı’na aitti. Şimdi Arap fethinden sonra İranlılara geçen bu mühim ve zengin memleketi geri almak şarttı. Uzak Doğu’da Çinliler ve Moğollar tarafından yolları kapanan Türkler, Yakın Doğu’ya akmak mecburiyetindedirler Fakat Müslüman dininin bünyesine ve Ortaçağ’ın en yüksek medeniyet ve kültürüne sahip olan İslâm toplumuna. hulûl edebilmek için, bizzat Müslüman olmak şarttı.

Mâverâünnehr’in değil îranlı halkının, Müslüman Türk ahalisinin bile Şaman dinininden olan Büyük Türk Hâkanlığı’na dahil olmak istemiyeceklerine hiçbir şüphe yoktu. Halbuki Müslüman bir Türk hâkanlığı, zaten yarı yarıya Türk’leşmiş olan bu ülkeyi kolayca ele geçirebilirdi. Sâmânîler askerî bakımdan ezilebilirse halkın yeni bir Müslüman hanedanı tanımaması için hiçbir sebep yoktu. Büyük Türk Hâkanlığı’nı ellerinde tutan Karahanlılar’m Müslüman olması Mâverâünnehir ve sonra Horasan‘ı yani Orta Doğu ile Yakın Doğu arasındaki bu pek zengin ve kalabalık ülkeleri, olgun meyve hâlinde Türkler’in eline düşürecekti. Siyasî dehâya sahip Türk hâkanlannın bu gerçekten gaflet etmeleri muhtemel değildi.

Ancak Türkler’in Müslüman olmasının bu jeopolitik ve siyasi sebebi yanında, bir de mânevi cephesi vardır. Türkler’in bir kısmı bir müddetten beri Şaman dinini bırakmış, Manihaist ve Budist olmuştu. Başka din ve mezhepleri kabûl edenler de vardı. Bu dinlerin Türk millî ruhuna aykırılığı, bir asrı geçmeden anlaşılmıştı. Türk toplumunu yabancı kültürlere iten, cihangirlik vasıflarını kaybettiren, askeri meziyetlerine halel getiren bu dinler, Türk toplumunda mânevi değerleri değiştirmiş ve büyük buhran yaratmıştı. Fevkalâde pratik oluşu ve Türkler’in öteden beri değer verdikleri mânevi unsurlara bağlılığı bakımından Müslüman dini, bütün bu kusur ve eksikliklerden uzaktı. Türkler’in Müslüman dinini samimi olarak, baskısız, kendi istekleriyle kitle hâlinde kabûl etmeleri, az zamanda millî bünyelerine uydurmaları, onlan, tarihlerinin en büyük ve şevketli devrinin eşiğine getirdi.

Türkler, 4 Sünnî mezhepten Hanefî mezhebini kabûl ettiler. Bağdad’daki Abbâsî halîfelerinin de mezhebi buydu. İslâm dininin pratikliki ve gerçekliği yanında bu mezhebin tolerans ve suplesi, Türkler’i cezbetmişti. Bu sırada Şîîler, her yerde Sünnî halifelerin otoritesini geniş ölçüde yıpratmışlardı. İslâm dini ile Türkler’in biribirlerine faydaları karşılıklı oldu. Sünnîler’in hâkimiyeti ve Şîîler‘in bugünkü dar sınırlara itilmesi, Hanefî mezhebinin kesin zaferi, hep Türkler’in eseridir.

İslâm dünyası, kargaşalıktan ve halîfelerin zaafından bıkmıştı. Türkler’in getireceği asayiş, düzen ve refahı dört gözle bekler haldeydi. Bu temayül, büyük teşkilâlâtçı ve derin siyasî adamlar olan Türk hâkanlannın gözünden kaçamazdı. Hâsılı herşey, Türkler’e İslâm dünyasının efendiliğini hazırlıyordu.

Türk cihan devletinin tohumlan, böylece atıldı. Romalılar’da ve Anglo – Saksonlar’da görülen teşebbüs kabiliyeti, yeni ülkeler açmak ve o ülkeleri teşkilâtlandırmak hassası, Türkler’de de vardı. Türkler’de şuur hâlinde olan bu unsur, Oğuz Destânı’na şu cümlelerle aksetmiştir: «Daima göç edeler, oturak olmıyalar!».

Rus tarihçisi Barthold şöyle diyor: «Türkler’in bilhassa X. asırda başlayan fetihleri, onlarda millî bir gurur uyandırdı. Bu gurur, XX. asırda bile Türkler’in işine yaramıştır».

Bu suretle Karahanlılar çağında, o zamanlar «Turan» denen Türkistan‘ın hemen tamamı Müslüman oldu. Karahanlılar, bu dinin yayılmasını, millî bir siyaset hâline getirdiler. İslâm medeniyet ve kültürü, cihanşümul bir mahiyet kazandı. Bir Fransız tarihçisi, Ca- hun, şöyle diyor: «Türkler’in aksiyon dehâsı olmasaydı, İran ve Arap tefekkürleri kendi sınırlarını aşamazlar, bir Asya medeniyeti doğmazdı». Fârâbî, Hârezmî, Bîrûnî, Cevheri gibi cihanşümûl İslâm bilginleri, cebir ve trigonometriyi ilim hâlinde vaz’edenler, hattâ en iyi Arapça sözlüğü yazanlar, felsefe ve tıbba, matematik, astronomi ve coğrafyaya ileri hamleler kazandıranlar, Türk asıllıdırlar. Arap, İranlı ve Türkler’in müşterek eseri olan İslâm medeniyeti, asırlar boyunca dünyanın en yüksek medeniyeti olarak kalmıştır.

{ 2 Comments }

Tarihin Faydalandığı Bilim Dalları

Tarih sosyal bir bilim dalıdır. Bu yüzden konuları geniş bir zaman dilimi ve birçok topluluğu ilgilendirmektedir. Bu durum tarih biliminin diğer bilim dallarından yardım almasını gerektirmektedir. Tarihe yardımcı olan bilim dalları şunlardır:

  • Coğrafya (Yer Bilimi): Toplumların yaşama biçimleri, kültür ve uygarlıkları ile yaşadıkları bölgenin coğrafi özellikleri arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yer bilimi olarak da bilinen coğrafya tarih bilimine bu ilişkiyi ortaya koymasında yardımcı olur. Örneğin; Anadolu’nun tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmasını araştıran tarihçi, buna ilk cevap olarak; Anadolu’nun coğrafi konumunu verecektir.
  • Arkeoloji (Kazı Bilimi): Toprak ve su altında kalmış tarihi eserlerin ortaya çıkarılmasını sağlayan bilim dalıdır. Özellikle yazıdan önceki (Tarih Öncesi Devirler) dönemin aydınlatılmasında etkilidir. Tarih araştırmalarına en fazla yardımcı olan bilim dallarının başında gelir.
  • Etnografya (Kültür Bilimi): Toplumların örf, adet ve geleneklerini inceler. Örneğin; Eski Türklerde hükümdarın eşi olan Hatun’un da yönetimde söz sahibi olması gibi konular bu bilim dalının alanına girer.
  • Kronoloji (Zaman – Takvim Bilimi): Tarihsel olayların zamanını belirleyerek düzgün ve bilimsel bir sıraya konulmasını sağlar. Zamanı tespit edilemeyen olayların doğru değerlendirilmesi mümkün değildir.
  • Paleografya: Eski yazı bilimidir dünümüzden önceki uygarlıkların kutlandıkları yazıyı inceleri İlk yazıyı bulan Uygarlık Sümerlerdir. Tarihi devirlerin aydınlatılmasında tarihe yardımcı olan en önemli bilim dalıdır.
  • Diplomatik (Belgeler Bilimi): Devletlerin iç ye dış yazışmalarını inceleyen bitim dalıdır, Fermanları buyruklar anlaşma metinleri bu bilimin alanına girer. Örneğin; M Ö. 1260 tarihinde Mısırlılar ile Hititler arasında imzalanan Kadeş Antlaşması gibi.
  • Filoloji (Dil Bilimi): Geçmişte ve günümüzde var olan dilleri inceler. Diller arasındaki akrabalık bağlarını, sözcük alış-verişini inceleyerek tarihe yardımcı olur.
  • Epigrafya: Anıtları, kitabeleri, mezarlar üzerindeki yazıları inceler. Örneğin; Orhun Abideleri incelenerek eski Türklerin yaşam tarzı ve devlet yönetimi hakkında bilgi edinilmiştir.
  • Nümizmatik (Para Bilimi): Tarihte ilk defa parayı kullanan Lidyalılardan günümüze kadar eski paraları inceler. Tarihte para bastırma bağımsızlık ve ekonomik gücü simgelemiştir. Paralar döneminin hükümdarı tarımsal faaliyetleri ve ekonomisi hakkında da önemli bilgiler barındırırlar.
  • Sigilografi: Mühürleri inceleyen bilim dalıdır. Resmi. belge ya da yazışmalardaki mühürlerin doğruluğunu, dolayısıyla belgenin geçerli olup olmadığını inceler.
  • Heraldik: Armaları inceleyen bilim dalıdır.
  • Sosyoloji (Toplum Bilimi): İnsan topluluklarının yaşayışlarını, oluşturdukları kurumlan ve bu kurumların toplumsal hayata etkilerimi inceler.
  • Felsefe: Doğru düşünmeyi, elde edilen veriler arasında bağ kurmayı, olaylara farklı bakmayı öğretir.
  • Psikoliji: İnsanların ruhi durumunu ve karakterini inceleyen bilim dalıdır.
  • İstatistik: Belirli bir amaç için toplanan veriler yer yer tarihi olayların aydınlatılmasına katkı sağlamaktadır. Birçok olayın temelinde ekonomik nedenler vardır. İstatistik bunların belirlenmesinde yardımcı olur.
  • Hukuk: Tarihte Sümerler ile başlayan toplumsal yaşamı düzenleme çalışmaları, sonraki zaman dilimlerinde de birçok devlet ve uygarlık tarafından ele alınmıştır. Bu hukuk kuralları incelenerek insanların birbirleri ve devletle olan ilişkilerini ortaya konmuştur. Toplamların gelişmişlik düzeyleri, siyasi ve kültürel yapılarıyla ilgili bilgiler de hukuk kurallarına bakılarak elde edilebilir.
  • Edebiyat: Tarih boyunca yaşanmış olayların birçoğu edebiyata konu olmuş ve edebiyat sayesinde günümüze kadar ulaşabilmiştir.
  • Sanat Tarihi: Fertlerin ve toplumların bıraktıkları eserleri inceler. Kültürel gelişmişlik düzeylerini, zenginliklerini, inançlarını ortaya koymayı sağlar.
  • Kimya: “Karbon 14 Metodu” ile tarihi buluntuların madde yapısını inceleyerek hangi döneme ait olduğunu belirler. Özellikle fosillerin ve iskeletlerin incelenmesinde tarihe yardımcı olur.

Tarih öncesi devirlerin aydınlatılmasında arkeoloji, coğrafya, antropoloji, etnografya, kimya bilimleri; tarihi devirlerin aydınlatılmasında ise kronoloji’, nümizmatik, paleografya, filoloji, diplomatik, sosyoloji tarih bilimine yardımcı olurlar.

{ Add a Comment }