Etiket: muhammed

Hz. Muhammed’in (SAV) Hayatından Örnek Davranışlar

Hz. Muhammed İnsanlara Değer Verirdi:

İslam dinine göre her insan değerli ve saygın bir varlıktır. Peygamberimiz bütün insanlara değer verir, yaşamlarını güzelleştirmeleri ve kişiliklerini geliştirmeleri için çalışırdı. Kendisine ayrıcalıklı davranılmasını istemezdi. Çocukları sever onlarla yakından ilgilenirdi. Ev işlerinde aile bireylerine yardım eder, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşırdı.

Hz. Muhammed Güvenilir Bir İnsandı:

Yaşamı boyunca Yüce Allah’ın “… Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” buyruğunu kendisine ilke edinmiştir. O çocukluğundan itibaren herkesin güvenini kazanmıştır. İnsanları incittiği, zarar verdiği ya da yalan söylediği görülmemiştir. Bu nedenle Mekkeliler tarafından “el emin” lakabıyla anılmış, aralarındaki anlaşmazlıklarda onun hakemliğine başvurmuşlardır. Ticaret yaşamında da bu özelliğiyle tanınmıştır. Mekke’nin en zenginlerinden Hz. Hatice ile evlenmesinde de bu özelliği etkili olmuştur.

Hz. Muhammed Hoşgörülüydü:

Hoşgörü; başkalarının davranışlarını, söz ve düşüncelerini anlayışla karşılamaktır. Peygamberimiz bütün insanlara karşı hoşgörülü, güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazik biriydi. Kaba ve kırıcı davranışlardan kaçınırdı. Hata yapanları uyarır ancak kızmazdı. Kin ve nefretten uzak dururdu. Zorunlu olmadıkça savaşmaya da şiddete karşı çıkmış, barış içinde yaşamaya özen göstermiştir.

Peygamberimiz diğer dinlere inanan insanlara da hoşgörülü davranmıştır. İslam’ı anlatırken onlara baskı yapmamış, inançlarını adetlerini küçümsememiştir. Çocuklara karşı da sevgi, merhamet ve hoşgörüyle yaklaşmıştır. Peygamberimizin engin hoşgörüsü birçok insanın Müslüman olmasında etkili olmuştur. O’nun bu özellikleri Kur’an’da; “… Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” ayetiyle ifade edilmiştir.

Bilgiye Önem Verirdi:

Kur’an’da; bilenlerle bilmeyenlerin asla bir olmayacağı belirtilmiş, bilmediğimiz konulan öğrenmemiz tavsiye edilmiştir. İnsan Allah’a nasıl ibadet edeceğini, neleri yapıp, neleri yapmayacağını bilmeden doğru davranışlarda bulunamaz. Bu nedenle önce öğrenmesi ve bilmesi gerekir. Peygamberimiz de, “İlim müminin yitik malıdır, nerede bulursa alsın.” diyerek, öğrenmeyi teşvik etmiştir. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra burada bir mescid yaptırmış, mescidin bir bölümünü eğitim faaliyetlerine ayırarak bilgiye verdiği önemi göstermiştir. Peygamberimiz bir haber duyduğumuzda onun doğruluğunu araştırmamızı tavsiye ederek, yalan, iftira, gıybet ve dedikodu gibi fitneye yol açan kötülükleri engellemeyi hedeflemiştir.

Hz. Muhammed Danışarak İş Yapardı:

Herhangi bir iş konusunda; bilgili, deneyimli ve uzman kişilerin görüşlerine başvurmak işin doğru ve tutarlı olmasını sağlar. Peygamberimiz yapacağı işlerde çevresindeki kişilerin görüşlerine başvururdu. Kendi görüşleriyle uyuşmasa bile çoğunluğun verdiği ortak karara uyar ve uygulardı. Uhud Savaşı‘na çıkmadan önce Müslümanların görüşlerini almıştır. Kendisi Medine’de kalıp savunma savaşı yapmak istemiş ancak çoğunluk şehir dışında savaşmayı tercih edince bu karara uymuştur. Yine Hendek Savaşı’ndan önce nasıl bir savaş yapılması gerektiği konusunda arkadaşlarının görüşlerini almış, savaş planını ona göre yapmıştır.

Peygamberimiz aile bireylerinin de görüşlerini al-maya özen gösterirdi. Kızlarının evliliği konusunda onların görüşleri doğrultusunda hareket etmiştir. Yine ilk vahiy ve peygamberlik görevi geldiğinde bu durumu eşi Hz. Hatice’ye açmış, onun önerisiyle Varaka ile görüşmeye gitmiştir.

Hz. Muhammed Son Derece Merhametli ve Affediciydi:

Peygamber Efendimiz bütün varlıklara karşı merhametli davranırdı. İnsanlara değer verir, ırk, renk, sınıf, zengin, yoksul ayrımı yapmaz herkese eşit davranırdı. Kendisini başkalarından üstün görmez, ayrıcalıklı davranılmasını istemezdi. İnsanlara sevgi ve merhametle yaklaşır, kimseyi incitmez, kin tutmazdı. Açları doyurur, yetimleri ve düşkünleri korur, yoksullara yardım eder, yaşlıları ve hastaları ziyaret ederdi. Kur’an-ı Kerim’de “Ey Muhammed! Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” ayetiyle onun bu özellikleri vurgulanmıştır. Hz. Muhammed sadece insanlara değil bütün canlılara merhametli davranırdı. Hayvanlara eziyet edilmesini, ağaçların kesilmesini istemezdi.

Hz. Muhammed Son Derece Sabırlıydı:

Peygamberimiz, İslamiyet’in ilk yıllarında tüm olumsuzluklara, hakaretlere, iftira, zulüm ve baskıya rağmen yılmadan Allah’ın emirlerini tebliğ etmiştir. Kur’an’ın; “Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.”, “Allah sabredenleri sever.” ayetlerini kendine ilke edinmiştir. Daha doğmadan babasını, altı yaşında annesini kaybetmiştir. Hz. Fatıma dışında bütün çocukları kendisinden önce vefat etmişti. Buna rağmen ümitsizliğe kapılmamış, karşılaştığı sıkıntılara sabırla karşı koymuştur.

Hz. Muhammed Son Derece Cesaretliydi:

Peygamberimiz yaşamı boyunca inanç, adalet ve insan haklan için mücadele etmiştir. Tüm baskı ve zorlamalara rağmen İslamiyet’i yaymaktan çekinmemiştir. Müslümanların büyük çoğunluğu hicret ettikten sonra Medine’ye hicret etmiştir. Düşmanlarla karşılaşırken ordusunun başında bulunmuştur. O her zaman “Allah’ım cimrilikten, korkaklıktan ve tembellikten sana sığınırım” diye dua etmiştir.

Hz. Muhammed Zamanı İyi Değerlendirirdi:

Peygamber Efendimiz bütün işlerini düzenli yapardı. Namaz, uyku, dinlenme, ziyaretçileri kabul etme zamanları hep belirliydi. “İki günü birbirine eşit olan bizden değildir.” diyerek zamanın boşa geçirilmemesini ve çalışılmasını isterdi. Geçimini sağlamak için çalışır, ev işlerine yardım eder, alışveriş yapar, başkalarına yük olmamaya özen gösterirdi.

Hz. Muhammed Hakkı Gözetirdi:

Peygamberimiz hak ve adaleti ilke edinmiştir. İnsanların kişiliklerine saygı gösterilmesini, kırıcı söz ve davranışlardan kaçınılmasını istemiştir. Mekke’ye dışarıdan gelenlerin mal ve can güvenliğinin korunması için kurulan Hilful-fudul (erdemliler birliği) adlı toplulukta haksızlığa uğrayanların haklarının korunması için görev almıştır. Adaletli olmasından dolayı Mekkeliler, aralarındaki anlaşmazlıklarda onun hakemliğine başvurmuşlardır. Kur’an’ın; “Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.” ayetini kendisine ilke edinmiştir.

Hz. Muhammed Verdiği Sözde Dururdu:

Peygamberimiz, dost ya da düşman kiminle bir antlaşma yapmışsa ona sadık kalmıştır. Yerine getiremeyeceği bir konu da asla söz vermemiştir. Bu konuda; “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz.” ayetini kendisine ilke edinmiştir. Sözünde durmak toplumsal ilişkilerin sağlıklı yürümesi insanların güven içinde yaşamaları için en gerekli ahlak kurallarındandır.

Hz. Muhammed Çalışmayı ve Yardımlaşmayı Severdi:

Peygamberimiz, “Hiç kimse kendi emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” buyurarak çalışmayı övmüştür. İnsanları çalışmaya teşvik ettiği gibi kendisi de çalışmıştır. Gençliğinde çobanlık yapmış, ticaretle uğraşmıştır.

Peygamberimiz yardımlaşma ve dayanışmaya büyük önem vermiştir. Yoksul ve ihtiyaç sahiplerine yardım edilmesini teşvik etmiş, kendisi de bu konu da örnek olmuştur. Medine’de ilk mescit yapılırken sahabelerle birlikte taş taşımıştır. Hendek Savaşı öncesinde Medine’nin etrafına kazılan hendeklerde çalışarak dayanışmanın önemini göstermiştir.

Hz. Muhammed Doğayı ve Hayvanları Severdi:

Peygamberimiz doğayı ve hayvanları korumaya çok önem verirdi. Gereksiz yere bir ağacın kesilmesini ya da bir hayvanın öldürülmesini istemezdi. Ağaç dikmeyi teşvik eder, hayvanlara gereğinden fazla yük yüklenmesine izin vermezdi. Medine’nin etrafındaki yeşil alanları koruluk ilan etmiş ve buradan ağaç kesilmesini kesin bir şekilde yasaklamıştır. Savaş sırasında bile, zorunlu olmadıkça hayvanların öldürülmesini, ağaçların kesilmesini ve ekinlerin yakılmasını yasaklamıştır.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed’in Toplumsal Barışa Yönelik Etkinlikleri

Hz. Muhammed (s.a.v), Hicret’ten sonra Medine’de barış, huzur ve güven ortamını sağlamak için bazı çalışmalar yaptı. Şehrin iki büyük Arap kabilesi olan Evs ve Hazreç arasında yıllardır süren bir rekabet ve düşmanlık vardı. Peygamberimiz bu iki kabileyi barıştırdı ve onları İslam kardeşliği etrafında birleştirdi.

Medine’de sadece Müslümanlar değil, Yahudi kabileler de yaşıyordu. Peygamberimiz onlarla, tarihe Medine Sözleşmesi olarak geçen bir vatandaşlık antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, tarafların birbirinin haklarına saygılı, barış ve huzur içinde yaşamasını amaçlıyordu. Hem Yahudilerin hem de Müslümanların din ve vicdan özgürlüklerini garanti altına alıyordu. İki tarafın hak ve görevlerini, birbirleriyle ilişkilerini belirli esaslara bağlıyordu. Hz. Muhammed bu gibi çalışmalarla Medine’de toplumsal barışın kurulmasına büyük bir katkı sağlamış oldu.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed Dönemi Savaşları ve Sonuçları

Hicret’ten sonra Mekkeliler, Yahudiler ve putperest Araplar İslam devletini yıkmak, Müslümanları yok etmek ve çıkarlarını korumak amacıyla Müslümanlar aleyhine faaliyetlerde bulunmuşlar, bu da taraflar arasında çeşitli mücadelelere neden olmuştur.

Bedir Savaşı (624)

Hz. Muhammed’in İslamiyeti yayma çabasına karşın Mekkeliler’in çeşitli ekonomik önlemler alarak Müslümanlara zarar vermek istemeleri ve onların Mekke’de kalan mallarına el koymalarına karşılık olarak Müslümanlar Mekke kervanlarına el koymaya başlamış, bunun üzerine taraflar arasında ilk savaş çıkmıştır. Savaş Bedir kuyularına yakın bir yerde gerçekleşmiş ve Müslümanların zaferiyle sonuçlanmıştır.

Savaşın Sonuçları:

  • Müslümanların kendilerine olan güveni artmıştır.
  • Şam ticaret yolu Müslümanların eline geçmiştir.
  • İlk kez ganimet ele geçirilmiştir. Bu ganimetlerin beşte biri Hz. Muhammed tarafından Medine’deki yoksullara dağıtılmış, geri kalanı savaşanlar arasında paylaştırılmıştır.

Ganimet paylaşımı konusundaki bu uygulama bundan sonra bütün İslam devletlerine örnek olmuş ve böylece İslam savaş hukukunun temeli atılmıştır.

  • Vatandaşlık Antlaşması’na uymayan Beni Kaynuka Vahudileri Medine’den çıkarılmıştır.
  • Bazı esirler fidye karşılığı bazıları da on Müslümana okuma-yazma öğretmek karşılığı serbest bırakılmıştır.

Bu uygulama Hz. Muhammed’in eğitim-öğretime önem verdiğini göstermektedir.

Uhud Savaşı (625)

Bu savaş Mekkelilerin, Müslümanların güçlenmesini engellemek ve Bedir Savaşı’nın intikamını almak istemeleri üzerine yapılmıştır. Hz. Muhammed’in şehrin savunmasına yönelik mücadele istemesine karşın çoğunluk meydan savaşı yapılmasını istemiş ve savaş bu şartlar altında Uhud tepesi eteklerinde gerçekleşmiştir. Savaşın başında Müslümanlar üstünlüğü ele geçirmiş, ancak Hz Muhammed’in hiçbir şartta yerlerini terketmemesini istediği Uhud tepesindeki okçuların yerlerini bırakmasıyla savaş Müslümanların aleyhine gelişmiştir.

Bu savaş sırasındaki gelişmeler Hz. Muhammed’in çoğunluğun görüşüne saygılı olduğunu göstermiş, ancak bununla birlikte Müslümanların Hz. Muhammed’in görüşlerine ve emirlerine uymasının önemini ortaya koymuştur.

Savaş sırasında Mekkelilerle gizlice anlaşan Beni Nadir Yahudileri de şehir dışına çıkarılmışlardır.

Hendek Savaşı (627)

İsmini uygulanan taktikten alan bu savaşın çıkmasında Mekkelilerin İslam devletini ortadan kaldırıp İslamiyetin yayılmasını engellemek istemeleri ve Medine’den çıkarılan Yahudilerin Mekkelileri kışkırtmaları etkili olmuştur.

Hz. Muhammed İranlı bir sahabenin teklifiyle Medine’nin etrafını surlarla çevirmiş ve bu taktik savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştır. Bu durum Hz. Muhammed’in yeniliklere açık olduğunun göstergesidir.

Savaşın Sonuçları:

  • Mekkelilerin Müslümanlar üzerine düzenlediği son taarruz savaşıdır ve bu savaştan sonra Mekkeliler savunmaya çekilmişlerdir.
  • Bazı Arap kabileleri arasında İslamiyet yayılmıştır.
  • Son Yahudi kabilesi de antlaşmayı bozduğu için Medine’den çıkarılmış, böylece şehirde Yahudi kalmamıştır.

Hudeybiye Barışı (628)

Hendek Savaşı’ndan sonra Müslümanlar Kabe’yi ziyaret için Mekke’ye gitmiş, ancak şehre sokulmamışlardır. Taraflar arasında gerginliğe neden olan bu durum elçiler aracılığıyla giderilmiş ve Mekkelilerle Müslümanlar arasında bir antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre,

  • Müslümanların Kabe ziyareti gelecek yıla ertelenmiş ve bu ziyaret sırasında güvenliği sağlamak gerekçesiyle Mekkeliler’in şehri üç gün boşaltması kararına varılmıştır.
  • Velisinin izni olmadan Müslüman olup Medine’ye sığınan gençler geriye iade edilecek, Medine’den Mekke’ye sığınanlar ise geri verilmeyecektir. (Devletlerin eşitliği anlayışına aykırıdır.)
  • Taraflar istedikleri kabile ile antlaşma yapabilecek, ancak bu kabilelere askeri nitelikli yardım da bulunulmayacaktır.
  • Antlaşma on yıl boyunca geçerli olacaktır.

Hudeybiye Barışı ile,

  • Mekkeliler Müslümanların varlığını hukuken tanımışlardır.
  • Barış ortamının sağlanması İslamiyet’in yayılışını hızlandırmıştır.
  • Mekke-Medine arasında ticari ilişkiler canlanmıştır.

Antlaşmanın Müslümanların aleyhine görülen ve eşitlik anlayışına ters görünen maddeleri daha sonradan Müslümanların lehine sonuçlar doğmasında etkili olmuştur.Hudeybiye Barışı’nın sonuçları itibariyle Müslümanların lehine gelişmelere ortam hazırlaması Hz. Muhammed’in siyasi alanda da deha olduğunu gösterir.

Hayber’in Fethi (629)

Medine-Suriye yolu üzerinde bulunan Hayber Yahudilerinin Müslümanlara zarar vermesi ve Mekkeliler’le işbirliği yapması üzerine Hz. Muhammed Hayber’e girmiş ve şehri ele geçirmiştir. Hayber’in fethiyle Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanmıştır.

Mute Savaşı (629)

Bir Müslüman keşif kolunun Gassaniler tarafından pusuya düşürülüp yok edilmesi üzerine Hz. Muhammed Bizans üzerine bir ordu göndermiş; Müslümanların Bizans’la yaptığı bu savaşta üç komutan şehit olmuş ve Halid Bin Velid’in gayretleriyle daha fazla kayıp verilmeden geri çekilinmiştir. Mute Savaşı, Müslümanların Bizans’la yaptığı ilk savaştır.

Mekke’nin Fethi (630)

Mekkelilerin Hudeybiye Barışı’nı bozmaları üzerine Hz. Muhammed yaklaşık on bin kişlik bir orduyla Mekke üzerine yürümüş ve önemli bir direnişle karşılaşmadan fethetmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Kabe putlardan temizlenmiş, Müslümanların Arap Yarımadası’nın en büyük gücü olduğu anlaşılmıştır. Müslümanların bu fetih sırasında gösterdiği hoşgörülü ve bağışlayıcı tutumu, İslamiyet’in en büyük dirençle karşılaştığı Mekke’de de yayılmasını sağlamıştır.

Huneyn Savaşı ve Taif Kuşatması (630)

Mekke’nin fethinden sonra İslamiyeti kabul etmeyen Araplar Huneyn’de toplanmışlardır. Hz. Muhammed’in gönderdiği ordu bu topluluğu yenince düşman ordusunun bir bölümü Taife sığınmıştır. Bu gelişme üzerine İslam ordusu bölgeyi kuşatmış ancak başarılı olamamıştır. Kuşatmanın kaldırılmasından sonra Taif halkı kendi istekleriyle Müslüman olmuştur. Huneyn ve Taif seferleri sonuçları yönüyle Mekke’nin fethini tamamlamıştır.

Tebük Seferi (631)

Bizans’ın büyük bir orduyla Müslümanlar üzerine geldiği söylentisi üzerine düzenlenen bu seferde İslam ordusu Bizans sınırındaki Tebük’e ulaşmış, ancak haberin asılsız olduğu anlaşılınca geri dönülmüştür. Sefer sırasında bazı topluluklar Müslüman olmuş ve kültürel etkileşim yaşanmıştır. Tebük Seferi Hz. Muhammed’in son seferidir.

Veda Haccı ve Hz. Muhammed’in Vefatı (632)

Hz. Muhammed 632’de hac görevini yerine getirmek için Mekke’ye gelmiştir. Bu olaya daha sonra Veda Haccı denilmiştir. Hz. Muhammed bu hac sırasında çok kalabalık bir Müslüman topluluğa yaptığı Veda Hutbesi’nde evrensel mesajlar vermiş ve İslamiyetin tamamlandığını söylerek onlara veda etmiştir.

Hz. Muhammed bu olaydan sonra Medine’ye geri dönmüş ve 8 Haziran 632’de vefat etmiştir. Hz. Muhammed döneminde Arap Yarımadası’nda siyasi ve dini birlik büyük ölçüde sağlanmıştır.

{ Add a Comment }