Dünya, yerden yansıyan ışınlar sayesinde ısınmaktadır. Isınmayı sağlayan faktörlerden biri de atmosferdeki gazların güneşten gelen enerjiyi absorbe etmesidir. Isıyı absorbe eden bu gazlara “Sera Gazları” adı verilir. Dünyaya ulaşan toplam enerjinin % 46’sı yeryüzünün ısınması için gereken enerjiyi sağlarken, geriye kalan bölüm geri uzaya yansımaktadır. Bu bölümün uzaya geri yansıması Dünyamız için büyük önem taşır. Ancak sera gazları uzaya yansıması gereken enerjinin de bir bölümünü tutmaktadır.

Son 200 yıldır artan sanayileşme ile birlikte atmosfere bırakılan sera gazı oranında büyük artış yaşanmıştır. Günümüzde insanlığı tehdit eden bu tehlikenin temelinde, uzaya çıkması gereken enerjinin sera gazları yüzünden yeryüzünde kalarak ısınmayı arttırması yatmaktadır. Özellikle atmosferdeki karbondioksit ve metan gazı miktarının artması küresel ısınmayı hızlandırmaktadır. Sera etkisinin önüne geçilebilmesi için fosil yakıtların yerine yeni ve temiz enerji kaynaklarının bulunması gerekmektedir.

Sera gazları atmosferde bir tabaka oluşturarak normalde uzaya kaçması gereken enerjiyi yeryüzünde tutarlar. Bunun sonucunda yeryüzünde sıcaklık değerleri giderek artmaktadır. Son yıllarda artan iklimsel bozulmalar, kuraklık, fırtına ve sel felaketleri küresel ısınmanın bir etkisi olarak görülmektedir. Örneğin; 2007 yılında Türkiye’de büyük çaplı bir kuraklık yaşanmış, bunun sonucunda sulama ve kullanma suyu sıkıntısı baş göstermiştir.

Küresel ısınmanın bu etkilerini en aza indirgeyebilmek için Japonya’nın Kyoto kentinde bir konferans düzenlenmiş ve bilim adamları çok acil bir plan ortaya koymuşlardır. 2009 yılında Türkiye’de Kyoto Protokolünü imzalamıştır.

Küresel ısınmanın önlenebilmesi için Japonya’nın Kyoto kentinde Kyoto Protoklü anlaşması imzalanmıştır. Ancak, ABD’nin başını çektiği bazı gelişmiş ülkeler bu protokolü imzalamamıştır. İnsanoğlu kapıdaki felaketin bilince acilen varmalı ve birtakım önlemler almalıdır.