Arabistan, Asya kıtasının güney batısında, Basra Körfezi, Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’le çevrili, iç kesimi çöllerle kaplı bir yarımadadır.

Siyasi Durum: Arap Yarımadası’nda Main, Seba, Himyeri, Nebat, Tedmür, Gassani, Hire ve Kinde devletleri adı verilen birbirinden bağımsız küçük devletler vardı. Orta Arabistan’da ise yarımadanın en önemli bölümü sayılan Hicaz (Mekke ve Medine) bölgesi bulunmaktaydı. Bu durum İslamiyet öncesi dönemde Arap Yarımadasında siyasi bölünmüşlük olduğunu gösterir.

Siyasi birliğin bulunmadığı Arap Yarımadası’nda halk, şeyh, emir ya da melik ünvanlı kişilerin yönettiği kabileler halinde yaşamışlar ve sürekli birbirleriyle mücadele halinde olmuşlardır. Kutsal sayılan Kabe’nin de içinde bulunduğu Mekke, Darun Nedve adı verilen bir danışma meclisi tarafından yönetilmiştir.

Din ve İnanış: İslamiyet öncesinde Arap toplumunda putperestlik yaygındı. Önemli putları içinde barındıran Kabe, dini merkez sayılmıştır. Araplar her yıl putları ziyaret için Mekke’ye gelmişler, buralarda panayırlar kurarak ticari hayatı canlandırmışlardır. Arap Yarımadası’nda ayrıca Hanif inancı, Musevilik, Hristiyaniık gibi tek tanrılı inançlar da görülmüştür. İslamlık öncesi Arabistan’da dini birlik yoktur.

Sosyal ve İktisadi Hayat: İslamlık öncesi dönemde kabileler halinde yaşayan Arapların sosyal ve dini yaşantıları bozuk olduğu için bu döneme “Cahiliye Devri” denilmektedir. Toplum, köleler, hürler ve mevaliler (azat edilmiş köleler) olarak sınıflara ayrılmıştır. Aile yapısı bozuk olan Arap toplumunda kadınlara değer verilmemiş, hatta kız çocukları zaman zaman öldürülmüştür. Bu durum İslamiyet öncesinde Arabistan’da toplumsal eşitlik olmadığını gösterir.

Arap halkı coğrafi koşulların da etkisiyle göçebe (bedevi) ve yerleşik (medeni) olarak ayrılmıştır. Göçebe Araplar daha çok hayvancılık ve basit el sanatlarıyla geçinirken, yerleşik olanlar tarım ve ticâretle uğraşmışlardır.

Arap Yarımadası’nda en geçerli uğraş ticaretti. Araplar arasında ticaretin gelişmesinde özellikle panayırların önemli etkisi vardı. Hicaz bölgesinde ve Kabe çevresinde kurulan panayırlar Arap toplumunun sosyal ve kültürel alanlarda kaynaşmasında etkili olmuştur.

Dil ve Edebiyat: Arapça Sami dil ailesindendir. Arap yazısı ise V. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Arapça’nın uluslararası yaygınlık kazanması İslamiyetin yayılmasıyla gerçekleşmiştir. Araplar arasında şiir, edebiyat ve güzel konuşma gelişmiştir. Bu alanlarda yarışmalar düzenlenmiş, başarılı edebi ürünler Kabe duvarlarına asılmış ve ödüllendirilmiştir. Arapların şiir ve edebiyat alanında gelişmeleri ve Kur’an-ı Kerim’in dilinin mükemmel edebi Arapça ile olması, İslamiyetin Arap toplumu tarafından benimsenmesini kolaylaştırmıştır.