Genel olarak tüm Müslüman toplumlarda kader inancının önemli bir yeri vardır. Buna bağlı olarak Müslümanlar arasında doğrudan kaderle ilişkilendirilen belli başlı bazı kavramlar kullanılmaktadır. Ecel, ömür, rızık, afet, sağlık, hastalık, başarı ve başarısızlık, hayır ve şer bu kavramlardan bazılarıdır.

1) Ecel ve Ömür: Ecel, hayatın son bulması, ölüm için belirlenmiş ve takdir edilmiş zaman demektir. Ömür ise insanın doğumundan ölümüne kadar geçen zaman dilimine verilen addır. Hiçbir insanın sonsuza kadar yaşama imkânı yoktur. Kur’an’da, “Her canlı ölümü tadacaktır…” buyrularak insan için dünya hayatının sınırlı olduğu belirtilmiştir. İnsanın dünyada ne kadar yaşayacağı, nerede ve ne zaman öleceği Allah tarafından önceden belirlenmiştir.

Bununla ilgili bir ayette, “Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak odur. Bir de onun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır…’’buyrulmuştur. Allah’ın belirlediği ecel gelince hayat sona erer. Kur’an-ı Kerim’e göre eceli gelen kişinin ölümünü engellemek ya da geciktirmek mümkün değildir.

2) Hayır ve Şer: Hayır kavramı sözlükte; iyi, faydalı, hayrı çok olan, insanların meylettiği ve sevdiği şey gibi anlamlara gelmektedir. Şer ise istenmeyen, kötülük, fenalık anlamındadır. Hayır ve şer, Kur’an’da insanın dünya ve ahiret hayatı ile ilgili olarak sık sık kullanılan kavramlardır. Yüce Allah’ın yapılmasını yasakladığı, insana ve topluma zarar veren her türlü alışkanlık, kötü iş ve davranış dinî açıdan şer kabul edilir. İslam inancına göre Yüce Allah’ın yapılmasını öğütlediği, fert ve toplum için faydalı olan her türlü iyi iş ve davranış ise hayır olarak nitelendirilir.

3) Afet: Evrende kusursuz bir düzen ve uyum vardır. Allah, evreni o kadar mükemmel bir güzellikte yaratmıştır ki varlıklar, birbirini bütünleyecek bir düzen içindedir. Bu husus, Kur’an’da,”… Rahman olan Allah’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak. Bir bozukluk görebiliyor musun?”ayetiyle en güzel biçimde ifade edilmiştir.

İnsana düşen sorumluluk Allah’ın koyduğu düzeni korumak, evrendeki yasaları inceleyerek varlıklar dünyası için yararlı ve bilimsel çalışmalar ortaya koymaktır. Aksi bir durum, afetlere yol açabilir. Evrende meydana gelen afet ve felaketler, genellikle tedbirsizlik ve duyarsızlığın yanında Yüce Yaradan’ın evrene koyduğu sistemi dikkate almamanın ve değiştirmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Afetler, genellikle toplumun çoğu kesimlerinde kaçınılmaz bir kader gibi algılanmaktadır, örneğin depremlerde, sel baskınlarında veya trafik kazalarında çok sayıda kişi öldüğü zaman “Kader böyleymiş, ne yapılabilir ki?” denilebilmektedir. Oysa bu durum, İslam inancına göre yanlıştır. Deprem, sel baskını vb. olaylar birer afettir.

Ancak insanlar deprem riski olan yerlerde yerleşim birimleri kurar, depreme dayanıklı binalar yapmazlarsa deprem olduğunda çok sayıda can ve mal kaybı meydana gelir. Sel baskınlarının olabileceği dere yataklarına yerleşim alanları kurulursa yağmur yağdığında sel baskınları olur. Sel yatağına yerleşim birimleri kurmak, afetlere davetiye çıkarmaktır. Bütün bunları kaderin bir sonucu değil insanın ihmalkârlığının ve cehaletinin bir sonucu olarak düşünmek gerekir.

4) Sağlık ve Hastalık: Dinimiz, insan sağlığına büyük önem verir. Sağlığın, Yüce Allah’ın insana verdiği en değerli nimetlerden biri olduğunu belirtir. Hz. Muhammed (s.a.v.), sağlığın önemiyle ilgili olarak “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez. Bunlar sağlık ve boş vakittir.” buyurmuştur. Peygamberimiz, aynı konuyla ilgili olan başka bir hadisinde ise “…Hastalık gelmeden önce sağlığın kıymetini bilin.” buyurarak sağlığın korunması için gerekli önlemlerin alınmasını istemiştir.

Kader inancına sahip olan insan hiçbir şeyin rastgele olmadığının bilincinde olur. Bu bilinç, insanı başına gelebilecek sıkıntılara karşı önlem almaya yönlendirir. Böylece insan, başına gelen olumsuzluk veya hastalıklarla sabırlı bir şekilde mücadele ederek sağlıklı ve mutlu bir hayat sürmenin yollarını arar.

5) Rızık: İslam dinine göre mülk Allah’ındır. İnsanlar ancak onun lütfetmesiyle mülk sahibi olabilirler. Yüce Allah dünya üzerinde insanların yiyip içmeleri, faydalanmaları için birçok rızık kaynağı ve vesileler yaratmıştır. Ancak insanlar, Allah’ın sunduğu bu rızkı kendileri arayıp bulmalıdırlar. İslam’a göre insanlar, fakirliğe razı olmak yerine çalışarak rızıklarını kazanmalıdırlar. Yoksulluğu kadere bağlamak, kendi sorumluluğunu yerine getirmeyip güç durumda kalınca kaderim böyleymiş demek Kur’an’ın hoş görmediği bir davranıştır.

Tembelliğin getireceği olumsuzluklar ve bu konudaki sorumluluk, kişinin kendisine aittir. İnsan, rızkını Allah’ın rızasına uygun olarak ve helal yollardan kazanmalıdır. Rızık kazanırken iradesini kötüye kullanarak haram yollara teşebbüs etmemelidir. Allah, yeryüzünde bütün canlılara yetecek kadar rızık yaratmıştır. Yüce Yaradan her canlı için rızık elde etmenin kurallarını koymuş, rızkı arayıp bulmayı ve elde etmeyi ise canlılara bırakmıştır.

6) Başarı ve Başarısızlık: Bazı insanlar gerekli çabayı göstermeyip başarısız olduklarında bu durumu kadere bağlamaktadırlar. İslam dinine göre böyle bir anlayış doğru değildir. Dinimizde çalışmak esastır. Bu hususta Kur’an’da, “Bilsin ki insan için, kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” buyrulmuştur. Hz. Peygamber de çevresindekilere hem çalışmayı emretmiş hem de kendisi çalışarak insanlara örnek olmuş ve kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürmüştür.

Kelime anlamı olarak güvenmek, birine dayanmak ve işi havale etmek anlamına gelen tevekkülün dinî terminolojideki anlamı, bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü tedbiri aldıktan sonra işin olumlu sonuçlanmasını Allah’tan beklemektir. İşin olumlu neticelenmesi için Allah’tan yardım dilemektir. Allah, kendisine güvenilmesini, tevekkül edilmesini istemektedir.

Kur’an-ı Kerim’de tevekkülü öğütleyen pek çok ayet vardır. Bu ayetlerin birinde Yüce Allah şöyle buyurur: “… Kim Allah’a güvenirse o, ona yeter…” Diğer bir ayette de “Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan…” buyrulmuştur.