Etiket: ilgili

Bilgi Kuramının Temel Soruları

Bilgi kuramının soruları, hemen hemen bütün felsefe sorularında olduğu gibi “pratik yönelmelerin ötesinde” yer alan sorulardır. Herhangi bir eylemle doğrudan doğruya ilişkisi yoktur. Örneğin; “Okulumuzun kütüphanesinde felsefeyle ilgili bir kitap var mı?” sorusuna cevap vermek için ya kitap listesini ya da kitapları gözden geçirmek yeterlidir. Ama “bilgi nedir?” sorusuna cevap vermek için bir eylemde bulunmak boşuna harcanmış bir çaba olur.

Bu tür bir sorunun cevabı ancak “konuşmak” ya da “yazmak”la verilebilir. Burada bize cevabı sağlayacak olan tutarlı söz düzenlemeleridir. Bu cevapların tam olması da gerekmez. Çünkü felsefe, yapılan açıklamalarda yeni düşüncelere, düzeltmelere daima açıktır. Bilgi kuramında bilgiye ilişkin sorular dört grupta toplanabilir;

a- Doğru Bilginin İmkanıyla ilgili Sorular:

Bu sorulara cevap veren iki temel yaklaşım vardır. Bunlardan birincisi insanların doğru bilgiye ulaşmalarının olanaksız olduğunu savunur. Diğeri ise insanların kesinlikle doğru bilgiye ulaşabileceğini savunur.

b- Bilginin Değeriyle ya da Doğruluğuyla İlgili Sorular:

Bilginin değeri demek; elde edilen bilginin, konusu olan olaya veya nesneye uygunluğu demektir. Bu anlamda bilginin değeriyle onun doğruluğu arasında yakın bir ilişki vardır. Bu konuda, yani hangi bilgiye doğru bilgi denilebileceği konusunda farklı görüşler söz konusudur. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:

Bir bilginin, bir düşüncenin doğruluğu, onun betimlediği gerçeklikle uyuşmasından oluşur. Örneğin; “Şu bardak camdır.” gibi bir önerme, işaret ettiği bardak gerçekten de cam ise doğrudur. Doğruluk, düşüncelerin, bilgilerin kendi aralarında uyuşmasından başka bir şey değildir. Örneğin, bir bardak suya batırılmış bir cam çubuğu düşünelim. Burada görme duyusu cam çubuğun kırık, dokunma duyusu ise cam çubuğun kırık olmadığını belirtir. Burada biz görme duyusuna değil dokunma duyusuna inanırız. Çünkü görme duyusuyla desteklenen bilgi diğerleriyle uyuşmaz. Buna karşılık dokunma duyusuyla desteklenen bilgi yani kaşığın kırık olmadığı bilgisi diğer bilgilerle tam olarak uyuşur.

Bir başka doğruluk ölçütü ise tümel uyuşmadır. Yani bir konunun doğruluğu hakkında hemen herkes aynı düşünceleri taşıyorsa bu durum tümel uyuşmadır.

Bir diğer ölçüt ise apaçıklıktır. Bir bilginin apaçık olması demek, kendisini zorla kabul ettirmesi demektir. Bir kişinin karnının ağrıması apaçıktır. Onu fark etmeden yapamaz.

Nihayet doğru bilginin ölçütünün yarar olduğu da öne sürülmüştür. Bu yaklaşıma göre, düşüncelerimiz, bilgilerimiz, etkinliklerimizden bağımsız değildir. Düşüncelerimiz davranışlarımızı etkiler, ona yön verir. Düşüncelerimizin eylemlerimiz üzerindeki bu etkisi, eylemi başarılı ve etkili bir eylem haline getiriyorsa, yani insana düşündüğü amaçlara ulaşma imkânı veriyorsa, düşünce doğrudur.

c- Bilginin Sınırları ile ilgili Sorular:

Burada da değişik görüşler ve anlayışlar vardır. Bazı filozoflar insanın kendi zihninin dışına çıkamayacağını, bundan dolayı yalnızca kendi zihninin içindekileri bilebileceğini savunmuşlardır. Bu görüşe karşı olan birçok filozof ise insan zihninin kendisinden bağımsız bir gerçeklik olduğunu ve bunu insanın bilebileceğini savunmuştur. Bu filozoflara göre insan bilgisinin bir sınırı yoktur.

d- Bilginin Kaynağıyla ilgili Sorular:

Bilginin kaynağıyla ilgili sorular şu düşünceden çıkmaktadır: Bilgiyi oluşturan aklımızdır. Bilgilerimiz dış dünyadan zihnimize girip ham malzeme olarak kalmaz. Dış dünyadan duyularla gelen izlenimler, akıl ilkeleriyle düzenli bilgi haline gelir. Şimdi akılda bulunan bu ilkeler deneyimden mi yoksa doğuştan mı gelmektedir?

Bilgi duyulardan mı geliyor; duyu öncesi zihin yeteneklerinden mi geliyor? Sonra bilgi nasıl oluşuyor? Ham malzemenin zihinde bilgi haline gelmesinde hangi etkenlerin rolü vardır? Örneğin bilginin elde edilmesinde sezginin rolü var mıdır? Varsa bu rol ne derece önemlidir?

Burada doğru bilginin ölçütleri önem kazanır. Bu durum da birçok yaklaşımın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu yaklaşımların cevapları şöyle sıralanabilir:

Akla dayanan bilgi doğru bilgidir. (Rasyonalizm)
Deneye, tecrübeye dayanan bilgi doğrudur. (Empirizm)
Fayda ve başarı sağlayan bilgi doğrudur. (Pragmatizm)
Olgulara dayanan bilgi doğrudur. (Pozitivizm)
Duyulara dayanan bilgi doğrudur. (Sensualizm)
Sezgiye dayanan bilgi doğrudur. (Entüisyonizm)
insanın iç tecrübesinden elde ettiği bilgi doğrudur. (Mistisizm)
Vahye ve imana dayanan bilgi doğrudur. (Fideizm)
Saf fenomenlere dayanan bilgi doğrudur. (Fenomenoloji)

{ 2 Comments }

Kur’an’la İlgili Bazı Kavramlar

Kutsal kitabımızla ilgili bilinmesi gereken kavramlar vardır. Bunlardan bir kısmı Kur’an iç düzeni, bir kısmı da okunması, anlaşılması ve yorumlanmasıyla ilgilidir.

KUR’AN’IN İÇ DÜZENİ İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

Kur’an’ın iç düzeni ile ilgili başlıca kavramlar; ayet, sure, cüzdür.

Ayet: Kur’an surelerini oluşturan, bir veya birkaç cümleden meydana gelen ifadelerden her birine ayet denir. Vahiy meleği Cebrail, Peygamberimize getirdiği ayetlerin, hangi surenin kaçıncı ayete ait olduğunu bildirmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v) de ayetleri onun bildirdiği şekilde sıralamıştır. Kutsal kitabımızda yaklaşık olarak 6666 ayet yer almaktadır. Bu ayetlerin uzunlukları birbirinden farklıdır.

Sure: Çeşitli sayıda ayetlerden meydana gelen ve Kur’an’ı oluşturan bölümlerden her birine sure denir, kutsal kitabımızda 114 sure bulunmaktadır. Kur’an’ın ilk suresi Fâtiha, son suresi ise Nâs’tır. En uzun sure, 286 ayetten oluşan Bakara, en kısa sure ise üç ayetten meydana gelen Kevser’dir.

Cüz: Kelime olarak parça, bir bütünü oluşturan parçalardan her biri anlamına gelir. Dini bir terim olarak ise Kur’an-ı Kerim’in bölünmüş olduğu otuz parçadan her birine cüz denir. Kur’an, otuz cüzden meydana gelmektedir.

KUR’AN’IN OKUNMASI İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

Kur’an’ın okunmasıyla ilgili başlıca kavramlar: Tecvid, mukabele, hatim ve hafızlıktır.

Tecvid: Tecvid, Kur’an-ı Kerim’i doğru ve güzel bir şekilde okumak için uyulması gereken kurallar demektir.

Mukabele: Kur’an’ı iki ya da daha çok kişiden birinin okuması, diğerlerinin de okunanı takip etmesine mukabele denir.

Hatim: Kur’an-ı Kerim’in baştan sona bir kez okunmasına hatim denir.

Hafızlık: Kur’an-ı Kerim’i baştan sona ezberlemiş olan kimse demektir. Kur’an-ı kerim, ilk indiği andan itibaren Peygamberimiz ve bazı sahabeler tarafından ezberlenmiştir. O dönemden bu zamana kadar bütün Müslüman toplumlarda kutsal kitabımızın ezberlenmesine önem verilmiştir.

KUR’AN’IN ANLAŞILMASI VE YORUMLANMASIYLA İLGİLİ KAVRAMLAR

Meal: Bir sözün anlamını bir dilden başka bir dile çevirmeye meal denir. Meal kavramı, özellikle Kur’an tercümeleri için kullanılmaktadır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’i Arapça’dan başka bir dile tam anlamıyla tercüme etmek mümkün değildir.

Tefsir: Tefsir, Kur’an-ı Kerim ayetlerinin açıklanıp yorumlanması demektir.

Kur’an ayetlerinin manalarının tam olarak anlaşılabilmesi için tefsire ihtiyaç vardır. Tefsir yapabilmek için Arapçanın, İslami ilimlerin ve Kur’an’ın indirildiği dönemin sosyal, kültürel şartlarının iyi bilinmesi gerekir.

{ Add a Comment }