Etiket: ibadet

İbadet Nedir ve Niçin Yapılır

İbadet, Yüce Allah’a saygı göstermek, ona karşı kulluk görevimizi yerine getirmek, emirlerine uyup yasaklarından kaçınmaktır. İbadet, Yüce Allah’ın bize verdiği sonsuz nimet ve iyiliklere karşı bir çeşit teşekkürdür. Kişi, ibadet ederek Allah’a olan inancını, bağlılığını ve saygısını davranışlarıyla ortaya koymuş olur.

İbadet, Alah’ın hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak amacıyla yapılır. Gösteriş için ibadet yapmak doğru bir davranış değildir. Dinimizde ibadetin kapsamı çok geniştir. İslam inancına göre namaz, oruç, zekât ve hac başlıca ibadetlerdir. Ancak bunların yanı sıra, çalışmak, dürüst ve yardımsever olmak, ana babaya saygı göstermek de ibadettir. Yoksul ve kimsesizlere yardım etmek, güzel söz söylemek, affetmek, temiz olmak gibi Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak amacıyla yapılan bütün tutum ve davranışlarımız da ibadet kapsamındadır.

Yalnızca Allah’a ibadet edilir. Başka hiçbir varlığa ibadet edilmez. Çünkü ibadet edilmeye layık tek varlık, her şeyi yaratan ve sonsuz güç sahibi Allah’tır. Kur’an’da bu konuda pek çok ayet vardır. Bunlardan birinde, “(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.”buyrularak ibadetin sadece Allah için yapılması gerektiği ifade edilir. Yine bir başka ayette de bu konuda.şöyle buyrulur: “Ey Muhammedi De ki “Şüphesiz benim namazım da diğer ibadetlerim de…âlemlerin Rabb’i Allah içindir.”

Yüce Allah bizi en güzel biçimde yaratmıştır. Örneğin, düşünecek akıl, konuşacak dil, görecek göz, işitecek kulak vermiştir. Yaşamımız için gerekli olan Güneş’i, üzerinde yaşadığımız Dünya’yı ve Dünya üzerindeki her şeyi yaratmıştır. Onun bizler için yarattığı nimetleri saymakla bitiremeyiz. Kur’an’da bu konuda şöyle buyrulur: “O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız…”

İnsan da kendisine sayısız nimetler veren yaratıcısını sever. Ona olan sevgi ve saygısını da ibadet ederek gösterir. Kişi, ibadet ederek aynı zamanda Allah’a, verdiği nimetler için teşekkür etmiş olur. Ayrıca Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanır. Zaten Allah da insanların, kendisine ibadet etmesini emretmiştir. Kur’an’da bu konu ile ilgili olarak “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize ibadet ediniz…” buyrulur. İbadet etmek suretiyle kişi, Allah’ın buyruğuna uymuş ve dinî sorumluluğunu yerine getirmiş olur.

İnanç ile ibadet birbirini tamamlayan iki kavramdır. İbadet etmek inancın bir gereğidir. İbadetle kişi, Allah’a olan inancını göstermiş olur. Böylece ibadet inancımızı korur ve kuvvetlendirir. İbadetten yoksun iman, açıkta yanan bir mum gibidir. Böyle korunaksız yanan mumlar küçük bir rüzgârla söner. Hâlbuki mumu, bir cam fanusa koyarsak sönmez. İşte ibadet, fanusun mumu koruduğu gibi inancı korur. İnsan, yalnızca yemek, içmek, giyinmek, barınmak gibi maddi gereksinimlerini karşılayarak mutlu olamaz. Sevmeye, sevilmeye, yüce bir varlığa inanmaya ve sığınmaya da gereksinim duyar. İbadet eden kişi, kendisini ve tüm evreni yaratan Allah’a sığınır.

İbadetiyle ona olan sevgisini, saygısını ve bağlılığını ifade eder. Bütün bunlar da insanın mutlu ve huzurlu olmasına katkı sağlar. İbadet etmekle kişi, Allah’a karşı görevini yerine getirmiş olur. İbadetleriyle Allah’ı anar. Ona daha yakın olur. İbadetlerin yerine getirilmesi insana huzur verir. Kur’an’da bu konuda şöyle buyrulur: “…Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”

Yüce Allah’a ibadet eden kişi, onun tüm varlıkları yarattığını ve yaşattığını bilir. Onun bağışlayıcı, merhametli bir varlık olduğuna inanır. Kendisi de merhametli olmaya çalışır. İnsanlara yardım etmeye yönelir. Yoksulları gözetmeye, yaşlılara yardım etmeye ve kimsesizleri korumaya özen gösterir.

{ 3 Comments }

Hint Dinleri Nelerdir – Hakkında Bilgi

HİNDUİZM: Hinduizm, çok sayıda insanın inandığı bir dindir. Bu dinin başlangıç tarihi bilinmemekle birlikte, MÖ 2000 yıllarında ortaya çıktığı sanılmaktadır. Bu yıllarda Doğu Avrupa’dan gelen Arîler, Hindistan’ı istila ederek oraya yerleşmişlerdir. Onların inanç ve gelenekleriyle yerli halkın inanç ve geleneklerinin birleşip kaynaşması sonucu Hinduizm ortaya çıkmıştır. Hinduizm’in belli bir kurucusu, inanç ve ibadet sistemi yoktur. Herkes istediği biçimde ibadet etmekte özgürdür. Her yerde ibadet edilebilir.

Hinduizm’in tapınakları da vardır ama ibadetler topluca yapılmaz. Genellikle Hinduizm’de üç büyük tanrı dikkati çeker. Bunlardan birincisi yaratıcı tanrı olan Brahma’dır. İkincisi koruyucu tanrı olan Vişnu, üçüncüsü ise yok edici tanrı olan Şiva‘dır. Hinduizm’in kutsal kitapları da çok çeşitlidir. Vedalar, Brahmanalar, Upanişadlar ve Aranyakalar bunlar arasındadır. Hinduizm’in kutsal kitapları, Veda adı verilen ilk Çağ metinlerini temel alır. Hinduizm’e göre insanlar, bir kasta mensup olarak doğarlar. Kast, Hinduların atalarından devraldıkları toplumsal sınıflardır. Her toplumsal sınıfın (kastın) kendine özgü hak ve ödevleri vardır. Kişi, içinde bulunduğu kastın gereklerine göre davranmak zorundadır.

Hinduizm’deki dört kast sırasıyla şunlardır: Brahmanlar (din adamları), Kşatriya (hükümdar sülalesi ve savaşçılar), Vaişya (tüccar, esnaf ve çiftçiler) ve Sudra (işçiler ve hizmetçiler). Ayrıca, toplumda hiçbir görevi ve hakkı olmayan insanlar da vardır. Bunlar parya adını alır. Hindular ruhun ölmezliğine, bir bedenden diğerine geçerek sürekli yaşadığına inanırlar. İnsanın ölümünden sonra ruhunun başka bir bedene geçmesinde, bir önceki bedende yaptığı iyilik ve kötülükler etkili olur. Ruhun ölmezliği inancı nedeniyle Hindular ölülerini gömmezler. Cesetler yakılarak külleri Ganj Nehri’ne atılır. Bu nedenle Ganj Nehri Hindularca kutsal kabul edilir. Hinduizm’de inek kutsal sayılır. Bu nedenle Hindistan Cumhuriyeti’nin anayasasında ineğe saygı gösterilmesiyle ilgili bir hükme yer verilmiştir, inek, kesilmez ve eti yenmez. O, yer ve gök âleminin anası sayılır. İnek öldürmek, üst düzeyden bir insan öldürmekle aynıdır.

BUDİZM: Budizm’in kurucusu Buda’dır. Asıl adı, Siddharta Gautama (Sidarta Gotama)’dır. Buda adı ona, “ilhama kavuşan” anlamında sonradan verilmiş bir lakaptır. Buda MÖ 563-483 yılları arasında yaşamıştır. Buda’ya göre dinsel yaşamın amacı, dünya yaşamına ve dünya işlerine duyulan arzuyu sona erdirmektir. Bunu başaran birey aydınlanmaya ulaşabilir. Aydınlanmış insanın durumunu dile getiren sözcük “Nirvana”dır. Bu sözcük, “sönmek” anlamına gelir. Çünkü aydınlanma; hırsın, kötü niyetin ve aşırı arzuların insan yüreğinde yaktığı ateşin sönmesi demektir. Nirvana’ya ulaşabilmek için bilinmesi gereken dört gerçek vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • İnsan yaşamı; doğum, ölüm, yaşlılık, hastalık gibi acılarla doludur.
  • Yaşamdaki zevkler ve eğlenceler gelip geçici ve aldatıcıdır.
  • Acıların nedeni, aşırı istekler ve geçici heveslerdir.
  • Acılardan kurtulmanın yolu, aşırı istekleri terk etmektir.
  • Budizm’in ahlak sistemini oluşturan temel ilkeler şunlardır:
  • Öldürmemek ve hiçbir canlıya zarar vermemek
  • Hırsızlık yapmamak
  • Yalan söylememek
  • Sarhoşluk veren içkileri içmemek
  • Duyu organlarını yanlış yolda kullanmamak

CAYNİZM: MÖ VI. yüzyılda Hint Yarımadası’nın kuzeyinde Bihar eyaletinde ortaya çıkmıştır. Kurucusu, soylu bir aileden gelen Vardhamana’dır. Vardhamana, Hindu ayinlerinin şekilciliğine, din adamlarının (Brahmanlar) otoritesine ve kast sistemine (sınıfsal ayrım) karşı çıkmıştır. Daha sonra evini ve ailesini terk edip münzevi hayat yaşamaya başlayan Vardhamana, ruh göçü (tenasüh) çemberinden kurtulduğunu ileri sürmüştür. Caynizmde herkesin yerine getirmekle sorumlu olduğu beş temel ahlaki kural vardır. Bunlar:

  • Hiçbir canlıya zarar vermemek
  • Doğru sözlü olmak ve doğruluktan ayrılmamak
  • Cinsel ilişkiden kaçınmak veya zinadan uzak durmak
  • Az ile yetinmek ve kanaatkâr olmaktır.

SİHİZM: Sihizm, Hindistan’da XVI. yüzyılda ortaya çıkmış İslam ve Hinduizm karışımı bir dinî harekettir. Kurucusu Guru Nanak’dır. Sihizm başlangıçta Brahmanların baskı sına ve Hint kast sistemine tepki olarak siyasi bir amaç güderken sonradan dinî bir kimliğe kavuşmuştur. Sihlerin ibadeti, basit ve sadedir. Dinî faaliyetlerinin merkezi Amritsar’daki Altın Mabet (Hariman)tir. Mabette sembol olarak Adi-Granth ve bir kılıç bulunur. Dindar bir Sih’in günlük ibadeti, üç dinî hüküm altında toplanmaktadır. Bunlar:

  • Adi-Granth ve Guru Nanak’a ait pasajlardan ezber okunması
  • Ailevi bir görev olarak her sabah toplanıp Adi- Granth’tan herhangi bir bölümün okunması
  • Tapınağa (Gurdvarra) ibadet için gidilmesidir.
  • Sihler de Hindular gibi ölülerini yakarlar, ineğe saygı inancını devam ettirirler. Fakat genelde et yemekle Hindulardan ayrılırlar. Sigara ve şarap içmezler.

{ Add a Comment }

Atatürk ve Cumhuriyet Dönemi Din Hizmetleri

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI: Cumhuriyetimizin laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini belirleyen irade, devletin teşkilat yapısında ve genel idare içerisinde Diyanet işleri Başkanlığının yer almasını sağlamıştır. Burada dikkatten kaçırılmaması gereken husus, Mustafa Kemal Atatürk’ün, yeni devlet anlayışlarının ortaya çıktığı bir dönemde din hizmetlerini, dünyadaki gelişmelere uygun bir model ile kurumsallaştırmak istemesidir. İşte Diyanet işleri Başkanlığı ülke şartlan ve millet geleneği göz önünde bulundurularak genel idare içerisinde özel bir yere oturtulmuştur. Çünkü Türk milletinin geleneğinde, devlet ve din her zaman iç içe olmuş, dinî müesseseler de hep devlet teşkilatlanması içerisinde yer almıştır. Bu düzenlemelerin toplum katmanlarında kabul görmesinin nedeni ise bütün hassasiyetlerin gözetilmesiyle ortaya konmuş olmasıdır.

1) Kuruluşu: Atatürk, dinin bilgili, kültürlü, iyi eğitilmiş din adamları tarafından öğretilmesi gerektiğine inanmaktaydı. Bunun için öncelikle din işleriyle uğraşacak, dini günümüz insanına en doğru biçimde anlatacak bir kuruma ve aydın din adamlarına ihtiyaç vardı. İşte bundan dolayı Diyanet işleri Başkanlığı, onun talimatıyla 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Kanun’la kurulmuştur.

Diyanet işleri Başkanlığı, yurt içinde il ve ilçe müftülükleri şeklinde, yurt dışında Türk vatandaşlarının ve soydaşlarımızın yaşadığı ülkelerde ise din hizmetleri müşavirliği ve ataşelikleri şeklinde teşkilatlanmıştır.

2) Din Görevlileri:Diyanet İşleri Başkanı: Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Kanun’la kurulmuş olup başkanı hükümet tarafından teklif edilerek cumhurbaşkanının onayı ile atanır. Yurt içinde ve yurt dışında hizmetlerini genel idareye bağlı olarak yürütür, sevk ve idare eder.

Diyanet İşleri Başkanlığı adına, başkanın yürüttüğü kamu hizmetlerini; fetva hizmetleri, irşat ve tebliğ hizmetleri, ibadet ve cami hizmetleri, eğitim hizmetleri ve halkın aydınlatılması hususunda yürütülen yayın hizmetleri olarak sıralayabiliriz. Müftü: Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak il ve ilçelerde çalışan, halkın dinî meselelerine çözümler getiren kişilerdir.

Müftülerin, il ve ilçelerde Diyanet İşleri Başkanlığını temsil etmek amacıyla yürüttükleri bazı görevler şunlardır:

  1. İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek
  2. İbadet yerleri ile Kur’an kurslarını yönetmek, düzenlemek ve denetlemek
  3. Vaaz, hutbe, konferans ve benzeri faaliyetlerle toplumu din konusunda aydınlatmak
  4. Dinî konularla ilgili sözlü ve yazılı soruları cevaplandırmak
  5. Ramazan ayı ve diğer dinî gün ve geceler için özel programlar hazırlamak
  6. Hac ve umre ibadetleri ile ilgili işleri yürütmek ve hacı adayları için eğitici kurslar açmak
  7. İlde ve ilçede Diyanet İşleri Başkanlığını temsil etmek; müftülük hizmetlerini etkili ve verimli şekilde yürütmek, yönetmek ve denetlemek

Vaiz: Vaaz veren, konuşma yapan kişi demektir. Genelde camide veya toplu ibadet yerlerinde din adamları tarafından ibadet öncesi veya sonrasında yapılan dinî içerikli konuşmalardır.

İmam: İmamlar, namaz kıldırma ve hutbe | okumanın yanında, cami ile ilgili bütün hizmetlerin yapılmasından da sorumludur. İmamın görevi başta namaz kıldırmak olmak üzere gerektiğinde vaaz, ezan, kamet, caminin ibadete hazırlanması ve temizliği gibi hizmetleri yerine getirmektir. Bunların dışında bazı özel günlerde mukabele okumak, yaz aylarında çocuklara Kur’an öğretmek de imamın görevleri arasındadır.

Müezzin: Sözlükte, ezan okuyan kişi demektir. Müezzin, namazlardan önce ezan okuyarak namaz vaktinin geldiğini Müslümanlara haber veren ve onları namaza davet eden kişidir. Her dinin kendine özgü bir ibadeti ve her dinde ibadet vakitlerini duyurmak için çeşitli çağrı şekilleri vardır. İslam’da bu çağrı ezan okunarak yapılır. İşte bu görev, müezzinler tarafından yerine getirilir.

DİNÎ YAYINLAR: Ülkemizde cumhuriyet kurulduktan sonra dinin doğru öğrenilmesine önem veren millî irade, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla birlikte dinî yayın faaliyetlerine başlanması talimatını da vermiştir.

1) Türkçe Tefsir ve Meal Çalışmaları: Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasından sonra bünyesinde sürekli yayın faaliyetinde bulunacak bir kurul oluşturulmaya çalışılmıştır. Yaklaşık bir yıl sonra (21 Şubat 1925) TBMM’de Diyanet İşleri Başkanlığının ikinci bütçesi müzakere edilirken verilen bir önerge üzerine, devlet bütçesinden Diyanet İşleri Reisliğine özel bir ödenek ayrılmasına karar verilmiş olup Kur’an tefsiri ve hadis tercümesi çalışmalarının başlaması sağlanmıştır. Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi ve yardımcısı Ahmet Hamdi Akseki’nin ısrarları ile tercümenin Mehmet Akif’e, tefsirin ise Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a yaptırılması kararlaştırılmıştır. Bu görevi üstlenen Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, “Hak Dini Kur’an Dili” adlı eseri ile Kur’an’ın tercüme ve tefsirini yapmıştır.

2) Türkçe Hadis Kitabı Çalışması: Ülkemizde ilk olarak hadis tercümesi çalışması Babanzade Ahmed Naim tarafından “Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” adıyla yapılmıştır. Eserin 4. cildinden sonraki bölümleri Kâmil Miras tarafından tercüme edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığınca on iki cilt olarak 1932 yılında yayımlanan bu eser; toplumun İslam’ı öğrenmesinde önemli bir paya sahiptir. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi adlı eser, günümüzde de halkımız için dinin öğrenilip anlaşılmasında temel başvuru kaynaklarından biri durumundadır.

HUTBELERİN TÜRKÇE OKUNMASI: Hutbe kavramının sözlük anlamı, insanlara hitap etmek, söz söylemek ve insanları ikna etmek için yapılan etkili konuşmadır. Kavram olarak ise hutbe, cuma ve bayram namazlarında camide ki din görevlisi tarafından minberde okunan dua ve verilen öğüttür.

Hutbeler ülkemizde önceleri Arapça okunuyordu. Hutbelerin bugünkü şekliyle okunması, Cumhuriyet Döneminin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’nin imzasıyla yürürlüğe giren talimatla başlamıştır. Atatürk de 1923’te Balıkesir Zağanos Paşa Camisi’nde bizzat kendisi Türkçe hutbe okumuştur.

{ Add a Comment }

Niçin İbadet Ediyoruz – Allah’a Neden İbadet Ederiz

İnsan, varlıklar içerisinde üstün ve ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Çünkü Allah, insanı mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Onu, diğer varlıklarda bulunmayan üstün özelliklerle donatmıştır. Dağları, denizleri, bitkileri ve hayvanları insanların yararlanması için var etmiştir. Kutsal kitabımız Kur’an’da bu konuyla ilgili olarak şöyle buyrulur: “O, size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın nimetini saymaya kalkacak olsanız sayamazsınız…” O hâlde insan, verdiği nimetler için Allah’a şükretmeyi görev bilmelidir.

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de yer alan pek çok ayette kendisine inanıp ibadet edilmesini ister, örneğin bir ayette, “Ey insanlar! sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb’inize kulluk ediniz…” buyurur, insan da Allah’ın emrini yerine getirmek ve rızasını kazanmak için ona ibadet eder.

{ Add a Comment }

İbadetin Anlamı ve Kapsamı

İslam dinine göre ibadet, Yüce Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmak amacıyla onun emrettiği davranışları yerine getirmektir. İslamiyet’te ibadetlere büyük bir önem verilir, insanın yaratılış amacının, Yüce Allah’ı tanıyıp ona ibadet etmek olduğu belirtilir. İslam inancına göre ibadet edilmeye layık tek varlık Yüce Allah’tır. Kur’an-ı Kerim, her insanın bunun bilincinde olmasını ve yalnızca Allah’a ibadet etmesini ister. “(Rabb’imiz!) Ancak sana kulluk (ibadet) ederiz ve yalnız senden medet umanz.” şeklindeki ayetle bu durum açıkça dile getirilir.

Dinimize göre ibadet, kapsamı oldukça geniş bir kavramdır. Ancak Müslümanlar arasında ibadet denildiğinde akla öncelikle namaz, oruç, hac, zekât, sadaka ve kurban gelir. Bunların yanında; anne ve babaya saygı göstermek, muhtaçlara yardım etmek, kimsesizleri korumak da ibadettir. Ayrıca dinimizde; dürüst olmak, temizliğe önem vermek, okuyup ilim öğrenmek, hayvanları sevmek, doğayı ve çevreyi korumak da ibadet olarak değerlendirilir. Çünkü Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de bu gibi güzel davranışları emretmiştir. Mesela bir ayette şöyle buyurmuştur: “… Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere saçıp savurma.”

İslam dininde, kişinin kendine ve topluma faydalı olmak amacıyla yaptığı her güzel iş, salih amel olarak değerlendirilir ve ibadet kabul edilir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan pek çok ayette iman ve salih amel kavramı birlikte zikredilir. Böylece iman eden kişilerin salih amel işlemesi gerektiği vurgulanır. İbadetlerle ilgili bazı kavramları bilmek ibadetleri yerine getirmek ve sınıflandırmak için önemlidir. Bu kavramlar farz, vacip ve sünnettir.

Farz: Yüce Allah tarafından açık ve net olarak emredilmiş, kesinlikle yapılması gereken iş ve davranışlara denir, örneğin namaz kılmak, oruç tutmak farz ibadetlerindendir. Farz, yerine getirme sorumluluğu açısından farzıayın ve farzıkifaye şeklinde ikiye aynlır. Farzıayın, beş vakit namaz, ramazan orucu gibi her bireyin yapması gereken dinî görevlerdir. Farz-ı kifaye ise bazı kişilerin yapmasıyla diğerlerinin sorumluluğu kalkan farz demektir. Cenaze namazı buna bir örnektir.

Vacip: Farz kadar kesin olmamakla birlikte yapılması gerekli olan iş ve davranışlara denir. Kurban kesmek, bayram namazı kılmak vacip ibadetlerdendir.

Sünnet: Farz ve cavip ibadetlerin dışında Peygamberimizin genelde yaptığı ve bize de yapmayı önerdiği iş ve davranışlardır. Ramazan ayı dışında oruç tutmak, umre yapmak, beş vakit namazın sünnetlerini kılmak, yemekten önce elleri yıkamak, diş temizliğine dikkat etmek gibi ibadet ve davranışlar sünnettir.

{ Add a Comment }