Etiket: hz. muhammed

Hz. Muhammed’in Ailesinde İsraftan Kaçınılırdı

İsraf; para, zaman, emek gibi şeylerin gereksiz yere harcanmasıdır. İsrafa “savurganlık” da denir. İslam dini savurganlığı yasaklar. Kur’an’da savurganlığın kötü bir davranış olduğunu belirten ve bundan kaçınılmasını öğütleyen pek çok ayet vardır. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “.. .Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.”

Peygamberimiz ve ailesi, israf konusunda daima Kur’an’ın, “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma…” gibi öğütlerini kendilerine ilke edinmişlerdir. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in ailesinde her konuda tutumlu davranılmıştır. Yiyecek, içecek ve giyecek başta olmak üzere İhtiyaç duyulan şeylerde israfa gidilmemiştir. Örneğin; artan yemek ve ekmekler dökülüp çöpe atılmamış, değerlendirilmiştir. Hz. Muhammed’in ailesi ihtiyacından fazla giysi ve ev eşyası almamış, sade bir hayat sürmüştür. Hz. Muhammed ticaret yaparak yeterli miktarda para kazandığı hâlde, o ve diğer aile fertleri gereksiz hiçbir harcama yapmamışlardır.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evindeki eşyalar da son derece sade idi. Bir gün Hz. Ömer, Hz. Muhammed’in evine geldi. Hz. Ömer evin durumuna şöyle bir baktı; evde bir yatak, hurma lifleriyle doldurulmuş bir yastık, bir köşede yere serilmiş birkaç hasır, oturmak için bir post vardı. Hz.Ömer hüzünlendi. Hz. Muhammed niçin hüzünlendiğini sorduğunda o, “Ey Allah’ın Resulü, niçin hüzünlenmeyeyim? Ufacık bir eviniz ve az bir eşyanız var. Bizans ve İran hükümdarları çok lüks içinde yaşarken sen Allah’ın Resulü seçildiğin hâlde böyle mi yaşayacaksın?” dedi. Hz. Muhammed bunun üzerine, “Ey Ömer, sen benim sade yaşamayı sevdiğimi bilmiyor musun?” cevabını verdi.

Hz. Muhammed’in ailesinin israftan kaçındığına güzel bir örnek de Hz. Fatıma’nın düğünü ve çeyizidir. Hz. Fatıma’nın düğünü çok sade bir törenle gerçekleştirilmişti. Çeyizi de çok sade idi. Kızının çeyizinin sadeliğini görünce Peygamberimiz şöyle dua etmişti: “Ya Rabbi, israftan çekinen insanlara bu eşyaları hayırlı eyle.”

Hz. Muhammed’in ailesinde zaman israfından da kaçındırdı. Ailede herkesin bir görevi vardı. Aile bireylerinden her biri, görevini en güzel şekilde yapmak için çaba gösterirdi. Bizler de zamanımızı, paramızı, eşyalarımızı israf etmemeliyiz. Tutumlu olmayı yaşamımızın temel ilkelerinden biri hâline getirmeliyiz. Böyle davranmanın hem kendimiz ve ailemiz hem de ülkemiz açısından yararlı ve gerekli olduğunu unutmamalıyız.

{ 1 Comment }

Hz. Muhammed’in Ailesinde Misafire Cömert Davranılırdı

Hz. Muhammed (s.a.v.), insanlarla iyi ilişkiler içinde olmaya özen gösterirdi, insanları sever ve sayardı. Onlara selam verir, güler yüzle hatırlarını sorardı. Bu tür özellikleri nedeniyle o, çevresindeki insanlar tarafından sevilir ve sayılırdı. İnsanlar Peygamberimizle aynı ortamda bulunmaktan mutluluk duyarlardı. Sık sık Peygamberimizle bir araya gelmeye çalışırlar, zaman zaman da onu evinde ziyaret ederlerdi.

Hz. Muhammed’in ailesi konuklarını en güzel biçimde ağırlamak için ellerinden gelen çabayı gösterirdi. Aile fertleri evlerine gelen konuklarının hâl ve hatırlarını sorarlar, onlara güler yüzle davranırlardı. Hz. Muhammed’in ailesinde misafirlere cömert davranılır, evde bulunan yiyeceklerden onlara ikram edilirdi. Örneğin; bir gün bir kadın, yanında iki kızıyla birlikte Peygamberimizin evine geldi. Peygamberimizin eşi Hz. Ayşe, kadına üç tane hurma verdi. Kadın kızlarına birer hurma verdikten sonra üçüncü hurmayı da aralarında paylaştırdı. Üç hurmayı kadına niçin verdiğini soranlara Hz. Ayşe, “İstedim ki kapıya gelen boş gitmesin.” dedi.

Yine başka bir gün Hz. Muhammed bir grup arkadaşıyla birlikte evine geldi. Eşine yiyecek varsa getirmesini söyledi. O da evde bulunanlardan getirdi. Daha sonra Hz. Muhammed eşine, yiyecek bir şeyler daha getirmesini söyledi. Eşi de biraz hurma ve büyük bir bardak süt getirdi. Peygamberimiz ve ailesi, imkânları kısıtlı olmasına rağmen onları en güzel şekilde ağırladılar. Evlerinde bulunan yiyeceklerden misafirlerine cömertçe ikramda bulundular.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evine sık sık konuklar gelirdi. Çevre kabilelerden, yabancı ülkelerden de heyetler gelir, onunla görüşürlerdi. Hz. Muhammed’in ailesinde eve gelen konuklar arasında ayrım yapılmazdı. Hangi ırk, ulus ve dinden olursa olsun hepsine eşit ve iyi davranılır, cömertçe ikramlarda bulunulurdu.

Hz. Muhammed çevresindeki insanlara da misafirlerine cömert davranmalarını öğütlemiştir. O bir hadisinde konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kişi, misafirine ikram etsin.”

{ Add a Comment }

Hz Muhammed’in Ailesi İçinde Örnek Davranışları

Hz. Muhammed (s.a.v.), sözleri ve davranışlarıyla her zaman örnek bir kişiliğe sahipti. O hayatı boyunca iyi ve güzel davranışlarda bulunmuş, kötü davranış ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmuştur. Güzel ahlakıyla herkese örnek olmuştur. Kur’an’da “Ant olsun, Allah’ın resulünde sizin için… güzel bir örnek vardır.” buyrularak onun insanlar için örnek oluşuna işaret edilmiştir. Hz. Muhammed insani değerleri yerleştirmek için gönderilmiş bir peygamberdir.

Hz. Muhammed hayatının her alanında olduğu gibi ailesi içindeki davranışlarıyla da Müslümanlara örnek olmuştur. Örneğin, o aile bireylerine sevgi ve saygı duymuştur. Çünkü sevgi, insanları birbirine bağlayan en temel duygudur. Peygamberimizin yaşamında sevginin büyük bir yeri ve önemi vardır. O, çevresinde bulunan herkesle sevgi ve saygıya dayalı ilişkiler kurmuştur. İnsanları kırmaktan, üzmekten kaçınmıştır. Peygamberimiz yaşamında ilke edindiği bu özelliğini en güzel şekilde ailesi içerisindeki davranışlarında da göstermiştir.

Peygamberimiz aile bireylerini çok severdi. Eşine ve çocuklarına her zaman sevgiyle yaklaşırdı. Sevgisini onlara söz ve davranışlarıyla gösterirdi. Örneğin; çocuklarını ve torunlarını kucağına alır, öper; zaman zaman onlarla oyunlar oynardı.

Hz. Peygamberin hayatında, onun çocukları çok sevdiğini ve onlara değer verdiğini gösteren sayısız örnek vardır. Örneğin, bir defasında torunları Hasan ve Hüseyin ondan kendilerine deve almasını istemişlerdi. Peygamberimiz onların bu dileklerini o anda yerine getirememişti. Ancak torunlarının üzülmemeleri için dört ayak olup şakayla karışık, “Haydi binin, bundan iyi deve mi olur?” buyurarak onlarla oyun oynamıştır. Bu oyunu oynadıkları sırada Hz. Ömer gelmiş ve çocuklara, “Ne güzel bineğiniz var.” demişti. Hz. Muhammed (s.a.v.) de “Onlar da ne güzel binicilerdir.” diye buyurmuştur.

Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün çocuklarını, torunlarını ve diğer aile bireylerini ayrım gözetmeden sevmiştir. Eşi Hz. Hatice’ye karşı daima sevgi ve saygı duymuştur. Kızları Ümmü Gülsüm, Zeynep, Rukiye ve Fatıma’ya daima sevgiyle yaklaşmış, onlara değer vermiştir. Örneğin, on yaşından yirmi yaşına kadar Hz. Muhammed’in yanında kalan Enes bin Malik onun bu özelliği ile ilgili şunları söylemiştir: “Ailesine, Hz. Muhammed kadar şefkatli davranan ve değer veren başka bir kimse görmedim. O, kızı Fatıma’yı yanına her girdiğinde ayağa kalkarak karşılar; ’Hoş geldin kızım.’ diyerek öper, elinden tutarak yanına oturturdu. Fatıma da babasına aynı şekilde davranırdı. Kızına duyduğu sevgiyi ifade ederken ‘Fatıma benim parçamdır, ona eziyet veren bana eziyet vermiştir.’ derdi.” Hz. Muhammed (s.a.v.) ailesine karşı olan sevgisini ve onlara verdiği değeri şu sözleriyle anlatmıştır: “Sizin en hayırlınız, ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, ben aileme karşı en hayırlı olanınızım.”

Hz. Muhammed (s.a.v.) bütün aile bireylerine sevgi ve saygı gösterdiği gibi onlar arasında ayrım da yapmaz, her biri ile ayrı ayrı ilgilenirdi. Örneğin, o bir gün kızı Fatıma’yı ziyarete gitti ve geceleyin onun evinde kaldı. Geceleyin bir ara torunu Hasan uyanıp su istedi. Hz. Muhammed hemen yerinden kalkarak bardağa su koyup getirdi. Bu arada diğer torunu Hüseyin de uyandı ve suyu içmek istedi. Hz. Muhammed suyu Hasan’a verdi. Bunun üzerine kızı Fatıma, “Hasan’ı Hüseyin’den çok seviyor gibisiniz babacığım.” deyince Hz. Muhammed, “Hayır, olur mu öyle şey? Önce Hasan su istediği için ona verdim.” buyurdu. Hz. Muhammed çocuklarına hediye verirken de eşit davranmaya özen gösterirdi. Aralarında ayrım yapmazdı. Diğer aile bireylerine, yanlarında çalışanlara karşı hep adaletli davranırdı.

Peygamberimiz aile bireyleri arasında ayrım yapmadığı gibi yapanları da uyarırdı. Örneğin, çocuklarından birine bağışta bulunmak isteyen bir adam Hz. Muhammed’e gelerek bu olaya şahitlik etmesini istedi. Hz. Muhammed, bütün çocuklarına bağışta bulunup bulunmadığını sordu. “Hayır!” cevabını alınca “Hepsinden eşit olarak iyilik görmek ister misin?” diye sordu. Adam, “Elbette.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Muhammed, “O hâlde ben şahit olmuyorum.” dedi ve “Çocuklarınız arasında adaletli olun.” buyurdu.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ailesi içindeki örnek davranışlarından birisi de kendisi ve ailesiyle ilgili önemli konularda aile bireylerine danışması, onların görüşlerini dinlemesi ve bu görüşlere değer vermesiydi. Bunu hem bir görev hem de onlara saygının bir gereği olarak yapardı. Örneğin; gençlik yıllarında amcasıyla beraber ticaret yaparken onun görüşlerini alır, ona danışırdı. Hz. Hatice ile evlendikten sonra, hem ticaret hem de ev işleriyle ilgili olarak onunla konuşur, düşüncelerini öğrenirdi. Aileyi ilgilendiren önemli kararları aile üyeleri birlikte alırdı. Örneğin; kızlarının evlenmeleri sırasında onların görüşlerini almış, onlarla birlikte karar vermiştir. Kendisine ilk vahiy geldiği zaman heyecanlanmış, korkmuş ve hemen eve gidip durumu eşi Hz. Hatice’ye anlatmıştı. Heyecanını onunla paylaşmıştı. Hz. Hatice de onu, “Korkma sen fakiri ezmezsin, yetimi doyurursun, her haklıya hakkını verirsin, Allah seni utandırmayacaktır.” diyerek teselli etmiş ve Peygamberimize, amcası Nevfel’e gitmeyi önermiş, o da eşinin bu önerisini kabul etmiştir. Bu örnekler, Hz. Muhammed’in aile bireylerinin görüşlerine değer verdiğini, gerektiğinde bu görüşlere uygun davrandığını göstermektedir.

BİLGİ NOTU: İslam dininde herhangi bir konuda fikir alışverişinde bulunma ve dayanışmaya “istişare” denir. İslam dini önemli işlerden önce insanların birbirlerinin görüşlerini almalarını, birbirlerine danışmalarını tavsiye eder. Bununla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyrulur: “… Onlar işlerini aralarında şûra (danışma) ile yaparlar…”

Peygamberimizin örnek davranışlarından biri de ev işlerinde ailesine yardımcı olmasıydı. O, aile içinde işlerin yardımlaşma temeline dayanılarak yürütülmesine önem verir, ev işlerine yardım ederdi. Özellikle kendi işini kendi görür, aile bireylerine yük olmaktan kaçınırdı. Hz. Ayşe, Peygamberimizin ev işlerine katkısıyla ilgili olarak şöyle demiştir: “O, sizden herhangi birinin yaptığı gibi evinde işlere yardım ederdi.” Hz. Muhammed, evin temizliğinde, yemeğin yapılmasında eşine yardım ederdi. Koyunları sağar, develere yem verirdi. Çarşıya gider, evin gereksinimleri için alışveriş yapardı. Aldığı şeyleri kendisi taşırdı. Bütün bunlar onun sorumluluklarının bilincinde bir kişiliğe sahip olduğunu göstermektedir.

Peygamberimizin aile içindeki örnek davranışlarından bir diğeri de aile bireylerine sevgi ve şefkatini göstermek için zaman zaman şakalar yapmasıydı. O, şakalaşmanın yaşamın zorluklarını hafiflettiğine ve aile bireyleri arasında daha sıcak ilişkilerin kurulmasını sağladığına inanırdı. Şaka yaparken insanlarla alay etmez, kimseyi küçümsemezdi. Onun şakaları hep gönül alıcı ve sevindirici olurdu.

Bizler de Peygamberimizin ailesi içindeki örnek davranışlarını örnek almalıyız. Ailemizdeki bireylere sevgi ve saygı göstermeliyiz. Birbirimizin sevinç ve üzüntülerini paylaşmalıyız. Sorunlarımızı mutlaka aile bireylerimizle paylaşmalıyız. Sorunumuzun çözümü için onların da güzel önerilerde bulunabileceğini unutmamalıyız. Ailemizde üzerimize düşen görevleri yapıp ev işlerine yardımcı olmalıyız. Böyle davranmanın aile içi ilişkilerin sağlıklı ve iyi bir şekilde yürümesi için gerekli olduğunu bilmeliyiz.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed’in Ailesinde Sevinçler ve Sıkıntılar Paylaşılırdı

İnsan, yaşamında sevinçlerini ve üzüntülerini başkalarıyla paylaşma ihtiyacı duyar. Çünkü sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, sıkıntılarsa paylaşıldıkça azalır. Sevinç ve üzüntülerin ilk önce paylaşılacağı yer aile ortamıdır. Sevinç ve sıkıntıların aile bireyleri arasında paylaşılması, aile içindeki dayanışma ve yardımlaşmayı artırır. Bu durum, aileyi daha güçlü, huzurlu ve mutlu yapar.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ailesinde bireyler sevinçlerini birbirleriyle paylaşırlardı. Örneğin, Hz. Muhammed ve eşi Hz. Hatice ilk çocuklarının doğumlarında çok sevinmişlerdi. Hz. Muhammed, ticaret için yaptığı yolculuklardan sonra aile bireylerine hediyeler getirirdi. Aile bireyleri de Hz. Muhammed’e kavuşmanın sevincini yaşarlardı. Yine Peygamberimizin ailesinde bayram ve düğünler de coşku içinde kutlanır, sevinç ve mutluluklar paylaşılırdı.

Hz. Muhammed’in ailesinde sevinçlerin yanı sıra sıkıntılar da paylaşılırdı. Örneğin, Peygamberimizin kızı Zeynep’in çocuğu hastalanmıştı. Kızı, durumu Peygamberimize bildirdi. Peygamberimiz kızını ve torununu görmeye gitti. Bu duruma çok üzüldü. Kızını ve torununu teselli etti. Torununun tedavisi için gerekli olan her şeyi yaptı.

Mekke’de bazı seneler çok kurak geçerdi. Bu nedenle kıtlık olur, yiyecek sıkıntısı baş gösterirdi. Hz. Muhammed’in ailesi de kuraklıktan etkilenirdi. Onlar bu sıkıntılı duruma, el birliği ile göğüs gererlerdi. Hiçbir zaman durumlarından şikâyet edip Hz. Muhammedi güç durumda bırakmazlardı.

Bizler de ailemizde sevinç ve sıkıntılarımızı paylaşmalıyız. Böylece ailemizde dayanışma gerçekleşir. Huzur ve mutluluk artar.

{ 3 Comments }

İbadetler Davranışlarımızı Güzelleştirir

İslam dininde yapılması istenen ibadetlerin temel amacı, insanların davranışlarını güzelleştirmek, onların iyiye ve güzele yönelmelerini sağlamaktır. İslam dini insanların Yüce Allah’a ibadet etmelerini istemiştir. Bunun için de namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetleri emretmiştir.

İslam dininde bu ibadetler, insanın Allah’a olan sevgi ve saygısını belirtmesinin, onun hoşnutluğunu kazanmasının yanı sıra davranışlarının güzelleşmesine de katkı sağlar.Örneğin; namaz, insanı kötü iş ve davranışlardan uzaklaştırır.

İyi ve yararlı işlere yöneltir. Çünkü namaz kılan insan, Allah’ın her an kendisini gördüğünü, işittiğini bilir. Bu bilinçle de kötü davranışlardan uzak durmaya özen gösterir. Kur’an’da bu konuda şöyle buyrulur: “…Namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor..

Hz. Muhammed (s.a.v.) arkadaşlarıyla bir konuşmasında namazın önemini şöyle belirtmiştir:

Hz. Muhammed (s.a.v.),
“Ne dersiniz, birinizin kapısının önünden bir ırmak geçse ve o kimse orada günde beş kere yıkansa bedeninde hiç kir kalır mı?” diye sordu.

Sahabiler,
“Kalmaz, ey Allah’ın Resulü” deyince

Hz. Muhammed (s.a.v.),
İşte beş vakit namaz buna benzer…” buyurdu.”

Namaz, kişinin temizlik alışkanlığı kazanmasını sağlar. Çünkü namaz kılabilmek için abdest alınması, namaz kılınacak yerin ve giysilerin temiz olması gerekir.

Oruç ibadeti de davranışlarımızı güzelleştirmeye katkı sağlar. Oruç tutan insan, açlığın ve susuzluğun zorluğunu kavrar. Sabırlı ve anlayışlı olmayı davranış hâline getirir. Yoksul ve fakirlerin durumunu daha iyi anlar. Onlara yardım etmeye çalışır. Peygamberimizin, “Sizden birisi oruçlu olduğu zaman kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Bir kimse kendisine kötü söz söyleyecek olursa yahut sataşırsa ona, ‘Ben oruçluyum.’ desin.” hadisi, orucun insanı kötülüklerden koruyacağını bildirmektedir.

Zekât veren insan, cömertlik ve yardımseverlik gibi güzel alışkanlıklar edinir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al…” Ayrıca zekât ve sadaka, varlıklı kimselerle yoksullar arasında sevgi ve dostluk duygularını geliştirir. Yardımlaşan insanlar birbirlerine dostça ve kardeşçe yaklaşırlar. Bütün bu güzel davranışlar da toplumsal birlik ve dayanışmayı güçlendirir. Toplumda barış ve huzura katkı sağlar.

Hac ibadeti de davranışların güzelleşmesine katkıda bulunur. Hacca giden insanlar, mevkileri ve toplumsal konumları ne olursa olsun, aynı giysileri giyerler. Zengin, fakir her hacı adayı sade beyaz giysilere bürünür. Bu kişiler, dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla birlikte yan yana ibadet ederler. Bütün bu yönleriyle hac, insanların kaynaşmasını sağlar. Kişilerde dostluk, sevgi ve barış duygularını geliştirir. Herkese saygı duymayı öğretir.

Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisinde hac ile ilgili şunları söylemiştir: “Kim Allah için hacceder de (bu esnada, Allah’ın rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa (kul hakkı hariç) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.”

Bilinçli ibadet eden kişi davranışlarını da güzelleştirir. Güven, sorumluluk, sevgi, saygı, dayanışma, kardeşlik, sabır ve doğruluk gibi değerler kazanır. Çevresine hoşgörülü davranır.

Toplumsal barış için insanların din, vicdan ve ibadet özgürlüğüne sahip olmaları çok önemlidir. Bunlar insanın doğuştan sahip olduğu doğal haklarıdır. Ülkemizde din, vicdan ve ibadet özgürlüğü cumhuriyet yönetimiyle devlet güvencesi altına alınmıştır. Herkes istediği dine inanabilir ve inandığı dinin ibadetlerini serbestçe yerine getirebilir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk, insanların din, vicdan ve ibadet özgürlüğüne sahip olmalarına büyük önem vermiştir. Yaptığı çeşitli konuşmalarda bu hususa değinmiştir. Onun bu konudaki konuşmalarından biri şöyledir: “Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine göre bir siyasi fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin şartlarını yerine getirmek veya getirmemek hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına egemen olunamaz.” .

{ 2 Comments }

İslam Medeniyetinde Estetik Anlayışı – Konusu

İslam’a göre en büyük sanatkâr Allah’tır. Allah, olağanüstü güzelliklerle dolu olan kâinatı yaratmış, bu evreni de “en güzel bir biçimde” yarattığı insanın kullanımına sunmuştur. İnsan, kendisine ve evrene sanatkâr gözüyle bakınca en büyük sanatı görür. Bu güzellikler karşısında gözleri kamaşan insan, onların yaratıcısı olan “mutlak güzel”i arama duygusuna kapılır ki İslam medeniyetinin temelini işte bu duygu oluşturur.

Türkler, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelinceye kadar çok çeşitli kültürlerin egemen olduğu bölgelerden geçmişlerdir. İslamiyet’i kabul ettikten sonra ise daha önceki sanat anlayışlarını İslam’ın sanat anlayışıyla birleştirerek kendilerine özgü bir sanat meydana getirmişlerdir. Bu yüzden, kurdukları Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu devletleri, dönemlerinin en önemli sanat ve uygarlık merkezleri hâline gelmiştir. Müslüman Türkler, daha önceki birikimleri sonucunda, Osmanlı gibi büyük bir devleti kurarak sanat anlayışının zirvesine ulaşmışlar, sanatın hemen hemen her dalında önemli eserler meydana getirmişlerdir.

MİMARİ: Dinimizde ilme verilen önemin gereği olarak Müslümanlar medreseler inşa etmeye yönelmişlerdir. İslam’ın temizliğe verdiği önem sebebiyle de çeşme, hamam mimarisinin ortaya çıkıp gelişmesi sağlanmıştır. Ayrıca dinimizin ilkelerinin de etkisiyle hastaların tedavisi için darüşşifalar, yaşlı ve kimsesizlerin bakımı, barınması için darülacezeler, fakirlerin beslenebilmesi için aşevleri, yolcuların konaklaması için hanlar, kervansaraylar yapılmıştır.

Selçuklular Döneminde, türbelerde ve camilerde, İslam mimarisinde daha önce benzeri görülmeyen yeni estetik değerler ortaya çıkmıştır. Bu dönemde camiler dikdörtgen şeklinde, çok sütunlu ve düz tavanlı olup süsleme yoğunluktadır. Süslemeler, daha çok, caminin ana giriş kapısında yapılmıştır. Minareler ise kısadır.

Türkler, Müslüman olduktan sonra İslam dini, onların hayatının her alanında etkisini göstermiştir. Bu dönemde özellikle Ahmet Yesevi, halk kitlelerinin çabuk anlayıp kolayca söyleyebileceği sade şiirlerle İslam’ı anlatmış ve “Tasavvufi Halk Edebiyatı”nın doğuşuna öncülük etmiştir.

Ahmet Yesevi’nin “Divan-ı Hikmet” adlı eseri ile doğan tasavvuf halk edebiyatı, 13. yüzyılda en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu yüzyılda, Mevlânâ, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli’nin eserleri, Türk toplumunu önemli derecede etkilemiştir. Mevlânâ, yazdığı eserlerle İslam’ı coşkulu bir şekilde anlatmış, bu dinin hoşgörü anlayışını tüm insanlığa göstermiştir. Yunus Emre, yazdığı Türkçe şiirlerle fedakârlığı, barışı, hoşgörüyü ve doğruluğu dile getirmiş, Hacı Bektaş Veli de Türk diline canlılık kazandırmış ve Türkçe dua edilmesine öncülük etmiştir.

MUSİKİ: İslam medeniyetinde musikinin temelleri Hz. Muhammed’in içinde yaşadığı toplum tarafından atılmıştır. Bu dönemde Hz. Muhammed güzel sese büyük önem vermiş ve ezanı da sesi güzel olduğu için Bilali Habeşi’ye okutmuştur. Hz. Muhammed, Kur’an’ın güzel sesle ve güzel bir makamla okunmasını istemiştir. İslam medeniyetinin ilk dönemlerinde El-Kindî, musiki ve nota yazım çalışmaları yapmış, Türk İslam Flozofu Farabi de “Kitabü’l – Musıki’l Kebîr” isimli eseriyle musikiyi bir sanat dalı olarak bilimsel bir temele oturtmuştur.

HAT, TEZHİP, EBRU VE MİNYATÜR: Hat, kamış kalem ve is mürekkebi ile yapılan bir çizgi sanatıdır. Harşerin süslü olarak yazılması biçiminde uygulanan bu sanatın İslam kültür ve medeniyetinde önemli bir yeri vardır. Müslüman Türkler, özellikle Kur’an-ı Kerim’i güzel yazı ile yazmaktan büyük haz duymuşlardır. Bundan dolayı, “Kur’an, Mekke’de indirildi, Mısır’da okundu ve İstanbul’da yazıldı.” sözü meşhur olmuştur. Tezhip, bir çeşit kitap süslemeciliğidir. Genellikle el yazması kitapların ve yazı levhalarının kenarlarına altın tozu ile boya karıştırılarak yapılan süslemedir. Tezhip sanatçısına “müzehhip” denir.

Tezhip sanatının kökeni Orta Asya’ya kadar uzanır. Selçuklu Türkleri Döneminde hayli ilerlemiş olan bu sanat, Osmanlı zamanında mükemmelliğe ulaşmıştır. Ebrusu üzerine serpiştirilen sıvı boyanın rastgele bezendiği şekillerin ve bu şekillere müdahale edilmesiyle meydana gelen figürlerin kâğıda aktarılarak yapılmasıdır. Ebru, birçok eski eserde süsleme amacıyla yapılmıştır. Günümüzde ise daha çok çerçevelenip duvar süsü olarak kullanılmaktadır. Ebru sanatında son devrin piri Mustafa Düzgünman’dır.

Minyatür, kâğıt veya deri üzerine sulu boya ya da altın suyu ile çok ince fırçalar kullanılarak ışık, gölge ve derinliği olmayan resim yapma sanatıdır. Bu sanat dalının kitaplarda kullanılmasının temel amacı, işlenen konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Minyatür, el yazması eserlerde, boya ve yaldızla yapılır. Bu sanatta kâğıt, deri, sulu boya, altın tozu ve çok ince fırçalar kullanılır. Minyatür sanatının ilk örnekleri Orta Asya medeniyetinde görülür. Selçuklu Döneminde Türkler arasında önemli bir yeri olan minyatür sanatı, Osmanlı Türkleri Döneminde ise en parlak devrini yaşamıştır.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed ve Güzellik

Hz. Muhammed, güzelliği ve güzeli temsil eden kişiliğiyle örnek bir insandır. Kur’an, onu “güzel örnek” diye tanıtarak onun için bir ayette şöyle buyurmuştur: “Andolsun ki Resulüllah sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”

Hz. Muhammed sözleri, davranışları ve uygulamalarıyla insanlar için en güzel örnek olmuştur. Kibarlığı, nezaketi, yaşayışı, tatlı dilli ve güler yüzlü oluşuyla örnek olan Hz. Peygamber, güzel ahlakı da en üst seviyede yaşamıştır.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed’in (SAV) Hayatından Örnek Davranışlar

Hz. Muhammed İnsanlara Değer Verirdi:

İslam dinine göre her insan değerli ve saygın bir varlıktır. Peygamberimiz bütün insanlara değer verir, yaşamlarını güzelleştirmeleri ve kişiliklerini geliştirmeleri için çalışırdı. Kendisine ayrıcalıklı davranılmasını istemezdi. Çocukları sever onlarla yakından ilgilenirdi. Ev işlerinde aile bireylerine yardım eder, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşırdı.

Hz. Muhammed Güvenilir Bir İnsandı:

Yaşamı boyunca Yüce Allah’ın “… Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” buyruğunu kendisine ilke edinmiştir. O çocukluğundan itibaren herkesin güvenini kazanmıştır. İnsanları incittiği, zarar verdiği ya da yalan söylediği görülmemiştir. Bu nedenle Mekkeliler tarafından “el emin” lakabıyla anılmış, aralarındaki anlaşmazlıklarda onun hakemliğine başvurmuşlardır. Ticaret yaşamında da bu özelliğiyle tanınmıştır. Mekke’nin en zenginlerinden Hz. Hatice ile evlenmesinde de bu özelliği etkili olmuştur.

Hz. Muhammed Hoşgörülüydü:

Hoşgörü; başkalarının davranışlarını, söz ve düşüncelerini anlayışla karşılamaktır. Peygamberimiz bütün insanlara karşı hoşgörülü, güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazik biriydi. Kaba ve kırıcı davranışlardan kaçınırdı. Hata yapanları uyarır ancak kızmazdı. Kin ve nefretten uzak dururdu. Zorunlu olmadıkça savaşmaya da şiddete karşı çıkmış, barış içinde yaşamaya özen göstermiştir.

Peygamberimiz diğer dinlere inanan insanlara da hoşgörülü davranmıştır. İslam’ı anlatırken onlara baskı yapmamış, inançlarını adetlerini küçümsememiştir. Çocuklara karşı da sevgi, merhamet ve hoşgörüyle yaklaşmıştır. Peygamberimizin engin hoşgörüsü birçok insanın Müslüman olmasında etkili olmuştur. O’nun bu özellikleri Kur’an’da; “… Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” ayetiyle ifade edilmiştir.

Bilgiye Önem Verirdi:

Kur’an’da; bilenlerle bilmeyenlerin asla bir olmayacağı belirtilmiş, bilmediğimiz konulan öğrenmemiz tavsiye edilmiştir. İnsan Allah’a nasıl ibadet edeceğini, neleri yapıp, neleri yapmayacağını bilmeden doğru davranışlarda bulunamaz. Bu nedenle önce öğrenmesi ve bilmesi gerekir. Peygamberimiz de, “İlim müminin yitik malıdır, nerede bulursa alsın.” diyerek, öğrenmeyi teşvik etmiştir. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra burada bir mescid yaptırmış, mescidin bir bölümünü eğitim faaliyetlerine ayırarak bilgiye verdiği önemi göstermiştir. Peygamberimiz bir haber duyduğumuzda onun doğruluğunu araştırmamızı tavsiye ederek, yalan, iftira, gıybet ve dedikodu gibi fitneye yol açan kötülükleri engellemeyi hedeflemiştir.

Hz. Muhammed Danışarak İş Yapardı:

Herhangi bir iş konusunda; bilgili, deneyimli ve uzman kişilerin görüşlerine başvurmak işin doğru ve tutarlı olmasını sağlar. Peygamberimiz yapacağı işlerde çevresindeki kişilerin görüşlerine başvururdu. Kendi görüşleriyle uyuşmasa bile çoğunluğun verdiği ortak karara uyar ve uygulardı. Uhud Savaşı‘na çıkmadan önce Müslümanların görüşlerini almıştır. Kendisi Medine’de kalıp savunma savaşı yapmak istemiş ancak çoğunluk şehir dışında savaşmayı tercih edince bu karara uymuştur. Yine Hendek Savaşı’ndan önce nasıl bir savaş yapılması gerektiği konusunda arkadaşlarının görüşlerini almış, savaş planını ona göre yapmıştır.

Peygamberimiz aile bireylerinin de görüşlerini al-maya özen gösterirdi. Kızlarının evliliği konusunda onların görüşleri doğrultusunda hareket etmiştir. Yine ilk vahiy ve peygamberlik görevi geldiğinde bu durumu eşi Hz. Hatice’ye açmış, onun önerisiyle Varaka ile görüşmeye gitmiştir.

Hz. Muhammed Son Derece Merhametli ve Affediciydi:

Peygamber Efendimiz bütün varlıklara karşı merhametli davranırdı. İnsanlara değer verir, ırk, renk, sınıf, zengin, yoksul ayrımı yapmaz herkese eşit davranırdı. Kendisini başkalarından üstün görmez, ayrıcalıklı davranılmasını istemezdi. İnsanlara sevgi ve merhametle yaklaşır, kimseyi incitmez, kin tutmazdı. Açları doyurur, yetimleri ve düşkünleri korur, yoksullara yardım eder, yaşlıları ve hastaları ziyaret ederdi. Kur’an-ı Kerim’de “Ey Muhammed! Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” ayetiyle onun bu özellikleri vurgulanmıştır. Hz. Muhammed sadece insanlara değil bütün canlılara merhametli davranırdı. Hayvanlara eziyet edilmesini, ağaçların kesilmesini istemezdi.

Hz. Muhammed Son Derece Sabırlıydı:

Peygamberimiz, İslamiyet’in ilk yıllarında tüm olumsuzluklara, hakaretlere, iftira, zulüm ve baskıya rağmen yılmadan Allah’ın emirlerini tebliğ etmiştir. Kur’an’ın; “Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.”, “Allah sabredenleri sever.” ayetlerini kendine ilke edinmiştir. Daha doğmadan babasını, altı yaşında annesini kaybetmiştir. Hz. Fatıma dışında bütün çocukları kendisinden önce vefat etmişti. Buna rağmen ümitsizliğe kapılmamış, karşılaştığı sıkıntılara sabırla karşı koymuştur.

Hz. Muhammed Son Derece Cesaretliydi:

Peygamberimiz yaşamı boyunca inanç, adalet ve insan haklan için mücadele etmiştir. Tüm baskı ve zorlamalara rağmen İslamiyet’i yaymaktan çekinmemiştir. Müslümanların büyük çoğunluğu hicret ettikten sonra Medine’ye hicret etmiştir. Düşmanlarla karşılaşırken ordusunun başında bulunmuştur. O her zaman “Allah’ım cimrilikten, korkaklıktan ve tembellikten sana sığınırım” diye dua etmiştir.

Hz. Muhammed Zamanı İyi Değerlendirirdi:

Peygamber Efendimiz bütün işlerini düzenli yapardı. Namaz, uyku, dinlenme, ziyaretçileri kabul etme zamanları hep belirliydi. “İki günü birbirine eşit olan bizden değildir.” diyerek zamanın boşa geçirilmemesini ve çalışılmasını isterdi. Geçimini sağlamak için çalışır, ev işlerine yardım eder, alışveriş yapar, başkalarına yük olmamaya özen gösterirdi.

Hz. Muhammed Hakkı Gözetirdi:

Peygamberimiz hak ve adaleti ilke edinmiştir. İnsanların kişiliklerine saygı gösterilmesini, kırıcı söz ve davranışlardan kaçınılmasını istemiştir. Mekke’ye dışarıdan gelenlerin mal ve can güvenliğinin korunması için kurulan Hilful-fudul (erdemliler birliği) adlı toplulukta haksızlığa uğrayanların haklarının korunması için görev almıştır. Adaletli olmasından dolayı Mekkeliler, aralarındaki anlaşmazlıklarda onun hakemliğine başvurmuşlardır. Kur’an’ın; “Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.” ayetini kendisine ilke edinmiştir.

Hz. Muhammed Verdiği Sözde Dururdu:

Peygamberimiz, dost ya da düşman kiminle bir antlaşma yapmışsa ona sadık kalmıştır. Yerine getiremeyeceği bir konu da asla söz vermemiştir. Bu konuda; “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz.” ayetini kendisine ilke edinmiştir. Sözünde durmak toplumsal ilişkilerin sağlıklı yürümesi insanların güven içinde yaşamaları için en gerekli ahlak kurallarındandır.

Hz. Muhammed Çalışmayı ve Yardımlaşmayı Severdi:

Peygamberimiz, “Hiç kimse kendi emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” buyurarak çalışmayı övmüştür. İnsanları çalışmaya teşvik ettiği gibi kendisi de çalışmıştır. Gençliğinde çobanlık yapmış, ticaretle uğraşmıştır.

Peygamberimiz yardımlaşma ve dayanışmaya büyük önem vermiştir. Yoksul ve ihtiyaç sahiplerine yardım edilmesini teşvik etmiş, kendisi de bu konu da örnek olmuştur. Medine’de ilk mescit yapılırken sahabelerle birlikte taş taşımıştır. Hendek Savaşı öncesinde Medine’nin etrafına kazılan hendeklerde çalışarak dayanışmanın önemini göstermiştir.

Hz. Muhammed Doğayı ve Hayvanları Severdi:

Peygamberimiz doğayı ve hayvanları korumaya çok önem verirdi. Gereksiz yere bir ağacın kesilmesini ya da bir hayvanın öldürülmesini istemezdi. Ağaç dikmeyi teşvik eder, hayvanlara gereğinden fazla yük yüklenmesine izin vermezdi. Medine’nin etrafındaki yeşil alanları koruluk ilan etmiş ve buradan ağaç kesilmesini kesin bir şekilde yasaklamıştır. Savaş sırasında bile, zorunlu olmadıkça hayvanların öldürülmesini, ağaçların kesilmesini ve ekinlerin yakılmasını yasaklamıştır.

{ Add a Comment }

İslam ve Barış – İslam’ın Barışa Verdiği Önem

BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAK BİR İHTİYAÇTIR: Bireyler arasındaki farklılıklar ayrılık unsuru olarak görülmemeli, kin ve düşmanlığa yol açmamalıdır. Herkes birbirinin inançlarına, düşüncelerine, yaşam biçimine, zevklerine, alışkanlıklarına saygı göstermelidir. Buna özen gösterilirse insanlar arasında sevgi, saygı ve kardeşlik duygulan gelişir, Toplumda barış, huzur ve güven ortamı egemen olur.

İslam dini, farklı ırk ve milletlere mensup olmanın ayrılık unsuru olarak görülmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bu tür farklılıkların, insanların tanışıp kaynaşmaları için gerekli olduğunu vurgulamıştır. Bu konuyla ilgili olarak Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur.: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

İSLAM BARIŞA VE BİRLİKTE YAŞAMAYA ÖNEM VERİR: İslam dini başkalarının haklarına saygı göstermeyi; ilişkilerde sevgi, saygı ve dostluğa önem vermeyi, anlayışlı ve hoşgörülü olmayı öğütler. Yalan söylemeyi, hile yapmayı, haksızlık etmeyi, iftirayı, dedikoduyu yasaklar. Böylesi kötü huy ve davranışların toplumsal ilişkilere zarar vereceğini, insanlar arasında kin ve düşmanlık yaratacağını belirtir. Toplumda huzur ve güven ortamını bozacak her türlü davranıştan uzak durulmasını emreder. Örneğin; bir ayette, “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin, buyrulur. Başka bir ayette ise “Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya … iyi davranın…”denir. Böylece insanlarla iyi geçinmek gerektiği belirtilir.

Sevgili Peygamberimiz de çeşitli hadislerinde bizlere kin ve nefretten kaçınmayı, toplumsal ilişkileri bozacak, barış ve güven ortamına zarar verecek davranışlardan uzak durmayı öğütlemiştir. O, bu konuyla ilgili bir hadisinde, “Birbirinizi kıskanmayın, birbirinize küsmeyin, kin beslemeyin ve sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kullan, kardeş olun.” buyurmuştur. Başka bir hadisinde ise “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek mümin olamazsınız.” demiştir.

BİR İNSANIN YAŞAMASINI SAĞLAMAK, BÜTÜN İNSANLARA HAYAT VERMEK GİBİDİR: Yaşama hakkı, insanın sahip olduğu en temel haklardan biridir. Yüce Allah her insanın rahat, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamasını ister. İnsanların can güvenliğine zarar verecek, yaşama hakkını ortadan kaldıracak her türlü davranışı yasaklar. Dinimize göre bir insanın canına kıymak büyük günahlardan sayılır. Bu konuda kutsal kitabımızda yer alan bir ayette, “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehemnemdir. Allah ona azap hazırlamıştır.” buyrulur. Peygamberimiz de Veda Hutbesi’nde, “Canlarınız, mallarınız, namuslarınız kutsaldır. Her türlü saldırıdan korunmuştur…” buyurarak dinimizin yaşama hakkına verdiği önemi açıkça ortaya koymuştur.

HZ. MUHAMMED BİR BARIŞ ELÇİSİDİR:

Peygamberimiz Hz. Muhammed, gerek peygamber olmadan önce gerekse peygamber olduktan sonra herkesle iyi geçinmiş, toplumsal barışı bozacak davranışlardan kaçınmıştır. O, hiç kimseye karşı kin ve düşmanlık beslememiştir. Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ilk on iki yılı Mekke’de geçmiştir. Bu süre içerisinde pek çok Müslüman baskı ve şiddete maruz kalmış, zulüm ve işkence görmüştür. O, kendisine ve Müslümanlara düşmanca davranan, şiddet uygulayan Mekkeli müşriklere aynı yolla karşılık vermemiştir. Yapılan her türlü baskıya rağmen sabırla ve ikna yoluyla İslam dinini anlatmayı sürdürmüştür. Müslümanlar karşılaştıkları baskı ve işkencelerden şikayet ettiklerinde Peygamberimiz, “Sabredin, ben savaşla emrolunmadım.” buyurmuştur.

Peygamberimiz adalete önem vermiş, yaptığı anlaşmalara sadık kalmıştır. Zorunlu olmadıkça savaşmamıştır. Onun yaptığı savaşların hemen hemen hepsi savunma amaçlıdır. O, hayatı boyunca barıştan yana olmuştur. Peygamberimiz bu konuda Kur’an’ın, “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et…”şeklinde buyruğunu ilke edinmiştir.

ZORUNLU OLMADIKÇA SAVAŞ BİR İNSANLIK SUÇUDUR: Dinimiz zorunlu olmadıkça savaşılmamasını emreder. Her zaman barışa önem verilmesini öğütler. Kutsal kitabımızda yer alan bir ayette, kim bağışlar ve barışını sağlarsa onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu o, zalimleri sevmez.” ifadesi yer alır. Peygamberimiz de bir hadisinde, “Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz, karşılaştığınız zaman da karşı koyunuz ve sabrediniz…” buyurarak savaşın istenmemesi gerektiğini belirtir.

{ 1 Comment }

Dinin Anlaşılmasında Sünnetin Önemi

İslam dini, Allah tarafından, Hz. Muhammed (s.a.v.) aracılığıyla bildirildiği için onun söylediği sözlerin ve yaptığı işlerin, dinî bilgiler edinmek ve dinin anlaşılması bakımından büyük önemi vardır. Sünnet, İslami bilgilerin ikinci temel kaynağıdır. Sünnetin önemi, Kur’an’da şöyle bildirilmektedir: “… Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının…” Başka bir ayette ise “(Resulüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” buyrulmaktadır.

Hz. Muhammed Kur’an’ı bazen sözlü olarak bazen B de uygulamalarıyla açıklamıştır. Kur’an’ı açıklamak B ve insanlara uygulamalı olarak göstermek Hz. Muhammed’in peygamberlik görevlerinden biridir. Bu konuda Kur’an’da, “… İnsanlara, kendilerine indirileni \ açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik.” buyrularak onun açıklayıcılık görevine işaret edilmektedir.

{ Add a Comment }