Etiket: hz

Hz. Muhammed’in Ailesinde İsraftan Kaçınılırdı

İsraf; para, zaman, emek gibi şeylerin gereksiz yere harcanmasıdır. İsrafa “savurganlık” da denir. İslam dini savurganlığı yasaklar. Kur’an’da savurganlığın kötü bir davranış olduğunu belirten ve bundan kaçınılmasını öğütleyen pek çok ayet vardır. Bunlardan birinde şöyle buyrulur: “.. .Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.”

Peygamberimiz ve ailesi, israf konusunda daima Kur’an’ın, “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma…” gibi öğütlerini kendilerine ilke edinmişlerdir. Dolayısıyla Hz. Muhammed’in ailesinde her konuda tutumlu davranılmıştır. Yiyecek, içecek ve giyecek başta olmak üzere İhtiyaç duyulan şeylerde israfa gidilmemiştir. Örneğin; artan yemek ve ekmekler dökülüp çöpe atılmamış, değerlendirilmiştir. Hz. Muhammed’in ailesi ihtiyacından fazla giysi ve ev eşyası almamış, sade bir hayat sürmüştür. Hz. Muhammed ticaret yaparak yeterli miktarda para kazandığı hâlde, o ve diğer aile fertleri gereksiz hiçbir harcama yapmamışlardır.

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in evindeki eşyalar da son derece sade idi. Bir gün Hz. Ömer, Hz. Muhammed’in evine geldi. Hz. Ömer evin durumuna şöyle bir baktı; evde bir yatak, hurma lifleriyle doldurulmuş bir yastık, bir köşede yere serilmiş birkaç hasır, oturmak için bir post vardı. Hz.Ömer hüzünlendi. Hz. Muhammed niçin hüzünlendiğini sorduğunda o, “Ey Allah’ın Resulü, niçin hüzünlenmeyeyim? Ufacık bir eviniz ve az bir eşyanız var. Bizans ve İran hükümdarları çok lüks içinde yaşarken sen Allah’ın Resulü seçildiğin hâlde böyle mi yaşayacaksın?” dedi. Hz. Muhammed bunun üzerine, “Ey Ömer, sen benim sade yaşamayı sevdiğimi bilmiyor musun?” cevabını verdi.

Hz. Muhammed’in ailesinin israftan kaçındığına güzel bir örnek de Hz. Fatıma’nın düğünü ve çeyizidir. Hz. Fatıma’nın düğünü çok sade bir törenle gerçekleştirilmişti. Çeyizi de çok sade idi. Kızının çeyizinin sadeliğini görünce Peygamberimiz şöyle dua etmişti: “Ya Rabbi, israftan çekinen insanlara bu eşyaları hayırlı eyle.”

Hz. Muhammed’in ailesinde zaman israfından da kaçındırdı. Ailede herkesin bir görevi vardı. Aile bireylerinden her biri, görevini en güzel şekilde yapmak için çaba gösterirdi. Bizler de zamanımızı, paramızı, eşyalarımızı israf etmemeliyiz. Tutumlu olmayı yaşamımızın temel ilkelerinden biri hâline getirmeliyiz. Böyle davranmanın hem kendimiz ve ailemiz hem de ülkemiz açısından yararlı ve gerekli olduğunu unutmamalıyız.

{ 1 Comment }

Hz. Muhammed’in (SAV) Hayatından Örnek Davranışlar

Hz. Muhammed İnsanlara Değer Verirdi:

İslam dinine göre her insan değerli ve saygın bir varlıktır. Peygamberimiz bütün insanlara değer verir, yaşamlarını güzelleştirmeleri ve kişiliklerini geliştirmeleri için çalışırdı. Kendisine ayrıcalıklı davranılmasını istemezdi. Çocukları sever onlarla yakından ilgilenirdi. Ev işlerinde aile bireylerine yardım eder, sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşırdı.

Hz. Muhammed Güvenilir Bir İnsandı:

Yaşamı boyunca Yüce Allah’ın “… Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” buyruğunu kendisine ilke edinmiştir. O çocukluğundan itibaren herkesin güvenini kazanmıştır. İnsanları incittiği, zarar verdiği ya da yalan söylediği görülmemiştir. Bu nedenle Mekkeliler tarafından “el emin” lakabıyla anılmış, aralarındaki anlaşmazlıklarda onun hakemliğine başvurmuşlardır. Ticaret yaşamında da bu özelliğiyle tanınmıştır. Mekke’nin en zenginlerinden Hz. Hatice ile evlenmesinde de bu özelliği etkili olmuştur.

Hz. Muhammed Hoşgörülüydü:

Hoşgörü; başkalarının davranışlarını, söz ve düşüncelerini anlayışla karşılamaktır. Peygamberimiz bütün insanlara karşı hoşgörülü, güler yüzlü, yumuşak huylu ve nazik biriydi. Kaba ve kırıcı davranışlardan kaçınırdı. Hata yapanları uyarır ancak kızmazdı. Kin ve nefretten uzak dururdu. Zorunlu olmadıkça savaşmaya da şiddete karşı çıkmış, barış içinde yaşamaya özen göstermiştir.

Peygamberimiz diğer dinlere inanan insanlara da hoşgörülü davranmıştır. İslam’ı anlatırken onlara baskı yapmamış, inançlarını adetlerini küçümsememiştir. Çocuklara karşı da sevgi, merhamet ve hoşgörüyle yaklaşmıştır. Peygamberimizin engin hoşgörüsü birçok insanın Müslüman olmasında etkili olmuştur. O’nun bu özellikleri Kur’an’da; “… Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” ayetiyle ifade edilmiştir.

Bilgiye Önem Verirdi:

Kur’an’da; bilenlerle bilmeyenlerin asla bir olmayacağı belirtilmiş, bilmediğimiz konulan öğrenmemiz tavsiye edilmiştir. İnsan Allah’a nasıl ibadet edeceğini, neleri yapıp, neleri yapmayacağını bilmeden doğru davranışlarda bulunamaz. Bu nedenle önce öğrenmesi ve bilmesi gerekir. Peygamberimiz de, “İlim müminin yitik malıdır, nerede bulursa alsın.” diyerek, öğrenmeyi teşvik etmiştir. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettikten sonra burada bir mescid yaptırmış, mescidin bir bölümünü eğitim faaliyetlerine ayırarak bilgiye verdiği önemi göstermiştir. Peygamberimiz bir haber duyduğumuzda onun doğruluğunu araştırmamızı tavsiye ederek, yalan, iftira, gıybet ve dedikodu gibi fitneye yol açan kötülükleri engellemeyi hedeflemiştir.

Hz. Muhammed Danışarak İş Yapardı:

Herhangi bir iş konusunda; bilgili, deneyimli ve uzman kişilerin görüşlerine başvurmak işin doğru ve tutarlı olmasını sağlar. Peygamberimiz yapacağı işlerde çevresindeki kişilerin görüşlerine başvururdu. Kendi görüşleriyle uyuşmasa bile çoğunluğun verdiği ortak karara uyar ve uygulardı. Uhud Savaşı‘na çıkmadan önce Müslümanların görüşlerini almıştır. Kendisi Medine’de kalıp savunma savaşı yapmak istemiş ancak çoğunluk şehir dışında savaşmayı tercih edince bu karara uymuştur. Yine Hendek Savaşı’ndan önce nasıl bir savaş yapılması gerektiği konusunda arkadaşlarının görüşlerini almış, savaş planını ona göre yapmıştır.

Peygamberimiz aile bireylerinin de görüşlerini al-maya özen gösterirdi. Kızlarının evliliği konusunda onların görüşleri doğrultusunda hareket etmiştir. Yine ilk vahiy ve peygamberlik görevi geldiğinde bu durumu eşi Hz. Hatice’ye açmış, onun önerisiyle Varaka ile görüşmeye gitmiştir.

Hz. Muhammed Son Derece Merhametli ve Affediciydi:

Peygamber Efendimiz bütün varlıklara karşı merhametli davranırdı. İnsanlara değer verir, ırk, renk, sınıf, zengin, yoksul ayrımı yapmaz herkese eşit davranırdı. Kendisini başkalarından üstün görmez, ayrıcalıklı davranılmasını istemezdi. İnsanlara sevgi ve merhametle yaklaşır, kimseyi incitmez, kin tutmazdı. Açları doyurur, yetimleri ve düşkünleri korur, yoksullara yardım eder, yaşlıları ve hastaları ziyaret ederdi. Kur’an-ı Kerim’de “Ey Muhammed! Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” ayetiyle onun bu özellikleri vurgulanmıştır. Hz. Muhammed sadece insanlara değil bütün canlılara merhametli davranırdı. Hayvanlara eziyet edilmesini, ağaçların kesilmesini istemezdi.

Hz. Muhammed Son Derece Sabırlıydı:

Peygamberimiz, İslamiyet’in ilk yıllarında tüm olumsuzluklara, hakaretlere, iftira, zulüm ve baskıya rağmen yılmadan Allah’ın emirlerini tebliğ etmiştir. Kur’an’ın; “Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.”, “Allah sabredenleri sever.” ayetlerini kendine ilke edinmiştir. Daha doğmadan babasını, altı yaşında annesini kaybetmiştir. Hz. Fatıma dışında bütün çocukları kendisinden önce vefat etmişti. Buna rağmen ümitsizliğe kapılmamış, karşılaştığı sıkıntılara sabırla karşı koymuştur.

Hz. Muhammed Son Derece Cesaretliydi:

Peygamberimiz yaşamı boyunca inanç, adalet ve insan haklan için mücadele etmiştir. Tüm baskı ve zorlamalara rağmen İslamiyet’i yaymaktan çekinmemiştir. Müslümanların büyük çoğunluğu hicret ettikten sonra Medine’ye hicret etmiştir. Düşmanlarla karşılaşırken ordusunun başında bulunmuştur. O her zaman “Allah’ım cimrilikten, korkaklıktan ve tembellikten sana sığınırım” diye dua etmiştir.

Hz. Muhammed Zamanı İyi Değerlendirirdi:

Peygamber Efendimiz bütün işlerini düzenli yapardı. Namaz, uyku, dinlenme, ziyaretçileri kabul etme zamanları hep belirliydi. “İki günü birbirine eşit olan bizden değildir.” diyerek zamanın boşa geçirilmemesini ve çalışılmasını isterdi. Geçimini sağlamak için çalışır, ev işlerine yardım eder, alışveriş yapar, başkalarına yük olmamaya özen gösterirdi.

Hz. Muhammed Hakkı Gözetirdi:

Peygamberimiz hak ve adaleti ilke edinmiştir. İnsanların kişiliklerine saygı gösterilmesini, kırıcı söz ve davranışlardan kaçınılmasını istemiştir. Mekke’ye dışarıdan gelenlerin mal ve can güvenliğinin korunması için kurulan Hilful-fudul (erdemliler birliği) adlı toplulukta haksızlığa uğrayanların haklarının korunması için görev almıştır. Adaletli olmasından dolayı Mekkeliler, aralarındaki anlaşmazlıklarda onun hakemliğine başvurmuşlardır. Kur’an’ın; “Eğer hükmedecek olursan aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, adil davrananları sever.” ayetini kendisine ilke edinmiştir.

Hz. Muhammed Verdiği Sözde Dururdu:

Peygamberimiz, dost ya da düşman kiminle bir antlaşma yapmışsa ona sadık kalmıştır. Yerine getiremeyeceği bir konu da asla söz vermemiştir. Bu konuda; “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz.” ayetini kendisine ilke edinmiştir. Sözünde durmak toplumsal ilişkilerin sağlıklı yürümesi insanların güven içinde yaşamaları için en gerekli ahlak kurallarındandır.

Hz. Muhammed Çalışmayı ve Yardımlaşmayı Severdi:

Peygamberimiz, “Hiç kimse kendi emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” buyurarak çalışmayı övmüştür. İnsanları çalışmaya teşvik ettiği gibi kendisi de çalışmıştır. Gençliğinde çobanlık yapmış, ticaretle uğraşmıştır.

Peygamberimiz yardımlaşma ve dayanışmaya büyük önem vermiştir. Yoksul ve ihtiyaç sahiplerine yardım edilmesini teşvik etmiş, kendisi de bu konu da örnek olmuştur. Medine’de ilk mescit yapılırken sahabelerle birlikte taş taşımıştır. Hendek Savaşı öncesinde Medine’nin etrafına kazılan hendeklerde çalışarak dayanışmanın önemini göstermiştir.

Hz. Muhammed Doğayı ve Hayvanları Severdi:

Peygamberimiz doğayı ve hayvanları korumaya çok önem verirdi. Gereksiz yere bir ağacın kesilmesini ya da bir hayvanın öldürülmesini istemezdi. Ağaç dikmeyi teşvik eder, hayvanlara gereğinden fazla yük yüklenmesine izin vermezdi. Medine’nin etrafındaki yeşil alanları koruluk ilan etmiş ve buradan ağaç kesilmesini kesin bir şekilde yasaklamıştır. Savaş sırasında bile, zorunlu olmadıkça hayvanların öldürülmesini, ağaçların kesilmesini ve ekinlerin yakılmasını yasaklamıştır.

{ Add a Comment }

İslam Kültür ve Medeniyeti Ders Notları

Devlet Yönetimi: İlk İslam devleti Hicret’ten sonra Medine’de kurulmuş ve Hz. Muhammed geniş yetkilerle bu devletin başına geçmiştir. Hz. Muhammed’in vefatından sonra İslam devletini halifeler yönetmişlerdir. Dört Halife devrinde halifeler seçimle belirlenmiş, Emeviler döneminden itibaren de hilafet saltanata dönüşmüştür. Önceleri Arap Yarımadası illere ayrılmış ve emir denilen valiler tarafından yönetilmiştir. Hz. Ömer döneminde fethedilen yerler yönetim birimlerine ayrılmış, büyük iller oluşturulmuştur. Geniş sınırlara sahip olan Emevi ve Abbasi devletleri eyalet sistemini uygulamıştır.

Devlet merkezi önce Medine iken, Hz. Ali döneminde Küfe, Emeviler’de Şam, Abbasiler’de Haşimiye ve sonradan Bağdat olmuştur. Bu durum, egemen güç değiştikçe yönetim merkezinin değiştiğini gösterir. Hz. Ömer döneminde kurulan divan örgütü Abbasiler devrinde genişletilmiş ve halifeye yardımcı olmak üzere vezirlik makamı oluşturulmuştur.

Ordu: Başlangıçta gönüllülerden oluşan ordu, sınırların genişlemesi ve fetihlerin hızlanması nedeniyle geliştirildi. Hz. Ömer döneminde tüm askerleri kayıt altına alan bir ordu ile ordugah şehirleri oluşturuldu. Emeviler Araplardan oluşan güçlü ve daimi ordular kurdular. Abbasiler askeri alanda ağırlıklı olarak Türklere yer verdiler. Hz. Osman döneminde donanma kuruldu. Emeviler denizcilik alanında büyük bir ilerleme gösterip donanmayı geliştirdiler.

Din ve inanış: İslam devletlerinin hakimiyeti altındaki bölgelerde yaygın inanç İslamiyettir. Bununla beraber aynı coğrafyada yaşayan Hristiyan ve Musevi vatandaşlara inançları konusunda baskı yapılmamıştır. İslamiyet’in zamanla farklı şekillerde yorumlanması sonucunda (fikri, siyasi ve felsefi) mezhepler ortaya çıkmıştır.

Sosyal ve İktisadi Hayat: İslam dinine göre bütün Müslümanlar kardeş ve eşit sayılmıştır. Böylece dini bağlarla bağlı bir toplum meydana getirilmiştir. Emeviler döneminde izlenen ulusçu politikanın da etkisiyle halk Arap asıllılar, mevali (Arap olmayan Müslümanlar, azat edilmiş köle statüsünde) zımmi (gayrimüslim) ve köleler olarak sınıflara ayrılmıştır. Abbasiler bu ayrılıkları azaltmaya çalışmışlardır. İslamiyet köleliği zamana bırakarak kesin kaldırmamış, ancak onlara kötü davranmayı yasaklamış ve azat etmeyi teşvik etmiştir. Devlet gelirleri Beytülmal adı verilen hâzinede toplanmıştır.

Gelirler:

  • Zekat ve Sadaka :Varlıklı Müslümanlardan alınan bu vergiler İslamiyetin ilk dönemlerinde devlet tarafından toplanıp ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştır.
  • Öşür: Müslüman çiftçilerden alınan ürün vergisidir.
  • Haraç : Gayrimüslimlerden alınan ürün vergisidir.
  • Cizye : Gayrimüslimlerin erkeklerinden askerlik yapmamaları nedeniyle alınan güvenlik vergisidir.
  • Ganimet: Savaşlarda düşmanlardan ele geçirilen her türlü maldır. Bunların beşte biri devlet hâzinesine aktarılır.
  • Diğer Gelirler: Maden, orman, tuzla, otlak gelirleri, gümrük vegileri ile yabancıların ödedikleri vergiler ve gönderdikleri hediyeler.

Giderler:

  • Askeri harcamalar
  • Savaş giderleri
  • Devlet görevlilerine ödenen maaşlar
  • Bayındırlık alanında yapılan yatırımlar
  • Saray masrafları
  • İhtiyaç sahiplerine dağıtılan yardımlar

İslam toplumlarının temel geçim kaynakları, tarım, hayvancılık, sanayi ve ticarettir. Bu alanlarda başarılı olmak için, bataklıklar kurutulmuş, sulama kanalları yapılmış, dokumacılık, madencilik, seracılık, cam ve kâğıt sanayi ile kuyumculuk geliştirilmiştir.

Ticari hayatın gelişmesiyle Şam, Bağdat, Basra, Semerkant, Buhara ve Kahire önemli ticaret merkezleri haline gelmiştir. Ekonomik alanda önceleri Bizans ve Sasani paraları kullanılırken Emevilerden itibaren altın ve gümüşten yapılan Arap paraları kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum Müslümanların zamanla ekonomik alanda tam bağımsızlığa ulaştıklarını gösterir.

Yazı, Dil ve Edebiyat: İslam dünyasında başlangıçta Arapçanın dışında Rumca, Farsça ve Kıptice konuşulup, yazılıyordu. Emevilerin Arapçayı resmi dil ilan etmesiyle bu durumda önemli değişiklikler başladı. Fetihlerle Müslümanların sayısının artması ve İslamiyet’i kabul eden toplulukların Kur’an-ı Kerim’i anlayabilmek için Arapçayı öğrenmeleri, Arapçanın resmi dil ilan edilmesi gibi gelişmelerin etkisiyle Arapça uluslararası yaygınlık kazanmıştır.

Araplar arasında şiir ve edebiyat oldukça gelişirken yazılı edebiyat aynı oranda gelişme gösterememiştir. Bununla birlikte Hz. Muhammed’in hayatının anlatıl-dığı Siyer kitaplarının yazımına önem verilmiştir.

Bilim ve Sanat: İslam dünyasında tefsir, fıkıh, hadis ve kelam gibi dini bilimlerle tıp, matematik, kimya, felsefe, astronomi, tarih ve coğrafya gibi pozitif bilimler gelişmiştir. Taberi, Ebu Hanife, Muhammed Şafi, Buhari, Müslim, Gazzali, Muhyiddin Arabi, Harizmi, İbn-i Sina, Farabi gibi bilim adamları bu alanlarda başarılı çalışmalar yapmışlardır.

Hz. Muhammed döneminden itibaren eğitime önem veren Müslümanlar hakimiyet kurdukları alanlarda birçok medreseler açıp, bilim ve kültür hayatına katkıda bulunmuşlardır. İslam sanatı fetihlerle birlikte gelişme göstermiş, fethedilen ülkelerin kültürlerinin de etkisiyle bölgeden bölgeye farklı özellikler göstermiştir.

Resim ve heykel sanatlarının yasak olması nedeniyle daha çok süsleme sanatları, dokumacılık, tahta işlemeciliği ve mimari gelişmiş, hatta Emeviler döneminde İslam mimarisi Hristiyan mimarisiyle yarışabilecek düzeye gelmiştir. İslam sanatı, İran, Bizans ve Türk sanatlarından etkilenmiştir.

{ Add a Comment }

Abbasi’ler Dönemindeki Gelişmeler

Devlet Hz. Muhammed’in amcası Hz. Abbas’ın soyundan gelen Ebu’l Abbas Abdullah tarafından kurulmuştur. Devlete bu yüzden Abbasiler denilmiştir.

✓ Ebu’l Abbas iç karışıklıkları bastırmış, devletin başkentini Şam’dan Küfe’ye
taşımıştır. Halife Ebu Cafer Mansur döneminde Bağdat şehri kurularak başkent buraya taşınmıştır.
✓ Emevi topraklarından sadece Endülüs (İspanya) kontrol altına alınamamıştır.
✓ Devlet en parlak dönemini Halife Harun Reşid zamanında yaşamıştır. Bu dönem de Bizans vergiye bağlanmıştır.
✓ Abbasi Devleti zamanında Emeviler gibi geniş alanları kapsayan fetihler olmamıştır. Bu dönemde diğer milletler ve kültürler ile ilişkiler geliştirilmiştir.
✓ Abbasiler özellikle Türklerle iyi ilişkiler kurdular. Türklerden devlet kademelerinde ve askerlik alanında yararlandılar.
✓ Özellikle 751 tarihinde Abbasilerle Çinlirler arasında yapılan Talaş Savaşı’nda Abbasilere yardım eden Türklerin savaşçılık özelliklerini yakından tanımış oldular.

Avasım Şehirleri: Halife Harun Reşid zamanında Bizans sınırlarının korunması amacıyla Diyarbakır’dan Tarsus’a kadar uzanan bölgede bu şehirler kurulmuştur. Türkler bu şehirlere yerleştirilmiştir.
Samerra Şehri: Halife Mutasım zamanında Türklerin Araplarla karışarak savaşçı özelliklerini kaybetmemesi amacıyla kurulmuş ve sadece Türkler bu şehre yerleştirilmişlerdir.

✓ Abbasilerin Türklere bu şekilde değer vermesi Türklerin İslamiyeti benimsemesine zemin hazırlamıştır.

Abbasilerde Devlet Teşkilatı

Hz. Ömer zamanında kurulan Divan teşkilatını getiştirmişlerdir. Divan devlet meselelerinin görüşüldüğü ve problemlere çözüm bulunan önemli bir kurum haline getirilmiştir. Merkez divanın haricinde, bu divana bağlı altta da aynı esaslar dahilinde işleyen küçük divanlar bulunmaktaydı. Abbasi devrinden itibaren divan, bütün İslam devletlerinde yaygın bir hale geldi.Vezirlik makamı ilk defa Abbasi devletinde uyyulanmaya başlayan bir yapıdır. Vezirlere devlet idaresinde geniş yetkiler verilmiştir.

{ Add a Comment }

İslam Tarihi Kavram Haritası ve Anlamları

Avasım Kentleri: Abbasilerde Bizans sınırlarında kurulan ve Türk askerlerin yerleştirildiği ordugah şehirleri.

Batiniler: Şiilik mezhebinin bir kolu olup bütün Kuran ayetlerinin gizli manalarının olduğunu ileri süren bir grup.

Bedeviler: Arap Yarımadası’nda çöllerdeki vahalarda konaklayarak; koyun, keçi, at ve develeri besleyerek yaşamını sürdüren göçebe Arap topluluğudur. Arap Yarımadası’nın dışında Irak. Suriye ve Ürdün topraklarında da yaşamaktadırlar. Babaerkil yapının egemen olduğu ilkel topluluklar.

Beyt’ül Mal: İslam devletlerinde devlet hâzinesi.

Biat: İslam toplumlarında hükümdarların dinsel yargı gücüne sahip olabilmeleri, meşru (yasal) ve yetkili sayıiabilmeleri için halktan aldıkları söz, bağlılık andı veya yetkisi.

Cahiliye Devri: İslamiyet’in ortaya çıkışından önceki zamanlarda Arabistan halkının yaşadığı döneme verilen isim.

Cihad (Gazza): İslam Dini’nin yayılmasına yönelik kutsal savaş.

Cizye: İslam devletlerinin Müslüman olmayan uyruklarından (Zımmi) aldıkları vergi.

Ehl-i Beyt: İslam inanışında Hz. Muhammet’in soyundan gelen anlamında. Kur’anda Hz. Ali, Hz. Fatma ve oğulları tarafından kurulan aile olarak söz edilir.

Ehl-i Kitap: Müslümanlardan başka, İslamiyet’in onayladığı ve Allah tarafından bir Peygamber aracılığıyla indirilmiş kutsal kitaplara inananlardır.

Ehl-i Sünnet: Müslümanlar arasında, Hz. Muhammet‘in sözlerine ve davranışlarına uymayı ilke edinmiş kişilere verilen isim.

Ensar: Mekke’den Medine’ye hicret edenlere yardım eden Müslümanlara verilen isim.

Fıkıh: İslam hukuku.

Ganimet: Savaşta düşmandan ele geçirilen mal,para veya esir

Gaza: İslam dinini yaymak için Müslüman olmayanlar üstüne yapılan sefer.

Gazve: Hz Muhammet’in bizzat katıldığı savaş.

Hadis: Hz Muhammet’in söz ve davranışları ve bunun konu edildiği ilim

Halifelik: Hz. Muhammet’in vefatından sonra Arap-lslam Devle- ti’nin başına geçen ve sonraları Osmanlının yıkılışına kadar devam eden ardıl hükümdarlık kurumu.

Haraç: İslam ülkelerinde yaşayan ve Müslüman olmayan uyruklardan dini yasalara göre devletin aldığı vergi.

Haricilik: İslam tarihinde ortaya çıkan ilk siyasal ayrılıkçı mezhep.

Hat Sanatı: Güzel yazı yazma sanatı.

Hutbe: İslam inanışında, özellikle cuma namazı ile bayram namaz-larında minberden cemaate yapılan aydınlatıcı, yönlendirici konuşma. Hz. Muhammet’in başlattığı bu gelenek sonraları halife adına okunarak sürdürülmüştür. İslam devletlerinde hutbe okutmak ve kendi adına para bastırmak egemenliğin ve bağımsızlığın gösterge- lerindendir.

İstişare: Bir konu hakkında herkesin fikrinin alınması

Kelam: Allah’ın varlığını ve iman esaslarını ispat için geliştirilen ilim.

Kısas: İslam hukukunda (fıkıh ) işlenen suç için belirlenen ceza.

Mevali: Emeviler döneminde Arap olmayanlara verilen, azat edilmiş köle manasına gelen sıfat.

Miri: Devlete ait topraklar.

Muhacir: Göç eden.Mekke’den Medine’ye göç eden Müslüman halk

Müşrik: Allah’ı tanımayan,inanmayan O’na ortak koşan kişi

Ordugah: Ordunun kaldığı veya ihtiyaçlarını karşılamak için bu-lunduğu yer.

Öşür: İslam devletlerinde dini yasalara göre, Müslüman reayadan alınan 1/10 oranındaki ürün vergisi. Bu vergi ürün üzerinden ürün olarak alınırdı, ûşür’ün çoğuluna Aşar denir.

Panayır: Eğlencelerin,yarışmaların,ticaretin yapıldığı yer

Sahabe: İslam kültüründe, Peygamber Hz. Muhammet’in huzurunda bulunanlara ve Onun konuşmalarını dinleyenlere verilen isim

Seriyye : İslam tarihinin ilk dönemlerinde Hz. Muhammed’in katılmadığı askeri seferlere verilen isim.

Siyer: Hz Muhammed’in hayatını konu edinen eser

Sünni: İslam inanışında Kur-an’daki emirlere ve peygamber Hz. Muhammet’in sünnetlerine göre yaşamını düzenleyen, İslam mez-heplerinin ana koludur. Bu mezhepler; Hanefi, Maliki, Şafii ve Ham- beiidir.

Şer’i: İslam hukukuna uygun olan ya da İslam hukukundan kaynak-lanan her şey.

Şiilik: Hz.Muhammet’in ölümünden sonra,halifelik kurumu etrafında Müslümanlar arasında ortaya çıkan ayrılıklar sonrasında oluşan mezhep.

Şuubiye: Emeviler zamanında başlayıp Abbasiler zamanında güçlenen İslam dünyasındaki halkların kendi kimlik arayışlarını kamçılayan fikir akımıdır.

Tefsir: Kur’anı açıklamak ve yorumlamakla uğraşan bilim dalı.

Vahiy: Allah tarafından Peygamberlere Cebrail isimli melek tarafından gönderilen emirler.

Zekat: İslam hukukundan kaynaklanan dini vergilerden biri. Buna göre, her Müslüman yıllanmış malının ya da parasının 1/40’ını mal veya para olarak yoksul Müslümanlara vermek zorundadır. Ev, ev eşyası, kitap, sanat ve iş aletleri zekat kapsamının dışında sayılır.

{ Add a Comment }

Dört Halife Dönemi Özellikleri – 9. Sınıf Tarih

Halife: Hz. Muhammed’in vefatı üzerine peygamberlik görevi dışında, devlet başkanlığı ile ilgili bütün görevlerini yapan kişiye verilen isimdir. Bu dönem aynı zamanda “Cumhuriyet Dönemi” olarak da isimlendirilmektedir. Hz. Muhammed’den sonra başa geçen halifeler Emevi Devleti dönemine kadar seçimle belirlenmiştir. Bu seçimlerde kadınlara da söz hakkı verilmiştir.

I- HZ. EBU BEKİR DÖNEMİ (632 – 634)

  • Muhammed’in vefatı üzerine ortaya çıkan karışıklıkları bastırmak için önlemler aldı.
  • Dinden dönenler, zekat vermek istemeyenler ve yalancı peygamberle mücadele ederek Arabistan’daki siyasi birliği tekrar sağladı.
  • Kur’an-ı Kerim muhafaza edilerek kitap haline getirildi. Bu sayede günümüze kadar herhangi bir değişikliğe uğramadan ulaşmıştır.
  • 634 tarihinde Bizans ile Yermük Savaşı yapıldı. Bizans ağır bir yenilgiye uğratıldı. Suriye’nin fethinin önü açıldı.

II- HZ. ÖMER DÖNEMİ (634 – 644)

Fetihler:

  • Ebu Bekir döneminde başlayan Suriye’nin fethi çalışmalarına devam edilmiştir. 636 tarihindeki Ecnadin Savaşı sonucunda Suriye, Mısır ve Filistin tamamen fethedilmiştir.
  • Sasaniler ile 634 Köprü, 636 Kadisiye, 637 Celula ve 64Z Nihavent Savaşları yapılarak İran’ın fethi tamamlanmıştır.
  • Kuzey Afrika’nın fethine devam edilmiştir. İslam orduları Trablusgrap’a kadar ulaştılar.
  • Anadolu ve Orta Asya’da fetihler devam etmiş Azerbaycan ele geçirilmiştir.
  • Bu fetihler sonucunda Horasan’da Araplar ve Türkler komşu hale geldiler.

Devlet Teşkilatlanması Adına Atılan Adımlar:

Sınırların genişlemesi, nüfusun artması ve farklı etnik kültürlerin devlete dahil olması bir takım sorunları da ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bu sorunların çözü-mü adına devlet teşkilatında şu çalışmalar yapılmıştır.

  • Fethedilen yerlerde valilik sistemi kurularak yönetimin kolaylaştırılması amaçlanmıştır.
  • Ağırlıklı olarak Mali ve askerlik işlerinin, görüşüldüğü divan örgütü kuruldu.
  • Düzenli ordular ve ordugâh şehirler kuruldu.
  • Askeri posta teşkilatı kuruldu.
  • Vergiler sistemli hale getirildi.
  • İslam devlet hâzinesi “Beytül Mâl” adıyla sistemleştirildi.
  • Adli teşkilatlanmaya önem verildi. İslam tarihinde ilk kadı bu dönemde atandı.
  • Hicri takvim düzenlendi.

Yapılan hu teşkilatlanma faaliyetleri ile devlet olmanın gerekleri yerine getirilmiştir.

III- HZ. OSMAN DÖNEMİ (644 – 656)

✓ Bu dönemde fetih hareketlerine devam edilmiştir:

  • İran’ın fethi tamamlanmıştır.
  • Trahlusgarp ve Tunus fethedilmiş, İslamiyet Kuzey Afrika’da yayılmaya devam etmiştir.
  • Şam’da ilk İslam donanması kurulmuş, Kıbrıs ve Rodos üzerine seferlere çıkılmıştır.
  • Bizans ile mücadele devam etmiş, Kayseri’ye kadar gelinmiştir.
  • Kafkaslarda Hazar Türkleri ile savaşılmış, ancak Hazarlar Müslümanların daha fazla ilerlemesine izin vermemişlerdir.

✓ Sınırların genişlemesi sonucu farklı dil ve şiveleri kullanan toplumların İslamiyet’e girmesi ile Kur’an-ı Kerim’in aslını muhafaza noktasında endişeler meydana geldi. Kur’an-ı Kerim’in özünün muhafaza edilmesi amacıyla bu dönemde Kur’an-ı Kerim çoğaltılarak ülkenin değişik yerlerindeki merkezlere gönderildi.

✓ Hz. Osman döneminin bir diğer Önemli gelişmesi de İslam toplumu içerisinde ilk fikir ayrılıklarının ve iç karışıklıkların başlamasıdır.

✓ Hz. Osman’ın devlet işlerinde, kendi ailesi de olan, Emevi ailesinden kişileri önemli görevlere getirmesi, toplumun bazı kesimlerinde rahatsızlık meydana getirdi. Bunu fırsat bilen Yahudi asıllı Abdullah bin Sebe gibi karışıklık çıkarma yanlılarının kışkırtmalarıyla Hz. Osman şehid edildi. Hz. Osman’ın şehit edilmesi toplumdaki iç karışıklığı artırırken belli bir süre fetihlerin durmasına neden oldu.

IV- HZ. ALİ DÖNEMİ (656 – 661)

Hz. Ali’nin halifelik vazifesi, Hz. Osman’ın şehit edilmesinin meydana getirdiği karışık ortamda başlamıştır.

CemeI Vakası (656): Hz. Ayşe, Hz. Zübeyir ve Hz. Talha gibi sahabenin önde gelenleri ile Hz. Ali, Hz. Osman’ın katillerinin bulunması konusunda fikir ayrılığına düşmüşlerdi. Bu fikir ayrılığı taraflar arasında savaşa dönüştü: Savaş, Hz. Ali’nin üstünlüğü ile Sona erdi Bu olay; Müslümanlar arasında bir kopma meydana yetinmemiştir. Ancak Hz. Ali İslam devletinin merkezini Medine’den Küfe’ye taşımıştır.

Savaş Hz. Ayşe’nin bindiği devenin etrafında gerçekleştiğinden tarihe “Deve Olayı” anlamına gelen Cemel Vakası olarak geçmiştir.

Sıffin Savaşı (657): Şam Valisi Hz. Muaviye Hz. Osman’ın katillerinin bulunmamasını öne sürerek Hz. Ali’nin halifeliğini tanımadığını açıkladı. Bunun üzerine Hz. Ali, Hz. Muaviye’nin üzerine yürüdü. Savaşı Hz Ali kazanmak üzere iken Muaviye taraftarları mızraklarının ucuna Kur’an-ı Kerim yaprakları takması savaşın durmasına ve Hakem olayının yaşanmasına neden olmuştur.

Hakem Olayı: Her iki tarafı temsilen birer hakem seçilmiştir. Hz. Ali Musa el Esari’yi; Hz. Muaviye Amr bin As’ı hakem seçmiştir. Ancak hakem olayı Müslümanlar arası, problemi çözmemiş İslam dünyasındaki ilk siyasi ayrılıklara neden olmuştur, Bu olaydan sonra İslam toplumu Hz Âli taraftarları

  • Muaviye taraftarları
  • Hariciler olmak üzere gruplara ayrıldılar.

{ Add a Comment }

Dört Halife Dönemi – İslam Tarihi (632 – 661)

Hz. Muhammed’in vefatından sonra İslam tarihinde Dört Halife dönemi başlamıştır. Halifeler Hz. Muhammed’in peygamberlik görevi dışındaki yetkilerine sahip olmuşlardır. Bu dönem, halifeler seçimle işbaşına geldiğinden “Cumhuriyet Dönemi” olarak nitelendirilmiştir.

I- EBUBEKİR DÖNEMİ (632 – 634) 

İç Sorunların Çözülmesi: Halifeliğinin ilk dönemlerinde yalancı peygamberleri ortadan kaldırmış, dinden dönen ve zekat vermeyen toplulukları da itaat altına alarak bozulan otoriteyi yeniden sağlamıştır. Hz. Ebubekir’in bu çalışmalarıyla dini ve siyasi yönden etkinlik kazanılmıştır.

Fetih Hareketleri: Hz. Ebubekir döneminde Arabistan dışında ilk fetihler başlamış, Üsame bin Zeyd komutasında bir ordu Suriye’ye. Halid Bin Velid komutasındaki bir ordu da Irak’a gönderilmiştir. Bu dönemde Bizans’la yapılan Yermük Savaşı kazanılmış (634) böylece Suriye’nin fethine zemin hazırlanmıştır. Hz. Ebubekir döneminde Yemen, Umman, Bahreyn ve Hadramut’un fethedilmesiyle Arap Yarımadası tamamen İslam devletinin sınırlarına katılmıştır         .

Kur’an-ı Kerim’in Kitap Haline Getirilmesi: Hz. Muhammed döneminde Kur’an ayetleri tahta, kemik, deri gibi nesnelere yazılmış ve hafızlar tarafından ezberlenmiştir. Ancak yalancı peygamberlerle yapılan mücadelelerde birçok hafız şehit edilmiştir. Bu gelişme üzerine Zeyd Bin Sabit başkanlığındaki bir komisyona Kur’an-ı Kerim’in kitap haline getirilmesi görevi verilmiş ve yapılan titiz çalışma sonucu Kur’an ayetleri kitap haline getirilmiştir. Bu çalışma Kur’an-ı Kerim’in özgün halinin korunmasına katkı sağlamıştır.

II- HZ. ÖMER DEVRİ (634 – 644): 

Hz. Ömer döneminde geniş bir alanda başarılı fetihler yapılmış, devletin sınırları genişlemiş ve bunun sonucunda çeşitli alanlarda teşkilatlanma çalışmaları görülmüştür.

Fetih Hareketleri: Bizans’la yapılan savaşlar sonucunda Suriye (Ecnadin Savaşı 636), Filistin, Kudüs, Mısır ve Trablusgarp hakimiyet altına alınmıştır. Sasanilerle yapılan Köprü (634), Kadisiye (636), Ceiula (637) ve Nihavent (642) savaşlarından sonra İran ve Irak fethedilmiştir. Nihavent Savaşı ile İslam devletinin sınırları Horasan’a ulaşmış, böylece Türklerle Müslüman Araplar komşu olmuşlardır. Hz. Ömer devrinde ayrıca, El-Cezire (Yukarı Mezopotamya), Urfa, Diyarbakır ve Azerbaycanda İslam topraklarına katılmıştır. Hz. Ömer dönemindeki bu fetihlerle,

  • Devletin sınırları genişlemiştir.
  • Farklı kültürlerle karşılaşılmıştır.
  • Devletin örgütlenmesine hız verilmiştir.

İslam Devleti’nin Örgütlenmesi:

  • İdaresini kolaylaştırmak için fethedilen yerler yönetim birimlerine ayrılmış, böylece büyük iller kurulmuştur.
  • Devletin sorunlarını görüşmek üzere bir divan teşkilatı oluşturulmuştur.
  • İllere valilerin yanısıra kadılar da gönderilmiş, böylece yönetim ve yargı birbirinden ayrılmıştır.
  • Düzenli bir ordu oluşturulmaya çalışılmış ve askerler defterlere kaydedilmiştir.
  • Sınırların güvenliğini sağlamak ve fetihleri kolaylaştırmak için ordugah şehirleri (cünd) kurulmuştur.
  • Beytülmal adı verilen devlet hâzinesi oluşturulmuş ve ikta sistemi uygulanmıştır.
  • Ticari hayatta kolaylık sağlamak üzere Bizans parası taklit edilerek para bastırılmıştır.
  • Hicri Takvim hazırlanmıştır.

III- OSMAN DÖNEMİ (644 – 656)

Fetih Hareketleri: Maveraünnehir, Anadolu, Kafkaslar ve Kuzey Afrika’da fetihler yapılmış, Tunus’a kadar olan bölge hakimiyet altına alınmıştır. Hz. Osman döneminde İslam tarihinde ilk kez fetihlerde donanma da kullanılmıştır. Akdenizde Bizansla yapılan mücadeleler sonucunda Kıbrıs vergiye bağlanmıştır. 655 yılında Finike açıklarında yapılan Zatü’s Savari Savaşı’nda Bizans donanması yenilgiye uğratılmıştır.

Kur’an-ı Kerim’in Çoğaltılması: Sınırların genişlemesi ile Müslümanların sayısı ve insanların inançlarını asıl kaynağından öğrenme gereksinimi artmıştır. Bu arada Kur’an metinlerinin farklı şekillerde okunmaya başlanması üzerine bir komisyon oluşturularak Kur’an-ı Kerim düzenlenmiş, ardından da çoğaltılarak önemli İslam merkezlerine gönderilmiştir. Bu çalışmalarla Kur’an-ı Kerim’in aslının korunması ve Müslümanların inançlarını asıl kaynağından öğrenmesi daha kolay sağlanmıştır.

İç Karışıklıkların Çıkması: Ümeyye (Emevi) ailesinden olan kişilerin yönetimdeki etkinliklerinin artması, bazı valilerin kötü uygulamaları ve kışkırtıcı çalışmalar toplumsal alanda huzursuzluklara ve karışıklıklara neden olmuş ve Hz. Osman Kur’an okurken şehit edilmiştir. Bu sorunlar İslam Devleti’nin dışa karşı askeri ve siyasi etkinliğini sarsmış, fetih hareketlerini duraksatmıştır.

IV- ALİ DÖNEMİ (656 – 661)

Devlet otoritesinin zayıfladığı bir dönemde halife seçilmiş ve iç mücadelelerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Hz. Osman döneminde başlayan karışıklıklar bu dönemde iç mücadelelere dönüşmüştür.

Cemel Vak’ası (Deve Olayı): Hz. Ali ile Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasını isteyen Hz.Ayşe, Hz.Talha ve Hz.Zübeyr taraftarları arasındaki mücadeledir. Taraflar arasındaki mücadele Hz.Ayşe’nin devesinin etrafında geçtiğinden bu olay Cemel Vak’ası olarak tarihe geçmiştir. Hz. Ali bu olayda başarılı olmuş, ancak devlet merkezini Medine’den Kufe’ye taşımak zorunda kalmıştır. (656)

Sıffin Savaşı (657): Hz. Ali ile onun halifeliğini tanımayan Şam valisi Muaviye arasındaki iç savaştır. Mücadelenin kesin sonucunu almak için taraflar kendi hakemlerini seçip görüşmeler yoluyla çözüm aramışlardır. Ancak Hakem olayı adı verilen bu görüşmeler sonuçsuz kalmış ve İslam tarihinde ilk ayrılıklar (siyasi bölünmeler) başlamıştır. İki tarafı da kabullenmeyen Haricilerin Hz. Ali’yi şehit etmeleri üzerine O’nun oğlu Hz. Hasan halife olmuş, ancak daha çok kan dökülmesini istemediğinden halifeliği Muaviye’ye bırakmıştır. Bu gelişmeyle birlikte İslam tarihinde Emeviler devri başlamıştır.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed Dönemi Savaşları ve Sonuçları

Hicret’ten sonra Mekkeliler, Yahudiler ve putperest Araplar İslam devletini yıkmak, Müslümanları yok etmek ve çıkarlarını korumak amacıyla Müslümanlar aleyhine faaliyetlerde bulunmuşlar, bu da taraflar arasında çeşitli mücadelelere neden olmuştur.

Bedir Savaşı (624)

Hz. Muhammed’in İslamiyeti yayma çabasına karşın Mekkeliler’in çeşitli ekonomik önlemler alarak Müslümanlara zarar vermek istemeleri ve onların Mekke’de kalan mallarına el koymalarına karşılık olarak Müslümanlar Mekke kervanlarına el koymaya başlamış, bunun üzerine taraflar arasında ilk savaş çıkmıştır. Savaş Bedir kuyularına yakın bir yerde gerçekleşmiş ve Müslümanların zaferiyle sonuçlanmıştır.

Savaşın Sonuçları:

  • Müslümanların kendilerine olan güveni artmıştır.
  • Şam ticaret yolu Müslümanların eline geçmiştir.
  • İlk kez ganimet ele geçirilmiştir. Bu ganimetlerin beşte biri Hz. Muhammed tarafından Medine’deki yoksullara dağıtılmış, geri kalanı savaşanlar arasında paylaştırılmıştır.

Ganimet paylaşımı konusundaki bu uygulama bundan sonra bütün İslam devletlerine örnek olmuş ve böylece İslam savaş hukukunun temeli atılmıştır.

  • Vatandaşlık Antlaşması’na uymayan Beni Kaynuka Vahudileri Medine’den çıkarılmıştır.
  • Bazı esirler fidye karşılığı bazıları da on Müslümana okuma-yazma öğretmek karşılığı serbest bırakılmıştır.

Bu uygulama Hz. Muhammed’in eğitim-öğretime önem verdiğini göstermektedir.

Uhud Savaşı (625)

Bu savaş Mekkelilerin, Müslümanların güçlenmesini engellemek ve Bedir Savaşı’nın intikamını almak istemeleri üzerine yapılmıştır. Hz. Muhammed’in şehrin savunmasına yönelik mücadele istemesine karşın çoğunluk meydan savaşı yapılmasını istemiş ve savaş bu şartlar altında Uhud tepesi eteklerinde gerçekleşmiştir. Savaşın başında Müslümanlar üstünlüğü ele geçirmiş, ancak Hz Muhammed’in hiçbir şartta yerlerini terketmemesini istediği Uhud tepesindeki okçuların yerlerini bırakmasıyla savaş Müslümanların aleyhine gelişmiştir.

Bu savaş sırasındaki gelişmeler Hz. Muhammed’in çoğunluğun görüşüne saygılı olduğunu göstermiş, ancak bununla birlikte Müslümanların Hz. Muhammed’in görüşlerine ve emirlerine uymasının önemini ortaya koymuştur.

Savaş sırasında Mekkelilerle gizlice anlaşan Beni Nadir Yahudileri de şehir dışına çıkarılmışlardır.

Hendek Savaşı (627)

İsmini uygulanan taktikten alan bu savaşın çıkmasında Mekkelilerin İslam devletini ortadan kaldırıp İslamiyetin yayılmasını engellemek istemeleri ve Medine’den çıkarılan Yahudilerin Mekkelileri kışkırtmaları etkili olmuştur.

Hz. Muhammed İranlı bir sahabenin teklifiyle Medine’nin etrafını surlarla çevirmiş ve bu taktik savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştır. Bu durum Hz. Muhammed’in yeniliklere açık olduğunun göstergesidir.

Savaşın Sonuçları:

  • Mekkelilerin Müslümanlar üzerine düzenlediği son taarruz savaşıdır ve bu savaştan sonra Mekkeliler savunmaya çekilmişlerdir.
  • Bazı Arap kabileleri arasında İslamiyet yayılmıştır.
  • Son Yahudi kabilesi de antlaşmayı bozduğu için Medine’den çıkarılmış, böylece şehirde Yahudi kalmamıştır.

Hudeybiye Barışı (628)

Hendek Savaşı’ndan sonra Müslümanlar Kabe’yi ziyaret için Mekke’ye gitmiş, ancak şehre sokulmamışlardır. Taraflar arasında gerginliğe neden olan bu durum elçiler aracılığıyla giderilmiş ve Mekkelilerle Müslümanlar arasında bir antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre,

  • Müslümanların Kabe ziyareti gelecek yıla ertelenmiş ve bu ziyaret sırasında güvenliği sağlamak gerekçesiyle Mekkeliler’in şehri üç gün boşaltması kararına varılmıştır.
  • Velisinin izni olmadan Müslüman olup Medine’ye sığınan gençler geriye iade edilecek, Medine’den Mekke’ye sığınanlar ise geri verilmeyecektir. (Devletlerin eşitliği anlayışına aykırıdır.)
  • Taraflar istedikleri kabile ile antlaşma yapabilecek, ancak bu kabilelere askeri nitelikli yardım da bulunulmayacaktır.
  • Antlaşma on yıl boyunca geçerli olacaktır.

Hudeybiye Barışı ile,

  • Mekkeliler Müslümanların varlığını hukuken tanımışlardır.
  • Barış ortamının sağlanması İslamiyet’in yayılışını hızlandırmıştır.
  • Mekke-Medine arasında ticari ilişkiler canlanmıştır.

Antlaşmanın Müslümanların aleyhine görülen ve eşitlik anlayışına ters görünen maddeleri daha sonradan Müslümanların lehine sonuçlar doğmasında etkili olmuştur.Hudeybiye Barışı’nın sonuçları itibariyle Müslümanların lehine gelişmelere ortam hazırlaması Hz. Muhammed’in siyasi alanda da deha olduğunu gösterir.

Hayber’in Fethi (629)

Medine-Suriye yolu üzerinde bulunan Hayber Yahudilerinin Müslümanlara zarar vermesi ve Mekkeliler’le işbirliği yapması üzerine Hz. Muhammed Hayber’e girmiş ve şehri ele geçirmiştir. Hayber’in fethiyle Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanmıştır.

Mute Savaşı (629)

Bir Müslüman keşif kolunun Gassaniler tarafından pusuya düşürülüp yok edilmesi üzerine Hz. Muhammed Bizans üzerine bir ordu göndermiş; Müslümanların Bizans’la yaptığı bu savaşta üç komutan şehit olmuş ve Halid Bin Velid’in gayretleriyle daha fazla kayıp verilmeden geri çekilinmiştir. Mute Savaşı, Müslümanların Bizans’la yaptığı ilk savaştır.

Mekke’nin Fethi (630)

Mekkelilerin Hudeybiye Barışı’nı bozmaları üzerine Hz. Muhammed yaklaşık on bin kişlik bir orduyla Mekke üzerine yürümüş ve önemli bir direnişle karşılaşmadan fethetmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Kabe putlardan temizlenmiş, Müslümanların Arap Yarımadası’nın en büyük gücü olduğu anlaşılmıştır. Müslümanların bu fetih sırasında gösterdiği hoşgörülü ve bağışlayıcı tutumu, İslamiyet’in en büyük dirençle karşılaştığı Mekke’de de yayılmasını sağlamıştır.

Huneyn Savaşı ve Taif Kuşatması (630)

Mekke’nin fethinden sonra İslamiyeti kabul etmeyen Araplar Huneyn’de toplanmışlardır. Hz. Muhammed’in gönderdiği ordu bu topluluğu yenince düşman ordusunun bir bölümü Taife sığınmıştır. Bu gelişme üzerine İslam ordusu bölgeyi kuşatmış ancak başarılı olamamıştır. Kuşatmanın kaldırılmasından sonra Taif halkı kendi istekleriyle Müslüman olmuştur. Huneyn ve Taif seferleri sonuçları yönüyle Mekke’nin fethini tamamlamıştır.

Tebük Seferi (631)

Bizans’ın büyük bir orduyla Müslümanlar üzerine geldiği söylentisi üzerine düzenlenen bu seferde İslam ordusu Bizans sınırındaki Tebük’e ulaşmış, ancak haberin asılsız olduğu anlaşılınca geri dönülmüştür. Sefer sırasında bazı topluluklar Müslüman olmuş ve kültürel etkileşim yaşanmıştır. Tebük Seferi Hz. Muhammed’in son seferidir.

Veda Haccı ve Hz. Muhammed’in Vefatı (632)

Hz. Muhammed 632’de hac görevini yerine getirmek için Mekke’ye gelmiştir. Bu olaya daha sonra Veda Haccı denilmiştir. Hz. Muhammed bu hac sırasında çok kalabalık bir Müslüman topluluğa yaptığı Veda Hutbesi’nde evrensel mesajlar vermiş ve İslamiyetin tamamlandığını söylerek onlara veda etmiştir.

Hz. Muhammed bu olaydan sonra Medine’ye geri dönmüş ve 8 Haziran 632’de vefat etmiştir. Hz. Muhammed döneminde Arap Yarımadası’nda siyasi ve dini birlik büyük ölçüde sağlanmıştır.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed – Hicret ve Medine Dönemi

Hz. Muhammed 20 Nisan 571’de Mekke’de dünyayı gelmiştir. Doğmadan babasını, altı yaşında da annesini kaybeden Hz. Muhammed’i önce dedesi sonra amcası himaye etmiştir. Gençliğinde putlara tapmamış, güzel ahlakıyla herkese örnek olmuş ve toplum tarafından El-Emin olarak tanınmıştır. Hz. Muhammed kırk yaşlarında peygamberlik vazifesiyle görevlendirildikten sonra en yakınlarından başlamak üzere insanlara İslamiyeti anlatmaya başlamıştır.

Ancak atalarının dinine, putlara sıkı sıkıya bağlı olan, ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen ve toplumsal eşitlikten yana olmayan Mekkeliler Müslümanlara baskı ve işkence uygulamaya başlamışlardır. Bu baskıların artması üzerine bir grup Müslüman 615’te Habeşistan’a göç etmiştir. Bu olayla İslamiyet ilk kez Arap Yarımadası dışına da götürülmüştür. Mekke’de çok büyük tepki alan Hz. Muhammed İslamiyeti Mekke dışına yaymaya çalışmıştır. 619 yılında Akabe denilen bölgede Medineli bir grup İslamiyeti kabul etmiştir. Bu dönemde Müslümanlara uygulanan toplumsal baskının şiddete dönüşmesi ve Medineli Müslümanların daveti sonunda Mekke’den Medine’ye göç (hicret) olayı gerçekleşmiştir.

Hicret (622)

Mekke’den göç eden Müslümanlara muhacir (göç eden) Medineli Müslümanlara ensar (yardımcılar) denir. İslamiyetin Medineliler arasında kolaylıkla yayılmasında, Medine halkının,

  • Birlikte yaşadıkları Yahudilerden tek tanrı inancını içeriğini bilmeleri ve yeni bir peygamber geleceğini öğrenmeleri
  • Kendi aralarındaki problemleri Hz. Muhammed’in çözeceğine inanmaları
  • Mekkeliler tarafından aşağılanmaları ve küçük görülmeleri gibi nedenler etkili olmuştur.

Hz. Muhammed, Hicret’ten sonra Medine’de yaşayan Müslümanlar, Müslüman olmayan Araplar ve Yahudilerle karşılıklı hak ve özgürlükleri içeren, şehrin beraber savunulmasını karara bağlayan ve kendisinin lider olarak tanınmasını sağlayan Medine Vatandaşlık Antlaşmasını yapmıştır.

Bu antlaşma toplumsal düzeni ve inanç özgürlüğünü de sağlaması yönüyle anayasal bir nitelik taşımaktadır.

Hicretin Sonuçlan:

  • İslamiyet siyasi güç haline gelmiş, Medine Site Devleti kurulmuştur.
  • Hz Muhammed peygamlerliğinin yanı sıra devlet başkanlığı görevini de üstlenmiştir.
  • Müslümanlar baskıdan kurtulmuş ve İslamiyetin yayılması hızlanmıştır.
  • Nüfus sayımı yapılarak Müslümanların sayısı tespit edilmiştir. (Bu sayımın askeri niteliği de vardır.)

Not1: Hicret Olayı Hz. Ömer döneminde hazırlanan Hicri takvimin başlangıcı kabul edilmiştir.

Not2: Hz. Muhammed’in İslamiyet’i yaymaya çalışırken birçok güçlükle karşılaşması toplumların alışkanlıklarını değiştirmenin zorluğunu göstermektedir.

{ Add a Comment }

Hz. Muhammed Dönemimdeki Siyasi Gelişmeler

Bedir Şavaşi (624)

Nedenleri:

  • Mekkelilerin, Müslümanların Medine’de siyasi bir güç haline gelmesini engellemek istemeleri.
  • Mekkelilerin İslamiyet’in yayılmasını engellemek istemeleri.
  • Bunlara karşılık Müslümanların Mekke’de kalan mallarına karşılık Şam’a giden bir Mekke kervanına el koymak istemeleri.
  • Medine’deki münafıkların Mekkelileri Müslümanlara karşı kışkırtmaları.

Savaş Hz. Muhammed‘in Bedir’deki su kuyularını kullanarak yetiştirdiği strateji sayesinde Müslümanların zaferi ile sonuçlanmıştır.

Sonuçları:

  • Müslümanların Hz. Muhammed‘e olan güvenleri artmıştır.
  • Müslümanların kendilerine olan güveni artmıştır.
  • Şam ticaret yolunun kontrolü Müslümanlara geçmiştir.
  • Elde edilen savaş esirlerij Müslüman- lara okuma-yazma öğretmek şartı ile serbest bırakılmıştır.
  • Elde edilen ganimetlerin beşte biri devlete bırakılırken, geri kalan ganimet ise savaşa katılanlara dağıtılmıştır.

Uhud Savaşı (625)

Nedenleri:

  • Mekkelilerin Bedir Savaşı’nın intikamını almak istemeleri.
  • Şam ticaret yoluna tekrar hakim olmak istemeleri.

Hz. Muhammed, Uhud Savaşı’nda savunma stratejisi uygulamak istemiştir. Fakat askerlerinin düşmanı Medine dışında karşılamak istemesi üzerine 700 kişilik bir kuvvetle Uhud Dağı’nın eteklerinde düşmanla karşılaştılar.

Sonuçları:

  • Savaşın başlangıcında Müslümanlar üstün iken savaşın sonunda Mekkeliler Müslümanlara üstünlük sağladılar. Ancak istedikleri sonucu alamadılar.
  • Müslümanlar başta Hz. Hamza olmak üzere büyük kayıplar verdiler.
  • Beni Nadir Yahudileri Mekkelilerle iş birliği yaptıklarından Medine’den çıkarıldılar.

Hendek Savaşı (627)

Nedenleri:

  • Mekkelilerin Uhud Savaşı’nda istedikleri sonucu alamamaları.
  • Müslümanlığın yayılmasını kesin bir şekilde sona erdirmek istemeleri.
  • Medine’deki Yahudilerin Mekkelileri savaşa kışkırtmaları.

Mekkelilerin üzerlerine geldiğini haber alan Hz. Muhammed bu savaşta savunma stratejisini uyguladı. Medine’nin etrafına Selman-ı Farisi’nin teklifiyle hendekler kazdırdı. Bu taktik işe yaradı ve Mekkeliler netice alamadan geri döndüler.

Sonuçları:

  • Bu savaştan sonra Mekkeliler savunmaya, Müslümanlar ise taarruz durumuna geçmişlerdir.
  • Beni Kureyza Yahudileri Mekkelilerle beraber hareket ettikleri için Medine’den çıkarıldılar.
  • Müslümanların gücünü gören birçok Arap kabilesi İslamiyeti kabul etmişlerdir.

Hudeybiye Antlaşması (628)

Hz. Muhammed Kabe’yi ziyaret amacıyla 15OO kişi ile Mekke’ye doğru yola çıktı. Mekkelilerin bu duruma karşı çıkması üzerine Hz. Osman’ı amaçlarının ne olduğunu anlatması için Mekke’ye gönderdi. Mekkelilerin Hz. Osman’ı esir alması üzerine gerginleşen ilişkiler sonucunda taraflar savaş yapmak istemediklerinden barış imzaladılar.Barış Maddelerinden Bazılarına Göre;

  • Müslümanlar hac ziyaretini o yıl değil, bir yıl sonra yapabilecekler,
  • Mekkelilerden reşit olmayan birisi Müslüman dahi olsa Medine’ye sığınırsa geri iade edilecek, Müslümanlardan Mekke’ye sığınanlar ise iade edilmeyecek,
  • Her iki tarafta istedikleri kabilelerle işbirliği yapabilecek ancak askeri yardımda bulunmayacak,
  • Anlaşma 10 yıl süreyle geçerli olacaktır.

Hudeybiye Antlaşması ile Mekkeliler Müslümanları hukuken tanımış oldular.

Haybedin Fethi (629)

Müslümanlar tarafından Mekkeli müşriklerle anlaştıklarından dolayı Medine’den çıkarılan Yahudi’ler Hayber’e yerleşmişlerdi. Burası Şam ticaret yolu üzerinde bir bölgeydi. Yahudilerin Müslümanlar için Önemli olan Şam ticaret yolunun güvenliğini tehdit etmeleri üzerine sefere çıkılmış ve Hayber Yahudi’lerden alınmıştır. Bu sayede Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanmıştır.

Mute Savaşı (629)

Hz. Muhammed çevredeki devlet ve kabilelere İslamiyet’e davet amacıyla elçiler ve mektuplar göndermeye devam ediyordu. Bu elçilerden birisi de Bizans’a bağlı olan Gassaniler’e gönderilmiştir. Gassaniler’in gelen elçiyi pusuya düşürmesi üzerine müslümanlar Zeyd bin Harise komutasında 3000 kişilik bir orduyla sefere çıkmıştır. Bizans ile yapılan ilk savaştır. Taraflar birbirine üstünlük sağlayamamıştır. Hz. Halid bin Velid’in İslam ordularına komutanlık yapmaya başladığı savaş olmuştur.

Hz. Muhammed’in Vefatı ve Veda Haccı (632)

Hz. Muhammed 632 yılında 100 binin üzerinde Müslümanla Veda Haccı denilen haccı yapmıştır. Burada verdiği Veda Hutbesi ile son dini emirlerini vererek İslam dininin tamamlanmasını sağlamıştır. Hac sonrası Medine’de rahatsızlanan Hz. Muhammed 8 Haziran 632 yılında vefat etmiştir.

Veda Hutbesinden İlkeler:

  • Malın, canın, namusun mukaddes olduğu ve korunduğu,
  • Cahiliyye adetlerine geri dönülmemesi gerektiği ve hesap gününün olduğu,
  • Emanetin teslim edilmesi gerektiği,
  • Faizin kaldırılması,
  • Kan davalarının kaldırılması,
  • Şeytana karşı uyanık olunması ve ona uyulmaması gerektiği,
  • Kur’an ve sünnete sarılmanın önem ve neticesi,
  • Müslümanın Müslümana kanının, malının helal olmadığı,
  • Kimsenin kimseye üstün olmadığı ve üstünlüğün takvayla olduğu,
  • Allah’a hiçbir şeyin ortak koşulmaması.

{ Add a Comment }