Asıl adı Hızır’dır. 1467-1473 yılları arasında Midilli’de doğmuştur. Bir Osmanlı sipahisi olan Yakup Bey’in oğludur. İshak, Oruç ve İlyas Bey isimli üç kardeşi daha vardı. Küçük yaşlardan itibaren denizciliğe gönül vermiş, gençliğinde Midilli ve batı Trakya kıyılarında deniz ticareti ile uğraşmış, daha sonra kendisi gibi denizci olan abisi Oruç Reis’in yanında bulunmuştur. Oruç Reis, o tarihlerde adını bütün ’ Avrupa’nın bildiği ünlü bir korsandı.

Akdeniz kıyılarında üstün başarılar gösteriyor, girdiği deniz muharebelerinin hemen hepsinden galip çıkıyordu. Oruç Reis kardeşinin de yardımıyla Cezayir’i ele geçirmiş ve burada hükümdarlığını ilan etmiştir. Daha sonra Telemsan kalesi civarında yapılan bir savaşta İspanyol’lara karşı kahramanca çarpışarak şehit olmuştur. Abisinin ölümünden sonra donanmaların başına geçen Hızır Reis’in ünü ya-yılmaya başlamıştır. Avrupalıların Kırmızı Sakal manasına gelen Barbaros ismiyle andıkları Hızır Reis, kısa sürede bütün bir Akdeniz’de hakimiyet kurmaya başlamıştır. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in de desteğini alarak faaliyetlerini genişletmiş, Venedik, Ceneviz, Fransa ve İspanya kıyılarında üstün başarılar kazanmıştır.

1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın huzuruna çıkarak bağlılığını ve devlete hizmete devam edeceğini söyleyen Hızır Reis’e, padişah “Dinin hayırlısı” manasına gelen Hayreddin ismini vererek kendisini Kaptan-ı Deryalığa getirmiştir. Bu rütbe devletin en yüksek rütbelerinden biridir. Hızır Reis Kaptan-ı Derya olduktan sonra Osmanlı donanmalarıyla Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmeye başlamıştır. Devletin karada gösterdiği muazzam başarılar denizde de devam edince, Haçlılar büyük bir donanma hazırlayarak 1538 yılında Preveze önlerine geldiler. Donanmalarının başında şöhret düşkünü, yüreği gurur ve kibirle dolu Andrea Doria isimli bir amiral bulunuyordu. Hızır Reis, haçlıların yenilmez kabul ettikleri bu büyük donanmayı Preveze’de korkunç bir hezimete uğratarak Türk denizcilik tarihinin en büyük zaferlerinden birini kazandı. Andreo Doria mahvolan gemilerini geride bırakarak gizlice kaçtı.

Bu zafer, Akdeniz’in tamamında Osmanlı hakimiyetini sağladı. Barbaros Hayreddin Paşa bundan sonra da durmadı. Devletin kendisine verdiği her görevden yüzünün akıyla çıktı. Denizdeki üstün başarının yanında karada da zaferler kazanıp Cezayir ve Tunus’u Osmanlı sınırlarına kattı. Hatıralarını uzun uzun yazdırarak da, dönemindeki olayların zamanımıza kadar ulaşmasını sağlayan büyük Türk amirali seksen yaşına girdiği sıralarda İstanbul’da vefat etmiş, Beşiktaş semtinde yaptırılan türbesine gömülmüştür.

“Böylece padişah Sultan Selim fermanı ile Cezayir-i Arap Beylerbeyi oldum. Bize Allah için muhabbet edenlerin muhabbeti, sadakati daha ziyade oldu. Memnun olup şükrettiler. Amma niyeti fasit olanların hasetlikleri ağaç kurdu gibi yüreklerini oyup, sonunda ölümlerine sebep oldu. Bir kişinin ki yardımcısı Allah ola, var kıyas eyle ki ol ne ola!.. Niyet saflığı gibi yoktur. Zira herşey niyete bağladır.” (Barbaros Hayreddin Paşa)