BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAK BİR İHTİYAÇTIR: Bireyler arasındaki farklılıklar ayrılık unsuru olarak görülmemeli, kin ve düşmanlığa yol açmamalıdır. Herkes birbirinin inançlarına, düşüncelerine, yaşam biçimine, zevklerine, alışkanlıklarına saygı göstermelidir. Buna özen gösterilirse insanlar arasında sevgi, saygı ve kardeşlik duygulan gelişir, Toplumda barış, huzur ve güven ortamı egemen olur.

İslam dini, farklı ırk ve milletlere mensup olmanın ayrılık unsuru olarak görülmemesi gerektiğini belirtmiştir. Bu tür farklılıkların, insanların tanışıp kaynaşmaları için gerekli olduğunu vurgulamıştır. Bu konuyla ilgili olarak Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur.: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

İSLAM BARIŞA VE BİRLİKTE YAŞAMAYA ÖNEM VERİR: İslam dini başkalarının haklarına saygı göstermeyi; ilişkilerde sevgi, saygı ve dostluğa önem vermeyi, anlayışlı ve hoşgörülü olmayı öğütler. Yalan söylemeyi, hile yapmayı, haksızlık etmeyi, iftirayı, dedikoduyu yasaklar. Böylesi kötü huy ve davranışların toplumsal ilişkilere zarar vereceğini, insanlar arasında kin ve düşmanlık yaratacağını belirtir. Toplumda huzur ve güven ortamını bozacak her türlü davranıştan uzak durulmasını emreder. Örneğin; bir ayette, “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin, buyrulur. Başka bir ayette ise “Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya … iyi davranın…”denir. Böylece insanlarla iyi geçinmek gerektiği belirtilir.

Sevgili Peygamberimiz de çeşitli hadislerinde bizlere kin ve nefretten kaçınmayı, toplumsal ilişkileri bozacak, barış ve güven ortamına zarar verecek davranışlardan uzak durmayı öğütlemiştir. O, bu konuyla ilgili bir hadisinde, “Birbirinizi kıskanmayın, birbirinize küsmeyin, kin beslemeyin ve sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kullan, kardeş olun.” buyurmuştur. Başka bir hadisinde ise “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek mümin olamazsınız.” demiştir.

BİR İNSANIN YAŞAMASINI SAĞLAMAK, BÜTÜN İNSANLARA HAYAT VERMEK GİBİDİR: Yaşama hakkı, insanın sahip olduğu en temel haklardan biridir. Yüce Allah her insanın rahat, mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamasını ister. İnsanların can güvenliğine zarar verecek, yaşama hakkını ortadan kaldıracak her türlü davranışı yasaklar. Dinimize göre bir insanın canına kıymak büyük günahlardan sayılır. Bu konuda kutsal kitabımızda yer alan bir ayette, “Kim bir mümini kasten öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehemnemdir. Allah ona azap hazırlamıştır.” buyrulur. Peygamberimiz de Veda Hutbesi’nde, “Canlarınız, mallarınız, namuslarınız kutsaldır. Her türlü saldırıdan korunmuştur…” buyurarak dinimizin yaşama hakkına verdiği önemi açıkça ortaya koymuştur.

HZ. MUHAMMED BİR BARIŞ ELÇİSİDİR:

Peygamberimiz Hz. Muhammed, gerek peygamber olmadan önce gerekse peygamber olduktan sonra herkesle iyi geçinmiş, toplumsal barışı bozacak davranışlardan kaçınmıştır. O, hiç kimseye karşı kin ve düşmanlık beslememiştir. Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ilk on iki yılı Mekke’de geçmiştir. Bu süre içerisinde pek çok Müslüman baskı ve şiddete maruz kalmış, zulüm ve işkence görmüştür. O, kendisine ve Müslümanlara düşmanca davranan, şiddet uygulayan Mekkeli müşriklere aynı yolla karşılık vermemiştir. Yapılan her türlü baskıya rağmen sabırla ve ikna yoluyla İslam dinini anlatmayı sürdürmüştür. Müslümanlar karşılaştıkları baskı ve işkencelerden şikayet ettiklerinde Peygamberimiz, “Sabredin, ben savaşla emrolunmadım.” buyurmuştur.

Peygamberimiz adalete önem vermiş, yaptığı anlaşmalara sadık kalmıştır. Zorunlu olmadıkça savaşmamıştır. Onun yaptığı savaşların hemen hemen hepsi savunma amaçlıdır. O, hayatı boyunca barıştan yana olmuştur. Peygamberimiz bu konuda Kur’an’ın, “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et…”şeklinde buyruğunu ilke edinmiştir.

ZORUNLU OLMADIKÇA SAVAŞ BİR İNSANLIK SUÇUDUR: Dinimiz zorunlu olmadıkça savaşılmamasını emreder. Her zaman barışa önem verilmesini öğütler. Kutsal kitabımızda yer alan bir ayette, kim bağışlar ve barışını sağlarsa onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu o, zalimleri sevmez.” ifadesi yer alır. Peygamberimiz de bir hadisinde, “Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz, karşılaştığınız zaman da karşı koyunuz ve sabrediniz…” buyurarak savaşın istenmemesi gerektiğini belirtir.