Kişilik kuramcıları ilk çocukluk dönemini 2-6 yaş arası dönem olarak belirtmektedir. Oysaki kişilik gelişiminin ve öz güven oluşumunun bebeğin daha anne rahmindeyken gelişmeye başladığı kabul edilmektedir.

Öğrenme sürecindeki bir bebek duyduğu her sesi anlamlandırmasa da onları kaydeder ve ilerleyen zaman dilimlerinde benzer yaşantılarla karşılaştığında bilinçaltına kaydedilmiş olan bu bilgileri davranış biçimlerine dönüştürmeye başlar. Bunun farkında olan bazı anneler bu yüzden hamilelik süresince bebekleriyle konuşur, kimi anneler de onlara Kur’an okur hatta klasik müzik dinletmek gibi faaliyetlerde bulunur.

Çünkü çocuk doğduktan sonra bu sesleri tanır ve bu sayede öğrenmesi daha kolay olur ve zihin dünyası gelişmeye başlar. Bu sebeple 0-6 yaş kişilik gelişimi ve özgüven açısından en önemli devredir. Çocuk bu dönemde edindiği temel bilgiler sayesinde sahip olduğu tutumlarla ve oluşturmaya başladığı kişilik yapısıyla yaşamının ileri dönemlerine yön vermektedir.

Ebeveyinler, bebekle kurdukları sevgi temelli ilişki ile, sağlıklı bir güven duygusunun oluşumu için ilk aşamayı kat etmiş olurlar. Yine annelerin gebelik döneminde bebeğiyle duygusal iletişim kurabilmesi için, eliyle karnınını okşaması, bebek ile konuşması ve sesiyle ona güven vermeye çaba göstermesi özgüven oluşumunda faydalı olacaktır.

Ayrıca annenin sağlıklı ve huzurlu bir hamilelik süreci geçirmesi, bebeğin ruh dünyasını olumlu olarak etkilemektedir. Doğumdan sonra da annenin bebekle tensel teması, onu kucaklaması, gebelik döneminde olduğu gibi onunla konuşması bebeğin güven duygusunun oluşmasında önemli bir faktördür.

Bebek daha önceden duyduğu ve tanıdık sesler işittiğinden yeni ortama adapte olmakta daha az güçlük çekecektir. Bebeklerin ilk zamanlarda işitme duyuları görme duyularına oranla daha iyi geliştiğinden seslere karşı daha duyarlı olurlar. Ayrıca anne sesinin de bebeğe güven verdiği gerçeğini unutmamak gerekir. Görme duyusunun gelişmeye başlamasıyla beraber (ilk iki aydan sonra) bebek kişileri tanımaya başlar. Bu dönemde bebeğin ebeveynleri tanıma safhasına gelmesinden dolayı anne ve babanın bebek ile göz teması kurması oldukça önemlidir zira bu bebeğin güven gelişimi için oldukça önemlidir.

Çocuğun dilinin gelişmeye başladığı dönemlerde ebeveynlerin sorulan meraklı sorulara büyük bir sabırla ve mantıklı cevaplar vermeleri çocukta bir birey olarak kendine önem verildiği hissinin oluşması sağlar elbette ki bu da öz güven duygusunun gelişimine katkıda bulunacaktır.

Diğer bir taftan ebeveynlerin özellikle, çocuklarının boy hizasına yaklaşmak suretiyle ve de göz teması kurarak, çocuklarını dinlemeye ve anlamaya çalışması iletişim kurmada bir başka yöntemdir. Bu surette çocuk, anne ve baba arasında sağlıklı bir bağlılık oluşur.

Ancak diğer bir taraftan toplumsal yapımızda sıklıkla karşılaştığımız yanlışlardan biri ise annelerin çocuklarının kendilerine sevgi ile bağlı olmaktan çok bağımlı olmalarını tercih ediyor oluşlarıdır. Bu tip anneler çocuklarına, herhangi bir şeyi başaramadıkları anda müdahale etme eğilimindedirler. Aslında bu durum bebeğin, daha ilk adımlarını atmaya başladığı zamanlarda onun düşeceğini hisseden annenin onu hemen tutma eğilimiyle başlayan bir süreçtir.

İşte bu nedenle bağımlı ve güvensiz nesiller yetişmektedir. Böyle yapmak yerine ona zor zamanlarında ve sadece gücünün yetmediği bir noktada ebeveynlerinin desteğinin arkasında olduğu hissinin verilmesi gerekmektedir. Bu sebeple yukarıdaki bahisten hareketle ani bir düşme durumunda düşmeyi önlemek yerine, bebeğin zarar görmeyecek şekilde düşüş yapması için bir elinin tutulması ona güven verecektir. Aynı zamanda bu davranış şekli başarısız oluşu başarma azmini güçlendirecektir. Ancak bu şeklide çocuk sağlıklı güven ve kişilik gelişimine ulaşmayı başarabilir.

Ergenlerde Özgüven Gelişimi

Ergenlik dönemi kişiliğin, tutumların ve davranışların büyük ölçüde şekillendiği 0-6 yaş dönemini tamamlayıcı bir dönemdir. Ergenlik: bireyin yaşamında fiziksel ve ruhsal olarak değişikliklerin ortaya çıktığı, büyüme ve gelişmenin hız kazandığı 2 veya 3 yıllık bir süreci kapsayan bir dönemdir.

Ergenlik çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir. Bu sebeple bu evre aile içinde tıpkı diğer dönemler gibi normal karşılanmalıdır. Çoğu ebeveyn -bilhassa bu dönemde – çocuklarını başkalarının çocukları ile kıyas etmektedirler. Ancak ebeveynler şunu unutmamalıdırlar ki her birey kendi içinde bir dünya, bir âlemdir, tektir ve de bu şekilde değerlendirilmelidir. Bu sebepledir ki ergenlik dönenini yaşayan her birey, bu dönemi aynı şekilde geçirmez. Kimisi daha fevri ve saldırgan olurken, kimisi de daha içene kapanık ve sakin olabilir.

Bu dönemde, ergenin ilgi duyduğu şeyler değişebilir, aileye eleştirel bir nazarla yaklaşabilir, dikkatini toplama konusunda ve özellikle ders çalışmakta zorlanabilir, en önemlisi artık bir fert olduğunun, çocuk olmadığının anlaşılmasını ister.

Ebeveynler sırası geldiğinde “Sen büyüdün artık bunu yapmamalısın” derken, bazen de “Sen daha çocuksun” diyerek, ergenin ikilemde kalmasına sebep olmaktadır. Bu arada Ergen birey “Ben çocuk muyum? Yoksa yetişkin miyim?” çelişkisi içinde kalmaktadır. Burada ailelerin asıl görevi, ergeni bu ikilem içinde bırakmak yerine zaten içinde bulunduğu dönem itibariyle bu çelişkinin odak noktasında bulunan bireyi bu bocalamadan kurtarmak olmalıdır, ona yetişkin bir birey olmaya çalıştığı hatırlatılmalı ve kendisine bu konuda yardımcı olunmalıdır.

Her şeyden evvel anne ve baba, çocuklarını yargılamak yerine ona saygı gösterip, onu anlamaya çalışmalı, aynı dönemlerden kendilerinin de geçtiklerini asla unutmamalıdır. Ayrıca ergenlere karşı davranış şekillerini belirlerken olayları ve durumları kendi ergenlik dönemlerini geçirdikleri toplumsal ve kültürel yapının şartları açısından değil; içinde bulunulan dönemin şartları açısından değerlendirerek karar vermeleri onlara karşı tutum ve davranışlarını bu kriterleri göz önünde bulundurarak belirlemeleri ergenin sağlıklı bir ergenlik dönemi geçirmesi bakımından yerinde olacaktır.

Netice olarak ergenlere verilebilecek en güzel mesaj; “En güzeli evinize ve sevdiklerinize bağlılığınızı sürdürerek, bağımsızlığınızı kazanmanızdır.” Anne ve babaya verilebilecek en güzel mesaj ise; “Çocuğunuzun evine ve kendinize olan bağlılığını pekiştirmeniz ve onun bağımsızlığına saygı duymanızdır.”