“Sûr’a (boruya) üfürüldüğü gün, göklerde ve yerde bulunan herkes, Allah’ın diledikleri hariç, korkuya kapılacaklardır. Hepsi ona boyun bükerek gelirler.”Nemi Suresi-87

Kıyametin kopması, inananlar için güneşin doğup batması kadar gerçektir. Yüce Allah nasıl güneşi her gün doğdurup batırıyorsa, kıyameti de öyle koparacak ve ahiret hayatını başlatacaktır. Bundan hiçbir Müslüman’ın şüphesi yoktur. Çünkü kıyametin kopmasından şüphesi olan Müslüman değildir.

Peygamberimiz, kıyametin nasıl kopacağını bize haber vermiştir. Kıyamet günü olacak bir hadiseyi Yüce Allah’ın izniyle görmüş ve söylemiştir.

“Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır.” Güneşin batıdan doğması insanları büyük bir şaşkınlığa itecek. Sonun geldiğini anlayacaklar. Bu akıllara durgunluk veren olaydan sonra, tabiat olaylarını tanzim eden (düzenleyen) ve dört büyük melekten birisi olan İsrafil, kıyametin kopacağı gün Sûr’a üfleyecektir. Bu İsrafil’in Sûr’a birinci üfleyişidir, yani kıyametin kopmasını başlatan üfleyişi.

Bu “Sûr” dünyada bir benzeri olmayan bir haber verme aracıdır. Sûr’a; boru, koma, borazan ya da başka bir eşya ismi veremeyiz. Çünkü Sûr uhrevi (ahiretle ilgili) bir şeydir. Sûr, kıyameti koparacak olan ve ses çıkaran bir çeşit ilahi borudur.

Sûr’a üfürülmesi, Yüce Allah’ın Kur’an’ı Kerim’de vaat ettiği kıyamet saatinin artık gelip çattığının haberidir. Bu ses dünya hayatının bitişinin ve ahretin başlangıcının sesidir. Dünyada kaldığı süre boyunca bu büyük günde göreceklerine karşı haberdar edilen ve vereceği hesapla uyarılıp korkutulan herkes artık kendilerine vaat edilen gerçekle karşı karşıyadırlar. Hiç beklenmedik bir anda duydukları bu ses daha önce duyulan seslere hiç benzemeyen bir sestir.

İnsanlar, kendilerine verilen sürenin son bulduğunu, bu işaretten (Sûr’a üflenmesinden) anlayacaklardır. Bu ses, küfre sapanların sonsuza kadar kesintisiz olarak yaşayacakları korku, dehşet, azap ve yılgınlık dolu, zorlu bir günün başladığının habercisidir. Müslüman olan ve Yüce Allah’a kulluk edenler, o gün Yüce Allah’ın koruması altındadır. Yüce Allah, Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

“Çünkü o boruya (Sûr’a) üfürüldüğü zaman, işte o gün, zorlu bir gündür; kafirler içinse hiç kolay değildir.” (Müdessir Suresi 8-10)

İşte kıyametin o dehşetli anında insan, ölümün yakınlığının, dünya hayatının kısalığının, sahip olduğu ve olmadığı her şeyin sadece imtihanın bir parçası olduğunun farkına varır. Bütün insanlar o an, Kur’an’ı Kerim aracılığıyla, insanlara tarif edilmiş olan gerçeklerle de mutlaka karşılaşacaklarının farkındadırlar. Dolayısıyla dünyadaki tek amacın “Allah için yaşamak” olduğunu kavrayabilmişlerdir. Bunu dünyada yani kıyameti kopmadan önce kavramak insan için çok büyük bir kazançtır. Böylece aldatıcı bir dünyadan uzaklaşmakta, tek gerçeğe yani “ahirete” yönelmektedir. Nefsinin, yani sadece zevklerinin, arzularının peşinden koşmaz ve Yüce Allah’a hakkıyla kulluk eder.

O gün (kıyamet günü) hayatı boyunca Yüce Allah’a kulluk etmiş Müslümanları Yüce Allah asla yalnız ve korku içinde bırakmayacaktır. O gün müminler nurlarından tanınacaklar.

“O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): ‘Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir (denilir). İşte büyük kurtuluş budur! O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: ‘Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım.’ Onlara: ‘Arkanıza dönün de nur arayın!’ denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır.” (Hadid Suresi 12-13)

“Yüzler var ki o gün (kıyamet günü) parıl parıl, güler, sevinir.” (Abese Suresi 38-39)

Yüce Allah sonsuz merhamet sahibidir. O, insanları korkutmak ya da cezalandırmak için yaratmamıştır. Onun emirlerine uyup hakkıyla kulluk edenler için ne kıyamet günü, ne de başka bir zaman korku ve üzüntü yoktur.