İsteklilik ve Samimiyet: İbadetlerde istekli olmak, esasen Allah’ın rızasını kazanma arzusuyla ve onun hükmüne tabi olmak üzere eyleme yönelen iradedir. Bu, aynı zamanda her davranışı ibadet kastıyla yaparken severek yapmayı ve zorluklara karşı sabretmeyi de öngörür, öte yandan isteklilikle amel arasında doğrudan bir ilişki vardır.

İbadette samimiyet esastır. Dolayısıyla yapılan ibadetlerin ve amellerin gösterişten uzak, temiz bir niyetle ve Allah rızası için yapılmış olması gerekir. Çünkü ibadette ihlas, dinin özü ve Allah’a bağlılığın bir gereğidir. Kur’an, hak dinin en önemli vasfının Allah’a samimi bir biçimde ibadet etmek olduğunu belirterek şöyle buyurur: “Hâlbuki onlara ancak dini yalnız ona has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.”

Gösterişten Uzak Olmak: Tevhit dininin aslını, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan yapılan ibadetler oluşturur. Allah’ın dışında hiçbir varlığa ibadet etmemek ve gösterişten uzak bir biçimde yapılan ibadetlerin karşılığını yalnızca Allah’tan beklemek, Müslüman olmanın en temel şartıdır. İnanan bir kişi, ibadetleri Kur’an’ın, “Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabb’idir. “ayetinin ruhuna uygun yapmalıdır.

Kolaylık ve Güç Yetirebilirlik: Allah, insana gücünün yetmeyeceği hiçbir şeyi yüklememiştir. Ayrıca her zorluğa karşı da kolaylıklar yarattığını ifade etmektedir. Bu konuda Hz. Muhammed, “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” buyurarak bu hususa açıklık getirmiştir. Yine Hz. Muhammed, Hz. Aişe’nin anlattığına göre biri diğerinden kolay olan iki iş arasından seçim yapacağı zaman, eğer günah yoksa kolay olanını seçerdi.

İslam dini kolaylık dinidir. Dolayısıyla İslam’ın öngördüğü ibadetlerde kolaylıklar vardır. Çünkü Yüce Yaratıcı, insanı gücünün yetmeyeceği bir şeyle sorumlu tutmaz. Bu konu, Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir…”