Etiket: görüş

Doğru Bilginin Mümkün Olduğunu Savunan Görüşler

Doğru Bilginin İmkanını Savunanlar:

Doğru bilginin olabileceğini kabul eden ve farklı kaynakları kabul eden akımlardan ve görüşlerden oluşur. Buna göre;

A) RASYONALİZM:

Rasyonalizme göre doğru bilgi doğuştan ve akıl yoluyla elde edilir. Bundan dolayı bilgi dogmatik olarak kabul edilir. Rasyonalizmin temsilcileri şunlardır:

Sokrates: İlk çağ filozoflarındandır, ona göre bilgiler doğuştan gelir ve bu dünyada hatırlanır. Öğretmen bilgiyi doğrultarak ortaya çıkarır. Sofistlerle mücadele etmiştir.

Platon: Sokrates’in öğrencisidir. Doğru bilgiyi elde ederken bilgi dünyasını ikiye ayırır. Bunlar duyular (doxa = gerçeklik) diğeri ise idea (doğmadan önceki) evrendir. Biz doğmadan önce bilgileri öğrenir doğduktan sonra hatırlarız.

Aristo: Platon’un öğrencisidir. İslam dünyasında muallimi ewel=birinci öğretmen ünvanıyla anılır. Aristo Rasyonalist olmasına karşın doğuştan bilgiye karşı çıkar. Akıl bilginin kaynağıdır. Aristo’ya göre akıl ikiye ayrılır.

1) Edilgen akıl: Duyularımıza dayanarak bilgi içeriği üretir.
2) Etkin akıl: Duyulara dayalı bilgileri üretir.

Farabi: Aristo’nun görüşlerini benimseyen Türk asıllı bir filozoftur. Muallimi Sani (ikinci öğretmen) ünvanı almıştır. Aristo’nun görüşlerini biraz değiştirmiştir. Ona göre bilginin üç kaynağı vardır.

1) Duyular
2) Akıl
3) Düşünce

Descartes: İnsanı doğru bilgiye götüren akıldır. Ancak aydınlanma filozofudur. Bundan dolayı bilgi elde ederken insan kendinden şüphe duymaz. “Düşünüyorum o halde varım.” sözünü söylemiştir. Bilgiyi elde ederken şüpheyi, metodik şüpheyi benimsemiştir. Tümevarım ve tümden gelim metodunu kullanmıştır.

Hegel: O na göre doğada olan biten her şeyin varlığı, başka bir şey yüzündendir. Rastlantısal hiç bir şey meydana gelmez. Bilginin deneye gerek duymadan akıl yoluyla elde edilebileceğini savunur. Aklın yasalarıyla Evren’in yasaları birdir. Hegel dialektik felsefesinin önemli temsilcilerindendir. Evrende sürekli bir değişim içindedir. Bu değişim tez, antitez, sentez’dir.

B) EMPİRİZM:

Rasyonalizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Doğuştan ve akıl yoluyla bilgi edilmez. Doğru bilgi duyum ve tecrübenin ürünüdür. Empirizim, rasyonalizmin savunduğu doğuştan aklımızda hazır bulunduğunu söylediği bilgilerin birçoğunun deneyle kazanıldığını savunur.

Locke: İngiliz deneyimli filozoftur. İnsanın doğuştan hiç bir bilgisi olamaz “insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir.” İnsan zihni “Tabula Rasu” boş bir levhadır. Bu levha duyum ve deneylerle dolar. J. Locke göre deney ikiye ayrılır.

1) Dış deney: Dış dünyayı duyularla tanımamızı sağlar.
2) İç deney: İnsanın kendi zihninde ruhunda olup bitenlerin bilincine varmasını sağlar.

Hûme: J. Locke’un katı emperist görüşlere karşı biraz daha ılımlı yaklaşır.

Ona göre bilgiler;

  1. İzlenimler: Canlı duyumlanmızdır. İşitmek, görmek
  2. Fikirler: İzlenimlerin canlılığını yitirmiş kopyalandır.

C) KRİTİSİZM: (ELEŞTİRİCİLİK):

Alman filozof Kant’ın eleştirel düşünce veya relativizm olarak nitelendirdiği bir görüştür. Kant, bilgide hem m deneyden, hem de akıldan gelen unsurlar olduğuna inanır. Ona göre deneyden gelen, bilginin malzemesidir. Akıl ise bu bilgileri işler. Örneğin Öyle bilgi vardır ki denenmesi mümkün değildir, (örnek: ölüm) öyle bilgilerde vardır ki mutlaka denenmeden bilinemez. (örnek: yemeğin tadı) Doğru bilgi deneyde elde edilen verilerin, akıl yolu ile pekiştirilmesi ile kazanılır. Rasyonalizm ile empirizmi birleştirmeye çalışarak uzlaşmacılığıyla farklı bir anlayış yakalamıştır.

D) POZİTİVİZM: (OLGUCULUK):

Pozitif bilim; olayı, olayların dışındaki bir sebeple değil, olayla açıklayan bilimdir. Ona göre doğru bilgi mümkündür ve doğru bilgi ancak bilimsel bilgidir. Bilimsel bilgi tek doğru bilgidir. Metafiziğe dayalı bilgiler felsefeden atılmalıdır. Temsilcisi A. Comte’dir. Comte’nin amacı, toplumu düzenlemektir. Düzenleme vasıtası ise bilgidir. O’na göre toplumu düzenlemek için, toplum hakkında bilimsel bilgi edinmelidir.

Pozitivist bilgi üç aşamadan geçer.(Üç hal yasası)

  1. Teolojik aşama; insanlar, teolojik halde iken evreni, keyiflerine göre davranan tabiatüstü varlıklarla açıklamaya çalışmışlardır.
  2. Metafizik aşama; meydana gelen olayların arkasında bir gerçeklik olduğunu ileri sürerek metafizik olarak açıklamışlardır.
  3. Pozitivist aşama; insan zekâsı bilgiyi başka nedenlerde aramaktan vazgeçerek bilimsel gerçekliklere yönelir.

E) ANALİTİK FELSEFE (ÇÖZÜMLEYİCİ FELSEFE):

Dilin sınırları ile gerçekliğin ve düşüncenin sınırlarını aynı gören gerçeğin ancak dille ifade edilen kadar olduğunu savunan görüştür. Temsilcisi Withgenstein’dir.

F) ENTUİSYONİZM (SEZGİCİLİK):

Genel anlamda sezgi, akıl yürütmeye dayalı bir düşünmenin tersi olarak, bir bütün ya da varlığın doğrudan ve birden kavranmasıdır. Daha açık bir dil ile ifade ile varılan ve doğrudan kavranması olan sezgiyi bilgi edinme yolu olarak kabul eder. Sezgiciliğe göre zekânın karşıtı sezgidir. Zekâ maddeyi bilebilir fakat hayatı bilemez. O halde doğru bilgi sezginin bilgisidir. Gerçek bilgiye ulaşabileceğini savunduğu için dogmatiktir.

Bergson (1859-1941 )’a göre zeka bir uyum aracıdır. Zekâ her şeyi mekanik bir tarzda incelediği halde içgüdü, bizzat hayatın özüne nüfus eder. İçgüdü bir sempatidir, sezgidir. Hayati gelişmeyi içinden yakalayan da budur, yani sezgidir.

G) FENOMENOLOJİ (Görüngü Bilim):

Fenomenoloji özün bilinebileceğini ileri sürer. Bu öz duyumlardan arınmış bir temel kavramdır. E. Husserl (1859-1938), ona göre fenomenolojinin konusu özü yakalamaktır. Onun, özden kastı, olayların gerisinde saklı olan ideal anlamdır. Öze ulaşmak için de bilincin arındırılması ve orada ne varsa ortaya çıkarılması gerekir. Bu da ancak duyumsal olmayan sezgi ile mümkündür. O halde fenomenolojide varlık, en son noktada, insanın bilme yeteneğinin kaynağında olan şuurun belirlediği varlıktır.

Fenomenoloji, rasyonalizm ile empirizmi, idealizm ile materyalizmi uzlaştırmaya çalışır. Felsefeyi bilimler bilimî” diyerek savunmuştur.

H) PRAGMATİZM (FAYDACILIK):

Pragmatizm, Amerikan kökenli bir felsefedir. Pragmatizmin çıkışı Kant ve Pozitivizimdir. Metafiziği reddeder. Pragmatizme göre doğru bilginin kaynağı, hakikatin bize sağladığı fayda ile ölçülür. Yaşam koşullan değiştiği gibi hakikat de değişir. Bir bilginin doğruluğu pratikte uygulanabilir olması ve işe yaramasıdır. Eğer bilgi işe yarar değilse her hangi bir anlam taşımaz Temsilcisi J. Dewey ve W. James‘ tır.

{ Add a Comment }

Doğru Bilginin Mümkün Olmadığını Savunan Görüşler

Doğru Bilginin İmkansız Olduğunu Savunanlar:

Felsefe tarihinde doğru bilginin imkânlı olabileceği görüşü ağır basarken, bazı filozoflar kendine özgü görüşlerle doğru bilginin olmadığını açıklamaya çalışmışlardır. Doğru bilginin olmadığı görüşü ilkçağ filozoflarına kadar dayanır. M.Ö. 5 yüzyıllarda evrenin ana maddesi konusundaki ilk çalışmalar imkânsız bilginin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Filozofların ayrı görüşleri ortaya çıkarması doğru bilgi hakkında ki görüşlerin farklılaşmasını sağlamıştır.

İlkçağda başta gelen temsilcileri sofistlerdir. Sofistler şehir şehir dolaşarak para karşılığında bilgi satan usta öğreticilerdir. Sofistlerin önde gelenleri şunlardır;

a) Protogoras: İnsanın bilgi yetileri (duyumları) bilgi elde etmede kesin olarak yetersizdir. “İnsan var olan ve var olmayan her şeyin ölçüsüdür. Üşüyene göre hava soğuk, üşümeyene göre sıcaktır.”

b) Relativizm: Duyular kişiden kişiye değiştiği için doğru ve sağlam bilgi bize veremez.

c) Septisizm: Doğru bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını savunan kuşkuya temel olan yaklaşımdır. Temsilcisi; Pyrrhon ve Timon’dır. Septik görüşte’zaman içinde ayrılıklar görülmüştür.

b) Nihilizm: Bilgi ve varlığın olmadığını savunan görüştür. Temsilcisi; Gorgias “bilinen ve bilinebilecek” bir şey yoktur.

{ Add a Comment }

Wittgenstein ve Dil Felsefesi Hakkında Bilgi

Wittgenstein Sözleri ve Felsefi Görüşleri:

Wittgenstein(1889-1951), tüm felsefe sorunlarını dil çerçevesinde ele almıştır. Bu yüzden onun yaklaşımın temelinde dilin kapsamı ve sınırlarını açıklığa kavuşturma problemi vardır.

Ona göre insanların en önemli özelliği dili kullanma ve anlamadır. Bu noktadan yola çıkarak dil ile ilgili olarak iki soru sorulabilir: Dilin dünya ile ilişkisi nedir? Diğeri dilin düşünmeyle ilgisi nedir? Dil, dünyayı betimleyerek temsil eder. Bundan dolayı ortaya koyduğumuz yargılarımız yani önermelerimiz dış dünya hakkında bilgi verirler. Dil, dünyanın ve düşüncelerimizin ortak bir görüntüsüdür. Dilin mantıksal bir yapısı vardır. Bu yapı iyi analiz edilmelidir. Cümle veya önermelerin yapısı açıklanmalıdır. Yani kelimelerden oluşan önerme, dünyadaki bir olguyu yansıtıyor mu? Öyleyse olguların bilgisi önermelerle anlatılmış olmaktadır.

Burada önemli olan dil’in yapısının gerçekler dünyasının yapısını belirlemesidir. Çünkü dış dünya, kelimeler ve önermelerle sınırlıdır; önermelerle ifade edemezsek bir anlamı kalmaz. Bundan dolayı dilin yapısı düşünceye de sınır koymuş olur. Sonuçta bu sınırların dışında kalan “saçma”dır, yani anlamsızdır, doğrulanamaz, bilgi değeri yoktur.

Wittgenstein, 1929’dan sonra bu düşüncelerini değiştirmiş ve başka bir dil görüşü geliştirmiştir. Bu görüşünde o, dil’i bir araç gibi görmüştür. Önceden reddetttiği metafizik önermelerin de bir anlamı olduğunu ileri sürmüştür. Burada önemli olan dilin kullanılış biçimleridir. Dildeki kelimeler ile satranç oyunundaki taşları birbirlerine benzetir. Satrançta belli kurallar vardır ve taşların sayıları sınırlıdır. Ama sonsuz sayıda hareket etme olanağı vardır. Dil de aynen böyledir.

{ Add a Comment }

Bilgi Kuramının Temel Problemleri

Bilgi Kuramının Temel Sorunları

İnsanlar yüzyıllar boyunca bilgiyi kullanmışlar, fakat onu bir problem olarak araştırma konusu yapmamışlardır. İnsanlar bilgi konusuna bir şekilde kayıtsız kalmışlar, insanın zihinsel güçlerini çok fazla analiz etmemişlerdir. Bilgi konusuna bu şekilde kayıtsız kalma tavrı modern felsefe anlayışında ortadan kalkmıştır. Modern felsefenin en önemli temsilcilerinden biri olan Bertrand Russell‘ın bilgi konusuna bakış açısı şu şekildedir: “Dünyada aklı başında bir adamın şüphe edemeyeceği kadar kesin bir bilgi var mıdır?” O’na göre başlangıçta çok kolay gibi görünen bu soru sorulabilecek olan soruların en güçlerinden biridir. Bu çerçeve içinde, bilgi kuramının en önemli ve temel problemi “doğru bilginin imkânı” problemi olarak karşımıza çıkar. Burada söz konusu olan temel soru da, “doğru, genel geçer ve kesin bilginin olup olmadığı” sorusudur.

Bu problem karşısında birbirine karşıt olan iki görüş ortaya çıkmıştır. Bu görüşlerden birincisi, insanın gerçekliğin kendisini hiçbir zaman bilemeyeceğini savunan görüştür. Bu görüşe göre insanın bilme kapasitesi yeterli değildir. Herkes için geçerli bilgi yoktur. İkinci görüş ise insanın gerçekliğin bilgisini elde edebileceğini savunan görüştür. Bu görüşe göre herkes için geçerli olan bir bilgi olanaklıdır.

Özetle Bu soruya iki şekilde yanıt verilmiştir. Bunlar:

1- Doğru bilginin imkansızlığı için tıklayınız…
2- 
Doğru bilginin imkan için tıklayınız…

{ Add a Comment }

Doğru Bilginin İmkansızlığını Savunan Filozoflar

Doğru Bilginin İmkânsızlığı Problemi:

Evrenin meydana gelişi ve varlıkların kökeni hakkındaki sorulara cevap verirken filozofların birbiriyle çelişen görüşler ortaya koymaları ve her filozofun kendi görüşlerinin doğru, diğerlerininkilerin yanlış olduğunu iddia etmeleri, bu tür görüşleri “kuşku” ile karşılayan bir grup düşünürün ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sofist adı verilen bu düşünürler felsefe tarihindeki bilgi kuramı bakımından ilk “kuşkuculardır. Genel – geçer doğru bir bilginin varlığından ilk kez şüphe edenlerdir. Akla ve duyulara duyulan aşırı güvene bir tepki olarak doğan, sofistlerin ve bu konuda daha da ileri giden septiklerin önde gelen temsilcileri şunlardır:

a- Sofistler: Protagoras, Gorgias
b- Septikler: Pyrrhon, Timon, Arkesilaos

{ Add a Comment }