Etiket: felsefenin

Bilim ve Felsefe Açısından Varlık – Bilim ve Felsefeye Göre Varlık

Bilim ve Felsefenin Varlığa Bakış Açılarındaki Farklılıklar:

Varlık sadece felsefenin konu alanı içerisinde yer almaz, varlık aynı zamanda bilimlerin de inceleme alanı içerisindedir. Fakat felsefe ile bilimin varlığa bakış açıları birbirinden farklıdır. Bu farklılıkları şöyle sıralayabiliriz.

  • Bilimler varlığın özel bir alanı ile ilgilenirken felsefe varlığın özel bir alanı ile ilgilenmez, varlığa genel olarak bakar.
  • Bilim varlığı neden – sonuç ilişkisi içinde ele alır. Felsefe ise varlığı neden – sonuç ilişkisi içerisinde ele almaz; var olup olmadığını inceler.
  • Bilim varlığın var olduğunu ön kabul olarak kabul eder. Oysa felsefe varlığın var olup olmadığını ön kabul olarak kabullenmez.
  • Bilim için varlık somuttur ve gözlenebilir ya da özel araç gereçlerle gözlenebilir hale gelebilir. Oysa felsefe açısından varlık sadece somut olanla sınırlı değildir.
  • Bilim varlığı bilimsel yöntem ve tekniklerle inceler, yani gözlem ve deneye tabi tutar. Oysa felsefenin varlığı inceleme yolu
    özlem ve deneyden çok düşünsel ve sorgulayıcıdır.
  • Bilim açısından varlık şüphesiz, uzayda yer kaplayan ve hacmi olan nesnelerdir. Ancak felsefede, varlığın üç türlü “var oluş tarzı” bulunur. Gerçek var oluş, kavramsal var oluş, dilsel var oluş.

{ Add a Comment }

Analitik Felsefe (Çözümleyici Felsefe) Nedir – Temsilcileri

Mantıkçı – Mantıksal Pozitivizm veya Neo Pozitivizm:

Analitik felsefe, bir önceki yaklaşım olan pozitivizmin yirminci yüzyılda çağdaş bir görünüm almış biçimidir. Gerek Kıta Avrupası‘nda gerekse de Anglosakson dünyasında çok etkili olmuştur.

Bu yaklaşım felsefede Neo Pozitivizm ya da Mantıkçı Empirizm adıyla bilinmektedir. Kurucusu Wittgenstein’dir. Wittgenstein, dili çevremizde olup biten bir şey, karmaşık insan etkinliklerinin oluşturduğu bir bütün olarak değerlendirmiştir. Bütün felsefe problemlerini bir dil problemine indirgemiştir. Felsefenin özünde bir kuram değil, etkinlik olduğunu savunmuştur.

Bu yaklaşımın temsilcileri de pozitivistler gibi metafizik problemlerin çözümü olmadığını kabul ederler. Bundan dolayı bilimsel olanla metafizik olanı birbirinden ayırmaya özen gösterirler. Onlara göre varlık, değer ve Tanrı üstüne, doğrudan test edilemeyen önermeler öne sürülmemelidir. Felsefenin asıl uğraşması gereken konu dildir. Yapması gereken dildeki kavramları analiz etmek ve çözümlemektir. Bunlar analiz edilerek çözümlenebilirse felsefenin geleneksel problemleri açıklığa kavuşabilir ve bu konulardaki kafa karışıklığı giderilebilir.

Analitik Felsefenin Başlıca Temsilcileri:

Bu yaklaşımın birçok temsilcisi vardır. En önemli temsilcisi Ludwig Wittgenstein (1889-1951 )’dir.

{ Add a Comment }

Felsefenin Diğer Alanlarla İlişkisi

Felsefe – Bilim İlişkisi:

Felsefe ve Bilimin Bazı Ortak Yönleri: İkisi de mantık ilkelerine uygun, tutarlı bir biçimde dünyayı anlamaya ve açıklamaya çalışırlar. Her ikisi de kuşku, merak ve hayret ile başlamakta; sonrasında yöntemli ve sistemli bir araştırma etkinliği gerçekleştirilmektedir. Her ikisi de yöneldikleri konulara ilişkin kavramlar ve soyutlamaları kullanarak genellemeler elde etme amacı güderler.

Her ikisi de yöneldikleri konulara ilişkin araştırmalar yaparken, gerektiğinde birbirlerinin verilerinden yararlanırlar. Her ikisi de insanlar tarafından elde edilen bilgilerden oluşmaktadır.

Felsefe ve Bilimin Birbirlerinden Ayrılan Yönleri: Bilim duyusal alanın sınırları içinde kalan olay ve olgulardan hareket ederek deneysel yöntem kullanır. Felsefenin ise olgulara dayanma zorunluluğu yoktur; sonuçlara akıl yürütmelerle varır. Felsefe varlığın özünü bilmek ister. Bilim varlığın özü ile ilgilenmez. Olgular arasındaki nedensellik ilişkisini ele alır. Bilimde ulaşılan sonuçlar nesneldir. Bu bakımdan doğruluğu denetlenebilir. Bilimde bir kuram yanlışlanırsa zamanla değerini kaybeder. Felsefede ise düşünceler eskidikçe değer kaybetmez. Sonuçları mantıksal olduğundan doğruluğu test edilemez.

Felsefe – Din İlişkisi:

Felsefe ve Dinin Bazı Ortak Yönleri: Felsefe ve din amaç bakımından birbirlerine benzer. İkisi de evreni ve insanı anlamak, açıklamak için yola çıkar. Bu bakımdan felsefenin konuları içinde olan şeylerin büyük çoğunluğu aynı zamanda dinin de konuları arasında yer alır. Her ikisinde de varlık ve yaşam bir bütün içinde açıklanmaya çalışılır; ikisi de hakikati tanımak ve tanıtmak ister.

Felsefe ve Dinin Birbirlerinden Ayrılan Yönleri: Diğer yandan felsefe insan düşüncesinin ürünü iken, din, tanrısal kaynaklıdır. Dinin doğruları insanlara vahiy ya da Tanrı’nın elçileri aracılığıyla gelir. Felsefede ise doğrulara yalnızca akıl yürütme ile ulaşılır. Felsefenin ifadelerinin daha esnek olmasına karşılık, dinin ifadeleri daha kesindir. Felsefede her şeyden kuşku duymak esas iken, dinde kuşku yoktur. Din pratik yaşama yönelik iken, felsefe daha çok kuramsaldır.

Felsefe – Sanat İlişkisi:

Felsefe ve Sanatın Bazı Ortak Yönleri: Sanat da felsefe gibi insan eseridir. İkisinde de doğa ve insan varlığı konu olarak alınır. Yöneldikleri varlığı filozof ve sanatçıların anlayışlarına göre yansıtma vardır. Bu bakımdan ikisi de özneldir ve yaratıcılık gerektirir. Her ikisinde de uyulmak zorunda olunan birtakım ilkeler ve kurallar söz konusu değildir.

Felsefe ve Sanatın Birbirlerinden Ayrılan Yönleri: Felsefede akıl ilkeleri ileri derecede kullanılırken, sanatta daha çok, sezgiler, duygular, coşkular ve hayal gücü ön plandadır. Felsefe düşünce dünyamıza zenginlik katarken, sanat daha çok duygusal yönümüzü geliştirir. Felsefede bilgi ve eylemle ilgili “doğru”lar aranırken, sanatta “güzel” olan aranır.

{ Add a Comment }

Felsefenin Özellikleri – Maddeler Halinde

Felsefenin de diğer disiplinler gibi kendine ait özellikleri söz konusudur. Bu özellikler felsefeyi kendisi yapan, onu diğer disiplinlerden ayıran temel niteliklerdir. Bu nitelikler felsefenin konusu, yöntemleri ve filozofların ele aldıkları konulara yaklaşım biçimlerinin bir sonucudur. Felsefenin ve felsefe etkinliğinin ne olduğunun kavranması, bu özelliklerin anlaşılmasına ve özümlenmesine bağlıdır. Şimdi bu özellikler üzerinde duralım:

1- Araştırmaya ve eleştirel bir tavra dayanan düşünce etkinliğidir: Felsefe, eleştirel bir düşünmenin sonucunda ortaya çıkar. Bu bakımdan araştırma ve incelemeye dayalıdır. Felsefi tavır sahibi olan bir insan her şeyi olduğu gibi kabul etmez. Felsefede olaylar karşısında merak duyan bir insanın olaylara olduğundan daha farklı yaklaşması gerekir. Bu yaklaşma da olaylar karşısındaki merak ve hayretin neden olduğu eleştirel ve sorgulayıcı bakış açısıyla gerçekleşebilir.

2- Mantık ilkelerinden destek alan bir düşünce biçimidir: İnsan olayları anlamak istediğinde, olayları akıl ilkelerinden destek alarak yorumladığında felsefi bir düşünce ortaya koymuş olur. O halde felsefe, mantık kuralları çerçevesinde yapılan akıl yürütmeler sonucu elde edilmiş dizgeli ve sistemli bilgilerdir.

3- Elverişli ortamlarda gelişim gösterir: İnsanların felsefe ile ilgilenebilmeleri için öncelikle temel gereksinimlerini belli bir dereceye kadar karşılamış olmaları gerekir. Felsefenin ilk ortaya çıktığı dönemin Yunanistan’ı da bu bakımlardan elverişli bir yer özelliği taşıyordu. Yunan toplumu o dönemde çağlarının ilerisinde bir yaşam biçimi oluşturmuştu. Artı ürünlerini pazarda değiştirirken takas yerine para kullanıyorlardı. Para toplumsal zenginliğin hem kolayca değişimini hem de birikimini olanaklı kılıyordu. Böylece daha çok insan toplumsal zenginlikten pay alabiliyordu. Para, zenginliğin paylamışından öte toplumsal yönetim gücünün paylaşılmasına da olanak sağladı ve Ege kentlerinde cinsiyete ve sınıfa dayansa da ilk demokrasi deneyimleri yaşandı.

4- Varlığı bir bütün olarak değerlendirir: Felsefe bütüncü bir görüşe sahip olma çabasında olan bir disiplindir. Bilimlerden farklı olarak o, varlığın bütününe yönelir. Bu bakımdan felsefe, varlığın herhangi bir alanına, cephesine, görüntüsüne ait olmaktan çok onun geneline ilişkin bir bilgidir. Örneğin biyolojinin “canlı varlığı”, psikolojinin “ruhsal varlığı”, sosyolojinin “toplumsal varlığı” ele aldığını biliyoruz. Buna karşılık felsefe “varlık olma bakımından varlığı” ele almak ister.

5- Felsefe evrenseldir: İnsanın yaşam alanında bulunan ve insanı ilgilendiren her şey felsefenin konusu olabilir. En basit duyusal yaşantılardan (örneğin dokunduğumuz nesnenin yumuşaklığı) en karmaşık düşünce sistemlerine (örneğin bir matematik kuramı) kadar her şey felsefe tarafından incelenen bir konu haline gelebilir.

Felsefenin evrenselliğini sağlayan bir diğer neden de insanlığın ortak sorunlarına çözüm aramasıdır. Bu araştırma çabasının sonuçlan evrensel olmasa bile çözüm aranan sorunun tüm insanlığın sorunu olması felsefeyi evrensel yapmaktadır.

6- Çağının koşullarından etkilenir: Filozofların ortaya koydukları felsefe sistemlerinde yaşadıkları toplumun ve yaşadıkları dönemin etkisi oldukça büyüktür. Bu bakımdan felsefe ile çağının ve toplumların koşulları arasında güçlü bir bağ vardır. Örneğin ünlü İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli, “Hükümdar” (il Principe) adlı kitabında çok otoriter bir devlet modeli ortaya koymuştur. O’nun bu eseri yazmasında ve otoriterliği savunmasında, o dönemin koşullan önemli rol oynamıştır. Onun yaşadığı dönemin İtalya’sı şehir devletlerine bölünmüş durumdaydı. Bu nedenle de birlik ve düzen için, otoriter bir yönetime gereksinim vardı. Güçlü bir iktidar uğruna ne yapılması gerekiyorsa, eserlerinde onun yapılmasını savunmuştur.

7- Öznel bir bilgi olduğundan doğruluğu veya yanlışlığı araştırılamaz: Felsefe, bilimde olduğu gibi, doğruluğu açıkça saptanabilen önermelerden oluşan bir disiplin değildir. Filozofların bakış açıları, kişilik yapıları, yaratıcı zekâları ve içinde bulundukları koşullar farklı olduğundan, aynı konularda farklı sonuçlara ulaşabilirler. Ulaşılan bu sonuçların da hangisinin diğerinden daha doğru veya daha yanlış olduğunu belirlemeye olanak yoktur. Bu bakımdan felsefede aynı konudaki farklı görüşlerden birinin doğru, diğerinin yanlış olduğu söylenemez.

Öznellik taşıdığından dolayı ortaya koyduğu bilgilerin kesinliği yoktur. Bu bakımdan kesintisiz bir araştırma etkinliği olduğundan “olmuşluk, bitmişlik” yoktur.

8- Felsefe, yığılma özelliği gösteren bilgiler ortaya koyar: Felsefe, birikimsel (kümülatif) bilgiler ortaya koyar. Felsefede filozofların yaptıkları akıl yürütmeler, ulaştıkları sonuçlar, birbirlerine eklenerek tutarlı bir bütün oluşturulmaya çalışılır. Bu bakımdan olgusal bir nitelik taşımaz. Bundan dolayı felsefede gerçek anlamda bir ilerlemeden söz edilemez. Örneğin Hegel’in düşünceleri Epiküros’un, Marx’ın düşünceleri Hegel’in düşüncelerini yanlışlayamaz.

9- Felsefe, rekleksif bir düşünce biçimidir: Felsefe, yalnızca evrenle ilgili olarak ortaya konan bir bilgi değildir. Evreni kavramaya yönelik olarak ortaya konan düşünceler üzerine de bir düşüncedir. Bilgiler üzerine de düşünme etkinliği gerçekleştiren bir disiplindir. Bu bakımdan felsefe, “bilginin de bilgisi” olarak değerlendirilebilir. Örneğin Kant’ın tüm düşünce sistemi dünyayı, doğayı değil; dünyayı, doğayı bilmeye çalışan insan zihnini de konu olarak alır. İnsan aklının ne olduğunu, nasıl çalıştığını, bilgiyi nasıl elde ettiğini de araştırır.

10- Felsefe, düşünmenin özgürlüğün en çok yaşadığı alandır: Felsefede hemen her konu ile ilgili sorular özgürce sorulabilir. Özgürce sorulan bu sorular çoğu zaman bir meydan okuma biçiminde olabilmektedir. Bu meydan okuma da düşüncenin özgürlüğünün bir göstergesi olmaktadır.

{ 3 Comments }

Felsefe Nasıl Ortaya Çıkmıştır

Felsefe yaşam ve evren hakkındaki zor ve çözülemeyen problemlerle karşılaşmaktan ve bu problemlerle uğraşmaktan ortaya çıkmış olan düşünsel bir tavırdır. Bugün anladığımız anlamdaki felsefi düşünce biçiminin ilk MÖ. 2500 yıl kadar önce Yunanlı düşünür Thales ile başladığı kabul edilir. Çünkü Thales doğayı, bununla beraber evreni belirli bir kurgu ile açıklamak istemiştir. Doğa olaylarının kendi akışı içinde bir düzenliliğinin olduğunu fark etmiştir. O’nun bu düşüncesi aynı zamanda modern bilim anlayışının da önünü açmıştır. Aynı zamanda Thales, evrendeki çeşitliliği tek bir ilkeye indirgemiştir. Dünya’ya bakıldığında birbirinden farklı çok fazla sayıda nesnenin olduğunu görmüş, bunların hepsinin kökeninde ortak bir unsurun bulunması gerektiğini düşünmüş ve kendine göre bu konuya bir açıklama getirmiştir.

Tüm varlıkların kökenindeki ortak unsurun “su” olduğu görüşünü savunmuştur. Thales’in bu görüşü savunmasının iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi mitolojik, diğeri ise akılcı (rasyonel) nedendir. Thales’in yaşadığı bölge bir su bölgesiydi ve çevredeki uygarlıklar da su üzerine kurulmuştu. O civarda anlatılan mitolojilerde su ve su ile ilgili tanrıların toplumların yaşamlarında önemli bir yeri vardı. Diğer yandan su, rasyonel olarak canlılığın temelidir, Bir ağaç kesildiğinde içinde bir sıvı görünür, bir böcek ezildiğinde sıvı çıkar, insanda da sıvılar egemendir. Su, çok değişik biçimlerde bulunabilmektedir. Thales, herşeyin ana maddesinin su olduğunu söylerken belki de, farkında olmadan çok önemli bir ilkeyi ortaya koymuştur; gördüğümüz tüm bu çokluklar birlikten oluşmuştur.

Thales’ten sonra, ana maddenin su değil ateş, hava, belirsiz bir öğe, atom, idea gibi varlıklar olduğunu savunan görüşler de ortaya atılmıştır. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı gibi felsefenin Yunanistan’da başladığı kabul edilmektedir. Peki, bunun nedeni nedir? Felsefenin ilk ortaya çıktığı dönemlerde Yunanistan’daki şehir devletleri gittikçe gelişen ticaret merkezleriydiler. Yunanlılar dramatik sanatları ve dünyada şansın değil zorunluluğun geçerli olduğu yolundaki inançları sayesinde gelişiyorlardı. Aynı zamanda demokrasinin temel yapısını inşa ediyorlardı. Denizlerin ötesinde birçok yere gitmişlerdi. Kesin betimlemeler yapmaya elverişli bir dilleri vardı. Mısırlılardan geometriyi, Anadolu’da yaşayanlardan da yıldızları okumayı ve takvimi öğrenmişlerdi. Dolayısıyla felsefenin ortaya çıkmasına elverişli bir ortamdı.

Bilgi Notu:  Eski Yunanistan’da felsefe ile ilgili etkinliklerin gerçekleştirildiği sıralarda Çin ve Hindistan’da da köklü bir felsefe geleneği bulunmaktaydı. Fakat bu felsefe gelenekleri bugünkü anladığımız anlamda felsefeyi yansıtmamaktaydı. Bu anlamdaki felsefi düşünce ilk olarak Yunanistan’da ortaya çıktığından, felsefenin başlangıcı da Yunanistan olarak kabul edilir.

{ Add a Comment }

Geçmişten Günümüze Felsefenin İşlevleri

İnsanlar felsefe sayesinde eski çağlardan beri varlık, doğa, bilgi, ruh ve yaşam üzerine düşünmüş ve akla dayanarak bunlarla ilgili bilgiler ortaya koymuştur. Felsefenin insan yaşamındaki etkileri bilim ve teknolojinin etkileri kadar belirgin değildir. Bu etkilerin belirgin olmaması, onların yokluğu anlamında değil, dolaylı olarak gözlenebilmesi anlamındadır. Felsefe, aslında insanların ve toplumların yaşamlarında çok önemli işlevler gerçekleştirmiştir. Bu işlevler şu şekilde sıralanabilir:

1- Felsefe, Ortaçağ boyunca dinin ve dinsel düşüncenin temellendirilmesinde etkin bir biçimde kullanılmıştır.

Hıristiyanlığın temellendirilmesinde felsefeden yoğun olarak yararlanılmıştır. Özellikle büyük filozof Aristoteles’in görüşleri bu konuda kullanılmıştır. Uzunca bir süre Aristoteles’in görüşleri neredeyse kilisenin resmi görüşü gibi kabul edilmiştir. Ortaçağ’da Hıristiyanlıktaki kadar yoğun olmamakla birlikte İslâm Dini’nin de bazı görüşlerinin felsefe ile temellendirilmesi girişimleri olmuştur.

2- Felsefe insanların, dogmatik olmamaları, doğruya ulaşmak için kendilerine sunulan bilgileri irdeleyebilmelerine katkıda bulunur.

Her şeyi olduğu gibi kabul eden, sorgulamayan bir insan için felsefe söz konusu olamaz. Sorgulayıcı bakış açısı, felsefede bir erdemdir ve temel bakış açısıdır. İnsan yaşamının ve eylemlerinin kendisine dayandığı bazı ilkeler vardır. Bu ilkelerin sorgulanmaları ve temellendirilmeleri felsefi bir bakış açısı ile gerçekleştirilebilir. İnsanın yaşamına temel olarak aldığı ilkeler ve kabuller gerçekten de sağlam ve doğru olabilirler; bununla birlikte, bu ilkelerin ve kabullerin sağlam ve doğru oldukları, felsefe aracılığıyla eleştirel bir süzgeçten geçirildikten sonra anlaşılabilir.

3- Felsefe, ürettiği sorularla bilime yardımcı olur; bilimleri peşinden sürükler.

Bilimler verilerini yalnızca olgusal alana bağlı kalarak değerlendirebilirler. Bu da onların sınırlı bir alan içinde kalmaları anlamına gelmektedir. Oysa felsefe, bilimlerin verilerini deney dışında da yorumlar, böylece bilimlere yeni alanlar ve yeni ufuklar açar. Diğer yandan bilimler varlıkların yalnızca belirli bir yönünü ele alarak inceler; belli bir yönü ile ilgili bilgiler verir. Evrenin ve varlıkların anlaşılabilmesi ancak bütünsel bir bakış açısının bilgiler üzerinde etkin olmasına bağlıdır. Felsefe, bilimlerin kendi alanlarına yönelik olarak elde ettikleri bilgileri birleştirici bir rol oynar.

4- Felsefe, insana değişik konularda akıl yürütebilmesi için gerekli olan temelleri, yani altyapıyı sağlar.

İnsana birçok konuda doğru ve açık seçik düşünmesini felsefe öğretir. Bu sayede insan karşılaştığı bir probleme birçok yönden bakabilmeyi, sorunlara önyargısız yaklaşabilmeyi öğrenir. Felsefe aracılığı ile problemler daha derinden ve daha farklı bakış açıları ile görülüp kavranabilir. Felsefe sistemli ve tutarlı düşünme niteliği kazanmamıza yardımcı olur. Felsefenin düşünme konusunda kazandırdığı deneyimden yaşamın birçok alanında yararlanılabilir. Özellikle hukuk, sanat, gazetecilik, öğretmenlik, danışmanlık, eleştirmenlik felsefenin altyapısından beslenen alanlardır.

5- Felsefede ortaya konan düşünceler büyük siyasal oluşumların ve dönüşümlerin ortaya çıkışında etkili olmuştur.

Yasaların yazılmasında ve hazırlanmasında, filozofların görüşlerinden ve düşüncelerinden yararlanılmıştır. Yine, Fransız devrimi gibi, büyük siyasal hareketlerin temelinde de filozofların görüşleri vardır.

6- Felsefe bir yönetim biçimi olarak demokrasinin gelişmesine ve işleyişine büyük katkılarda bulunmuştur.

Çağdaş toplumların yönetim biçimi olan demokrasinin ortaya çıkmasında ve geliştirilmesinde felsefenin çok büyük rolü vardır. Bir çok filozof düşünceleri ile demokrasiye destek vererek bugünkü şeklini almasını sağlamıştır. İnsanlar, olan bitenleri farklı açılardan gördükleri zaman demokrasi daha iyi işler. Demokrasinin tam olarak oturması insanların her şeyi olduğu gibi kabul etmek yerine, daha iyi ve doğru olmak için kendilerini ve başkalarını sorguladıkları zaman gerçekleşir. Bu şekilde demokrasi, insanlar bağnaz olmamayı, önyargısız ve hoşgörülü olabilmeyi başarabildiklerinde, en iyi yönetim biçimi olarak kendini gösterebilir. İnsanlarda bu temel alışkanlıkları ve erdemleri geliştirecek ise felsefedir, felsefi bakış açısıdır.

7- Felsefe, insanın bu dünyadaki var oluşunu anlamlandırmasına ve geliştirebilmesine yardımcı olur.

Yaşamla ilgili ilkelerin sorgulanmalarına zemin hazırlar. Böylece insan her şeyi olduğu gibi kabul etmek yerine, daha iyiye ulaşabilmek için tüm var olanları irdeleme olanağı elde eder.

8- Felsefe sayesinde binlerce yıldan beri ortaya konan düşünceleri, bu düşünceleri yansıtan kavramları tanıma olanağı ortaya çıkar.

Felsefenin ortaya çıktığı dönemden bu yana bilgi konusunda büyük bir bilgi birikimi oluşmuştur. Bu bilgi birikimi, çok çeşitli olması ve insanlığın geçmiş deneyimlerinin zenginliğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Bir insanın bu deneyimlerden ve birikimden yararlanarak kendine bir yol çizmesi olanağını sağlar. Ayrıca felsefenin tarihsel süreci içinde ortaya konan düşüncelerin bilinmesi ve tanınması, insanı yüzeysel ve belirli bir kalıpta düşünmekten kurtarır. Farklı düşünceleri tanıma, insana belirli bir konuya çok boyutlu yaklaşma olanağı sağlar.

9- Felsefe insana mutluluk ve haz verir.

insan, gerçek amacına yalnızca maddi tatminlerle ulaşamaz. O, gerçek amacına ruhsal ihtiyaçlarını karşıladığı zaman ulaşabilir. İnsanın ruhsal ihtiyaçlarının başında ise merakını giderme, öğrenme, evreni tanıma, kendisini anlama, şu dünyada geçen yaşamını anlamlandırma isteği vardır. Bu isteğiyse yalnızca felsefe karşılayabilir. Geçmişte yaşamış bazı filozofların yaşam boyu çektikleri sıkıntılara ve karşılaştıkları kötü davranışlara karşın felsefeden vazgeçmemeleri bunu doğrular niteliktedir.

{ Add a Comment }