Etiket: fatih sultan

Cem Sultan Kimdir – Cem Sultan Olayı Nedir

Talihsiz Şehzade ismiyle Osmanlı tarihine geçen Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmed’in küçük oğludur. 23 Ocak 1459 tarihinde Edirne’de doğmuştur. Annesinin ismi Çiçek Hatundur. Cem Sultan, küçük yaşta tahsile başlamış, dokuz yaşma gelince de Kastamonu Sancak Beyliği’ne gönderilmiştir. Fatih’in çok sevdiği bu zeki ve çalışkan şehzade değerli hocalar elinde yetiştirilmiş. 1474 de ağabeyi Şehzade Mustafa’nın ölümüyle Karaman Eyaletinde görevlendirilmiştir. Bu süre içinde Arapça ve arscayı öğrenen Cem Sultan, idari ve askeri alanda da kendini yetiştirmiş, çevresinde çok sevilen bir insan olmuştur. Babası gibi ilim ve sanat adamlarına karşı saygı ve sevgi doludur. O’nun tarihe mal olan hazin macerası, Fatih Sultan Mehmed’in 1481 yılında, zehirlenerek şehid edilmesiyle başladı. Bütün bir İslam alemini yasa boğan bu acı haber kendisine geç ulaştı. Bu arada ağabeysi II. Beyazıd Osmanlı tahtına oturmuş bulunuyordu.

Cem Sultan bunu kabul etmek istemedi. Hemen Bursa’ya yürüyerek şehri ele geçirdi. Adına hutbe okutturup hükümdarlığını ilan etti. D. Beyazıd’a haberciler göndererek ülke yönetiminin ikiye bölünmesini teklif etti. Padişah bu çok tehlikeli isteği kabul etmedi. Ordusunu toplayarak Cem’in üzerine yürüdü. Bursa yakınlarındaki savaşta Cem Sultan mağlup oldu. Konya’ya kaçtı. Kendisini takip ettikleri için oradan ayrılıp Halep’e, Şam’a ve nihayet Kahire ye geldi. Burada Mısır sultanı tarafından büyük bir törenle karşılandı. Bir yıl kadar Mısır’da kaldı. 1482 de ailesi ile beraber hacca gitti. Döndükten sonra Karamanoğullarının da teşvikiyle yeniden faaliyete geçip padişahlık için mücadeleye girdi. Kuvvetli bir ordu topladı. İki kardeş yeniden savaştılar ve Cem yine mağlup oldu.

Çaresizlik, ve üzüntü içinde aynı yıl Rodos Şövalyelerine sığındı. Bir Osmanlı şehzadesini ellerinde bulunduran hain ve zalim şövalyeler O’nu büyük paralar karşılığında Fransa’ya gönderdiler. Cem burada yedi yıl kadar esir hayatı yaşadı. Hala sultan olabileceğini düşünüyordu. Ne var ki hıristiyanlar O’nu Osmanlı Devletine karşı bir koz olarak kullanmaya devam ettiler. Cem 1489 yılında Roma’ya getirilerek Papa’ya teslim edildi. Papa bu asil ve kahraman şehzadeyi hıristiyan yapmak için çok uğraştı. Ancak her türlü sıkıntı ve ıstıraba rağmen Cem Sultan bu çirkin teklifleri şiddetle reddetti. “Kardinallik ve papalık değil Cem dünyanın saltanatını verseniz bile ben dinimden dönmezem” diye haykırdı.

1494 yılında Fransızlar Roma’yı işgal ederek Cem’i tekrar memleketlerine götürmek istediler. Ne var ki papa bir takım maddî imkanlar temini düşüncesiyle şehzadeye tesiri geç farkedilen kuvvetli bir zehir içirmeye muvaffak oldu. Cem Fransa’ya giderken yolda rahatsızlandı. Napoli’de bir saraya yerleştirildi. Yüzü gözü şişmeye ve morarmaya başladı. Zehirlendiğini anlayınca yakınlarına vasiyette bulundu. “Ağabeyim Sultan Beyazıd benim cesedimi bu kafir ellerinde komasın. Beni anavatanıma defnetsin” dedi ve öldü. (1494) Tahlihsiz Şehzadenin bu hazin macerası henüz otuzbeş yaşlarında iken böylece son buldu. Padişah II. Beyazıd Onun ölüm haberini alınca çok üzüldü. Ne yapıp edip kardeşinin vasiyetini yerine getirmek istedi. Büyük miktarda paralar sarfederek ancak 1499 yılında cenazeyi Bursa’ya getirtip, Muradiye’deki türbesine defnettirdi.

Cem’in, Sultanlık hırsıyla giriştiği bu macera böylece sonuçlanmış oldu. O, aslında çok iyi yetiştirilmiş sanatkar ruhlu bir insandı. Şiir sanatına karşı büyük bir sevgisi vardı. Farsça ve Türkçe olmak üzere iki divanı vardır. Bilhassa gazellerinde coşkun bir lirizm hakimdir.

{ 1 Comment }

Akşemşettin Kimdir – Hayatı – Eserleri

Mikrobu İlk Keşfeden Alim Akşemsettin: İstanbul fatihi Sultan Mehmed’in hocası ve ünlü bir İslâm büyüğü olan Akşemşeddin, 1390 yılında Göynük’te doğmuştur. Asıl adı Şemseddin, babasımn ismi de Hamza’dır. Küçük yaşlardan itibaren ilme ve sanata karşı ilgi göstermiş, kendini yetiştirmek için çalışmış, medrese (üniversite) tahsilini tamamladığında seçkin alimler sınıfına katılmıştır. Üstün zeka ve anlayışı, yılmak bilmeyen çalışma gücüyle kendini kitaplara adamış, başta İslâmi ilimler olmak üzere tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte zamanın ünlülerinden olmuştur.

Uzun yıllar Osmanlı medreselerinde müderrislik (profesörlük) yaparak yüzlerce talebe yetiştirmiştir. Tıp ilminde gösterdiği başarılar çok büyüktür. Bitkilerden ilaç yapılması konusunda devrinin tek otoritesi idi. Mikrobu keşfederek insanlığa unutulmaz bir yarar sağlamıştır. Tıpla ilgili eserlerin birinde tifo, kolera, tifüs ve çiçek hastalıklarının gözle görülmeyecek kadar küçük canlılar (mikroplar) tesiriyle ortaya çıktığını yazmıştır, bugün, mikrobu Avrupalı bir bilim adamı olan Pastör’ün keşfettiğini söylemek mümkün değil. Çünkü Pastör Akşemseddin’den 430 yıl sonra yaşamıştır.

Akşemseddin’in asıl ünü, büyük velî Hacı Bayram’la tanışmasından sonra başlar. İlmi üstünlüklerinden sonra ta-savvuf konusunu da ele alan Akşemseddin Ankara’da bulunan Hacı Bayram Velî’nin hizmetine girmiş, ondan tasav-vufun inceliklerini öğrenmiş, daha sonra da Sultan Murad’m emir ve isteğiyle Fatih Sultan Mehmet’in hocalığına tayin edilmiştir.

İstanbul’un fethinde büyük yararlıkar göstermiş, genç sultam teşvik etmiş, fethin en önemli günlerinde surlar önünde şehit düşen Ebu Eyyub’el Ensari’nin kabrini bularak ordunun maneviyatını yükseltmiştir. Fatih Sultan Mehmet ona karşı daima saygı ve sevgi duymuştur. Hatta İstanbul’un fethinden sonra “Zamanında Akşemseddin gibi bir zatın bulunmasından duyduğum sevinç, İstanbul’un alınmasından duyduğum sevinçten daha az değildir.” demiştir.

İlmi, takvası ve kerametiyle, bütün bir İslam dünyasının takdirle andığı Ak-şemseddin, bütün ömrünce dünya malına, şan ve şöhrete hiç değer vermeden samimi bir müslüman olarak yaşamıştır. 1498 yılında doğum yeri olan Göy-nük’te vefat ettiğinde başta Fatih olmak üzere bütün müslümanlar üzüntü duy-muşlardır. O, İslam büyükleri içinde daima hayırla anılan müstesna insanlardandır. Ruhu şad olsun.

Akşemsettin’in Ebu Eyyub’el Ensari’nin Kabrini Bulması

Akşemseddin İstanbul kuşatması devam ederken Fatih Sultan Mehmed Han’ın arzusu üzerine ashab-ı güzinden olan Hz. Peygamber’in mihmandân Ebu Eyyub EI-Ensarfnin mezannı keşf ve tayin eylemiştir. Namaz kılmak üzere seccadesini döşediği yerin Ebu Eyyub’un kabri olduğunu anlayınca, “Hikmet-i Hüdâ, seccademizi Kabr-i Eyyüb üzere döşemişler, burayı kazsınlar!” demiştir.

{ Add a Comment }