Anadolu Selçuklularının en büyük hükümdarı olan Alaaddin Keykubat, l.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğludur. Babasının saltanatı sırasında Danişmend ve Tokat’a melik olarak tayin edilmiş, daha sonra ağabeyisi izzettin Keykavus’un ölümüyle, 1220 tarihinde, Selçuklu tahtına oturmuştur. Saltanatının ilk yıllarında, ülkesinin Moğol eşkiyalan tarafından harap edilmemesi için çeşitli imar faaliyetlerine girişmiş Konya, Sivas, Kayseri ve daha pek çok önemli şehirlerin etraflarına muazzam surlar yaptırmıştır. Bu çalışmalar O’nun ileriyi gören, kudretli bir hükümdar olduğunu isbat etmiştir. Daha sonra fetihlere girişen Alaaddin Keykubat denizden ve karadan muhasara ederek, Bizanzs’a ait olan Alaiye kalesini ele geçirdi. Burada büyük bir tersane kurdurdu.

1123 yılında, ağabeyisi Keykavus zamanında büyük bir kudret kazanan ve ülkede kendisinin faaliyetlerine engel gördüğü emirlerin tesirlerini kırdı. Onları zararsız hale getirerek içteki hakimiyetini sağlamlaştırdı. Muazzam bir ordu kurdu. Daha sonraki yıllarda Ermeni Krallığına karşı seferler yaptı. Komutanları Karadeniz’i aşarak Kırım’da başarılar kazandılar. Ülkenin sınırları genişledi. 1226 yılında Malatya’yı fethederek doğu Anadolu’nun mühim bir kısmını ele geçirdi.

Alaaddin Keykubat’ın bilhassa hıristiyanlara karşı gösterdiği başarılar Onun ününü artırdı. Doğuda Moğolları durduran Celaleddin Harizmşah ile iyi geçinmeye çalıştı. Ne var ki çok kudretli bir hükümdar olan, ancak siyasi hatalar yapan Celaleddin Harzemşah daha sonra Selçuklularla savaşa tutuştu. Ahlat ve civarını harabeye çevirdi. Alaaddin Keykubat ordusunu toplayarak ilerledi. İki taraf Erzincan yakınlarındaki Yassı Çemen mevkiinde karşılaştılar. Önce büyük bir mağlubiyetle karşı karşıya gelen Alaaddin, daha sonra imdada yetişen yardımcı kuvvetler sayesinde muharebeyi kazandı. (10 Ağustos 1230) Bu muazzam zaferle Selçuklular doğuda, Moğollarla komşu oldular. Alaaddin Keykubat uzak görüşlü ve tedbirli bir insandı. Dünya egemenliğini ele geçirmek isteyen Moğol hükümdarıyla iyi geçinmeye ve onlarla savaşmamaya çalıştı.

1237 yılında bütün ordusunu toplayarak doğu ve güneydoğu Anadolu’ya saldıran ve girdikleri şehirleri harabeye çeviren Eyyubilerle karşılaşmak istedi. Bu büyük sefer muhakkak surette Alaaddin’in zaferiyle sonuçlanacak ve Anadolu Selçukluları en geniş hudutlarına kavuşacaklardı. Ne var ki ordunun hareketinden birkaç gün önce, ramazan Bayramının üçüncü günü, Kayseri’de bir ziyafette zehirlenerek öldürüldü. Cenazesi Konya’ya getirilerek Alaaddin Camisinin yanındaki türbesine defnedildi. Vefatı sırasında 45-46 yaşında bulunuyordu.

Sultan Alaaddin Keykubat, tarihin yetiştirdiği en kudretli hükümdarlardan biridir. Zamanında kendisine “Sultan’ul-Azam” yani büyük sultan ünvanı verilmişti. Devri Selçukluların en parlak dönemidir. İlmi, askeri ve ticari hayatın doruk noktasına ulaştığı bu dönem, halkın refah ve saaddet yılları olmuştur. Her yanda büyük camiler, kervansaraylar, surlar, kaleler, medrese, hastane ve köprüler yapılmış, büyük imar faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Bizzat kendisi de ilme ve sanata hayran bir hükümdardı. Miras bıraktığı eserler sebebiyle “Uluğ Keykubat” şanına layık görülmüştür. Tarihler onun ölümünden sonra Selçukluların yavaş yavaş çöktüğünü ve “fakir, zayıf ve sanatkârların sığınağı olan Anadolu’nun, daimi bir gerileme içine düştüğü ve kimsenin ağzına tatlı şerbet girmediğini” ifade etmektedir.

Önemli Not1: Alaaddin Keykubat’m yirmiiki sene sürmüş olan devri, Selçuklu Devleti’nin siyaseten, iktisaden ve imar cihetinden yükseliş devridir. Alâiye (Alanya) bunun zamanında elde edilerek Selçuklu donanmasının tersanesi oldu.

Önemli Not2: Alaaddin Keykubat ilim adamlannı himaye ile gözetirdi. O’nun adına birçok eser yazılmıştır. Meşhur mutasavvıf Şeyh Sadreddin Konevi ile Mevlâna Celâleddin Rumî O’nun devrinde yaşamışlardır.