Etiket: ekonomik

2.Mahmut Döneminde Ekonomik Alandaki Islahatlar

II.Mahmut Döneminde Ekonomik Alanda Yapılan Islahatlar:

  • Ticaret Nezareti (Bakanlığı) kurutarak tarım ve ticaret işlerinin düzenli işlemesi amaçlandı.
  • Yerli malı kullanımı teşvik edildi. Memur ve asker elbiselerinin yerli kumaşlardan yapılması istendi, fakat istenilen sonuç alınamadı.
  • Bakırköy’de bez fabrika kurularak ihtiyaç duyulan elbiseler karşılanmaya çalışıldı.
  • Yerli tüccarların, yabancı tüccarlarla rekabet edebilmesi için gümrük vergilerinde kolaylık sağlandı.
  • Tımar uygulaması kesin, bir biçimde kaldırıldı. Memurlara maaş bağlandı.
  • Ülke ekonomisi canlandırılmaya ve kalkındırılmaya çalışıldı.
  • Ekonomik çalışmalara en büyük darbeyi 1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması Osmanlı Devleti, Mehmet Ali Paşa isyanına karşı uluslararası destek bulabilmek için önce İngiltere, sonra da Fransa’ya önemli ekonomik ayrıcalıklar verdi. Balta Limanı Ticaret Antlaşması‘yla İngiliz tüccarlar, Osmanlı ülkesinde çok düşük vergi ödeme karşılığında ticaret yapmaya başladılar. Yabancı tüccarlarla rekabet edemeyen birçok yerli işletme kapandı, Osmanlı pazarlarını Avrupa malları istila etti. Osmanlı Devleti’nin ekonomik alandaki bağımsızlığı sarsılmaya başladı.

{ Add a Comment }

Ne Olacak Bu Memleketin Hali

Memleket Manzaralarına Bir Bakış:

Hangi taşı kaldırsak altından hortum, yolsuzluk, soygun ve rezalet çıkıyor. Türk tarihinde belki de şimdiye kadar böyle kötü bir dönem yaşanmamıştır. Osmanlı’da bile böyle devirler çok kısa sürer ve bu işe bulaşanlar kellelerinden olurlar ve mallarına devletçe el konurdu.

Teokratik de olsa; işleyen yasalar vardı. Aksi halde koskoca bir imparatorluk 600 sene nasıl ayakta kalabilirdi?

80’li yıllarda devlet büyüklerimiz tarafından atılan “Ben zenginleri severim/ Benim memurum işini bilir/ Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” gibi, sakat tohumların, etrafı
ayrık otları gibi sardığını görüyoruz. Ülkemiz şu anda bir ayrık otu tarlasına dönüşmüş durumda.

50’li yıllarda parmakla gösterilen birkaç tefeci ve üçkağıtçının yerini, giderek örgütlenip milletimizi soyup soğana çevirmeye çıkan ve ülkenin parasını, ormanını, denizini, kıyılarını, toprağını ve giderek geleceğini çalan çeteler aldı. Bu çeteler devlet erkini de arkalarına alarak, halkın son kanadını da kırdılar. Artık ulusumuz adaletten, güvenden, sevgi ve saygıdan yoksun bir halde, rüzgara kapılmış yaprak misali oradan oraya savrulup gider oldu.

Namık Kemal‘in vatanın acı halini “Ah yaktık şu mübarek vatanın her yerini/ Saçtık eflake kadar dudunun ateşlerini/ Kapadı gözde olanlar çıkası gözlerini/ Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini/ Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” mısralarıyla dile getirdiği devirden, bu gün daha beter durumdayız. Bu seferki düşmanlarımız vatanın bağrına değil, daha yakınımıza gelerek hançerlerini gırtlağımıza dayadılar. Bu düşmanlar dışarıdan gelen kefereler değil bizleri temsil etsinler diye içimizden seçip çıkardığımız vekillerimiz ve onların avaneleri. Bunlar bize nefes aldırmıyorlar, kıpırdadıkça hançer daha derinlere doğru iniyor ve acımız daha da büyüyor. Artık çıkışı olmayan çıkmaz bir yoldayız. Doğan her gün bizlerden bir şeyler alıp götürüyor: Kimimiz ortalığı kasıp kavuran vurgunun, adaletsizliğin ve yönetimdeki zafiyetin doğurduğu kederden, kimimiz depremle açığa çıkan çürük bina rezaletinden, kimimiz de büyüklerimiz diye bağrımıza bastığımız kimselerin çare bulmakta aciz kaldıktan trafik canavarından. Ve ölüme doğru yolculuğumuz gittikçe hızlanıyor.

Hakkını aramak için ufak bir protestoda bulunan kör, topal herkesi, açlıktan çaresiz kalıp birkaç ekmek çalan çocukları, ağır cezalara çarptırıp senelerce hapislerde süründüren devlet, hakkı olmadığı ve yetkisinde bulunmadığı halde, ulusu soyanlara, katillere, ırz düşmanlarına ve namussuzlara af çıkarıyor.

Artık hak aramak için bu vatanda makam bulmak mümkün değil. İnsanlarımız çaresizlikten kefere dediğimiz Avrupa’nın adalet kuramlarının kapısını çalıyor.

Efendiler niyetiniz nedir? Bu milletten ne istiyorsunuz?

Bari hepimizi bir vuruşta öldürebilecek bir kanun hükmünde kararname çıkarın da, bu acılarla dolu yavaş ölüm bir son bulsun.

Gemi batıyor ve siz de bu geminin içindesiniz. Nasıl olsa birkaç saat sonra dalgalar sizin bulunduğunuz lüks kamaralara da ulaşacak ve birlikte siz de dibi boylayacaksınız. Birkaç saatlik kısa bir sefa
için gemiyi delip batmaya mahkûm etmeğe değer mi?

Siz içeride halkımızı soyup soğana çevirip zavallı duruma düşürürken, eloğlu boş durmuyor. Önce olmayan Kürt yarasını kaşıyarak bizi yıllarca uğraştırdılar. Bu yolda zavallı halkımız on binlerce evladını kaybetti. Yüzlerce milyar dolar maddi zarara uğradı. Şimdi de bu karanlık güçler, sizlerin de yardımıyla soykırım denilen yeni bir oyun başlattılar.

Ulusumuz, hep içten zayıf düşürüldüğü böyle zamanlarda belalarla karşılaşıyor. Bizi sizler, ey çirkin politikacılar ve onların uşakları, sizler bu durumlara düşürüyorsunuz.

Sizler, etrafınızın zenginleşmesi için rant ekonomisine öncelik verip üretimi unuturken, kefere dediğimiz Avrupalı ve Amerikalılar, gelişmekte olan ülkelerden ve Türkiye’den en parlak beyinleri büyük bir gelecek vaat ederek kendilerine çekiyor ve bilim ve teknolojide dev adımlarla ilerliyorlar. Bize de Arap‘ın yalellisini yeğleyen üçüncü ve dördüncü sınıf kafalar kalıyor. Onlarla alman mesafeler işte ortada ve yürekler acısı. Yakında Batılının sömürgesi durumuna düşersek şaşmayalım. İşte o zaman bizler onların uşağı olurken, bizi bu duruma düşüren sizler de baş uşak olacaksınız.

Bu günkü Türkiye’nin durumu, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan içler acısıdır.

Gayri safi milli hâsıladan kişi başına düşen yıllık gelir 2015 yılı itibariyle 3OOO $ m altındadır. Bu rakam Yunanistan’da 15000 $, Alanya’da ise 25000 $ ı bulmaktadır.

– Bu gün ülkemizin bütün para ve doğal kaynakları halkının %10’unu geçmeyen bir oligarşinin, başka bir deyişle mutlu bir azınlığın eline geçmiştir. Bir ülkenin bel kemiği olan orta tabaka yok edilmiştir. Bu kapkaççı zümre, ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla insan kaynaklarını da heba etmektedir. Bu zümreye yakın olmayan halk tabakalarına yaşama hakkı bırakılmamıştır.

– İlkokuldan Üniversiteye kadar her kademede eğitim ve öğretim seviyesi yürekler acısıdır. Bütün dünyada araştırma – geliştirme ve deneye dayanan öğrenime hız verilirken, ülkemizde ezbere dayanan bir eğitim sistemi hala yerini korumaktadır.

– Araştırma yapamayan üniversite, ülke alt yapısına ve endüstrisine hiçbir bilimsel katkı sunamamakta ve öğretim üyeleri de birer basit okutmandan ileriye gidememektedirler.

– Üniversitelerimizde artık iyi mühendis, iyi doktor, iyi hukukçu, iyi işletmeci yetiştirmek mümkün değildir, çünkü üniversitelerin sistemleri, alt yapıları ve öğretim kadroları buna müsait değildir.

– Bu gün ülkemizde birçok üniversite ve yüksek okul vardır, ama çoğunun eğitim seviyesi iyi bir lise eğitim seviyesine bile ulaşamamaktadır. Ülkede piramit ters kurulmuş olup, üst kademe elemanları tabanı, teknisyen kadrolar ise tepeyi oluşturmaktadırlar.

– Hem ekonomik, hem sosyal ve hem de manevi yönden zavallı bir duruma düşürülmüş bir ülkeyi kim içine almak ister. Eğer aklımızı başımıza toplayıp kendimizi her yönden yenilemezsek, birinci sınıf yönetici ve siyasetçileri içimizden bulup başımıza geçiremezsek Avrupa’yı geç bir kalem Arap âlemine bile giremeyiz.

– Güneş balçıkla sıvanmaz. Birbirimizi kandırmayalım. Bu günkü durumuyla Türkiye’nin AB’ ye alınması demek AB’nin sosyal, politik, ekonomik ve kültürel açıdan kaybetmesi demektir. Her şeyin ekonomik ve sosyal boyutlarla ölçüldüğü ve demokratik bir yapıya sahip olan AB kaybedeceği bir olaya neden teşebbüs etsin.

– Bugün Nataşalar! diyerek alay ettiğimiz Ruslar bile, çok değil 10-15 sene içinde bizi yarı yolda bırakacaklar. Neden mi? Çünkü alt yapıları var, eğitimli insan kaynakları var, dünya çapında bilim adamları var, kapital problemini de halledince, yine süper devlet olacaklar. Darısı birilerinin başına…

Kaynak: Nurettin KORKMAZ, Geçmişten Geleceğe Parıldayan Işık, Osmanlı Matbaacılık, Ankara, 1. Baskı, Nisan 2015.

Kaynak:

{ 1 Comment }

Türkiye Selçuklu Devleti Ticaret Hayatı – Ekonomik Hayat

Türkiye Selçuklu Devleti’nin ekonomik hayatı tarım, ticaret ve sanayiye dayanmaktadır. Ekonomik faaliyetlerin dağılımı şu şekildedir;

  • Tarım ve hayvancılık, köylüler ;
  • Meyvecilik ve bağcılık, şehir halkı
  • Dokumacılık, dericilik gibi sanayi i kolları, şehirlerdeki ahi teşkilatları,
  • Maden işleri, daha çok Hristiyan (Ermeni – Rum gibi) halk

Selçukluların önem verdiği ekonomik faaliyetlerden biri de ticarettir. Ticaretin gelişmesi; amacıyla tüccarların. konaklaması için kervansaraylar yaptırmışlardır.

Avrupa’daki tüccarlara düşük gümrük vergisi uygulamışlardır. Sinop, Alanya ve Antalya gibi liman şehirlerini geliştirerek uluslararası ticarette etkin olmaya çalışmışlardır. Ayrıca tüccarların mallarını, zarar görmelerine karşı koruyan sigorta sistemini uygulamışlardır.Türkiye Selçuklularında toprak yönetimi Büyük Selçuklulardaki gibidir. Topraklar; has, ikta, mülk ve vakıf olarak ayrılmaktadır.

{ Add a Comment }

Ahilik Nedir – Kısaca Bilgi

XIII. yüzyılda Ahi Evren tarafından Kırşehir, Konya ve Kayseri gibi şehirlerde esnaf birlikleri arasında oluşturulmuş, yardımlaşma ye dayanışmayı sağlayan sosyal ve ekonomik bir teşkilatlanmadır. Bu alanların dışında siyasi, askeri ve ahlaki alanlarda da önemli bir yere sahiptir.

 

{ Add a Comment }

Osmanlı Devletinde Ekonomik Hayat – Yaşantı

– Osmanlı ekonomisi önemli ölçüde tarıma dayalıydı. Bu nedenle Osmanlı Devleti’nin ekonomik anlayışı toprağın iyi bir şekilde değerlendirilmesi, boş bırakılmasına izin verilmemesi ve düzenli bir vergilendirme esasına dayanıyordu. Bu anlayış Osmanlı Devleti’nin sınırlarını genişletip, ticaret yollarına hakim olmasına kadar önemini korumuş, İpek ve Baharat Yolu’na hakim olma mücadeleleri Osmanlı fetihlerini yönlendirmiştir.

– Osmanlı Devleti’nde, ekonomik faaliyetler halkın sıkıntıya düşmeden bolluk içinde yaşamasına göre düzenlenmiştir. Bu nedenle ihtiyaç oranında üretimin yapılması, bir bölgenin kendi kendine yeterli hale getirilmeye çalışılması, üretimin ihtiyaçları karşılamaması durumunda dışarıdan satın alınması, üretim faaliyetlerinde süreklilik sağlanması, toprağın boş bırakılmasına izin verilmemesi gibi önlemler alınmıştır.

– XVIII.yüzyıla kadar kendine yeterli bir ekonomik yapıya sahip bulunan Osmanlı Devleti, ticaret yollarının değişmesi, kapitülasyonların yaygınlaşması ve dış ticaretin yabancıların eline geçmesi gibi nedenlerin etkisiyle bu özelliğini kaybetmiş, bazı alanlarda himaye ve müdahaleye ihtiyaç duymuştur.

– XVIII. yüzyılda yerli malı kullanılması, güçlü bir para oluşturulması, paranın dışarıya çıkmamasına özen gösterilmesi, Türk tüccarların korunması gibi konular Osmanlı iktisat anlayışına hakim olmaya başlamıştır.

– XIX.yüzyıla gelindiğinde Osmanlı-Avrupa ekonomik ilişkileri hızlanmış, birçok Avrupa devleti kapitülasyonlardan yararlanmaya başlamış, dış borçlanmaya gidilmiştir. Bu dönemde meydana gelen Sanayi İnkılabı, Osmanlı Devleti’nde yerli sanayinin çökmesine neden olmuş; böylece ucuz Avrupa malları karşısında rekabet edemeyen el tezgahları ve atölyeler kapanmış, işsizlik artmıştır.

XIX. yüzyılda meydana gelen bu gelişmelerin Osmanlı Devleti açısından olumsuz sonuçları şunlardır:

  • Dışarıya hammadde satılıp mamül (yapılmış) madde alınmaya başlanılması
  • Dış ticaretin sürekli açık vermesi
  • Ekonomik alanda Avrupa’ya bağlılığın artması
  • Osmanlı ülkesinin Avrupalı devletlerin açık pazarı haline gelmesi

{ Add a Comment }

Abbasilerde Sosyal ve Ekonomik Hayat

– Abbasiler Emevilerin takip ettiği Arap milliyetçiliği politikasının yerine diğer Milletlere karşı, hoşgörülü bir siyaset izlemişlerdir. Bütün Müslümanlara değer veirerek onlara eşit davranmış ye devlet görevlerine getirmişlerdir. Bu yaklaşımlarıyla özellikle Türkler ve İranlılardan her alanda yararlanmışlardır.

– Abbasiler zamanında İslam toplumu genelde iki tabakadan oluşmuştur. Halifenin yakınları Vezirleri emirleri kadılar alim ve edipler bir grubu, esnaf ve sanatkarlar, askerler, çiftçiler, köleler ve gayr-i müslim topluluklar da diğer grubu oluşturmuştur.

– Abbasiler ekonomik açıdan da gelişmenin sağlanması ve halkın refahinin artması için çok çalışmışlardır. Abbasi’lerde ekonomik hayatın temelini tarımsal faaliyetler oluşturmaktaydı. Ülkenin bir çok yerine bu amaçla sulama kanalları yapmışlardır. Bataklıklar kurutularak tarım alanı oluşturulmuştur.

– Abbasi halifeleri ticarete de gerekli önemi vermişler yol emniyetini aldıkları gibi kervan yolları üzerine su kuyuları ve kervansaraylar yaptırmışlardır.

{ Add a Comment }

Yakın Çağ Özellikleri – Maddeler Halinde

  • Yakın Çağ (1784 – Günümüz) arasını kapsar.
  • Bu dönem dünyada sosyal, siyasi ve ekonomik değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir.
  • Fransız İhtilalinin etkisiyle milliyetçilik akımı yayılmış, merkezi krallıklar ve imparatorluklar yerini ulus devletlere bırakmıştır.
  • Yönetim anlayışında da değişimler yaşanmaya başlamış, halkın yönetimde söz sahihi olduğu cumhuriyet rejimi ve demokrasi anlayışı gelişmiştir.
  • Dinin toplumlar ve devletler üzerindeki etkisi azalmaya başlamış ve laiklik anlayışı gelişmiştir. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması sağlanmıştır.
  • Ekonomik alanda Sanayi İnkılâbı ile birlikte, sanayi önemli bir faaliyet haline gelmiştir.
  • Bu dönemde ticaret daha da gelişmiştir. Sanayi İnkılâbı sonucunda ortaya çıkan ham madde ve üretilen malların satılacağı pazar ihtiyacı devletlerarası ekonomik rekabeti doğurmuştur. Bu durum büyük savaşların yaşanmasına neden olmuştur, (I. ve II. Dünya Savaşları gibi)
  • Özellikle XX. yüzyıl sanayinin yanında teknolojinin de gelişmeye başladığı; iletişim, haberleşme ve ulaşımda tüm dünyayı kapsayan buluşların yaşandığı bir yüzyıl olmuştur.

{ Add a Comment }