MANDA YÖNETİMİ (GÜDÜM): Milletler Cemiyeti’nin (1919-1945) eskiden sömürge olan bir yeri yönetme yetkisini üyesi olan güçlü (emperyalist) ülkelerden birine vermesiyle oluşan yeni sömürgecilik sistemi.

MANGIR: Akçenin dörtte bir değerinde eski bir Osmanlı parası.

MECLİS-İ AHKAM-I ADLİYE: 1853-1861 yıllarında Osmanlı Devleti’nde temyiz (yargıtay ) mahkemesi görevini yapan yargı kurulu.

MECLİS-İ MEBUSAN: 1877-1878,1908-1912,1914-1918 ve 1920 yıllarında Osmanlı Devleti’nde yasama görevini yürüten parlamento. Bu parlamentonun varlığı Osmanlı Devlet yapısına meşruti bir özellik kazandırmıştır.

MEKTEB-İ HARBİYE: Harp okulu

MEKTEB-İ TIBBİYE: Tıp okulu

MERKANTALİZM: 16. ve 17.yüzyıllarda yaygınlaşan ve bir devletin zenginliğini sahip olduğu değerli madenlerle ölçen iktisadi görüş. Sonraları emperyalizm şekline dönüşmüştür.

MEŞEN: Rönesans devrinde fikir ve sanat adamlarını koruyan nüfuzlu kişiler.

MEŞRUTİYET: Krallık yönetiminin yetkilerinin bir bölümünün ulusal iradeyi temsil eden parlamentoya devredilmiş devlet biçimi.

METELİK: İlk kez 1928 yılında basılan on para değerindeki bakır para.

MİRALAY: Osmanlı ordusunda bugünkü albay rütbesinin karşılığı

MİRLİVA: Osmanlı Devleti’nde 1828’den sonra Sancakbeylerine verilen rütbe. Generalliğin ilk rütbesi. Bugünkü karşılığı Tuğgeneralliktir.

MOLLA: Büyük kadı, kadının bir üst derecesi,eyalet kadısı.

MONARŞİ: Tüm yetkileri ( yasama, yürütme, yargı) elinde bulunduran bir lider tarafından yönetilen devlet biçimi. Siyasal güç ve yetki, kimseye karşı sorumlu olmayan liderin elindedir. Bu kişi hükümdardır. ( Kral, Şah, Çar, İmparator, Padişah,Raca, Sultan, Halife ..)

MONROE DOKTRİNİ: ABD Başkanı James Monroe’nun 2 Aralık 1823 tarihinde yayınladığı bildiri. Başkan bu bildirisinde Avrupa’nın Amerika kıtasını ilgilendiren sorunlara karışılmaması gerektiğini, ABD’nin Avrupa’daki savaşlara katılmak niyetinde olmadığını belirtmiştir. Amerika Amerikalılarındır.” sözleriyle özetlenebilen bu politika sonunda Amerika kıtasındaki sömürgeci devletler kıtadan uzaklaştırılmış ve kıta ABD’nin sömürgesi haline getirilmiştir.

MUTLAKİYETÇİLİK: Bütün siyasal iktidarın sınırsız bir biçimde tek merkezde, öncelikle de bir hükümdarda toplanmasını öngören feodal siyasal öğreti ve uygulama. Hiç bir denetleyici organla kısıtlanmaması en temel özelliğidir.

MÜHENDİSHANE-İ BAHRİ HÜMAYUN: Osmanlı donanmasına deniz subayı ve teknik eleman yetiştirmek amacıyla açılmış okul.

MÜHENDİSHANE-I BERRİ HÜMAYUN: III. Selim’in çabalarıyla geliştirilen Kara mühendishanesi. Dört yıl süreli eğitim veren bu askeri okuldan, kara ordusu için mühendis ve topçu subayları yetiştirilmiştir.

MÜLTEZİM: Osmanlı Devleti klasik döneminde belli bir bölgenin vergi toplama yetkisini devletin düzenlediği bir açık artırma ile satın alan kişi. Bu açık artırma eylemine İltizam adı verilir.

MÜSADERE: İslam hukukunda (fıkıh ) bir kişinin haksız kazanç elde ettiği tespit edilirse mal varlığının bir bölümüne ya da tümüne devletin el koyması uygulaması. 1826 yılında Padişah II. Mahmut’un bir fermanıyla kaldırılmış ve ülkede özel mülkiyetin güvenliği sağlanmaya başlamıştır.

MÜSTEMLEKE: Sömürge

MÜŞİR: Osmanlılarda askerlikte en yüksek rütbe,mareşal.

NAZIR ( BAKAN ): Nezaret eden, bakan demektir.

NAZİZM ( NASYONAL SOSYALİZM ): 1923 yılında Adolf Hitler’in Almanya’da kurduğu partinin (Nasyonal Sosyalist Milliyetçi-Toplumcu Parti) öğretisi. Temeli her ırkın üzerinde Alman ırkının her bakımdan üstünlüğünün olduğu görüşüne dayanır.

NEMÇE: Osmanlıların Avusturya’ya verdikleri isim. Avusturyalıların konuştukları dilin Osmanlılarca anlaşılamaması nedeniyle “Nemce? ” sözcüğünden türemiştir.

NİZAMİYE MAHKEMELERİ: Osmanlı Devleti’nde din kapsamı dışındaki davalara bakmak üzere Tanzimat Devrinde kurulan mahkemeler.

ORDU KADISI: Osmanlı padişahlarının sefere çıkmadıkları zaman, orduyla birlikte giden, kazasker adına şerii işlemleri yapan ve kararlar veren yargıç.

ORTODOKS: Genel anlamda geleneksel ilkelere uygunluk, özel anlamda ise, dinsel inanca kayıtsız koşulsuz bağlılıktır. Bir kural ya da kurumun ilk biçimini titizlikle korumak ve sürdürmek anlamındadır. Hristiyanlığın önemli mezheplerinden biri.

ÖZERK: İçişlerinde serbest dışişlerinde merkezi devlete bağlı.

PAKT: Devletlerin ya da başka güçlerin ortak hareket etmek için kurdukları birlik. Günümüzde bu tür birlikler askeri ve ekonomik planlama amacıyla kurulur.

PAN-İSLAMİZM: Yeryüzündeki tüm Müslümanları teokratik bir devletin egemenliği altında toplama düşüncesi

PAN-SLAVİZM: Dünyada yaşayan tüm Slavları tek bir devletin egemenliği altında birleştirmeyi hedefleyen bir düşünce. Özellikle XIX. A yüzyılda Rusya tarafından Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak ve g Balkanları Slavlaştırmak amacıyla uygulanmaya çalışılmıştır.

PAN-TURANİZM: Dünyada Türklerin yaşadığı yerleri ” Turan Ülkesi” ilan ederek bu toprakları bir çatı altında toplamayı amaçlayan ve İttihat ve Terakki döneminde uygulanmaya çalışılan düşünce ve siyaset anlayışı.

PAN-TÜRKİZM: Dünyada yaşayan bütün Türkleri bir devletin egemenliği altında birleştirmeyi amaçlayan bir düşünce ve siyaset anlayışı.

PAPA: Katolik Hristiyanların dinsel başkanı

PARLAMENTO: Bir toplumu oluşturan tüm sınıf ve zümrelerin temsil edildiği, demokratik uygulamalarla oluşturulan meclis.

PATRİK: Ortodoks Hristiyanların dinsel başkanı

PİSKOPOS: Bazı Hıristiyan kiliselerindeki en yüksek rütbeli din adamı. Genellikle belli bir bölgeden sorumludur. Katolik inanışına göre, piskoposların yetkileri havarilerden gelir. Protestan inanışında ise bu sav benimsenmez.

PROTESTANLIK: XVI. yüzyılın başlarında Katolik dünyası içinde Papalığa ve Katolik kilisesine karşı başlayan protesto eylemlerinin sonucunda ortaya çıkan mezhep.

REJİ İDARESİ: Osmanlı Devleti’nde tütün ekimini denetleyen ve tekel olarak işleyen bir kuruluş. Devletin dış borçlarına karşılık her yıl Osmanlı mâliyesine bir miktar para ödedikten sonra geri kalan kârı Düyun-u Umumiye İdaresi’ne devrederdi.

RESTORASYON: Tamir etme,düzeltme

RUMELİ: Osmanlılar’ın Balkanlardaki topraklarına verilen isim.

RÜŞTİYE: Osmanlı Devleti’nde ortaokul (ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıflar ) düzeyinde eğitim yapan kurum.

SADARET: Sadrazamlık makamı.

SADRAZAMLAR ( VEZİR-İ AZAM ): Osmanlı İmparatorluğumda padişahtan sonra devletin en büyük memuru. Hükümdarın mutlak vekilidirler ve yargı ile maliye konuları dışında hükümdarın tüm yetkilerini kullanabilirlerdi. Bu yetkilerinin bir göstergesi olarak, padişahın mührünü taşırlardı.

SAHN-I SEMAN: II. Mehmet’in ( Fatih ) inşa ettirdiği medreselerde en yüksek derslerin okunduğu kısım.

SAHN-I SÜLEYMANİYE: I. Süleyman ( Kanuni) tarafından yaptırılan Süleymaniye Camii’nin medreseleri. Burada fen dersleri, tabiplik, göz hekimliği ve doğal bilimler okutulurdu.

SALİYANE: Yıllık vergi.

SALTANAT KAYMAKAMI: Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında Osmanlı hükümdarları sefere çıktıkları zaman bazen şehzadelerden birini merkezde kendi yerine bırakırdı. Hükümdarların yetkilerini gerektiğinde kullanabilen bu şehzadelere Saltanat Kaymakamı denilirdi.

SANAYİ-İ NEFİSE: Güzel Sanatlar Akademisi. Günümüzdeki Mimar Sinan Üniversitesinin temelini oluşturan kurum.

SANGAK: Osmanlı Devleti’nde yönetsel yapının bir parçası.

SANCAK-I ŞERİF: Hz.Muhammet’e ait olan, Onun zamanında cihatlarda kullanılan ve şimdi İstanbul’da Topkapı sarayında diğer kutsal emanetlerle birlikte, Hırka-i Saadet dairesinde bulunan siyah renkteki sancak. I. Selim Mısır Seferi’nden dönerken beraberinde getirmiştir.

SENED-İ İTTİFAK: Osmanlı hükümdarlarının mutlak egemenliğini kısıtlayan ilk belge. 29 Eylül 1808 tarihinde Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa tarafından hazırlanıp, Padişah II. Mahmut’a onaylatılan dayatma bir sözleşme. Bu sözleşmeyle ayanların varlığı ve derebeyleşmesi padişah tarafından onaylanmıştır. Bu sözleşme 15 Kasım 1808’de Alemdar Mustafa Paşa’nın yeniçerilerce öldürülmesinden sonra yürürlükten kaldırılmıştır.

SERASKER: Osmanlı Devleti’nde sadrazamın dışında vezirlerden biri orduya komuta ettiğinde bu komutan-vezire verilen ünvan.

SEYFİYE: Kılıç ehli.Yönetici tabaka

SIBYAN MEKTEBİ: Osmanlılarda ilkokula benzer okul.

SİKKE: Madeni para

SKOLASTİK: Orta Çağ’ın dinsel felsefesi. Skolastik düşünce bütün Orta Çağ’ı kaplar. Skolastik düşüncenin ayıt edici niteliği dogmatik oluşudur. Belli bir konuyu incelemek demek, o konuda Aristoteles’in ne yazdığını okumak demektir. Hiç bir kişisel görüş, tartışma, kuşku ve kurcalamaya izin yoktur. En küçük kişisel çıkışa cesaret edenler en şiddetli biçimde (ölüm, aforoz, vb.) cezalandırılır.

SOSYALİZM: Kesin bir tanımı olamamakla birlikte, devlet yönetiminde ve ekonomik yaşamda bireyciliğe karşı toplumculuğu savunan sistem.

SÖMÜRGECİLİK: Bir toplumun ya da devletin, bir başka topluluk ve ülke üzerinden ekonomik ve siyasal çıkarlar sağlaması. Bu, insan emeğinin, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yok pahasına satın alınması ya da topluluğun pazar haline getirilmesi biçiminde uygulanmıştır.

SÜREKLİ ELÇİLİK: Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip etmek için açılan temsilcilikler.

ŞEHZADE: Padişah oğullarına verilen ad.

ŞEHZADE SANCAĞI: Osmanlı şehzadelerinin sultan olarak yetiştirilme amacıyla Sancakbeyi olarak gönderildikleri sancaklar. Bunlar; Manisa, Konya, Kastamonu, Trabzon, Kefe, Aydın, Amasya, Teke, Kütahya, Semendire, Çankırı ve Akşehir’dir.

ŞURA-YI DEVLET: 1867 yılında Meclis-i Vala’nın kaldırılmasıyla kurulan, bu günkü Danıştay ve Yargıtayın ilk biçimi.

TAHRİR: Osmanlılar, yeni zaptettikleri ülkelerin arazisini tescil ve toprağın mülkiyeti ile kullanım biçimini ve vergi oranlarını belirlemek ve saptamak amacıyla düzenli olarak yazıp, kaydını tutarlardı. Buna tahrir denirdi. Tahrir yaklaşık otuz yılda bir yeniden yazılırdı.

TEBAA: Uyruk

TEKFUR: Bizans imparatorluğu zamanında valilik aşamasında olan yerel yöneticilerle, Anadolu ve Rumeli’ndeki bazı Ortodoks yerel egemenlere verilen ünvan. Bizans Devleti’nin merkezi otoritesini yitirdiği dönemlerde Tekfurlar derebeyleşmişler hatta, imparatorlarla çatışmalara açıkça katılmışlardır.

TEŞKİLAT-I MAHSUSA: İttihat ve Terakki Partisi’nin 1914 yılında kurduğu yarı askeri gizli örgüt. Kuruluş amacı, Osmanlı sınırları dışındaki Türk ve Müslümanlar arasındaki dayanışmayı artırarak direnişler düzenlemektir.

TIMARLI SİPAHİ: Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde, dirlik sahiplerinin besledikleri Türk-Müslüman kökenli atlı askerlerden oluşan ordu. Maaş almazlardı. Tüm giderleri ve harcamaları dirlik sahiplerince karşılanırdı. Savaş zamanı dirlik sahiplerinin bağlı oldukları Sancakbeyinin komutasında, Beylerbeyinin ordusunda savaşırlardı. Barışta askeri eğitim yaparlar ve bölgelerinin güvenliğini sağlarlardı

TUĞRA: Selçuklu devletlerinde, Osmanlı Devleti’nde ve öteki Türk- İslam devletlerinde, hükümdarların imza ve alameti olarak kullanılan E mühre benzer yazı.

ULUFE: Osmanlı Devleti’nde, kapıkulu askerlerine ve kapıkulu kökenli devlet memurlarına üç ayda bir ödenen maaş.

VAK’ANÜVİS: Osmanlı Devleti’nde XVII. yüzyıl sonlarından İtibaren oluşturulan resmi tarih yazıcılığı ile görevlendirilen kişilere verilen ünvan.

VALİDE SULTAN: Padişah annesi. Padişah tahta çıkınca annesi de valide sultan unvanını alır ve eski saraydan bir tören ile Topkapı Sarayındaki özel dairesine taşınırdı.

VELİAHT: Monarşiyle yönetilen ülkelerde, hükümdarın ölümü ya da tahttan çekilmesi durumunda yerine geçecek olan kişi. Bu kişiler ya hükümdarca belirlenir ya da bu konudaki yasalara ve geleneklere göre seçilir.

VOYVODA: Eflak ve Boğdan eyaletlerinin egemeni beylere Osmanlılarca verilen ünvan.

YAHOVA ŞAHİTLERİ: XIX. Yüzyıl’da ABD’de ortaya çıkan Hıristiyan kökenli bir mezhep. Amaçları bir din devleti olan Tanrı Krallığı’nı kurmaktır. Askerlik yapmaya, vergi ödemeye, oy kullanmaya, kan ve organ nakline karşı çıkarlar.

YENİÇERİ: Osmanlı kuruluş devrinde oluşturulan piyade sınıfı asker ocağının erleri.

ZANAATKAR: Terzilik, ayakkabıcılık, berberlik gibi bir deneyim ve beceri gerektiren bir işi genellikle kendi hesabına ekonomik yarar sağlamak amacıyla yapan üretici.