Edebiyat çok farklı biçimlerde tanımlanabilen bir kavramdır. Türkçe Sözlük (TDK)’de edebiyatın tanımı şöyledir: “Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı, yazın.” Bu tanımdan yola çıkılırsa, edebiyatın konusunun “olay, düşünce, duygu ve hayaller” olduğu anlaşılır. Bu kavramlardan “duygu ve hayallerin kişisel, ferdi olduğu söylenebilir. “Olay ve düşünce” ise bireyin dışında toplumda, yaşamın içinde ortaya çıkan, gelişen kavramlardır. Demek ki edebiyatın ferdi yönünün yanında toplumla ilgili yönü ya da yönleri de vardır.

Yukarıdaki tanımdan edebiyatın asıl malzemesinin, aracının dil olduğu anlaşılıyor. Buradaki kullanımıyla dil; kelimeler aracılığıyla duygu ve düşünceleri anlatma sistemidir. Dil; duygu ve düşüncelerin taşıyıcısı, yani aracıdır. Duygu ve düşünceler zaman içinde değişir, yenilenir; buna bağlı olarak dilde de yenilenmeler, gelişmeler gözlemlenir. Dinleyende ya da okuyanda güzellik duygusu, estetik beğeni uyandırmak amacıyla oluşturulan edebi eserler şair ya da yazar diye adlandırılan sanatçılar tarafından ortaya konur.

Çevresindeki insanlardan birtakım farklı ve üstün yönleriyle ayrılan sanatçı, her şeyden önce insandır. Öteki insanlar gibi o da toplumun içinde bir ferttir. Sanatçının çevresindeki insanlarla, toplumla, kurum ve müesseselerle ilişkileri vardır. Telefon kullanır, trafiktedir, yemek yer, pazara çıkar, kendisine kıyafet seçer, sinemaya ya da tiyatroya gider. Hiçbir insan yalnız başına yaşayamayacağı gibi, hiçbir şair ve yazar kendisini toplumdan büsbütün soyutlayarak yaşayamaz.

Ernest Hemingway, “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”da bir kahramanına şunları söyletir: “Hiç kimse kendi başına bir ada, kendi başına bir bütün değildir. Her insan kıtanın bir parçası, bütünün bir bölüğüdür.” Sanatçı da toplumun bir üyesidir. Davranışlarını, duyuş ve düşünüşünü toplum içindeki yerinden alır. Toplumdan aldıklarını eserleri aracılığıyla yine topluma yansıtır. Her sanatçının en önemli ve en zengin kaynağı yaşadığı çevredir, toplumdur. Toplumu anlatmaktan özellikle kaçındığını belirten yazarların eserlerinde dahi yaşadığı toplumdan kaynaklanan etkilenmeler vardır.

Edebiyat toplumun anlatımıdır. Yüzyıllar boyunca, edebiyat toplumsal yaşamı yansıtan bir ayna olarak görülmüştür. Edebiyatın toplumun aynası olması, kullandığı aracın dil olmasından kaynaklanır. Çünkü dil, toplumun yaşam tarzındaki değişimden doğrudan etkilenir. Eski yaşam biçimine ilişkin sözcükler yok olur; onların yerini, yeni yaşam koşullarını yansıtan sözcükler alır.

Ulusun toplumsal yapısı, yaşam tarzı ile edebiyatı arasında sıkı bir ilişki vardır. Toplumsal yapıda ve yaşamda ortaya çıkan değişimler etkisini edebiyatta da gösterir. Toplumun yaşama biçiminin, toplumdaki ilişkilerin o toplumun edebiyatında yansıdığı bir gerçektir. Bir bakıma edebiyatın gelişim serüveni toplumsal düzenlerin de gelişim öyküsüdür.