Etiket: düşünce

Avrupa’da Düşünce Alanındaki Gelişmeler – Aydınlanma Çağı

Aydınlanma Çağı’nda Meydana Çelişmeler:

Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan tarihsel dönem, Batı toplumunda XVII. ve XVIII. yüzyıllarda gelişmiştir. Akılcı düşünceyi eski, geleneksel, değişmez kabul edilen bilgilerden ve görüşlerden arındırmak ve yeni bilgiye yönelik kabulü geliştirmeyi amaçlayan düşünce gelişimini ifade eden döneme denilmektedir.

Aydınlanmaya yol açan düşünsel gelişmeler Rönesans ve Reform hareketleridir. Bu gelişmelerin oluşturduğu ortam sonucunda Avrupa’da XVII. yüzyılda “Akıl Çağı”XVIII. yüzyılda “Aydınlanma Dönemi” ortaya çıkmıştır.

Tarihsel süreç içerisinde Avrupa’daki tabloyu tekrar hatırlamak gerekirse;

Orta Çağ Avrupası : Tam bir kilise hakimiyeti vardı. Kilisenin herkesin ve her şeyin üstünde görülmesi ve fikirlerinin tartışılamaması bilimin gelişmesini engellemiştir. Bu dönemde skolastik düşünce Avrupa’ya hakimdir.

Yeniçağ Avrupası: Rönesans ve Reform ile insan aklını Ön plana çıkaran Avrupalılar Coğrafi Keşifler ile de hayat standartlarını yükseltiler. Kilisenin baskısından kurtularak özgür düşünce ortamında her alanda gelişmeye başladılar.

XVIII. Yüzyıl Avrupası: Bu gelişmeler sonucunda XVIII. yüzyılda Avrupa’da akıl, bilim ve özgür düşünce ön planda olmuştur. İnsan aklını kullanarak insanlığın yararına güzellikler meydana getirebilir anlayışı geliştirilmeye çalışılmıştır.

Avrupa’da Bilim Alanındaki Gelişmeler:

Aydınlanma Çağı’nda “aktın kullanılması ile doğru bilgiye ulaşılabileceği” fikri temel alınmıştır.

Bu dönemin önemli bilim insanları;

  • Newton: Fizik ve matematik alanında çalıştı. Ortaya attığı ışığın parçalarından oluştuğu teorisi Laplace tarafından geliştirilmiştir. Bu bilim adamı güneş sisteminin oluşumunu açıklamıştır.
  • Copernik: Evrende güneş merkezli bir sistem olduğunu ve dünya’nın güneş çevrisinde döndüğünü kanıtladı.
  • Galile: Dünya’nın yuvarlak olduğunu ispatlayarak, kilise tarafından benim senen, Dünya’nın düz olduğu görüşünü yıkmıştır. Ayrıca fizik alanında da çalışmalar yapmıştır.
  • Dekart: Bilimsel bilgiye ancak matematikle ulaşılabileceğini öne sürmüş ve bu nedenle analitik ve geometriyi geliştirmiştir.
  • Bu dönemde sosyal bilimler alanlarında da akılcı bir görüş benimsenmiş ve edebiyat eserlerinde toplumsal konular işlenmiştir.
  • Bu alanda özellikle Jan Jak Russo gibi düşünürler yazılarında baskıcı düşüncelere karşı çıkarak demokrasinin doğmasına ve gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.
  • Aydınlanma Çağı’nda güzel sanatlar alanında da gelişmeler olmuş, özellikle müzik alanında Mozart ve Bach gibi ünlü besteciler yetişmiştir.

Aydınlanma Çağı’nın Sonuçları:

  • Bilim, sanat, edebiyat, siyaset ve sosyal alanlarda önemli eserler verildi.
  • Bilimsel ve teknolojik gelişmeler Sanayi İnkılâbı’nın temelini oluşturdu.
  • Siyasi ve sosyal gelişmeler ABD’nin kurulmasında ye Fransız İhtilali‘nin çıkmasında etkili oldu.
  • Avrupa’da akılcı düşünce sistemi gelişti.

{ Add a Comment }

Henri Bergson Felsefesi ve Sezgicilik

Henri Bergson’un Felsefi Düşüncesi veya Anlayışı:

Henri Bergson(1859-1941), hem rasyonalizme hem de materyalizme karşı cephe almış olan bir filozoftur.Bergson’a göre içinde dilin rol oynadığı bilgi ile dilin rol oynamadığı bilgi arasında ayrım yapmak gerekir. Buna göre bilgi mutlak ve göreli olmak üzere ikiye ayrılır. İçinde dilin rol oynadığı bilgi, göreli bir bilgidir. Çünkü dil, kavramlar aracılığıyla bilinmek istenen nesneyi dondurur, parçalar. Dilin verdiği bilgiler simgeseldir. Kavramlar, düşünce ile nesne arasında aracılık yapan simgelerdir, nesnelerin kendileri değildir. Buna karşılık nesne, örneğin bir insan veya hareket eden bir taş somut, canlı, bireysel bütünsel bir varlıktır. Bundan dolayı dile dayanan, duyusal-akılsal bir bilgiyle nesnelerin hakikatini kavramak olanaksızdır. Nesneyi bize kavratacak olan, bir başka yetidir ki o da sezgidir.

Evren ve yaşam sürekli hareket ve oluşum halindedir. Düşünce ile evrenin ve yaşamın özünü kavramaya olanak yoktur. Bunu yalnızca sezgi kavrayabilir. Sezgi doğrudandır; çünkü ilk, saf ve katışıksız bir bilgidir. Düşünce zekâ, nesneleri ayırır, böler, analiz eder, sonra bilgi elde eder. Hâlbuki yaşam bir bütündür. Sezgi ve bilinç uykuda da çalışır, akar. Bu akışın bilgisini düşünce doğru olarak veremez. Oysa sezgi, bir anda bütünü kavrar. Parçalara ayırmadan, bozmadan doğru bilgiyi yakalar. Sürekli bir oluş ve yaşam hamlesi (élan vital) olan akışın apaçık bilgisini sezgi elde eder.

{ Add a Comment }

Felsefenin Özellikleri – Maddeler Halinde

Felsefenin de diğer disiplinler gibi kendine ait özellikleri söz konusudur. Bu özellikler felsefeyi kendisi yapan, onu diğer disiplinlerden ayıran temel niteliklerdir. Bu nitelikler felsefenin konusu, yöntemleri ve filozofların ele aldıkları konulara yaklaşım biçimlerinin bir sonucudur. Felsefenin ve felsefe etkinliğinin ne olduğunun kavranması, bu özelliklerin anlaşılmasına ve özümlenmesine bağlıdır. Şimdi bu özellikler üzerinde duralım:

1- Araştırmaya ve eleştirel bir tavra dayanan düşünce etkinliğidir: Felsefe, eleştirel bir düşünmenin sonucunda ortaya çıkar. Bu bakımdan araştırma ve incelemeye dayalıdır. Felsefi tavır sahibi olan bir insan her şeyi olduğu gibi kabul etmez. Felsefede olaylar karşısında merak duyan bir insanın olaylara olduğundan daha farklı yaklaşması gerekir. Bu yaklaşma da olaylar karşısındaki merak ve hayretin neden olduğu eleştirel ve sorgulayıcı bakış açısıyla gerçekleşebilir.

2- Mantık ilkelerinden destek alan bir düşünce biçimidir: İnsan olayları anlamak istediğinde, olayları akıl ilkelerinden destek alarak yorumladığında felsefi bir düşünce ortaya koymuş olur. O halde felsefe, mantık kuralları çerçevesinde yapılan akıl yürütmeler sonucu elde edilmiş dizgeli ve sistemli bilgilerdir.

3- Elverişli ortamlarda gelişim gösterir: İnsanların felsefe ile ilgilenebilmeleri için öncelikle temel gereksinimlerini belli bir dereceye kadar karşılamış olmaları gerekir. Felsefenin ilk ortaya çıktığı dönemin Yunanistan’ı da bu bakımlardan elverişli bir yer özelliği taşıyordu. Yunan toplumu o dönemde çağlarının ilerisinde bir yaşam biçimi oluşturmuştu. Artı ürünlerini pazarda değiştirirken takas yerine para kullanıyorlardı. Para toplumsal zenginliğin hem kolayca değişimini hem de birikimini olanaklı kılıyordu. Böylece daha çok insan toplumsal zenginlikten pay alabiliyordu. Para, zenginliğin paylamışından öte toplumsal yönetim gücünün paylaşılmasına da olanak sağladı ve Ege kentlerinde cinsiyete ve sınıfa dayansa da ilk demokrasi deneyimleri yaşandı.

4- Varlığı bir bütün olarak değerlendirir: Felsefe bütüncü bir görüşe sahip olma çabasında olan bir disiplindir. Bilimlerden farklı olarak o, varlığın bütününe yönelir. Bu bakımdan felsefe, varlığın herhangi bir alanına, cephesine, görüntüsüne ait olmaktan çok onun geneline ilişkin bir bilgidir. Örneğin biyolojinin “canlı varlığı”, psikolojinin “ruhsal varlığı”, sosyolojinin “toplumsal varlığı” ele aldığını biliyoruz. Buna karşılık felsefe “varlık olma bakımından varlığı” ele almak ister.

5- Felsefe evrenseldir: İnsanın yaşam alanında bulunan ve insanı ilgilendiren her şey felsefenin konusu olabilir. En basit duyusal yaşantılardan (örneğin dokunduğumuz nesnenin yumuşaklığı) en karmaşık düşünce sistemlerine (örneğin bir matematik kuramı) kadar her şey felsefe tarafından incelenen bir konu haline gelebilir.

Felsefenin evrenselliğini sağlayan bir diğer neden de insanlığın ortak sorunlarına çözüm aramasıdır. Bu araştırma çabasının sonuçlan evrensel olmasa bile çözüm aranan sorunun tüm insanlığın sorunu olması felsefeyi evrensel yapmaktadır.

6- Çağının koşullarından etkilenir: Filozofların ortaya koydukları felsefe sistemlerinde yaşadıkları toplumun ve yaşadıkları dönemin etkisi oldukça büyüktür. Bu bakımdan felsefe ile çağının ve toplumların koşulları arasında güçlü bir bağ vardır. Örneğin ünlü İtalyan düşünür Niccolo Machiavelli, “Hükümdar” (il Principe) adlı kitabında çok otoriter bir devlet modeli ortaya koymuştur. O’nun bu eseri yazmasında ve otoriterliği savunmasında, o dönemin koşullan önemli rol oynamıştır. Onun yaşadığı dönemin İtalya’sı şehir devletlerine bölünmüş durumdaydı. Bu nedenle de birlik ve düzen için, otoriter bir yönetime gereksinim vardı. Güçlü bir iktidar uğruna ne yapılması gerekiyorsa, eserlerinde onun yapılmasını savunmuştur.

7- Öznel bir bilgi olduğundan doğruluğu veya yanlışlığı araştırılamaz: Felsefe, bilimde olduğu gibi, doğruluğu açıkça saptanabilen önermelerden oluşan bir disiplin değildir. Filozofların bakış açıları, kişilik yapıları, yaratıcı zekâları ve içinde bulundukları koşullar farklı olduğundan, aynı konularda farklı sonuçlara ulaşabilirler. Ulaşılan bu sonuçların da hangisinin diğerinden daha doğru veya daha yanlış olduğunu belirlemeye olanak yoktur. Bu bakımdan felsefede aynı konudaki farklı görüşlerden birinin doğru, diğerinin yanlış olduğu söylenemez.

Öznellik taşıdığından dolayı ortaya koyduğu bilgilerin kesinliği yoktur. Bu bakımdan kesintisiz bir araştırma etkinliği olduğundan “olmuşluk, bitmişlik” yoktur.

8- Felsefe, yığılma özelliği gösteren bilgiler ortaya koyar: Felsefe, birikimsel (kümülatif) bilgiler ortaya koyar. Felsefede filozofların yaptıkları akıl yürütmeler, ulaştıkları sonuçlar, birbirlerine eklenerek tutarlı bir bütün oluşturulmaya çalışılır. Bu bakımdan olgusal bir nitelik taşımaz. Bundan dolayı felsefede gerçek anlamda bir ilerlemeden söz edilemez. Örneğin Hegel’in düşünceleri Epiküros’un, Marx’ın düşünceleri Hegel’in düşüncelerini yanlışlayamaz.

9- Felsefe, rekleksif bir düşünce biçimidir: Felsefe, yalnızca evrenle ilgili olarak ortaya konan bir bilgi değildir. Evreni kavramaya yönelik olarak ortaya konan düşünceler üzerine de bir düşüncedir. Bilgiler üzerine de düşünme etkinliği gerçekleştiren bir disiplindir. Bu bakımdan felsefe, “bilginin de bilgisi” olarak değerlendirilebilir. Örneğin Kant’ın tüm düşünce sistemi dünyayı, doğayı değil; dünyayı, doğayı bilmeye çalışan insan zihnini de konu olarak alır. İnsan aklının ne olduğunu, nasıl çalıştığını, bilgiyi nasıl elde ettiğini de araştırır.

10- Felsefe, düşünmenin özgürlüğün en çok yaşadığı alandır: Felsefede hemen her konu ile ilgili sorular özgürce sorulabilir. Özgürce sorulan bu sorular çoğu zaman bir meydan okuma biçiminde olabilmektedir. Bu meydan okuma da düşüncenin özgürlüğünün bir göstergesi olmaktadır.

{ 3 Comments }

Felsefi Düşüncenin Özellikleri – Maddeler Halinde

Felsefi Düşüncenin Nitelikleri:

1- Süreklilik Gösteren Düşüncedir: Evrende olup biten şeyler, düşünebilen ve merak duygusuna sahip olan insanlar için inceleme konusu olmuştur. Bu merak duygusu filozofların bulduğu cevaplarla hiçbir zaman tam olarak giderilememiştir. Dolayısıyla felsefe; Thales’le başlamış ama Thales’le bitmemiştir. İlkçağ filozofunu uğraştıran bir sorun günümüz filozofunu da uğraştırabilir. Çünkü filozof hiçbir konuda son sözü söylemez. Sorulara verilen cevapların her dönemde ve her filozofta değişmesi ise yeni bir felsefi sistemi meydana getirir. Eğer, cevaplar da değişmeseydi felsefe olmazdı.

2- Öznel Bir Düşüncedir: Felsefede filozofun kişiliği önemli rol oynar. Filozoflar farklı zaman ve kültürlerde, farklı felsefi sistemler üretmişlerdir. Aynı görüşü çok sayıda kişi benimsemiş olsa bile, her felsefi görüş belli bir filozofa aittir. Varlık konusunda öğretmen öğrenci ilişkisine sahip Platon ile Aristoteles’in görüşleri birbirinden farklıdır. Biri gerçekliği duyusal alanın dışında görürken, diğeri duyusal alanın içinde tek tek varlıklarda görmektedir.

3- Kesinlik Taşımayan Düşüncedir: Felsefe, akıl ve mantık ilkelerine dayanan bir bilgidir. Bundan dolayı felsefede birbirinden farklı birçok düşünce sistemi söz konusudur. Dolayısıyla felsefede kesinliğe ulaşmak söz konusu değildir. Bir felsefe tarihçisi “Hegel” tarihi keşfeder, Schopenhauer ise ondan vazgeçer. Onların bu uyuşmazlığı hâlâ çözüm bekliyor.” sözleriyle felsefede kesin bir doğruya ulaşılamayacağını vurgulamıştır. Felsefi bilginin doğruluğu, bilimlerde olduğu gibi kesin değildir. Çünkü felsefi bilgi herkesi bağlayan, genel – geçer bir bilgi değildir. Dolayısıyla aynı konuda aynı noktadan hareket eden ve aynı verileri kullanan iki filozof bile farklı sonuçlara ulaşabilir.

4- Evrensel Bir Düşüncedir: Felsefi bilgi, varlığın herhangi bir alanına ait olmaktan çok onun bütününe ilişkin genel bir bilgidir. Örneğin; biyoloji canlı varlığı, psikoloji ruhsal varlığı, sosyoloji ise sadece sosyal varlığı ele alan bir disiplindir. Felsefe ise varlığı bir bütün olarak ele alan ve inceleyen bir bilgidir. Felsefe belli bir insanı ve onun değerlerini ve bilgisini incelemez. O genel olarak insanı, değerleri, bilgiyi ve varlığı inceler, onları anlamaya ve açıklamaya çalışır.

5- Akla Dayanan Bir Düşüncedir: Felsefe bilgisi varlık, bilgi ve değerler hakkında düzenli ve mantık ilkelerini temel alan bir bilgidir. Açıklamaları kendi içinde tutarlı ve akla dayalı olduğundan çelişki içermez. Felsefi sistemler kuran filozoflar bir başka filozofla aynı düşünmek zorunda değildir. Ancak her filozof kendi içinde çelişkiye düşmekten kaçınması gerekmektedir. Felsefede esas olan sistemin tutarlılığıdır. Doğruluk kişiye özgüdür. Bilime benzer bir doğruluk anlayışı aranmaz.

6- İlerleme Göstermez: Bilimde, Galileo gelince Aristoteles’in harekete ilişkin açıklama ve formülünün yanlış olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak felsefede Hegel gelince, Platon’un veya Marks ortaya çıkınca Hegel’in görüşlerinin yanlış olduğu ispat edilememiştir. Dolayısıyla felsefede bilimde olduğu gibi bir birikimden, ilerlemeden söz edilemez. Filozoflar bize dünya, doğa, iyi, güzel hakkında farklı görüşler, farklı perspektifler ve sistemler sunarlar. Böylece bu farklı alternatifler bizim daha doğru veya başarılı olduğunu düşündüğümüzü seçmemizde önümüzde bulunurlar.

7- Eleştirici ve Sorgulayıcı Düşüncedir : Felsefi bilgi, kendisine konu aldığı her alanda ve önüne çıkan her türlü bilgiyi, görüşü, inancı eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmesi sonucu ortaya çıkar. Her şeyi olduğu gibi kabul eden ve merak etmeyen bir tavır sonucu felsefe bilgisine ulaşılamaz. Bazı insanlar dünya görüşlerini dinsel veya geleneksel yolla edinirler. Oysa felsefi bir dünya görüşünü amaçlayan kimse, kendi aklına dayanma cesaretini göstermelidir. O, alışılagelen bütün kanıları kuşkuyla karşılamak ve kendince açık-seçik temellendirilemeyen hiçbir düşünceyi kabullenmemek zorundadır.

8- Sorular Cevaplardan Daha Önemlidir: Felsefe sorularıyla vardır. Bu sorulara kesin bir cevap vermek olanaksız olsa da bir cevap verilir. Bu cevaplar filozoflara göre değişir. Cevapları değişen sorular yeniden kurgulanınca konuya bir derinlik ve genişlik kazandırır. Bu özelliği ile felsefi etkinlik devamlılık kazanır.

9- Refleksif Bir Düşüncedir: Felsefe, önceden kazanılmış bilgiler üzerine bir bilgidir. Akıl adeta elde etmiş olduğu bilgiler üzerine yeniden dönerek, onları bir tenkit ve değerlendirme süzgecinden geçirir. Örneğin; Kant’ın, bütün felsefesi dünyayı, doğayı değil; dünyayı ve doğayı bilmeye çalışan insan zihnini konu alır. O, insan aklının ne olduğunu, nasıl çalıştığını ve bilgiyi nasıl elde ettiğini araştırır.

10- Çözümleyici ve Kurucu Bir Düşüncedir: Filozof ele aldığı bir konuyu anlamak ve kavramak için her türlü bilgi, deney, algı ve sezgi sonuçlarından oluşan düşünceyi çözümleyerek açıklığa kavuşturur. Filozof işi burada bırakmaz analiz edilmiş bilgiden hareketle yeniden dünyayı inşa eder ve onu bütünlüğe kavuşturur. Bir bütünlüğe kavuşturma durumu sentezdir.

11- Temellendirilmiş Bir Düşüncedir: Temellendirme ortaya atılan bir görüş ya da ileri sürülen bir sav için bir dayanak göstermektir. Dayanak açıklayıcı akıl ve mantık ilkelerine uygun ve yeterli bir düzeyde olmalıdır. Her filozof öncelikle sistemini temellendirmeye çalışır. Belli bir dayanağı olmayan düşünceye itibar edilmez.

12- Toplumsal Yaşamdan Etkilenir: Filozof, toplumun içinde hayatını sürdürürken aynı zamanda toplumun kültür varlığının özelliklerinden de izler taşır. Böylece belli bir ulusun bireyi olan düşünür, ait olduğu toplumun ortak düşünce özelliklerini de kendi düşüncelerine yansıtmış olur. Örneğin, Fransız düşünürlerin genellikle rasyonalist (akılcı), İngiliz düşünürlerin ise deneyci olması, toplumların ortak düşünce özelliği ile açıklanabilir.

13- Soruları Farklıdır: Felsefenin örgüsünün temelini oluşturan asıl unsurlar, felsefeyi başlatan sorulardır. Sorular bir arayışın, merakın ve hayretin ürünüdürler. Felsefenin soruları sıradan sorulan sorular değildir. Bunlar bireyi düşündürmeye, bir konuya dikkatini çekmeye ve o konuyu açıklamaya yönelik sorulardır. Dolayısıyla felsefi soruların cevapları eylemlerden değil, dil ve düşünceden geçer. Örneğin, Demir paslanır mı? Su kaç derece sıcaklıkta kaynar? gibi sorular felsefi sorular olarak değerlendirilemez. Felsefe soruları bazı özelliklere sahiptir. Bunları kısaca açıklayalım:

a- Filozof Tarafından Sorulur: Filozof ile diğer insanların soru sorma biçimi arasında farklılık vardır. Diğer insanların soruları başkalarına yöneliktir. Fakat filozofun soruları genellikle kendisine yöneliktir. Bir filozof başkasına soru sormuş olsa da, bu soru filozofun kendi kendine sorduğu bir sorunun dışa yansımasıdır. Bir felsefe sorusunu kendisine sormayan, aslında felsefe yapıyor sayılmaz. Çünkü felsefede herkes geldiği noktaya kendi sorularıyla gelmiştir.

b- Cevabı Düşünmeye Dayanır: Evrensel ahlak yasası var mıdır? Mutluluk nedir? Sorularına gözlem ve deney yaparak ya da eyleme geçerek cevap verilemez. Bu sorulara ancak zihin gücüne ve dilin özelliklerine göre cevap verilebilir.

c- Kesin Bir Cevabı Yoktur: Felsefenin soruları diğer araştırma alanlarının sorularından farklıdır. Örneğin, Ankara’ya 25 Şubatta kar yağdı mı? sorusuna metoroloji kuruluşuna sorarak ya da o gün Ankara’da bulunan bir kişiye sorarak kesin bir cevap verilebilir. Ancak İyi nedir? Güzel nedir? Özgürlük nedir? Sorularına mutlak, kişiye göre değişmeyen, cevap verilemez. İşte bu sorular felsefi sorulardır. Zaten bu sorulara felsefenin kesin bir cevap bulma kaygısı da yoktur.

d- Özü Kavramaya Yöneliktir: Herhangi bir insan veya bir bilim adamı, bilinen, kavranılan ve ispat edilen şeylerle yetindiği halde, filozof bununla yetinmez. Onlar hakkında soru sorarak, daha derinliğine düşünerek, ilk nedenlerine iner. Filozof varılan sonuçlarla ve sahip olunan bilgilerle yetinmez. Onlara yeni birtakım problemler ekleyerek daima yeni baştan ve yeni tarzda bir yaklaşım sergileyerek öze ulaşmaya çalışır.

e- Zamanla Değişebilir: Felsefenin sorularını önceden belirlemek bazen güçtür. Felsefe bir araştırmadır. Araştırma sonuçlarını da sık sık yenileyen bir çalışma biçimidir. Her çalışma gibi felsefe de yeni sorulara açıktır. Doğa filozofları, “Varlığın özü nedir?” sorusuna cevap ararken Sofistler, “Bilgi nedir?” sorusunun cevabını bulmayı amaçlamışlardır. Sokrates, . “Erdem nedir?” sorusunu yanıtlamaya çalışırken Descartes, “Bilginin değeri nedir?” sorusuna yanıt aramıştır. Nerede sorular hep aynı kalmışsa, orada felsefe, araştırma olmaktan çıkmış demektir.

f- Bilimsel Sorulardan Farklıdır: Felsefenin sorulan daha çok bilimlerin çözemediği konularla ilgilidir. Bilimlerin soruları daha çok duyusal alanın sınırları içerisinde bulunur. Oysa felsefenin soruları duyusal alanın dışında da olabilir. Örneğin, “ölümden sonra hayat var mıdır?”, “Bilgimiz varlığın doğru bilgisi midir?”, “iyi – kötü nedir?” vb

g- Akla Uygundur: Felsefenin soruları akıl ve mantık ilkelerine uygun olarak tasarlanırlar. Bu soruların belirlenmesinde düşünme ilkeleri ileri derecede kullanılır.

h- Cevaplardan Daha Önemlidir: Felsefe soruları, bu sorulara verilen cevaplardan daha önemlidir. Çünkü sorular merak ve hayretin, dolayısıyla da arayışın belirtisidir. Bu da felsefenin özünü oluşturan temel dinamiktir.

{ 1 Comment }

Türkiye Selçuklu Devletinde Düşünce, Dil ve Edebiyat

Türkiye Selçuklularında düşünce hayatı saray çevrelerinde ve özellikle Konya gibi büyük şehirlerde şekillenmiştir. Bu dönemde de medreseler düşünce, eğitim ve bilim faaliyetlerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya gelen birçok düşünce ye bilim adamı ve mutasavvıf Selçuklu hükümdarları tarafından saygıyla karşılanmıştır. Mevlana Celaleddin Rumi gibi bu büyük düşünce İnsanları Ânadolu Türk kültürüne çok büyük katkılarda bulunmuşlardır.

Türkiye Selçuklularında resmi dil Büyük Selçuklularda olduğu gibi Farsça’dır. Bilim dili işe Arapça’dır. Halk ise Türkçe’yi kullanmaktadır. Anadolu’da Türkçe’nin gelişmesi II. Beylikler döneminde Karamanoğlu Mehmet Bey’in 12 Mayıs 1277 tarihinde Türkçe’yi Karamanoğulları Beyliği’nin resmi dili yapması ile başlamıştır. Daha sonra birçok beylik bu uygulamayı benimsemiştir. Bu dönemden sonra Türkçe yazılan eserler artmaya başladı. Yunus Emre Türkçe eser yazanların başında gelmektedir.

Selçuklu hükümdarları ve devlet adamları yaptırdıkları medrese ve kütüphanelerle Anadolu’da kültürel hayatın canlanmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır.

{ Add a Comment }