Edebi ürünler, ait olduğu dönemin sosyal, siyasal ve tarihi koşullarından yararlanılarak ortaya konur. Edebiyat, toplumun siyasal hayatını etkilemez; ancak siyasal hayattan, şair ve yazarlar, dolayısıyla edebiyat etkilenir. Edebi metinler yazıldıkları dönemin siyasal düşüncelerinden ve o dönemdeki egemen zihniyetten izler taşır.

Sanatçı da bir insandır, onun da düşünceleri, siyasi görüşü vardır. Sanatçı, yönetimin ya yanındadır ya da karşısındadır. Geçmişteki ya da günümüzdeki edebiyatçılar arasında bu durumun pek çok örneği vardır. Bir edebi metnin amacı, hiçbir zaman birtakım siyasi düşünceleri ya da fikir akımlarını okurlara aşılamak olamaz. Siyasi görüşlerin tanıtıcısı niteliğindeki bir eser, edebi eser olamaz. Elbette sanatçının birtakım düşünce ve görüşleri olacaktır; yazdıkları görüşlerinden izler de taşıyacaktır. Yaşamın içindeki sosyal gerçekler, ideolojik oluşumlar, değişik fikir hareketleri mutlaka edebi eserlerde kendisine yer bulacaktır.

Şair ve yazarlar, eserlerinde siyasi görüşlerini farklı biçimlerde yansıtır. Bir roman kahramanı, yazarın düşüncelerini yansıtmak için kullanabileceği en iyi araçtır. Yazar, düşüncelerini, kahramanına söylettiği sözlerle açıklamış olur. Kimi zaman ise kahramanın karşılaştığı olay ve durumlar karşısındaki tepkisi, yazarın görüşlerine ayna tutar. Bir şair, düşüncelerini, aracıya ihtiyaç duymaksızın, doğrudan dizelerinde ortaya koyabilir.

Her sanatçı, içinde yaşadığı toplumdan etkileneceği gibi, yaşadığı dönemdeki fikir hareketlerinden de etkilenecektir. Onun; toplumun yönetim biçimi, siyasi sistem, hükümet… gibi kavramlarla ilgili birtakım düşünceleri olacaktır. İdarenin taraftarı ya da muhalifi olacaktır. Bu durum bazı sanatçıların eserlerinde çok açık biçimde ortaya konur; bazıları ise düşüncelerini açıklamak istemez. Onların fikirleri, eserlerinde ancak satır aralarından çıkarılabilir.

Her edebi eser, az ya da çok, yazıldığı dönemin sosyal ve siyasi yaşamından, fikir hareketlerinden etkilenir. Hatta kimi zaman şair ya da yazarlar dönemin siyasi ve düşünce hayatına yön veren kişiler olabilir. Birinci dönem Tanzimat edebiyatı sanatçıları, Ziya Gökalp gibi bazı isimler bu durumun en güzel örnekleridir.

Dönemin siyasi ve sosyal şartlarından edebiyatın dışında tiyatro, resim, müzik, sinema, mimari, heykel gibi sanatlar da etkilenir. Mimariyi ele alalım. Her çağın kendine özgü bir mimari tarzı vardır. Ülkemizdeki tarihi eserleri inceleyecek olursak Selçuklu dönemine ait eserler ile Osmanlı döneminde yapılan eserler arasında çok önemli farklılıklar olduğunu görürüz. Hatta Osmanlı’nın 15. yüzyıla ait eserleri ile 16-17. yüzyıla ait eserleri arasında dikkat çekici farklılıklar vardır. Osmanlı’nın son dönemi ise büsbütün farklı özellikler taşır; mimaride Avrupa hayranlığı ve özentisi başlamıştır. Sanat eserlerinin ait olduğu dönemin şartlarından izler taşıması durumu yalnız mimaride görülmez. Tiyatro da, resim de, müzik de dönemin hayat tarzından, sosyal ve siyasi hayatından etkilenir.