DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI: Cumhuriyetimizin laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini belirleyen irade, devletin teşkilat yapısında ve genel idare içerisinde Diyanet işleri Başkanlığının yer almasını sağlamıştır. Burada dikkatten kaçırılmaması gereken husus, Mustafa Kemal Atatürk’ün, yeni devlet anlayışlarının ortaya çıktığı bir dönemde din hizmetlerini, dünyadaki gelişmelere uygun bir model ile kurumsallaştırmak istemesidir. İşte Diyanet işleri Başkanlığı ülke şartlan ve millet geleneği göz önünde bulundurularak genel idare içerisinde özel bir yere oturtulmuştur. Çünkü Türk milletinin geleneğinde, devlet ve din her zaman iç içe olmuş, dinî müesseseler de hep devlet teşkilatlanması içerisinde yer almıştır. Bu düzenlemelerin toplum katmanlarında kabul görmesinin nedeni ise bütün hassasiyetlerin gözetilmesiyle ortaya konmuş olmasıdır.

1) Kuruluşu: Atatürk, dinin bilgili, kültürlü, iyi eğitilmiş din adamları tarafından öğretilmesi gerektiğine inanmaktaydı. Bunun için öncelikle din işleriyle uğraşacak, dini günümüz insanına en doğru biçimde anlatacak bir kuruma ve aydın din adamlarına ihtiyaç vardı. İşte bundan dolayı Diyanet işleri Başkanlığı, onun talimatıyla 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Kanun’la kurulmuştur.

Diyanet işleri Başkanlığı, yurt içinde il ve ilçe müftülükleri şeklinde, yurt dışında Türk vatandaşlarının ve soydaşlarımızın yaşadığı ülkelerde ise din hizmetleri müşavirliği ve ataşelikleri şeklinde teşkilatlanmıştır.

2) Din Görevlileri:Diyanet İşleri Başkanı: Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı Kanun’la kurulmuş olup başkanı hükümet tarafından teklif edilerek cumhurbaşkanının onayı ile atanır. Yurt içinde ve yurt dışında hizmetlerini genel idareye bağlı olarak yürütür, sevk ve idare eder.

Diyanet İşleri Başkanlığı adına, başkanın yürüttüğü kamu hizmetlerini; fetva hizmetleri, irşat ve tebliğ hizmetleri, ibadet ve cami hizmetleri, eğitim hizmetleri ve halkın aydınlatılması hususunda yürütülen yayın hizmetleri olarak sıralayabiliriz. Müftü: Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak il ve ilçelerde çalışan, halkın dinî meselelerine çözümler getiren kişilerdir.

Müftülerin, il ve ilçelerde Diyanet İşleri Başkanlığını temsil etmek amacıyla yürüttükleri bazı görevler şunlardır:

  1. İslam dininin inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek
  2. İbadet yerleri ile Kur’an kurslarını yönetmek, düzenlemek ve denetlemek
  3. Vaaz, hutbe, konferans ve benzeri faaliyetlerle toplumu din konusunda aydınlatmak
  4. Dinî konularla ilgili sözlü ve yazılı soruları cevaplandırmak
  5. Ramazan ayı ve diğer dinî gün ve geceler için özel programlar hazırlamak
  6. Hac ve umre ibadetleri ile ilgili işleri yürütmek ve hacı adayları için eğitici kurslar açmak
  7. İlde ve ilçede Diyanet İşleri Başkanlığını temsil etmek; müftülük hizmetlerini etkili ve verimli şekilde yürütmek, yönetmek ve denetlemek

Vaiz: Vaaz veren, konuşma yapan kişi demektir. Genelde camide veya toplu ibadet yerlerinde din adamları tarafından ibadet öncesi veya sonrasında yapılan dinî içerikli konuşmalardır.

İmam: İmamlar, namaz kıldırma ve hutbe | okumanın yanında, cami ile ilgili bütün hizmetlerin yapılmasından da sorumludur. İmamın görevi başta namaz kıldırmak olmak üzere gerektiğinde vaaz, ezan, kamet, caminin ibadete hazırlanması ve temizliği gibi hizmetleri yerine getirmektir. Bunların dışında bazı özel günlerde mukabele okumak, yaz aylarında çocuklara Kur’an öğretmek de imamın görevleri arasındadır.

Müezzin: Sözlükte, ezan okuyan kişi demektir. Müezzin, namazlardan önce ezan okuyarak namaz vaktinin geldiğini Müslümanlara haber veren ve onları namaza davet eden kişidir. Her dinin kendine özgü bir ibadeti ve her dinde ibadet vakitlerini duyurmak için çeşitli çağrı şekilleri vardır. İslam’da bu çağrı ezan okunarak yapılır. İşte bu görev, müezzinler tarafından yerine getirilir.

DİNÎ YAYINLAR: Ülkemizde cumhuriyet kurulduktan sonra dinin doğru öğrenilmesine önem veren millî irade, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla birlikte dinî yayın faaliyetlerine başlanması talimatını da vermiştir.

1) Türkçe Tefsir ve Meal Çalışmaları: Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasından sonra bünyesinde sürekli yayın faaliyetinde bulunacak bir kurul oluşturulmaya çalışılmıştır. Yaklaşık bir yıl sonra (21 Şubat 1925) TBMM’de Diyanet İşleri Başkanlığının ikinci bütçesi müzakere edilirken verilen bir önerge üzerine, devlet bütçesinden Diyanet İşleri Reisliğine özel bir ödenek ayrılmasına karar verilmiş olup Kur’an tefsiri ve hadis tercümesi çalışmalarının başlaması sağlanmıştır. Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi ve yardımcısı Ahmet Hamdi Akseki’nin ısrarları ile tercümenin Mehmet Akif’e, tefsirin ise Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a yaptırılması kararlaştırılmıştır. Bu görevi üstlenen Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, “Hak Dini Kur’an Dili” adlı eseri ile Kur’an’ın tercüme ve tefsirini yapmıştır.

2) Türkçe Hadis Kitabı Çalışması: Ülkemizde ilk olarak hadis tercümesi çalışması Babanzade Ahmed Naim tarafından “Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” adıyla yapılmıştır. Eserin 4. cildinden sonraki bölümleri Kâmil Miras tarafından tercüme edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığınca on iki cilt olarak 1932 yılında yayımlanan bu eser; toplumun İslam’ı öğrenmesinde önemli bir paya sahiptir. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi adlı eser, günümüzde de halkımız için dinin öğrenilip anlaşılmasında temel başvuru kaynaklarından biri durumundadır.

HUTBELERİN TÜRKÇE OKUNMASI: Hutbe kavramının sözlük anlamı, insanlara hitap etmek, söz söylemek ve insanları ikna etmek için yapılan etkili konuşmadır. Kavram olarak ise hutbe, cuma ve bayram namazlarında camide ki din görevlisi tarafından minberde okunan dua ve verilen öğüttür.

Hutbeler ülkemizde önceleri Arapça okunuyordu. Hutbelerin bugünkü şekliyle okunması, Cumhuriyet Döneminin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’nin imzasıyla yürürlüğe giren talimatla başlamıştır. Atatürk de 1923’te Balıkesir Zağanos Paşa Camisi’nde bizzat kendisi Türkçe hutbe okumuştur.