Etiket: divan

18. YY’da Osmanlı’da Yönetim ve Bürokrasideki Değişmeler

18.Yüzyılda Osmanlı Devletinde Yönetim ve Bürokraside Yenileşme Hareketleri:

Divanı Hümayun’dan Babı Ali’ye Geçiş:

Divanı Hümayun, Osmanlı devlet mekanizmasının temeliydi. Burada ülke sorunları görüşülüp karara; bağlanırdı. XVI. yüzyılda haftada dört gün, XVII. yüzyılda haftada iki gün toplanan divanı hümayun, XVIII. yüzyılda üç ayda bir toplamaya başladı. Divan toplantıları, Topkapı Sarayı‘nda Kubbealtı denilen yerde yapılmaktaydı. İlk kurulduğu zaman padişahlar divana başkanlık ederdi. Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren padişahlar, Divanı Hümayun başkanlığını veziriazamlara bıraktılar. Veziriazam başkanlığındaki divanın aldığı kararlar yine padişaha sunularak geçerlilik kazanmaktadır.

XVI. yüzyılın sonlarında Sokullu Mehmet Paşa‘nın devlet işlerinde padişahlardan daha ön planda olmasıyla, veziriazamlar yönetimde daha da etkili olmaya başlamışlardır. Bu durum zamanla divanın yapısında da değişiklikler meydana getirmiştir.

XVIII. yüzyılda divanı hümayunun yapısında şu değişiklikler görülmüştür:

  • Haftada iki gün toplanılmasından üç ayda bir toplantı yapılması sistemine geçildi. Bu durum Divanı Hümayun‘un eski önemini kaybetmesine yol açmıştır.
  • Divanı Hümayun‘un toplanma yeri de değişmiştir Artık divan toplantıları padişahın gözetimindeki kubbealtında değil veziriazamın konağında (Babı Ali) yapılmaya başlanmıştır.
  • Veziriazam konaklar (Babı Ali) devlet yönetiminin merkezi haline gelmiştir. Bununla beraber defterdar ve nişancılar da Babı Ali‘ye taşınmışlardır. Divanda seyfiye sınıfının etkisi kalemi ye sınıfına geçmiştir.
  • Yabancı devletlerle olan ilişkiler artınca kalemiye sınıfının önemi artmış, nişancıya bağlı olarak ressülküttap dışişleri bakanlığına getirilmiştir. Reisülküttaplar zamanla sadrazamlığa da gelmeye başlamışlardır.

Ayan ve Eşrafın Ön Plana Çıkması:

Osmanlı Devleti‘nde Kanuni döneminden itibaren şehirlerde ve köylerde Ayan ve eşraf adı verilen etkili ve zengin bir zümre ortaya çıkmıştır. Bu zümre yergilerin belirlenmesinde ve toplanmasında görevlilere yardımcı olurlardı. Ayanların ve eşrafların zaman içerisinde güçlü bale gelmesinde;

  • Tımar sisteminin değişmesiyle toprakları iltizama alanlar genellikle Ayanlar Böylece Dirlik sahiplerinin haklarına sahip olan Ayanlar bulundukları yerleri yönetmeye başladılar.
  • Merkez teşkilatının bozulmasıyla “beylerbeyi” veya “sancak beyi” olarak atananların, makamlarına gitmeyerek, o eyalet ya da sancaktaki Ayanı mütesellim (vekil) olarak görevlendirmeleri, Ayanların devlet gücünün temsilcisi durumuna gelmesine neden olmuştur.

XVIII.yüzyılda güçlenen Ayanlar, yapılan savaşlarda devlete para ve asker yardımında bulunarak siyasi Alanda da güç sahibi oldular. Bu yüzyılda herhangi bir sancakta kimin önemli bir görev alacağına ayanlar karar yeriyor ve belirledikleri ismi devlet görevlisine bildiriyorlardı.

II.Mahmut döneminde 1808 yılında Ayanlarla yapılan Senedi İttifak ile padişah Ayanların varlığını resmen tanımıştır. Ayanların güçlü durumu Tanzimat Fermanı‘nın ilanına kadar devam etmiştir. Tanzimat’tan sonra illere merkezden valiler atanınca Ayanlık sistemi de ortadan kalkmıştır.

Nizamı Cedit Ordusu:

III.Selim‘in askeri alandaki ıslahatlarının yanında gerçekleştirmiş olduğu yeniliklerin tamamına Nizamı Cedit ismi verilir. Nizamı Cedit hareketinin amacı;

Yeniçerileri kaldırmak, ulamanın nüfuzunu kırmak, Osmanlı Devleti‘ni Avrupa’nın ilim, sanat, ziraat, ticaret ve medeniyette yaptığı ilerlemelere ortak etmektir.

III. Selim‘in bu ıslahatlarının en önemlisi Nizamı Cedit adında yeni bir ordu kurmasıdır. III. Selim işe başlamadan önce devlet adamlarının fikrini de sormuştur. Bir grup devlet adamı Yeniçerilerin ıslah edilmesinin çok zor olduğunu bu yüzden yeni bir ocağın kurulması gerektiğini ifade ettiler. Padişah da bu düşünceyi benimsemiştir. Yeniçerilerin tepkisini çekmemek için dikkat edilerek kurulan ocakta, ilk kışla Levent Çiftliği‘nde kurulmuş, daha sonra artan destekle beraber önce Üsküdar’da daha sonra da Anadolu’da ortalar kurulmuştur.

Bu ortaların kurulmasıyla beraber Nizamı Cedit Ordusu‘nun sayışı 230 bine yaklaşmıştır. Askerler 25 yaşını geçmemiş yiğit, asil ye temiz ailelerden seçilir, bunlara önce usul ve erkân öğretilirdi. Eğitimleri Fransız usulüydü. Yeniçerilerden, farklı giyinen bu askerlerin ayaklarında dizlik; sırtlarında ise ceket vardı. Silahları çakmaklı ve süngülü tüfekti.

Nizamı Cedit askerlerinden menfaatleri zarar gören Yeniçeriler ve Ayanlar hoşlanmamakta idiler. Bu durumu da fiiliyata dönüştürerek Kabakçı Mustafa önderliğinde isyan çıkardılar. İsyanın büyüdüğünü gören padişah, Nizamı Cedit‘i kaldırdığını ilan ettiyse de isyancılar bununla yetinmeyerek III. Selim’i de tahttan indirmiştir.

Malikane Sistemi:

Osmanlı’da XVII. yüzyılın son çeyreğinde yoğunlaşan savaşlar giderleri artırdı. Devlet, uğradığı ekonomik Zararları kapatmak amacıyla, toprak gelirlerini hayat boyu iltizam sahiplerine kiraya vermiştir. Bu şekilde ortaya çıkan sistem “malikane sistemi”dir.

XVIII. yüzyıla kadar devlet, tımar dışında kalan topraklarını gelirlerini açık artırma yoluyla mültezim denen kişilere kiralıyordu. Bu yüzyıldan itibaren iltizam uygulamasından vazgeçerek malikane sistemine geçmiştir. Malikâne sisteminin devlete çok faydası olmuştur. Zamanla bulundukları malikâneleri satın alan mültezimler, üretken bir konuma geldiler. Bulundukları bölgenin güvenliğini sağladılar.

Esham:

Osmanlı Devleti XVIII. yüzyıl boyunca yapılan savaşların uzun sürmesi ve savaşların başarısızlıkla sonuçlanması üzerine ekonomik olarak zor durumda kalmıştır. Oluşan bütçe açığını kapatmak amacıyla esham adı verilen iç borçlanmaya gitmiştir. Buna göre devlet; Mukataa adıyla bilinen vergi kalemlerinde yıllık gelirleri, sehimler halinde dilimlere ayırıyordu. Bu bölümlere ayrılmış kısımlara muacele adı veriliyordu ve peşin para karşılığında satılıyordu. Bu şekilde devlet halkına karşı bir nevi borçlanmış oluyordu.

Esham 1775 yılında başlatılmış bir uygulamadır. Devlet, bütçe açığını kapatmak için varolan vergileri artırarak yeni vergiler koymuştur.

{ Add a Comment }

Divan-ı Hümayunun Üyeleri ve Görevleri

Osmanlı merkez teşkilatının en önemli bölümü ilk kez Orhan Bey döneminde kurulan Divan-ı Hümayun’dur Divan, devlet ve ülke sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı en üst yönetim organı ve hukuksal sorunların nihai çözüme kavuşturulduğu en yüksek mahkemedir. Milliyet ve inanç farkı gözetmeksizin bütün Osmanlı vatandaşlarına açık olan Divan kararlarında son söz padişahındır. Padişah tarafından onaylanan kararların değiştirilmesi mümkün değildir. Kuruluş devrinde Divan-ı Hümayun’a padişahın başkanlık etmesi ve son sözün padişahta olması Divan-ı Hümayun’un bir karar organı olduğunu gösterir.

İşlevi bakımından günümüzdeki Bakanlar Kurulu’na benzetebileceğimiz Divan, aynı zamanda yüksek mahkeme özelliği göstermesi ve üyelerinin atama yoluyla belirlenmesi yönleriyle Bakanlar Kurulu’ndan ayrılır. Kuruluş döneminde Divan toplantılarına padişahlar başkanlık ederken, Fatih döneminde alınan bir kararla Divan’a sadrazamlar başkanlık etmeye başlamıştır. Bu gelişme sadrazamlık makamının öneminin ve etkinliğinin artmasına Divan’ın danışma kurulu şeklinde çalışmaya başlamasına ortam hazırlamıştır.

Divan Üyeleri

Padişah: Divan’ın doğal başkanıdır. Fatih döneminden itibaren Osmanlı padişahları toplantıları kafes arkasından izlemeye başlamışlardır.

Sadrazam (Veziriazam): Padişahın mutlak vekili olup, padişahtan sonra en yetkili kişidir. Padişahın mührünü taşır. Fatih’ten itibaren Divan toplantılarına başkanlık etmeye başlamıştır. İkinci derecedeki işler sadrazamın İkindi Divanı’nda görüşülmüştür.

Kubbealtı Vezirleri: Devlet işlerinde sadrazama yardımcı olan üst rütbeli devlet adamlarıdır.

Kazaskerler: Divan’da askeri sınıfa ait davalara bakmış, adalet ve eğitim işleriyle ilgilenmişlerdir. Kadı ve müderrislerin atama ve görevden alınma işleriyle uğraşmışlardır.

Defterdarlar: Osmanlı Devleti’nin mali işlerinden sorumludurlar. Devletin gelir ve giderlerini gösteren bütçeyi hazırlamakla görevlidirler.

Nişancı: Padişah adına yazılan belgelere tuğra çekmek, kanunları düzenlemek, fethedilen toprakları kaydedip dirliklere ayırmak (tapu-kadastro işlemleri) gibi görevleri yerine getiren divan üyesidir.

Reisülküttap: XVI. yüzyılda nişancıya bağlı olarak görev yapan Reisülküttap yabancı devletlerle ilişkilerin artması üzerine XVII. yüzyıldan itibaren devletin dış işlerinden sorumlu divan üyesi haline gelmiştir.

Şeyhülislam (Müftü): Divan’ın doğal üyesi olmamakla birlikte gerektiğinde alınan kararların İslam dinine uygun olup olmadığını belirtmek üzere Divan’a çağırılırdı. Şeyhülislamın kararlarına fetva denirdi.

Açıklama: Bazı Divan toplantılarında şeyhülislamdan fetva alınması Osmanlı yönetiminde dini kuralların etkili olduğunu gösterir. Bu durum devletin teokratik karakter taşıdığına örnek olarak gösterilebilir.

XVI. yüzyılda donanmanın başkomutanı olarak denizcilikten sorumlu olan ve vezir rütbesi alan Kaptan-ı Deryalar da Divan toplantılarına katılmış, yine bu toplantılarda askeri konularda Yeniçeri Ağası’nın görüşlerine başvurulmuştur.

– Osmanlı sınırlarının genişlemesine paralel olarak, Defterdar, Kazasker ve vezir sayısında artış olmuştur.
– Osmanlı Divanı’nda Rumeli yöneticileri rütbe ve kıdemce Anadolu yöneticilerinden önde gelmiştir.
– Zamanla önemi azalan Divan II. Mahmut döneminde kaldırılmış, yerine bakanlıklarla çeşitli meclisler kurulmuştur.
– Tanzimat döneminde yeni bakanlıklar oluşturulmuş, meşrutiyet döneminde ise Ayan ve Mebusan meclisleri kurulmuştur.

{ Add a Comment }