Osmanlı Devlet Anlayışı Hakkında Bilgi: Osmanlı devlet anlayışının ve yönetim sisteminin oluşmasında, eski Türk gelenekleri, İslam dininin devlet anlayışı ve egemen olunan topraklardaki toplumların yönetim anlayışları etkili olmuştur. Osmanlı yönetim sistemi, adalet, hoşgörü ve himaye üzerine kurulmuştur. Bu sayede birçok farklılıklara sahip olan Osmanlı halkı asırlarca barış ve huzur içinde yaşayabilmiştir.

Açıklama: Osmanlılar egemenlikleri altına aldıkları ülkelere hizmet götürmeyi esas aldıklarından devlet yönetiminde sömürgecilik görülmemiştir.

Osmanlı devlet anlayışındaki unsurlardan birisi de güçlü bir merkezi yönetim kurmaktır. Osmanlılar diğer Türk devletlerinde olduğu gibi ülkeyi hanedan üyeleri arasında paylaştırmamış, fethedilen toprakları fetheden komutanlara vermemiş, böylece merkezi otoriteyi sağlayıp uzun süre yaşayabilmiştir. Tanzimat dönemine gelindiğinde, halkın devlet için değil, devletin halk için var olduğu görüşü ağırlık kazanmaya başlamış ve kanun üstünlüğü ilkesi benimsenerek padişahın yetkileri kısıtlanmıştır. Meşrutiyet döneminde ise devlet anlayışında en önemli değişiklikler yapılmış ve parlementer sisteme geçilerek halkın yönetime ortak olması sağlanmıştır.

Osmanlı kuruluş döneminde yönetim merkezleri, genellikle batı yönünde değişmiş, İznik, Bursa ve Edirne şehirleri Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmıştır. Yükselme döneminden itibaren başkent İstanbul olmuştur. İstanbul’un yönetim düzeninden doğrudan sadrazam sorumlu tutulmuştur. Osmanlı merkez teşkilatı, devletin yönettiği ve Birun, Enderun, Harem gibi bölümlerden oluşan saray teşkilatından oluşmuştur. Merkez teşkilatında mutlak otorite padişaha aittir. Osmanlılarda eski Türklerdeki kut anlayışı devam etmiş ve devleti yönetme hakkı Osmanlı hanedanına ait sayılmış ve bu durum devletin yıkılışına kadar sürmüştür.

Osmanlı Devleti’nde egemenlik gücünü ellerinde bulunduran padişahlar hanedanın erkek üyeleri arasından seçilmiş, hanedanın kız çocuklarına egemenlik hakkı tanınmamıştır. Osmanlılar merkeziyetçi anlayışın gereği olarak ülkeyi hanedan üyeleri arasında paylaştırma uygulamasına son vermiş, I. Murat döneminde “ülke padişah ve oğullarının malıdır” anlayışını benimseyerek taht kavgalarını sınırlandırmışlardır.

Fatih Sultan Mehmet, taht kavgalarına son vermek ve devletin devamlılığa ve huzura kavuşmasını sağlamak için yayınladığı kanunnamede tahta çıkan hükümdarların kardeşlerini öldürebileceğini belirtmiştir. Bu durum I. Ahmed’in veraset sisteminde değişiklik yapıp “saltanat boşalırsa hanedanın en büyüğü(ekber) ve en olgunu (erşed) padişah olur” hükmünü getirene kadar sürmüştür.

Açıklama: Ekber ve Erşed Sistemi ile tahta geçme hakkının, devleti yöneten ailenin en yaşlı erkeğine verilmesi taht kavgalarını önlemiştir.

Osmanlı Devleti’nde, XVII. yüzyıla kadar tahta kimin geçeceğine dair belirgin bir kural yoktur. Bu nedenle bütün Osmanlı şehzadeleri devlet yönetiminde deneyim kazanmaları için yanlarına lala denilen hocalar verilip sancaklara vali olarak gönderilmişlerdir. II. Selim döneminden itibaren yalnız en büyük şehzadenin sancağa çıkarılması kararlaştırılmış, I. Ahmet döneminde ise şehzadelerin sancaklarda görevlendirilme uygulaması kaldırılmıştır. Bundan sonra şehzadeler sarayda kafes hayatı (bir tür hapis hayatı) yaşamış; bu usulle tahta geçenler de devleti idare etmede zorlanmışlardır.

Sancağa çıkma sisteminin kaldırılmasıyla şehzadelerin yönetim deneyimi kazanmaları ve tanınma fırsatı bulmaları engellenmiştir.   Osmanlı hükümdarları bey, gazi, hüdavendigar, han, hakan, sultan, padişah ve halife gibi ünvanlar kullanmışlardır. Hutbe, sikke (para), davul, sancak ve tuğ hükümdarlık sembolleri sayılmıştır. Padişahlar yetkilerini şerii ve örfi hukuka göre kullanmışlardır, örfe uygun şekilde sosyoekonomik hayatı düzenleyen padişah kanunlarına ferman denilmiştir.

Padişahların devlet işlerini yürüttüğü ve özel hayatını geçirdiği Osmanlı sarayı üç bölümden oluşmuştur. Sarayın dış bölümü olan Birun, askeri merasimlerin bayramlaşma gibi törenlerin düzenlediği ve asker maaşlarının dağıtıldığı yerdir. Enderun devşirme sistemiyle saraya alınan çocukların, Türk-İslam geleneklerine göre eğitilip, yönetim ve askerlik görevlerini yerine getirecek şekilde yetiştirildiği saray okuludur. Hükümdar ve ailesinin yaşadığı Harem bölümü ise saray kadınlarının yetiştirildiği (okul işlevi) bölümdür.