Etiket: devlet

Edirne Vakası Nedir – Edirne Vakası Sonucu

Edirne Vakası Hakkında Bilgi (1703):

3.Ahmet‘ten önce Osmanlı Devleti‘ni 2. Mustafa yönetmekteydi. 2. Mustafa saltanatın İlk yıllarında “Zevk, sefa ve rahatı kendimize haram eylemişizdir.” Anlayışı ile hareket ederek ordunun başında seferlere katılırken, 1699 Karlofça Antlaşması ile ‘Osmanlı Devleti tarihindeki ilk büyük toprak kayıplarını yaşayınca II. Mustafa da Edirne’ye çekilmiştir. Sultan II. Mustafa devlet işlerinden elini çekmiş, devlet ile ilgili önemli kararlarda Şeyhülislam Feyzullah Efendi‘nin etkisinde kalmaya başlamıştır.

Devlet işlerinde önemli aksamaların yaşanmaya başlamasa başkentin Edirne’ye taşınacağı söylentilerinin yayılması, Yeniçerilerin ayaklanmasına neden oldu. Şeyhülislam Feyzullah Efendi öldürülerek 2. Mustafa tahttan indirilmiş yerine padişahlığa 3. Ahmet getirilmiştir. 3. Ahmet Öncelikle iç güvenliği sağlamaya önem vererek devletin ekonomik yapısını ve savunma sistemini güçlendirmeye çalışmıştır.

{ Add a Comment }

4. Mehmet Dönemi Islahat Çalışmaları

Tarhuncu Ahmet Paşa Islahatları:

  • Mehmet‘in sadrazamlarından olan Tarhuncu Ahmet Paşa genel olarak maliye alanında ıslahatlar yapmıştır,
  • Has ve zeamet’ten gelen gelirlerin doğrudan doğruya hazineye girmesini sağladı.
  • Devlet idaresi içinde rüşvet alınmasını önlemeye çalıştı.
  • Osmanlı tarihinde “bilinen ilk bütçeyi hazırladı.
  • Bütçe ortadan kaldırmak için saray masraflarını kıstı.
  • Saray masraflarını; kısması çıkarı zedelenen insanları rahatsız etmiş ve bu kişiler sadrazamın idam edilmesine neden olmuştur.

KÖPRÜLÜLER DEVRİ

Osmanlı İmparatorluğu‘nda 1656 ile 1683 yılları arasını kapsayan ve Köprülü ailesinden sadrazamların görev yaptığı ve Osmanlı Devleti’nin toparlanması ve istikrarı için bir fırsat yakalanan tarihi döneme verilen isimdir. Köprülüler dönemi; Kanuni dönemini hatırlatan istikrarlı bir toparlanma dönemi olmuştur.

Köprülü Mehmet Paşa Islahatları:

Köprülü Mehmet Paşa kendisine sadrazamlık teklif edildiği zaman, hu görevi bir takım şartları kabul edildiği takdirde alacağım ifade etmiştir. Bu sıra dışı duruma rağmen padişah şartları kabul etmiştir. Bu şartlar şunlardır:

  • Raporları geri çevrilmeyecek,
  • Yapacağı atama ve görevden almalara kimse karışmayacak,
  • Kendisi hakkında bir şikâyet olduğunda, kendisi dinlenilmeden karar verilmeyecek,
  • Sarayda hiç kimse devlet işlerine karışmayacaktı.

Köprülü Mehmet Paşa’nın görevde kaldığı süre içerisinde yaptığı faaliyetler şunlardır;

  • İlk olarak İstanbul’da güvenliği sağladı.
  • Girit Savaşı’nın bir tarafı olan Çanakkale’de Venedik Cumhuriyeti’yle yapılan kara ve deniz savaşlarında başarı elde etti.
  • Kapıkulu askerlerini ve diğer devlet adamlarını kontrol altına aldı.
  • Gereksiz maaş atımlarını durdurmaya çalıştı.

Köprülü Mehmet Paşa‘nın yönetim tarzından memnun olan padişahı onun ölümü ile bu aileden olanları sadrazamlığa getirmeye devam etmiştir.

Köprülü Fazıl Ahmet Paşa Islahatları:

Babası Köprülü Mehmet Paşa’nın ölümü üzerine padişah tarafından 1661 yılında sadrazamlığa getirilen Fazıl Ahmet Paşa 1676 tarihine kadar on beş yıl bu görevi sürdürmüştür. Girit, Uyvar Podolya ve Kameniçe‘nin fatihidir. Islahatları;

  • Askeri ve mali alanda yenilik çalışmaları yapmıştır.
  • Topçu sınıfını güçlendirerek orduyu düzenlemeye çalışmıştır.
  • Önemli yünlerde saraya ve devlet adamlarına hediye verilmesini yasaklamıştır.
  • Saray içi masrafları kısıp ekonomiye i katkıda bulunmuştur.
  • İstanbul Çemberlitaş‘ta bir kütüphane kurmuştur.

{ Add a Comment }

Avrupa’nın Gelişmesine Seyirci Kalan Osmanlı Devleti

Gelişen Avrupa Karşısında Osmanlı Devleti:

Avrupa‘da Rönesans, Reform hareketleri ve Coğrafi Keşifler sosyal ekonomik, kültürel alanlarda köklü değişikliklerin oluşmasına yol açmıştır. XV. ve XVI. yüzyıllarda doğu özellikle de Osmanlı Devleti karşısında bir varlık gösteremeyen Avrupalı devletler, bu gelişmeler sayesinde güven kazanmış ve hızla aradaki mesafeyi kapatarak XVII. yüzyılda doğuyu yakalamışlardır.

Avrupa‘da Rönesans ve Reform hareketleri sonucunda özgür düşünce, bilimsel çalışmalar, insan hakları ve demokratikleşme çabalarına hız verilmiştir. Avrupalı devletler bu faaliyetler konusunda birbiriyle yarışır hale gelince, devletleri hızla gelişmiştir.

Avrupalı devletlerin gelişmesine katkı sağlayan bir diğer etken de Coğrafi Keşifler olmuştur. Avrupalı devletleri Coğrafi Keşifler sayesinde Amerika ve Afrika kıtasındaki altın ve gümüş gibi değerli madenleri Avrupa’ya taşıyarak zenginleştiler. Bu zenginlik bilim ve sanat faaliyetlerini desteklemelerine imkân hazırladı. Avrupalı devletlerin gelişmesi onlarda sömürgecilik anlayışının ve bu yolla ekonomik olarak güçlenme yarışının doğmasına neden olmuştur.

Avrupa‘da bu gelişmeler yaşanırken Osmanlı Devleti ise ülke genelinde çıkan isyanlar, batıda ve doğuda yapılan savaşlarla uğraşmaktaydı. Ayrıca bu yüzyılda Osmanlı Devleti ciddi bir kayıp yaşamadığından gücünü koruduğunu düşünmekteydi. Avrupa’daki gelişmelere bu nedenlerle ilgi göstermeyen ve köklü çözümler üretmeyen Osmanlı Devleti kaçınılmaz olarak bu gelişmelerden olumsuz yönde etkilenmiştir.

{ Add a Comment }

Eyalet İsyanlarının Nedenleri – Sonuçları

XVII. yüzyılda Eflak, Boğdan, Erdel, Yemen, Bağdat ve Kırım gibi Osmanlıya bağlı eyaletlerde çıkan isyanlardır.

Eyalet İsyanlarının Nedenleri

  • Devlet otoritesinin bozulması,
  • Eyaletlerdeki devşirme kökenli devlet adamlarının halka baskı yapması,
  • Vergilerin devletin, denetimi dışında artırılmak istenmesi
  • Erdel, Eflak ve Boğdan gibi balkı Hristiyan ve Avrupalılara yakın olan, yönetimlerini iç işlerine, Avusturya ve Lehistan’ın karışması.
  • Bağlı beylik ve yönetimlerin Osmanlı Devletinden ayrılmak istemeleri.

Eyalet isyanları bazen taviz vererek bazen de şiddet kullanarak bastırılmıştır. Bu dönemde yüksek dereceli bazı devlet görevlileri de ayaklanmıştır. Erzurum valisi Abaza Mehmet Paşa, Sivas valisi Vardar Ali Paşa bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Eyalet İsyanlarının Sonuçları

  • Bu isyanlar merkezden uzakta olduğu İçin İstanbul ve Celali İsyanları kadar devlet otoritesini sarsmamıştır.
  • İsyanların güçlükle bastırılması halkın devlete olan güvenini sarsmıştır,
  • Bu yüzyılda milliyetçilik fikri gelişmemiş olduğundan Eflak, Boğdan ve Erdel gibi yerlerde çıkan isyanlar bağımsızlıkla sonuçlanmamıştır.

{ Add a Comment }

4. Murat Dönemi Önemli – Siyasi Olayları

IV.Murat Dönemi (1623-1640):

Genç Osman’ı tahttan indirenler, I. Mustafa’yı padişah yapmışlar (1622-1623), ancak akli dengesi yerinde olmadığı için tahttan indirilerek, bu defa da I. Ahmet’in oğlu ve Genç Osman’ın kardeşi olan IV. Murat’ı henüz çocuk yaşta olmasına rağmen padişah yapmışlardır.

IV. Murat’ın küçük yaşta padişah yapılması, Osmanlılarda yeni bir geleneği başlatmış, padişah annesi “Saltanat Naibesi” olarak yönetimde etkili olmaya başlamıştır.

IV.Murat’ın padişahlığının ilk yılları annesi Kösem Sultan’ın idaresinde geçmiştir.

Bu dönemde etkili olan Kösem Sultan, sadrazam ile birlikte devleti kendi çıkarlarına alet ettiğinden, rüşvet ve iltimas yaygınlaşmış, Yeniçerilerdeki disiplinsizlik artmış, devletin itibarı sarsılmıştır.

Belirli bir yaşa geldiğinde idarenin kontrolünü eline alan IV. Murat, annesi Kösem Sultan’ı etkisiz hale getirmiş, sadrazamı da öldürtmüştür. Devletin içinde bulunduğu kötü durumun farkında olan IV. Murat, baskı ve şiddet uygulayarak hem Yeniçerileri kontrol altına almış, hem de Celali ayaklanmalarını bastırmıştır.

  • İçki ve tütün içmeyi, gece sokağa çıkmayı yasaklamış, böylece Yeniçerilerin kışlalarından ayrılmalarına ve İstanbul’da huzursuzluk çıkarmalarına engel olmayı amaçlamıştır. IV. Murat, saray giderlerini kısmış, paranın değerini yükseltmiş, devletin ekonomisini düzeltmeye çalışmıştır.
  • Murat, devletin içinde bulunduğu durumu tam olarak ortaya çıkarmak, sorunların nasıl çözümleneceğini belirleyebilmek amacıyla, bazı devlet ve bilim adamlarına incelemeler yaptırmış ve raporlar hazırlatmıştır. Bunlar içerisinde en önemlisi Koçi Bey Raporudur.Murat, İran’ın Osmanlı topraklarına saldırısı arttığı için Bağdat ve Revan Seferlerine çıkmıştır.

Bu seferler sonucunda Doğu Anadolu, Revan ve Bağdat, İran’ın elinden geri alınmış, Kasr-ı Şirin Antlaşması (1639) yapılmıştır. Bu antlaşmaya göre:

  • Zağros Dağları iki ülke arasında sınır olmuş, Bağdat (Irak) Osmanlılarda, Revan İran’da kalmıştır.
  • Kasr-ı Şirin Antlaşması’nda çizilen sınırlar esas alınarak günümüz Iran sınırı belirlenmiştir.

IV.Murat, baskı ve şiddet kullanarak da olsa, ülkede huzur ve güveni sağlamış, devletin prestijini korumuştur. Giriştiği ıslahat hareketleri, genç yaşta ölümü nedeniyle yarım kalmış ve kadınlar yönetimde yeniden etkili hale geldiği için devam ettirilememiştir. Bu durum, Osmanlı Devleti’nde yapılan Islahat hareketlerinin kişilere bağlı kaldığının da bir göstergesidir.

{ Add a Comment }

Türkiye Selçuklu Devletinde Devlet Yönetimi

Türkiye Selçuklularında devlet teşkilatında Büyük Selçuklular örnek alınmıştır. Bunun sonucunda veraset anlayışı hükümdarlık alametleri hükümdarın sorumlulukları, yönetim anlayışı büyük ölçüde benzer özel tikler göstermiştir. Bu benzerliklerin yanında Büyük Selçuklularda merkezi otoriteyi daha güçlü tutma ve hükümdarların kullandıkları ünvanları ile farklılık gösterdikleri yönler de olmuştur. Türkiye Selçuklu Sultanları İran kültüründen dolayı Keyküsrev, Keykavus ve Keykubat gibi unvanlar kullanmışlardır.

Devletin, başında Selçuklu ailesinden gelen bir sultan bulunurdu. Türkiye Selçuklu sultanları şehzadeliklerinde “melik” ünvanıyla bazı merkezlere idareci olarak gönderilirdi. Buralarda “atabey” adı verilen deneyimli devlet adamı ve komutanlar tarafından yetiştirirlerdi. Devlet yönetiminde divan önemli bir yere sahiptir. Devlet işleri bu kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Divana sultan veya vezir başkanlık yapardı. Türkiye Selçuklularında ana divana bağlı olarak çalışan alt divanlar da vardır. Bunlar;

  • Divan-ı Pervane: Toprakların kaydını tutarj iktaları yazar, dağıtır ve takip ederdi.
  • Divan-ı Tuğra: Devletin her türlü yazış-malarından sorumluydu.
  • Divan-ı Arz: Ordunun ihtiyaçlarını kar-şılamakla görevliydi.
  • Divan-ı İşraf: Mali yönetimle ilgili işleri denetlerdi.
  • Niyabet-i Saltanat Divanı: Hükümdar başkentte olmadığında hükümdara vekalet ederdi.
  • Divan-ı İstifa: Mali işleri yürütürdü.

{ Add a Comment }

Laikliği Doğuran Nedenler Nelerdir

Fransızcadan dilimize geçen laik kavramı, dinî kuruluşların otoritesinin ve rahipler sınıfının dışında yer alan kişi demektir. Laiklik ise din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı yürütülmesi, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından tarafsız olması demektir.

Laiklik, Hıristiyanlık dininin egemen olduğu Batı dünyasında büyük mücadeleler sonucunda doğmuş ve gelişmiştir. Orta Çağ Hıristiyan toplumlarında kilise her şeyi kendi otoritesi altında tutuyordu. Bilimsel araştırmalardan günlük işlere, ticari hayattan felsefeye kadar hemen hemen her şey kilisenin otoritesi, denetimi ve etkisi altındaydı. Din konusunda neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kilise karar verirdi. Katolik kilisesi tanrı adına sorulara cevap verir, sorunlara çözüm getirir ve görüş açıklardı. Hatta istemediği kişileri dinden ihraç ederdi ve buna aforoz denirdi. Kilise, insanlara endülüjans adı verilen, bir çeşit cennete giriş belgesi sayılan bir kâğıt da veriyordu. Bu dönemde din adamları da toplumda ayrıcalıklı bir sınıf oluşturuyordu. İnsanlar Katolik kilisesinin geniş yetkilerinden şikayet ediyor, din adamlarının baskılarından kurtulmak istiyordu.

Fransız İhtilali, Batı toplumları açısından kilisenin baskılarından kurtulmak için büyük bir fırsat oldu. İhtilali yapanlar, devlet ve halk üzerinde iyice baskı kuran ve sınırsız yetkileri olan kilisenin mallarının devletleştirilmesini, yetkilerinin alınmasını veya sınırlandırılmasını istemeye başladılar. Halk tarafından da desteklenen bu girişim bir süre sonra başarıya ulaştı. Kilisenin yetkileri iyice sınırlandırıldı, devlet ve halk üzerindeki baskılara son verildi.

Ülkemizde özellikle XIX. yüzyılda başlayan laikliğin benimsenip yaygınlaşmasına yönelik çabalar, Cumhuriyet Döneminde de devam etmiştir. Bu çerçevede 23 Nisan 1920’de ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış, devlet yönetiminde milletin egemen olması sağlanmıştır. 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, 3 Mart 1924’te çıkarılan bir kanunla halifeliğe son verilmiştir. Böylece devlet yapısının laikleştirilmesi için önemli adımlar atılmıştır, örneğin 3 Mart 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiş, 30 Kasım 1925’te tekke, zaviye ve türbeler kapatılmıştır. 17 Şubat 1926’da Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile hukuk alanında laikleşme sağlanmıştır. 1937 yılında ise laiklik, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temel niteliklerinden biri olarak Anayasa’mızdaki yerini almıştır.

{ Add a Comment }

Büyük Selçuklu Devleti’nde Kültür ve Uygarlık

DEVLET TEŞKİLATI: Selçuklular, Müslümanlığı kabul ettikten sonra eski Türk kültüründen İslam’a aykırı olmayan anlayışları İslam’a uyarlayarak Türk Devlet Geleneği’nin temellerini atmışlardır. Büyük Selçukluların devlet teşkilatı Karahanlı, Samanoğulları, Gazneli ve Abbasi devlet teşkilatlarından da yararlanılarak oluşturulmuştur.

Hükümdar: Devletin tek hakimidir. Halkını eski Türk devlet geleneğinde olduğu gibi sosyal devlet ve hukuk devleti anlayışı i içerisinde yönetirdi. Halkın her türlü ihtiyaçlarını giderirdi. Ülkeyi yönetirken töre ve müesseselerin tanıdığı hakları göz önünde bulundururdu.

Selçuklu hükümdarları Sultan unvanını kullanmışlardır. Sultan merkezde oturur, ülke toprakları ise hanedan üyeleri tarafından yönetilirdi. Bu uygulamada eski Türk devlet geleneğindeki Kut anlayışının etkisi olmuştur.

Selçuklularda ve diğer Türk – İslam devletlerinde hutbe okutmak, para bastırmak, tuğ, sancak, otağ, mühür ve çetr (Hükümdar Şemsiyesi) bağımsızlık sembolü olarak görülürdü.

Atabeylik: Şehzadelerin yanında onlara, ülke idaresini öğretmek ve eğitimleri ile ilgili yardımcı olmaları amacıyla gönderilen tecrübeli komutanlara Atabey denilmekteydi. Şehzadeler büyüdükten sonra da atabeyler onların hizmetinde bulunmaya devam eder, vezir veya komutanlık gibi görevlere gelirlerdi. Atabeylerin, şehzadelerin eğitilmesinde faydaları olurken devletin zayıfladığı dönemlerde ise bazılarının bulunduğu bölgede yönetime el koyarak bağımsızlık ilan ettiği görülmüştür. Bu da Selçuklu Devleti’nin yıkılmasındaki nedenlerden biri olmuştur.

MERKEZİ YÖNETİM: Büyük Selçuklularda ve sonraki Türk İslam devletlerinde Abbasi Devleti’ndeki vezirlik sistemi örnek alınmıştır. Vezirler geniş yetkilerle devlet işlerinde hükümdara yardımcı olmuşlardır.

Bir diğer merkez yönetim kurulu da “Divan-ı Saltanat” denilen büyük divandır. Devleti ilgilendiren bütün işler bu divanda görüşülür ve karara bağlanırdı: Büyük divandan başka devletin mali, askeri, adli ve diğer işlerine bakan divanlar da vardı. Bunlar;

  • Divan-ı İstifa: Mali işlere bakardı. Bakanına Müstevfi denilirdi.
  • Divan-ı Arz:Ordunun masraflarının karşılanması ve asker maaşlarının verilmesi işlerine bakardı.
  • Divan-ı İnşa:Devletin iç ve dış yazışmalarındaki ferman Ve beratlara hükümdarın tuğrasını basarlardı. Başkanına Tuğrai denilirdi.
  • Divan-ı Mezalim:Ağır siyasi suçların görüşüldüğü ve karara bağlandığı yüksek mahkemedir. Bu divana Sultan bakanlık ederdi.

Büyük Selçuklularda, sarayda hükümdarın çeşitli hizmetlerinde bulunan saray görevlileri de vardır. Bunlar; Hüccab, Candarlar, Emr-i Alem gibi isimlerle anılırlardı.

ORDU:  Büyük Selçuklularda, Sultan Melikşah döneminde düzenli ve güçlü ordu oluşturulmuştur. Orduda, Mete Han’ın onlu sistemi Örnek alınmıştır. Ordu, şu bölümlerden meydana gelmektedir.

Hassa Askerleri: Sultana baytı özel birliklerdir. Hizmetleri karşılığında kendilerine ikta denilen belirli bir arazi tahsis edilirdi. Devlet merkezini korur ve her an savaşa kazır olurlardı.

Guleman-ı Saray: Doğrudan hükümdara bağlı ve hükümdarı koru makta görevi muhafız birlikleridir. Farklı milletlerden çocuk yaşta alınıp yetiştirilen ücretli askerlerdir.

Eyalet Askerleri: Melik ve eyalet valilerinin emrindeki askerlerdir. Savaş zamanında orduya katılırlardı. Selçuklular tarafından Özellikle sınır boylarına yerleştirilen Türkmenler, sınır güvenliğinin yanında hükümdar davet ederse savaş zamanında orduya da katılırdı.

Sipahiler: İkta sahibi Olanların aldıkları toprak karşılığında elde ettikleri gelirden oluşturmak zorunda oldukları atlı askerlerdir. Faydaları:

✓ Devlet hazineden para harcamadan ordu oluşturmuştur.
✓ Üretimin devamlılığı sağlanmıştır.
✓ Bulundukları bölgede güvenliği sağlamışlardır.

Yardımcı kuvvetler:  T Selçuklulara bağlı devlet ve beyliklerin savaş zamanında gönderdikleri askerlerdir.

Açıklama: İslam öncesinde olduğu gibi, İslam sonrası Türk devletlerinde de ordu büyük önem taşımaya devam etmiştir.

HUKUK: Büyük Selçuklu Devletinde hukuk sistemi Şerri Hukuk ve Örfi Hukuk olmak üzere iki kısımdan oluşuyordu.

Şefi Hukuk: Şefi hukuk; sisteminde Kadılar, din ve hukuk.ile, ilgili işlerde yetkili idiler. Kadıların başkanlık yaptığı mahkemelerde, evlenme, boşanma, nafaka, miras, hırsızlık gibi davalara bakılırdı. Kadıların başkanına Kadıü’l Kudat denilirdi.

Örf-i Hukuk: Örfi mahkemelerde devlete, kanunlara ve emirlere karşı gelenlerin davalarına bakılırdı. Örfi mahkemelerden Emir-i Dad sorumluydu. Ordu mensuplarının davalarına ise Kazaskerler bakardı.

TOPLUM SOSYAL HAYAT: Büyük Selçuklularda, sınıfsız bir toplum hayatı vardır. Bu durum o dönem dünyasında çok ileri bir uygulamadır. Çünkü Orta Çağ Avrupa’sındaki sınıf farklılıkları ve Hindistan’daki Kast Sistemi ile karşılaştırıldığında Selçuklu sosyal yapısı daha medeni özelliklere sahiptir. Toplum, Selçuklu hanedanı ve üyeleri, askerler, devlet teşkilatındaki görevliler ve halkın diğer bireylerinden oluşmaktaydı. Hanedan ve devlet ileri gelenlerinin büyük yetkileri olmasına rağmen kanun Önünde herkes eşit muamele görmekteydi. Köylü hür olup, üzerinde yaşadığı toprağın şartlarına göre sorumluluk alır ve vergisini verirdi Eğer toprağın mülkiyetine sahipse çocuklarına miras bırakabilirdi.

TOPRAK YÖNETİMİ: Selçuklularda toprak devletin mali (Miri arazi) kabul edilmiştir. Devlet toprağa boş kalmaması için önlemler almıştır. Böylece halkın geçim kaynağı problemini çözerken aynı zamanda tarımsal faaliyetleri de desteklemiştir. Selçuklularda toprak dört kışıma ayrılmıştır.

  • Has Arazi: Geliri hükümdara ait olan topraklara denir. Hükümdar bu topraklarda istediği tasarrufu yapabilirdi.
  • İkta Arazi: Savaşlarda yararlılık gösteren ordu mensuplarına veya maaşlarına karşılık devlet memurlarına yerilen topraklardır. İkta sahipleri, topladıkları vergi gelirinin bir kısmı ile geçinirken, kalanıyla da sipahi denilen atlı askerler hazırlamak zorundadırlar. İktalar göreve bağlıydı. Görevden ayrılan kişiden toprak alınır başkasına verilirdi İkta toprak, hizmetin devamı karşılığında ikta sahibi olan kişinin çocuklarına aktarılabilirdi.
  • Mülk Arazi: Şahıslara ait topraklardır. Bu topraklara sahip olanlar satma, devretme, Vakfetme ve miras yoluyla çocuklarına bırakma gibi haklara sahiptirler.
  • Vakıf Arazisi: Gelirleri ile ilmi ve sosyal kuruluşların masraflarının karşılandığı topraklardır. Bu topraklar, amaçları dışında kullanılamaz ve alınıp satılamazdı.

EKONOMİK HAYAT: Selçukluların egemen olduğu topraklar, bu devirde ekonomik bakımdan en yüksek seviyeye çıkarak, milletler ve kıtalar arası ticarette köprü görevi görüyordu. Selçuklular ticaretin gelişmesi amacıyla yollar ve kervansaraylar yaparak, yabancı tüccarları ülkesine çekmeye çalışıyordu.

Açıklama: kervansaray: Ticaret amacıyla yolculuk yapan kervanların konakladığı yerlerdir. Her 30 km de bir yapılırdı. Çünkü bir kervanın bir gün boyunca alabileceği en uzun mesafe 50 km’dir. Hayvanların bakımı ve kalanlardan üç gün para alınmazdı.

Selçukluların toprakları her türlü tarım ürününün yetişmesine müsaitti. Bu yüzden ülkede tahıl sıkıntısı çekilmediği gibi o devrin şartlarında fiyatları da ucuzdur. Selçuklular yabancı ülkelerle ticari anlaşmalar yaparak çok düşük gümrük fiyatlarıyla ihtiyaç fazlası ürünleri dış ülkelere satmış, kendi ihtiyaç duyduğu ürünleri de satın almıştır. Bu ticaret sırasında malı zarar gören tüccarın zararı karşılanmıştır. Bu uygulama Selçuklu ülkesini yabancı tüccarlar için cazip hale getirmiştir.

Selçuklularda esnaf ve zanaatkârlar kendi aralarında teşkilatlanarak Loncalar kurmuşlardır. Lonca teşkilatları, meslek ve çalışanlarını kontrol altında tutarak mesleğin devamını sağlarlardı, Büyük Selçuklularda devletin gelir kaynakları; Haraç (Arazi Vergisi), Öşür (Tarım vergisi), ganimet ve bağlı devletlerin hediye ve yıllıklarıdır.

{ Add a Comment }

Türk Dünyası ve Türkiye Tarihi ile İlgili Kavramlar

ALPEREN: Horasan’dan Anadolu’ya gelip İslamı yayan dervişler.

ATABEY: Selçuklularda şehzadeyi yetiştiren devlet adamı.

BEDESTEN: İçinde eşya alınıp satılan kapalı çarşı.

FERMAN: Hükümdar emri.

GULAM: Savaşlarda ganimet olarak alınan genç erkek tutsaklar.

HASSA: Anadolu Selçuklu Devleti’nde merkezi, düzenli, maaşlı, yaya, köle ordusu, özellikle savaşlarda ele geçirilen ve savaş ganimeti sayılan Müslüman olmayan (zımni) gençlerden kurulan ordu.

KADI: İslam hukukunu uygulayan kişi.

KERVANSARAY: Ticaret kervanlarının konakladığı ve ihtiyacını giderdiği sosyal tesis.

LONCA: Anadolu’nun fethinden sonra Müslüman esnafların yerli esnaflar karşısında tutunmak için kurdukları esnaf teşkilatı.

MAVERAÜNNEHİR: Orta Asya’da Amuderya ile Sirderya arasında kalan bölge.

MEMLÛK: Köle.gulam.

MEVLEVİLİK: Mevtana Celaleddin Rumi tarafından kurulan büyük bir tarikattır. Mevtana Rumi, Bütün düşüncelerini anlattığı 47.000’den fazla beyitten oluşan Mesnevi adlı altı ciltten oluşan bir eser bırakmıştır. 1273 yılında ölen Mevlana’nın yerine oğlu Sultan Veled geçmiştir.

NAİB: Sözcük anlamı vekildir. Selçuklu devletlerinde sultanlar merkezde olmadığı onun yerine devlet işlerine bakan divan üyesi devlet adamı. Osmanlı Devleti’nde ise, kadıların kendi yerlerine gönderdikleri yargıç vekillerine bu ad verilirdi.

NİZAMİYE MEDRESELERİ: Büyük Selçuklu veziri Nizam-ı Mülk’ün kendi olanaklarıyla kurup yaygınlaştırdığı, İran’da Sünni-lslam inanışını yaymak ve geliştirmek amacıyla oluşturulan eğitim kurumlan.

ÖRFİ HUKUK: Töre, örf ve adetlerin halim olduğu hukuk kuralları.

RASATHANE: Gözlemevi.

SİPAHİ: Atlı asker.

SULTAN: ” İktidar sahibi ” anlamında bir sözcüktür.lslam hükümdarları tarafından kullanılan bir sandır. Sonradan hükümdar anneleri ve çocukları için de kullanılmıştır.

SUBAŞI: Türk-İslam devletlerinde şehirlerin güvenliğinden sorumlu kişi.

ŞER’İ HUKUK: İslam hukuku.

TABİ DEVLET: Bir devlete bağlı devlet.

TERSANE: Donanma yapımı için yapılan liman.

TEZHİP: Altın yaldızlı süsleme sanatı.

UC: Bazı Türk devlet veya beyliklerinde sınırlarda savunma ve sefer amaçlı kurulmuş olan küçük beylik veya sancaklar.

{ Add a Comment }

Karahanlılar Devleti Özellikleri – Hakkında Bilgi

Karamanlılar Devleti Uygurların dağılmasından sonra Kartuk, Yağma ve Çiğit Türkleri tarafından Türkistan’da kurulmuştur. Devletin kurucusu Bilge Kül Kadir Han, başkenti ise Balasagun‘dur. Satuk Buğra Han tarafından 932 tarihinde İslamiyet resmi din olarak kabul edilmiştir. Böylece Orta Asya’daki ilk Müslüman Türk devleti olmuşlardır. Devlet en parlak devrini Yusuf Kadir Han döneminde yaşamıştır. Devlet bu dönemde en geniş sınırlara ulaşmıştır. Gaznelilerle ittifak yaparak Samanoğulları Devleti’ne son vermişlerdir. Ancak bu İttifak Horasan meselesi yüzünden bozulmuş ve mücadeleye dönüşmüştür.

Karahanlılarda başlayan taht kavgaları Sonucu devlet 1042’de Önce ikiye ayrılmıştır. Doğu Karahanlılar önce Selçuklulara bağlanmış, sonra 1211’de Karahitaylar tarafından yıkılmışlardır. Batı Karamanlılar ise 1212’de Harzemşahlar tarafından yıkılmıştır.

KARAMANLILARDA KÜLTÜR VE UYGARLIK

Devlet Yönetimi: Karahanlılar eski Türk devlet geleneğine bağlı kalarak devleti ikili sistem (doğu – batı) şeklinde idare etmişlerdir. Hükümdarlar eski Türk hükümdarlarının kullandığı Han Hakan gibi unvanları kullanmışlardır.

Sosyal Hayat:  Karahanlılar etnik olarak büyük çoğunluğu Türklerden meydana gelen bir yapıya sahiptir. Bu yüzden halk ile idareciler arasında kuvvetli bağlar oluşmuştur. Hükümdarlar kalkın huzur, güven ve refahını sağlarken halkta devlete kesin itaat ederek bu hizmetlerin karşılığını vermeye çalışmıştır.

İslamiyet’in kabulü ile yerleşik hayata geçiş yaygınlaşmış ve şehir kültürü ortaya çıkmıştır. Karahanlılar şehirlerini eğitim, kültür ve ticaret alanında geliştirerek önemli birer merkez olmalarını sağlamışlardır. İlk Türk devletlerinde belli bir düzene oturmayan eğitim, bu dönemde belli bir plan ve program çerçevesinde düzenlenmiştir.

Ekonomik Hayat: Karamanlıların, merkez haline yetirdiği Şehirler ekonomik anlamda da devlete katkıda bulunmuşlardır. Karahanlıların İpek Yolu ticareti üzerinde yer alması bu şehirlerin önemini artırmıştır. Buhara, Taşkent, Semerkand gibi şehirler bu ticaret merkezlerinin başında gelmektedir. Karahanlıların bir diğer ekonomik faaliyeti, yerleşik hayata geçmeleriyle tarım olmuştur. Elde edilen ürünler önemli pazarlarda satılmıştır.

Dil ye Edebiyat: Karahanlılar İslamiyet’i benimsemiş olmalarına rağmen Türkçeye önem vermişlerdir. Türkçeyi resmi dil olarak kullanmışlardır. Türk dilini ve kültürünü devam ettiren Karahanlılar aynı zamanda ilk Türk İslam eserlerini ortaya koymuşlardır. En önemli eserleri;

– Kutadgu Bilig: Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınan ve devlet büyüklerine bazı nasihatleri içeren Türk – İslam döneminin ilk eseridir. “Mutlıluk veren bilgi” anlamına gelir. Doğu Karahanlı hükümdarı Tamgaç Buğra Han’a sunulmuştur. Uygur Türkçesi ile yazılmıştır.

– Divan-ı Lügati’t Türk: Kaşgarlı Mahmut tarafından kaleme alınan eserde Türkçe’nin Arapça’ya üstün olduğu belirtilmeye çalışılmıştır. Eser Abbasi Halifesi el-Mukteda Billah’a sunulmuştur.

– Divan-ı Hikmet: Hoca Ahmet Yesevi tarafından kaleme alınan eserde dini ve ahlaki Öğütlere yer verilmiştir. İslami esasları tasavvuf yoluyla anlatan bir eserdir.

– Atabetü’l Hakayık: Ahmet Edip Yükneki tarafından kaleme alınan eser “Hakikatlerin Eşiği” anlamına gelir. Ahlaki öğütler anlatılmaktadır.

Açıklama: Abdulkerim Satuk Buğra Han Karahanlıların 920 –  958 yılları arasındaki hükümdarıdır. 932 yılında İslamiyet’i kabul ederek, tarihteki ilk Müslüman Türk Hakanı olmuştur. Türklerin toplu halde İslam’a geçmesine zemin hazırlamıştır. Türk tarihi açısından Önemli bir devlet adamı olan hükümdar hakkında Satuk Buğra Han destanı anlatılmıştır, güzel ve adil idaresi ile halkının hoşnut olduğu bir lider olmuştur.

{ 2 Comments }

mersin escort | erotik film izle