Yerkabuğunun çeşitli faktörler nedeniyle sarsılmasına deprem denir. Depremin yeraltında ortaya çıktığı yere hiposantr (iç merkez), hiposantrın yeryüzünde en yakın olduğu yere ise episantr (dış merkez) adı verilir. Deprem hiposantrı sarsıntının en fazla hissedildiği yerdir. Bu nedenle depremlerle ilgili açıklamalarda “İzmit körfezi merkezli” gibi ifadeler kullanılmaktadır.

Deprem bilimine sismoloji denilmektedir. Sismoloji araştırmaları tarihte ilk kez bir deprem ülkesi olan Çin’de başlamıştır. Deprem şiddetini ölçen araç ise sismograftır. Dünyanın ilk sismografı, Çin’de yapılmıştır. 12 ejderha ve ağzında birer demir bilye bulunan bu basit sismograf, deprem anında ejderin ağzındaki bilyenin düşmesi prensibi ile çalışmaktaydı. Günümüzde deprem bilimciler yüksek teknolojik olanaklardan yararlanmaktadır. Ancak depremi önceden tahmin etmek yine de mümkün değildir.

Magnitüd, yerkabuğunun veya levhaların bir anında boşalan enerji potansiyelinin (düzeyinin), sismik aletler tarafından ölçülen değeridir. Deprem şiddeti olarak da niteleyebileceğimiz magnitüd kavramı kırılan alanın büyüklüğü ile doğru orantılıdır.

Deprem etkisi iki ölçekle ölçülmektedir. Bunlardan ilki ortaya çıkan enerjinin tespit edildiği “Richter” ölçeğidir. Bu ölçekte her bir basamak diğerinden çok farklı değerleri yansıtır. Depremin diğer ölçüm metodu ise “Mercalli-Sieberg” cetvelidir. Bu ölçümde depremin çevrede yaptığı etki esas alınır. 1’den 12’ye kadar sayıların bulunduğu Mercalli ölçeğinde her basamakta depremin yeryüzünde yaptığı etkiye dair bir bilgi vardır. Richter ölçeği sismograf ölçümüne, Mercalli Ölçeği ise insan gözlemine dayanır.

Depremin yer altında gerçekleştiği nokta Hiposantr, bunun yüzeye en yakın olduğu yer ise Episantr’dır. Depremin odak derinliği arttıkça etki alanı genişler, şiddeti azalır.