Klasisizm, nasıl mutlak krallığın eseri ise Romantizm de ona tepki olan hürriyet, demokrasi ve biraz da başıboşluk özleyişlerinin eseridir. Fransız İhtilali ve daha önce onu hazırlayan aydınlık dönem düşünceleri, despotik (mutlakiyetçi) yönetimi çözmüş; kilise ve sarayın korkunç baskıları yıkılmıştır. 1789 Fransız İhtilali, o dönem Fransa’sında bütün kurumlan alt üst etti. Hürriyet, eşitlik, kardeşlik, adalet… düşünceleri yaygınlık kazandı. Hürriyetle birlikte bireysellik de ön plana çıktı. Halk yüceltildi ve onu anlatmak için folklor verimlerine, millileşmiş sayılan Hristiyanlığa, halk törelerine önem verildi. Sosyal devrimlerin içinde çalkalanmak, işçi ve köylüleri küçümsemek şöyle dursun, onların haklarını aramak ve onları iyiye doğru yöneltmek eğilimi ağırlık kazandı. Kısaca toplumsal düzen yıkılırken edebiyat kuralları da yıkıldı. Eski Yunan ve Latin örneklerine hiç benzemeyen, efendi-köle uzlaşmasını reddeden romantik akım doğdu. Bu akım edebiyatta gerçek bir isyan oldu.

Romantizm’in Düşünce Kaynakları:

Romantik düşünceler kaynağını Montesquieu, Voltaire, J.J. Rousseau gibi 18. yüzyıl Aydınlanma çağı düşünürlerinden almaktadır. Bilimden en geniş ölçüde yararlanan bu filozoflar, çağdaşlarının ve sonraki kuşakların düşünce ufuklarını genişletmişlerdi. Romantizm, bir edebiyat akımı olarak özellikle 1820-1870 yıllarında Fransa’da yayıldı. Ancak Romantizm bir akım durumuna gelmeden önce, 18. yüzyıl sonlarında, İngiltere, Almanya ve Fransa’da onu hazırlayan “öncü romantikler” vardır. (İngiltere’de Lord Byron, Shelley, Keats; Almanya’da Goethe, Schiller; Fransa’da J.J.  Rousseau, Lamartine, Chateubriand… gibi)

Romantizm’in Temel Özellikleri:

  • Klasisizm’e tepki olarak ortaya çıkmış, sanatçıları dar kurallara hapseden anlayışı yıkmıştır.
  • Bireyin kişiliğini ve sanatçı hürriyetini her şeyin üstünde tutmuştur.
  • Romantik şairler aklın denetiminden kurtulmak ve doğal bir söyleyişle duyguları anlatmak istemişler, bunda da başarılı olmuşlardır.
  • Romantik anlayışa göre şair, hiçbir sınır tanımadan ve kurallara boyun eğmeden yazmalı; zamanı ve tabiatı olduğu kadar kendini de aşmaya çalışmalıdır. Gerekirse bilinçaltı duyuş ve düşünüşleri de anlatmalıdır. Bugün anlaşılmazsa zararı yok, yarın anlaşılacaklardır.
  • Klasikler, tabiatın taklit edilmesi gerektiğini söylüyorlardı; romantikler tabiatın tasvir edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Romantizme göre tabiat hem görünen hem de görünmeyen yanları ile anlatılmalıdır.
  • Romantiklere göre sanat bir taklit değil, bir “yaratma” işidir.
  • Klasikler, yalnız seçkin insanı anlatıyorlardı. Romantikler ise özellikle acayip, gülünç, kaba, çirkin ve kural dışı insan ve nesnelere geniş yer vermişlerdir.
  • Romantikler toplumdaki karşıtlıklar üzerinde durmuş, “çatışma” kavramına önem vermişlerdir. Onlar için “iyi-kötü, gûzel-çirkin” kavramları çok önemlidir.
  • Romantikler evrensel konular yerine millî konulara, tarihe, Hristiyanlık mucizelerine geniş yer vermişlerdir.

Romantizm’in Edebî Türleri ve Başlıca Sanatçıları:

Fransız edebiyatında coşkulu şiirleri, romanları ve dramları ile Victor Hugo bu akımın öncüsüdür. Lirik şiir ve romanda Alfred de Musset, kır hayatını anlatan romanlarıyla Alfred de Vigny ve konusunu Fransız tarihinden alan macera romanlan ile halkın çok sevdiği Alexandre Dumas bu akımın en tanınmış sanatçılandır. Romantiklerin asıl gücü şiirde görülür. Dram, roman, tarih ve gezi türleri de romantik akımda işlenen türlerdir.