Asya (Büyük) Hun Devleti: Tarihin bilinen ilk Türk devletidir. Devletin kurucusu Teoman’dır. MÖ 220 yılları, devletin kurulduğu tarih olarak kabul edilmektedir. O dönemde yazılı Türk kaynakları olmadığından, Hun tarihi daha çok Çin kaynaklarından öğrenilmiştir. Asya Hun Devleti, en güçlü ve parlak dönemini “Mete Han” zamanında yaşamıştır. Dağınık Türk boylarını, Hun Devleti’nin bayrağı altında toplayan Mete Han, böylece ilk Türk birliğini de kurmuştur. Mete Han, orduda yaptığı düzenlemeler ile günümüz Türk ordusunun da temellerini atmıştır. Onluk düzene göre orduyu ayırmış, bu sistem diğer devletlere de örnek oluşturmuştur.

Ayrıca devlet örgütünü de düzenleyen Mete Han, teşkilatçı bir devlet adamı olarak tarihe geçmiştir. Teoman zamanında başlayan Türk akınları karşısında Çinliler, bu akınları durdurabilmek amacıyla “Çin Seddi’ni yapmışlar, ancak yine de başarılı olamamışlardır. Mete Han, yaptığı seferler sonucunda Çin’i vergiye bağlamış, ancak Çin’i istila edip, yerleşmeyi düşünmemiştir. (Nüfus olarak kalabalık olan ve yerleşik kültüre sahip Çin’de ulusal kimliklerini kaybetmekten korkmuştur.)

Mete Han’dan sonra devlet, eski gücünü koruyamamıştır. Taht kavgaları, iç karışıklıklar ve Çin entrikaları sonucunda devlet, Kuzey ve Güney Hun olarak ikiye ayrılmıştır. Güney Hun Devleti bir süre sonra Çin egemenliğine girmiş, Kuzey Hunları ise baskılar sonucu Orta Asya’dan göç etmek zorunda kalmışlardır. Kuzey Hunları Avrupa’ya giderek, Kavimler Göçü’ne sebep olmuş ve Avrupa Hun Devleti’ni kurmuştur. Diğer Türk boylarıyla işbirliği yapan Uygurlar, Kutluk Devleti’ne son vermişlerdir (745).

Göktürk Devleti: Avar devletini yıkarak bağımsızlığını kazanan Göktürk Devleti’ni, Bumin Kağan kurmuştur. (552) Göktürk Devleti, tarihte Türk adını taşıyan ilk devlettir. Günümüze kadar çok sayıda Türk Devleti kurulmuş olmasına rağmen, devletlerin adında Türk sözü geçmemiştir. (Mustafa Kemal de kurduğu devlete, Türk adını vermiş olduğundan Bumin Kağan ile benzerlik gösterir.) Orta Asya’da güçlü bir yönetim kuran Göktürkler, Çin’i vergiye bağlamış, egemenliklerini Batı Türkistan’a kadar yaymışlardır. Sasani İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu ile ilişkiler kurmuşlar, önce Sasanilerle işbirliği yaparak Akhunları ortadan kaldırmışlar, daha sonra Bizans ile işbirliği yaparak Sasanilere saldırıp, zayıflatmışlardır. (Bu durum, Hz. Ömer’in Sasanileri ortadan kaldırmasını kolaylaştırmıştır.)

Göktürk Devleti bir süre sonra gücünü kaybetmiş ve Çin egemenliğine girmiştir. Ancak, Çin esaretine boyun eğmeyen Göktürkler uzun mücadeleler sonucunda, Kutluk (İlteriş) Kağan’ın idaresinde yeniden bakımsızlıklarını kazandılar. Yeni kurulan bu devlete II. Göktürk Devleti denildiği gibi, Kutluk Devleti de denilir. (Bağımsızlık mücadelesi sonrasında kurulduğu için Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile benzerlik gösterir.)

Kutluk Devleti (II. Göktürk): Göktürklerin Çin’e karşı başlattığı bağımsızlık mücadelesi sonucu kurulan (682) bu devlet, Türk tarihinde ayrı bir yere sahiptir. Bilge Kağan zamanında, Çin yeniden egemenlik altına alınmış, vergiye bağlanmıştır. Bilge Kağan da, Mete Han’ın Çin politikasını uygulamıştır. Bilge Kağan’ın asıl özelliği “Orhun Yazıtlarını hazırlatmasıdır. Türklerin ilk yazılı eserleri olan bu anıtlar, aynı zamanda Türk tarihinin de aydınlatıcı belgeleri olmuştur. Bu yazıtlar ilk Türk alfabesi olan Göktürk alfabesiyle yazıldığı için Göktürk kitabeleri olarak da kabul edilmiştir.

Uygurlar: 745-840 yılları arasında siyasi egemenliği sağlayan Uygurlar, göçebe bozkır yaşantısından yerleşik düzene geçmişlerdir. Uygurlar, Türklerin milli dini “Gök Tanrı” inancını terk ederek Mani dinini benimsemiştir. Özellikle devlet yöneticileri arasında rağbet bulan Maniheizm savaş yapmayı ve hayvansal gıdaları yemeyi yasakladığı için, Uygurlar üzerinde olumsuz etki yapmış; Uygurların savaşçı özelliklerini kaybetmelerine neden olmuştur. Uygurlar Mani dinini benimsemelerine rağmen, ulusal kültürlerini korumuşlar, özellikle Türkçeyi her alanda kullanmaya devam etmişlerdir. Moğol egemenliğine girmelerine rağmen onları kültürel yönden etkilemişler ve Türkleşmelerini sağlamışlardır.

Uygurlar yerleşik hayata geçmelerinin yanında, şehirler kurmuşlardır. Çok düzenli kurulan Uygur şehirleri, Türk mimarisinin ilk önemli eserleri olmuşlardır. Uygurlar, yazıyı günlük hayatta kullanarak, pek çok yazılı eserler bırakmışlar, Çinlilerden öğrendikleri matbaayı geliştirerek, modern matbaanın temellerini atmışlardır. Uygurlar töreden yazılı hukuk kurallarına geçmişlerdir.

Tarım ve ticarette uğraşan Uygurlar, bu alanda önemli gelişmeler sağlamışlar, İpek Yolu ticaretinde söz sahibi olmuşlardır. Minyatür sanatında ilerlemişler İslam kültürünü de bu yönde etkilemişlerdir.

Kırgızlar: Uygurlar gibi yerleşik hayatı benimseyen Kırgızlar, Ötüken bölgesinde kurulan son Türk devletidir. Moğollar bu bölgeyi istila ederek Kırgızları çıkarmışlar ve kendilerine yurt yapmışlardır. Bugünkü Moğolistan bu bölgededir.

Türgişler: Batı Türkistan’da yaşayan Türgişler, ticaretle uğraşmışlar ve para kullanmışlardır. Türgişler, Türkistan’ı ele geçirmek isteyen Emevilerle çok şiddetli savaşlar yapmışlardır.

Akhunlar: Batı Türkistan, Doğu Iran ve Hindistan’a kadar olan bölgelerde egemenlik sağlayan Akhunlar da İpek Yolu ticareti ile uğraşmışlar, Sasanilerle mücadele etmişlerdir. Ancak Sasanilerle işbirliği yapan Göktürklerin de saldırısıyla egemenliklerini kaybetmişlerdir. Akhunlar, Hindistan’daki Türk egemenliğinin temellerini atmışlardır.

Hazarlar: Hazar Denizi bölgesinde egemenlik kuran Hazarlar, Sasaniler ve Bizans’la ilişkiler kurmuşlar, Sasanilerle savaşmışlardır. Sasanileri yıkan Hz. Ömer döneminde, Müslümanlara komşu olmuşlar ve Hz. Osman döneminde İslam ilerleyişine karşı mücadele etmişlerdir. Müslümanlarla ilk ilişki kuran ve savaşan Hazarlar, ticari ilişkiler sonucu Yahudi tüccarlardan etkilenerek Musevilik dinini benimsediler. (Musevilik yöneticiler arasında yayılmış, halk arasında fazla rağbet görmemiştir.) Hazar ülkesinde Museviliğin yanı sıra Maniheizm dini de benimsenmiştir. Bizans ile ticari ilişkilerini geliştiren Hazarlar, Emevi ve Abbasi baskıları sonucu Avrupa’ya giderek, orada da egemenlik kurmuşlar; ancak, Peçenek saldırıları sonucu Avrupa’daki egemenliklerini de kaybetmişlerdir.

Sibirler (Sabirler): Batıya göç eden Sihirler, Hazar kuzeyinden, Karadeniz kuzeyine kadar olan bozkırlarda yaşamışlar ve bir ara Anadolu’ya da akınlar yaparak, İç Anadolu’ya kadar ilerlemişlerdir. Bizans, Sasani ve Avar baskıları sonucunda bölgelerinde tutunamayan Sihirler, kuzeye çekilmişlerdir. (Sibirya adı, Sibirlerden gelmektedir.)