Kadere iman asla insanı tembelleştirmez. Ancak kaderi ve kazayı gerçekten bilmeyen insan kader konusunda her zaman şaşırır ve yolunu kaybeder. Çünkü insan, Yüce Allah’ın kendisine irade verdiğini bilir. Bu irade sayesinde kazanabileceğini bildiği için çalışarak sebeplere yapışır ve vazifesini yapar. Sonucun da istediği gibi olması için Yüce Allah’a dua eder.

Sebeplere sarılmayı da açıklayalım. Hasta mısın, doktora gideceksin, ilaç kullanacaksın. Çocuk sahibi olmak mı istiyorsun, evleneceksin o zaman. Başarıyı mı hedefledin, çalışacaksın. İyi meyveler elde etmek niyetinde misin, tarlana, bahçene iyi bakacaksın. Evin başına yıkılsın istemiyorsan, bilim adamlarının tavsiyelerine kulak vereceksin, inşaat yaparken sağlam temeller atacak, hafif ve kaliteli malzemeler kullanacaksın. Başarmak istiyorsan çok çalışacaksın.

Daha kapsamlı bir tarifle şöyle söyleyebiliriz. Müslüman iradesini kullanır, sebeplere teşebbüs eder, çalışır, çabalar, sonra da elinden gelen her şeyi yapmış olmanın gönül rahatlığıyla sonucu bekler. Çünkü bilir ki, insan seçim yapabilir. Ama sonucu yaratamaz. Bu konuda eli kısadır. Bekleneni vermek ya da vermemek Yüce Allah’ın iradesine bağlıdır.

Fakat çoğunlukla çalışıp çabalama biçimindeki duanın sonuçsuz kalmayacağını da bilir. Mesela, tarlasını sürer, eker, sular ve bekler. Bilir ki, bitkileri yaratmak ve ürün vermek Yüce Allah’ın elindedir.

Demek ki kadere iman, insanı asla tembelleştirmemektedir. Hem bugüne kadar, kadere imandan dolayı çalışmayı terk eden kimse de görülmemiştir. Aksine kadere iman, insana bir teselli vermekte, musibetlerin acısını hafifleştirmekte ve geleceğe daha güvenle bakmasını sağlamaktadır.

Sonuç olarak, kadere iman öyle bir iksirdir ki, kim bu iksiri içse, bütün elemlerden, korkulardan, endişelerden ve tasalardan kurtulur. Hayatını güzelleştirmek ve ahiretini de kazanmak için elinden geleni yapar.

Peygamberimiz, kadere herkesten fazla iman ederdi. Fakat aynı zamanda insanların en çalışkanıydı. En güzel örnek odur!