Her yönüyle insanı ele alan edebiyatın hemen hemen bütün bilim dallan ile ilişkisi vardır. Çünkü edebiyat, insanı konu alan diğer bilim dallarında olduğu gibi dış dünyada var olan nesnelerden, objelerden ve olaylardan faydalanmaktadır. Ancak edebiyatı bu bitim dallarından ayıran en önemli özellik ise bütün her şeyi “güzellik” ve “estetik” açıdan ele almasıdır. Edebiyatın diğer bilimlerden faydalanması, ona bilimsel bir nitelik katmaz. Edebi eserler, üslup ve bakış açısıyla diğer bilimlerden farklı nitelikler taşımaktadır.

Edebiyat-Tarih İlişkisi: Geçmişte yaşanan olayları zaman ve yer göstererek, neden-sonuç ilişkisi üzerinden inceleyen bilim dalıdır. Romanlarda, epik şiir türlerinde tarih-edebiyat ilişkisi daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Halide Edip A divalın Ateşten Gömlek adlı romanı bir edebi metin olmanın yanı sıra tarihi bir olay olan Kurtuluş Savaşı’nı anlatmaktadır.

Edebiyat-Coğrafya İlişkisi: Edebi eserde anlatılan olayın ortaya çıktığı yerle ilişkisi vardır. Çünkü olay, yaşandığı yerin izlerini yansıtır. Gezi yazısı, egzotik roman gibi türler belli bir bölgeyi tanıtmak amacıyla yazılır. Coğrafya da çeşitleri yerlerin veya ürünlerin tanımını yaparken edebiyatın anlatım yöntemlerinden açıklayıcı betimlemeden yararlanır.

Edebiyat-Sosyoloji İlişkisi: Sosyoloji, toplumu ve toplumları inceleyen bir bilim dalıdır. Edebi eserlerde olayların geçtiği sosyal çevre ve bu sosyal çevrenin özelliklerine yaşayış tarzına, kültüre de değinilmektedir. Birçok roman ya da tiyatro eserinde edebiyat ile sosyolojinin iç içe geçtiğini ya da diğer bir ifadeyle yazarın edebi metni oluştururken sosyolojiden yararlandığını görmekteyiz.

Edebiyat-Psikoloji İlişkisi: İnsan davranışlarını ve onu etkileyen süreçleri inceleyen bilim dalına psikoloji denilmektedir. Yazar, edebi metinlerde özellikle roman ve hikâyelerde kahramanların davranışlarını, hâl ve hareketlerini psikolojinin yardımıyla oluşturmaktadır.

Edebiyat-Felsefe İlişkisi: Felsefe bir düşünce bilimidir. Her türlü bilgi ya da bilimin temelini oluşturmaktadır. Bu yönüyle her edebi metnin temelinde bir düşünce ya da dünya görüşünün bulunulabileceğini unutmamak gerekir.